26 May 2018, Saturday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Su Kıtlığı

İçindekiler
  1. Su kıtlığı ne demek?
  2. Su kıtlığının nedenleri
  3. Su sıkıntısı
  4. Su krizi
  5. Su kıtlığı çeken ülkeler
  6. Fiziksel ve ekonomik kıtlık
  7. Suya erişim hakkı
  8. Su kıtlığının çevreye etkileri
  9. Tatlısu kaynaklarının tükenmesi
  10. Su kıtlığının ölçümü
  11. Su kıtlığı için alınabilecek önlemler
  12. Su kıtlığına global çözümler

Su kıtlığı ne demek?

Su kıtlığı, bir bölge içerisinde su ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda su kaynağının bulunmamasıdır. Her kıtada ve dünya çapında 2,8 milyon civarında insan her yıl en az 1 ay etkilenmektedir. 1,2 milyardan fazla insanın temiz içme suyuna erişimi bulunmamaktadır.

Su kıtlığının nedenleri

Su kıtlığı; su sıkıntısı, su stresi veya eksikliği ve su krizini içermektedir. Nispeten yeni su stresi anlayışı bir süre tatlı su kaynaklarının elde edilmesinde güçlük çekilmesi olarak algılanmaktadır. Bu durum mevcut su kaynaklarının daha da bozulmasına ve tükenmesine sebep olabilmektedir. Su sıkıntısı iklim değişikliği, hava şartlarındaki değişimler (kuraklık veya sel içeren), artan kirlilik, insan talebinin artması ve aşırı su kullanımı sonucu meydana gelebilmektedir. Su krizi terimi, bir bölgedeki kirlenmemiş, içilebilir suyun o bölgedeki suya olan talepten daha az olması durumunu belirtmektedir. Tatlı su kullanımının artması ve tatlı su kaynaklarının tüketilmesi şeklindeki iki yakın olgu su kıtlığına sebep olmaktadır.

Su kıtlığı iki mekanizmadan kaynaklanabilmektedir:

  • Fiziksel (mutlak) su kıtlığı

  • Ekonomik su kıtlığı

Fiziksel su kıtlığı, doğal su kaynaklarının bir bölgedeki su talebini karşılamada yetersiz kalması durumudur. Ekonomik su kıtlığı ise yeterli kullanılabilir su kaynaklarının kötü yönetimi sonucu oluşmaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'na göre birçok ülke veya bölgede ev, endüstri, tarım ve çevresel ihtiyaçları karşılamak için yeterli su bulunmaktadır, fakat suya erişim sağlayabilecek imkanlardan yoksun olması sebebiyle su kıtlığı yaşanmaktadır.

Birçok ülke ve hükümet su kıtlığını azaltmayı hedeflemektedir. Birleşmiş Milletler, temiz su ve sanitasyona erişimi olmayan insan sayısının azaltılmasının öneminin farkına varmaktadır. Birleşmiş Milletler Bin yıl Bildirgesi çerçevesindeki Milenyum Kalkınma Hedefleri'ne göre 2015 yılına kadar "içme suyuna erişimi olmayan veya güvenli içme suyu temin edemeyen insanların oranının yarı yarıya indirilmesi" amaçlanmıştır.

Su sıkıntısı

Birleşmiş Milletler (BM), dünya üzerindeki 1,4 milyar kilometreküp sudan yalnızca 200.000 kilometreküp suyun insan tüketimi için uygun olduğunu tahmin etmektedir.

Dünyadaki her altı kişi içinde birden fazla kişi su stresi yaşamaktadır. Yani içilebilir suya erişimi bulunmamaktadır. Dünya'da gelişmekte olan ülkelerde yaşayan 1,1 milyar kişi su stresinden muzdariptir. Falkenmark Su Stres Göstergesi'ne bağlı olarak bir ülke veya bölgede yıllık kişi başına düşen su tüketimi 1700 metreküp altına düştüğünde "su stresi" yaşandığı belirtilmektedir. Kişi başı su tüketimi yıllık 1000 ve 1700 metreküp arasında olduğu zaman periyodik veya limitli su sıkıntısı yaşanması beklenmektedir. Bir ülkede kişi başına düşen su tüketimi her yıl 1000 metreküpün altında ise bu ülke su kıtlığı ile karşı karşıyadır. 2006 yılında 43 ülkede yaşayan yaklaşık 700 milyon kişi, kişi başı tüketim eşiği olan 1700 metreküpün altında bulunmaktaydı. Su kıtlığı Çin, Hindistan, Alt Sahra Afrika'sı gibi neredeyse nüfusun 1/4'inin su sıkıntısı olan bölgelerde yaşadığı, en çok su kıtlığı çeken ülkeleri kapsayan bölgelerde görülmektedir. Kişi başı 1200 metreküp su ile Dünya'da en fazla su sıkıntısı çeken bölge Orta Doğu'dur. Çin'de 538 milyondan daha fazla insan su sıkıntısı çeken bölgede yaşamaktadır. Su stresi yaşayan nüfusun çoğunluğu kaynakların kullanımının yenilenmeden daha fazla olduğu nehir havzalarında yaşamaktadır.

İklim değişikliği ve su sorunu

Diğer popüler görüş mevcut tatlı su miktarının iklim değişikliği sebebi ile azalmasıdır. İklim değişikliği buzulların eriyip çekilmesine, nehir ve akarsu akışının azalmasına ve gölet ve göllerin daralmasına sebep olmaktadır. Aşırı su çekilen bir akifer hızlı bir şekilde kendini yenileyememektedir. Toplam temiz su kaynağının tükenmemiş olmasına karşın birçoğu kirlenmiş, tuzlanmış, uygunsuz veya diğer türlü içme, endüstri ve tarım için kullanışsız hale gelmiştir. Küresel bir su krizini önlemek için çiftçiler, artan gıda talebini karşılamak için verimliliğin artması için gayret etmeli, endüstri ve şehirler ise suyu daha verimli kullanmanın yollarını bulmalıdır.

New York Times gazetesinde yayımlanan "Güneydoğu Kuraklık Araştırması, küresel bir tehlike yerine nüfusun su sıkıntısı ile ilişkilidir " isimli makale Columbia Üniversitesi araştırmacılarının 2005 ve 2007 yıllarında Güneydoğu Amerika'daki kuraklık bulgularını özetlemektedir. İklim Dergisi'nde yayımlanan bulgular popülasyon boyutunun yağış miktarından daha fazla olduğunda su sıkıntısının oluştuğunu söylemektedir. Nüfus sayımı analizleri, 1990 ve 2007 yılları arasında Gürcistan nüfusunun 6,48 milyondan 9,54 milyona artış gösterdiğini belirtmektedir. Hava aletleri, bilgisayar modelleri ve ağaç halkası ölçüm verileri incelendikten sonra kuraklığın beklenilen bir durum olduğu ve normal iklim kalıpları ve rastgele hava olayları sonucu oluştuğu anlaşılmıştır. "Geçen bin yılın üzerinde benzer kuraklıklar yayılmıştır" yazan araştırmacılar, " İklim değişikliği ne olursa olsun gelecekte benzer sonuçlar ile birlikte benzer hava kalıpları beklenebilir" şeklinde ekleme yapmıştır. Sıcaklıklar arttıkça güneydoğuda yağış miktarı artacak ama buharlaşma nedeniyle bölge daha da kuruyacaktır. Araştırmacılar herhangi bir yağışın atmosferdeki karmaşık iç süreçlerden kaynaklandığı ve değişkenlerin büyüklüğü nedeniyle tahmin yürütmenin zor olduğu sonucuna varmışlardır.

Su krizi

Bir nüfus için yeterli içme suyu bulunmadığı durumlarda su krizi tehdidi gerçekleşmektedir. Birleşmiş Milletler ve diğer dünya örgütleri çeşitli bölgelerde su krizinin bulunmasını küresel bir endişe kaynağı olarak değerlendirmektedir. Tarım ve Gıda Örgütü gibi diğer kuruluşlar böyle bölgelerde su krizi olmadığını iddia etmektedir, fakat bunlardan kaçınmak için adımlar atılmaya devam edilmelidir.

Su krizinin etkileri

Su krizinin başlıca belirtileri bulunmaktadır.

  • Yaklaşık 884 milyon kişinin güvenli içme suyuna yetersiz erişimi bulunmaktadır.
  • 2,5 milyar insanın sanitasyona yetersiz erişimi genellikle su kirliliğine yol açmaktadır.
  • Aşırı yeraltı suyu kullanımı tarımsal verimi azaltmaktadır.
  • Su kaynaklarının aşırı kullanımı ve kirlenmesi biyolojik çeşitliliğe zarar vermektedir.
  • Kısıtlı su kaynakları bazen bölgesel çatışmalara neden olmaktadır.

Düşük sanitasyon ve hijyenden kaynaklanan su yoluyla bulaşan hastalıklar dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Beş yaşın altındaki çocuklar için su ile bulaşan hastalıklar önde gelen bir ölüm nedenidir. Dünya Bankası'na göre su kaynaklı hastalıkların %88'i sağlıksız içme suyu, yetersiz sanitasyon ve düşük hijyenden kaynaklanmaktadır.

Su, güvenli su temininde altta yatan zayıf bir dengedir. Ancak su teminindeki yönetim ve dağıtım gibi kontrol edilebilir faktörler daha ilerideki kıtlıklara katkıda bulunmaktadır.

2006 yılı Birleşmiş Milletler raporu, su krizinin kaynağı olarak yönetim meselelerine odaklanarak "Herkes için yeterli su vardır." ve "Su yetersizliği genellikle kötü yönetim, yolsuzluk, uygun kurumların eksikliği, bürokratik eylemsizlik ve hem insan kapasitesi hemde fiziksel altyapıdaki yatırım eksikliğinden kaynaklanmaktadır." şeklinde ifade sunmaktadır. Resmi veriler güvenli suya erişim ve kişi başına GSYİH arasında net bir korelasyon göstermektedir.

Öncelikle ekonomistler tarafından mülkiyet hakları eksikliği, su sektöründeki hükümet düzenlemeleri ve teşviki sebebiyle bir su durumunun oluştuğu ve fiyatların çok düşük ve tüketimin çok yüksek olmasına sebep olduğu iddia edilmiştir.

Bitki örtüsü ve vahşi yaşam, temelde temiz su kaynaklarının yeterliliğine bağlıdır. Bataklıklar ve nehir kıyı bölgeleri daha açık bir şekilde kalıcı su kaynaklarına bağlıdır. Ama ormanlar ve diğer arazi ekosistemleri su kullanılabilirliği açısından eşit derecede verimlilik değişimi riskine sahiptir. Sulak alanlarda, genişleyen insan popülasyonunu beslemek ve barındırmak için vahşi yaşam bölgelerinden hatrı sayılır boyutta alan alınmıştır. Ancak diğer bölgelerde nehir kaynaklarının insan kullanımı için yönlendirilmesi sonucu tatlı su akışının kademeli olarak azaltılmasına bağlı olarak verimlilik oranının düştüğü görülmektedir. 1980'li yıllarda Kongre, "net kayıpsız" sulak alanlar oluşturmak için harekete geçtiğinde ABD'nin 7 eyaletinde, tüm tarihi sulak alanların %80'i doldurulmuştur.

Avrupa'da geniş bir sulak alan kaybı sonucunda biyolojik çeşitlilikte azalma meydana gelmiştir. Örneğin İskoçya'da birçok bataklık geliştirilmiş veya insan nüfusunun artması ile azalmıştır. Buna örnek olarak Aberdeenshire'deki Portlethen Bataklığı gösterilebilir.

Kesme ve yakma tarım, ülkenin toplam biyokütlesinin yaklaşık %10'unu yok etmiş ve çorak arazilere dönüştürmüştür. Bu etkiler aşırı nüfus ve fakir yerli halkı besleme zorunluluğundan ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz etkiler ormansızlaşmadan on yıllar sonra yaygın dere erozyonunun "kırmızı akan" şiddetli alüvyon nehirlerine dönüşmesini içermektedir. Bu durum büyük miktarda kullanılabilir tatlı suyu ortadan kaldırmış ve batıda akan birkaç nehir boyunca bulunan nehir ekosistemlerinin çoğunu yok etmiştir. Birçok balık türü yok olma tehlikesine maruz kalmış ve Hint Okyanusu'ndaki Tokios mercan kayalıkları gibi oluşumlar zarar görmüş ve etkileyici bir şekilde kaybolmuştur. Ekim 2008'de Nestle'nin eski başkanı ve eski genel müdürü Peter Brabeck-Letmathe, biyoyakıt üretiminin dünyanın su kaynaklarını dahada tüketeceği uyarısında bulunmuştur.

Su kıtlığı çeken ülkeler

İnsan sağlığı ve yetersiz içme suyu ilişkili olarak ciddi derecede etkilenen dünyanın birçok başka ülkesi bulunmaktadır. Aşağıda önemli miktarda nüfusu sadece kirli su tüketen bazı ülkelerin kısmi listesi bulunmaktadır:

  • Sudan 12,3 milyon
  • Venezuela 5,0 milyon
  • Etiyopya 2,7 milyon
  • Tunus 2,1 milyon
  • Küba 1,3 milyon

Kaliforniya Kaynaklar Bölümü'ne göre eğer 2020 yılına kadar daha fazla tedarik sağlanamazsa neredeyse bugün tüketilen miktar kadar açık ile yüzyüze gelinecektir. Los Angeles kendi suyu ile en fazla 1 milyon insanı destekleyebilecek bir kıyı çölüdür. Los Angeles havzası, Santa Barbara'dan Meksika sınırına kadar 350 km alana yayılan bir megakentin merkezidir. 2009 yılında 28 milyon olan bölge nüfusunun 2020 yılına kadar 41 milyona ulaşması beklenmektedir. Kaliforniya nüfusu yılda 2 milyondan fazla artmaktadır ve 2009 yılında 49 milyon olan nüfusun 2030 yılında 75 milyona ulaşması beklenmektedir. Fakat su sıkıntısının o zamandan önce meydana gelmesi muhtemeldir.

Su eksikliği, hali hazırda ağır tahıl ithalatı yapan çok sayıda küçük ülkede olduğu gibi yakın zamanda Çin ve Hindistan gibi daha büyük ülkelerde de meydana gelebilir. Yaygın biçimde güçlü dizel ve elektrik pompalar kullanarak yer altından yüzeye su pompalayan ülkelerin (Kuzey Çin, Amerika ve Hindistan dahil) su tablolarındaki puanları düşmektedir. Pakistan, İran ve Meksika dahil diğer ülkelerde etkilenmektedir. Bu durum sonucunda su kıtlığı ve tahıl hasatında düşüş yaşanacaktır. Akiferlerden aşırı su pompalamasına rağmen Çin'de tahıl açığı artmaktadır. Bu durum gerçekleştiğinde neredeyse kesin bir şekilde tahıl fiyatlarını yükseltecektir. Yüzyılın ortalarına doğru dünya nüfusuna eklenmesi tahmin edilen 3 milyar insan hali hazırda su kıtlığı yaşayan ülkelerde doğmuş olacaktır. Nüfus artışı hızla yavaşlamadığı takdirde artan dünya su sıkıntısına insani veya pratik şiddet içermeyen çözüm olmaması endişe vericidir.

Çin ve Hindistan'dan sonra Cezayir, Mısır, İran, Meksika ve Pakistan dahil olmak üzere büyük su açığına sahip ikinci derece daha küçük ülkeler bulunmaktadır. Bu ülkelerden dördü zaten tahılların büyük bir kısmını ithal etmektedir. Ama yılda 4 milyon artan nüfus ile birlikte muhtemelen yakın zamanda tahıl için dünya pazarına yöneleceklerdir.

Bir BM iklim raporunda Ganj, İndus, Brahmaputra, Yangtze, Mekong, Salween ve Sarı Nehirlerinin kaynağı olan Himalaya Buzullarının sıcaklığın yükselmesiyle 2035 yılına kadar kaybolabileceği belirtilmektedir. Daha sonraları BM iklim raporunda kullanılan kaynağın 2035 yılı yerine 2350 yılını belirttiği ortaya çıkmıştır. Himalaya Nehirleri'nin drenaj havzasında yaklaşık 2,4 milyon insan yaşamaktadır. Hindistan, Çin, Pakistan, Bangladeş, Nepal ve Myanmar önümüzdeki on yıllarda kuraklık sonrası sel felaketi yaşayabilir. Ganj Nehri, Sadece Hindistan'da 500 milyondan fazla insana içme suyu ve çiftlikler için sulama imkanı sağlamaktadır. Kuzey Amerika'nın batı kıyılarında suyun çoğunu buzullardan alan Rocky Dağları ve Sierra Nevada gibi dağlık alanlarda etkilenebilir.

Avusturalya'nın en büyük kısmını genellikle taşra olarak bilinen çöl veya yarı kurak topraklar oluşturmaktadır. 2008 Haziran'da uzmanların bulunduğu bir panelde, Ekim ayına kadar yeterli su alınmaması durumunda Murray-Darling havzası tamamı için uzun vadede, muhtemelen geri döndürülemeyecek ciddi ekolojik hasar konusunda uyarı yaptığı bilinmektedir. Hali hazırda Avustralya'nın birçok bölge ve şehrinde kuraklıktan dolayı sürekli oluşan kıtlığa yanıt olarak su kısıtlanması uygulanmaktadır. 2007 yılında Avustralyalı çevreci Tim Flannery, önemli değişiklikler yapılmadıkça batı Avustralya'daki Perth şehrinin nüfusu beslemek için yeterli su kalmadığı için terk edilen dünyanın ilk hayalet metropolisi olabileceğini öngörmüştür. Bununla birlikte batı Avustralya'nın barajları 2000 yılından bu yana 2009 Eylül itibari ile ilk defa %50 kapasiteye ulaşmıştır. Sonuç olacak yoğun yağışlar bölge için olumlu sonuçlar doğurmuştur. Yine de ertesi yıl, 2010 yılında kayıtlara göre en kurak ikinci kış yaşanmıştır ve su şirketleri ilkbahar için su kısıtlamalarını arttırmıştır.

Fiziksel ve ekonomik kıtlık

Dünya nüfusunun yaklaşık beşte biri ekosistem fonksiyonlarının yerine getirilmesi için gerekli su talebi de dahil olmak üzere ülkenin veya bölgenin taleplerini karşılamak için yetersiz su kaynaklarının bulunduğu, fiziksel su kıtlığından etkilenen bölgelerde yaşamaktadır. Kurak bölgeler sık sık fiziksel su kıtlığından muzdarip olmaktadır. Ayrıca suyun fazla olduğu bölgelerde hidrolik altyapı geliştirilmesi gibi kaynaklara aşırı bağımlı olunan durumlarda da ortaya çıkmaktadır. Fiziksel su kıtlığı belirtileri çevresel bozulma ve yeraltı sularının aşırı ve kötüye kullanımı sonucu azalması gibi diğer formları da içermektedir.

Ekonomik su kıtlığı, nehirlerden, akifer veya diğer su kaynaklarından su çekmek için teknoloji veya altyapı yatırım eksikliği sebebiyle oluşmaktadır. Dünya nüfusunun dörtte biri ekonomik su kıtlığından etkilenmektedir. Ekonomik su kıtlığı, altyapı eksikliği nedeniyle insanların uzun mesafelerden su getirememeleri sonucu genellikle evsel ve tarımsal kullanımlar sebebiyle nehirleri kirletmesi ile oluşmaktadır. Büyük bir kısmı ekonomik su sıkıntısı yaşayan Afrika'da su altyapılarının geliştirilmesi yoksulluğu azaltmaya yardımcı olabilir. Kritik koşullar, kurak çevrelerde yaşayan ve genellikle ekonomik olarak yoksul ve siyasi açıdan zayıf topluluklarda ortaya çıkmaktadır. En gelişmiş ülkelerde kişi başı tüketim GSYİH ile artarken bu miktar yaklaşık günlük 200-300 litredir. Örneğin Mozambik gibi az gelişmiş Afrika ülkelerinde kişi başına düşen günlük su tüketimi 10 litrenin altındadır. Bu alt sınıra karşı uluslararası organizasyonlar, su kaynağına en fazla 1 km uzakta olan evler için kişi başı günlük en az 20 litre (çamaşır yıkamak için gerekli olan su dahil değil) su tüketimini önermektedir. GSYİH tarafından ölçülen kişi başı su tüketiminin artması, artan gelir ile ilişkilendirilmektedir. Su kıtlığı çeken ülkelerde, su bir spekülasyon konusudur.

Suya erişim hakkı

Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi, su güvenliği için 5 temel niteliğe sahip bir vakıf kurmuştur. Vakıf, kişisel ve evsel kullanım için yeterli, güvenli, kabul edilir, fiziksel ulaşılabilirlik ve ekonomik suyun her insan için bir hak olduğunu beyan etmiştir.

Binyıl Kalkınma Hedefleri

2000 Milenyum Zirvesinde Birleşmiş Milletler güvenli içilebilir suya erişimin artmasını uluslararası bir kalkınma hedefi olarak belirterek ekonomik su kıtlığının etkilerini ele almıştır. Bu süre boyunca Milenyum Kalkınma Hedefleri (Millennium Development Goals -MDG) hazırlanmış ve 8 hedef 189 BM üyesinin tamamı tarafından kabul edilmiştir. MDG 7, 2015 yılına kadar sürdürülebilir güvenli içme suyuna erişimi olmayan nüfus oranını yarı yarıya azaltmak için bir hedef belirlemiştir. Bu durum 600 milyondan fazla kişinin güvenli bir içme suyu kaynağına erişeceği anlamına gelmektedir. 2016 yılında Bin yıl Kalkınma Hedefleri, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri olarak değiştirilmiştir.

Su kıtlığının çevreye etkileri

Su kıtlığı, göller, nehirler, sulak alanlar ve diğer tatlı su kaynakları da dahil olmak üzere çevre üzerinde birçok olumsuz etki oluşturmaktadır. Genellikle tarım alanlarında uygulanan aşırı sulamaya bağlı olarak oluşan su kıtlığı tuzluluğun artması, besin kirliliği ve taşkın ve sulak alanların kaybında içeren birkaç şekilde çevreye ciddi zararlar vermektedir. Ayrıca su kıtlığı, kentsel nehirlerin ıslahında uygulanan akış yönetimini problemli hale getirmektedir.

Son yüzyıl boyunca Dünya'daki sulak alanların yarıdan fazlası tahrip edilmiş ve yok olmuştur. Bu sulak alanlar memeliler, kuşlar, balıklar, amfibiler gibi çok sayıda canlıya yaşam alanı sağlamakla birlikle aynı zamanda pirinç ve diğer besinlerin yetiştirilmesinde su filtrasyonu ve sel ve fırtınalardan koruma sağlamaktadır. Orta Asya'daki Aral Denizi gibi tatlı su gölleri de zarar görmüştür. Bir zamanlar dördüncü büyük tatlı su golü olan Aral Denizi 58000 kilometre kare alan kaybetmiş ve son 30 yıl içerisinde tuz konsantrasyonunda büyük ölçüde artış olmuştur.

Alçalma veya yer şekillerinin kademeli olarak çökmesi su kıtlığının bir diğer sonucudur. Birleşik Devletler Jeolojik araştırmalarına göre, 45 eyalette 17.000 mil kareden daha fazla alanın çöküntüye uğradığı ve bunun %80'in yeraltı suyu kullanımı sonucu olduğu tahmin edilmektedir. Houston, Teksas'ın doğusundaki bazı bölgelerde çöküntü sebebiyle toprak 2.74 m daha fazla alçalmıştır. Teksas, Baytown yakınlarındaki Brownwood sık sık meydana gelen selin yarattığı çöküntü sebebiyle terk edilmiş ve Houston Doğa Merkezi'nin bir parçası haline gelmiştir.

Su kıtlığının iklime etkisi

Akiferlerdeki suyun çekilmesi, aşırı kullanımı ve fosil sularının pompalanması hidrosferdeki toplam suyun miktarını arttırarak terleme ve buharlaşma olaylarına maruz bırakmaktadır. Böylece su buhar haline geçip bulutlar içinde birikerek dünya atmosferindeki kızılötesi radyasyonun birinci emicisi haline gelmektedir. Sisteme su eklenmesi tüm dünya sisteminde zorlayıcı bir etkiye sahip olup hidrojeolojik olgunun kesin bir değerlendirilmesi henüz nicelleştirilmemiştir.

Tatlısu kaynaklarının tükenmesi

Nehirler ve göller gibi alışılmış yüzey tatlı su kaynaklarından uzak olarak yeraltı suları ve buzullar gibi diğer temiz su kaynakları daha fazla geliştirilmekte ve ana temiz su kaynağı haline gelmektedir. Yeraltı suları, Dünya yüzeyinin altında toplanan sulardır ve kaynaklar veya pınarlar vasıtasıyla kullanılabilir miktarda su sağlayabilmektedir. Yeraltı sularının toplandığı bu alanlar akiferler olarakta bilinmektedir. Buzullar, buz veya karın erimiş formu olan tatlı sularına temiz su sağlayıp sıcaklıklar yükselirken nehirler veya pınarları beslemektedir. Kirlilik ve iklim değişikliği gibi faktörler sonucu daha fazla alışılmış su kaynaklarının kaybolması sebebiyle bu kaynakların kullanımı artmaktadır. İnsan nüfusundaki üstel büyüme, bu tip su kaynaklarının kullanımının artmasına başlıca katkıda bulunan bir faktördür.

Yer altı suları

Yakın tarihe kadar yeraltı suları çok kullanılan bir kaynak değildi. 1960'lı yıllarda yeraltı akiferlerinin kullanımı gelişmiştir. Bilgi, teknoloji ve finansmandaki değişiklikler yüzey su kaynaklarından daha fazla yeraltı su kaynaklarının kullanımının gelişimine odaklanmıştır. Bu değişiklikler toplumda "tarımsal yeraltı suyu devrimi" gibi ilerleme göstererek sulama sektörünü geliştirmiş ve buna bağlı olarak kırsal alanlarda gıda üretimi ve gelişimini arttırmıştır. Dünya'daki içme suyunun neredeyse yarısı yeraltı kaynaklarından elde edilmektedir. Yeraltında bulunan birçok akiferde büyük hacimde su stoğu bulunması kuraklık ve düşük yağış dönemlerinde su çekimi için önemli tampon kapasitesi sağlamaktadır. Bu durum tek su kaynağı olarak yağış ve yüzey sularına bağlı kalamayan bölgelerde yaşayan insanlar için yıl boyunca güvenli suya erişim sağlanması sebebiyle oldukça önemlidir. 2010 yılı itibariyle Dünya'da her yıl yaklaşık 1000 km3 yeraltı suyunun toplandığı tahmin edilmektedir. Bu toplanan suyun %67'si sulamada, %22'si ev işlerinde ve %11'i endüstriyel amaçlar için kullanılmaktadır. Çıkarılan suyun ilk 10 büyük tüketicisi (Hindistan, Çin, ABD, Pakistan, İran, Bangladeş, Meksika, Suudi Arabistan, Endonezya ve İtalya) çıkarılan tüm sularının kullanımının %72'sini oluşturmaktadır. Yeraltı suları, Afrika ve Asya'nın daha yoksul bölgelerinde yaşayan 1,2 ila 1,5 milyar kırsal hanenin geçim kaynakları ve besin güvenliği için önemli bir hale gelmiştir.

Yeraltı suları oldukça yaygın olmasına rağmen yeraltı su kaynaklarının kendini yenileme veya yeniden doldurma oranı endişe vericidir. Yeraltı kaynaklarından su elde edilmesi eğer düzgün denetlenmez ve yönetilmez ise yenilenemeyen tükenmeye yol açabilir. Artan yeraltı suyu kullanımı ile ilgili bir diğer endişe ise zamanla su kalitesinin azalmasıdır. Doğal sızıntı miktarının azaltılması, depolanan hacmin ve su seviyesinin azalması ve su bozulması yeraltı su sistemlerinde yaygın olarak görülmektedir. Yeraltı sularının azalması yer altından su pompalanmasının maliyetinin artması, tuzlanmaya teşvik ve diğer su kalitesi değişiklikleri, kara çöküntüleri, pınarların bozulması ve ana akışın düşmesi gibi birçok negatif etkilere yol açabilmektedir. İnsan kirliliği de bu önemli kaynaklar için zararlıdır.

Buzullar

Buzullar, nehirlere yaptıkları katkılardan dolayı önemli bir su kaynağı olarak tanımlanmaktadır. Küresel ısınmanın artması buzulların erime hızı üzerinde belirgin bir etki bırakarak dünya çapında buzulların küçülmesine sebep olmaktadır.  Bu buzulların erime suyu mevcut toplam su miktarını artıracak olmasına rağmen, uzun vadede buzulların kaybolması mevcut su kaynaklarını azaltacaktır. Yükselen küresel sıcaklıklar nedeniyle artan kar suyu baraj ve göl taşkınları gibi olumsuz etkilere ve negatif sonuçlara sebep olabilir.

Su kıtlığının ölçümü

Hidrologlar, günümüzde genellikle su kıtlığını nüfus-su denklemine bakarak değerlendirmektedir. Bu ölçüm yılda kullanılabilir toplam su miktarını bir bölge veya ülkenin nüfusuyla karşılaştırarak yapılmaktadır. Su kıtlığını ölçmek için yapılan popüler bir yaklaşım kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarına göre ülkelerin sıralanması olmuştur. Örneğin Falkenmark Su Stres Göstergesi'ne göre bir ülke veya bölgede yılda kişi başı su kullanımı 1700 mektekübün altına düştüğü zaman "su stresi" yaşanacağı belirtilmektedir. Yılda kişi başı su tüketimi 1700 ila 1000 metreküp arası düzeyde olduğu zaman periyodik veya sınırlı su sıkıntısı beklenebilmektedir. Kişi başına düşen su miktarı yılda 1000 metrekübün altına düştüğü zaman ülke "su kıtlığı " ile karşı karşıyadır. Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü, 2025 yılına kadar 1,9 milyar insan mutlak su kıtlığı olan bölge veya ülkelerde yaşayacak ve dünya nüfusunun üçte ikisi stres koşulları altında olacağını belirtmektedir. Buna ek olarak Dünya Bankası, iklim değişikliğinin hem su miktarının hemde kullanımının gelecekteki kalıplarını değiştireceğini, böylece hem küresel ölçekte hemde suya bağımlı sektörlerde su stresi ve güvenilmezliğin artacağını belirtmektedir.

Su kıtlığını ölçmek için diğer yollar, suyun doğadaki fiziksel varlığını inceleyerek ulusların kullanabileceği daha düşük veya daha yüksek hacimlerdeki kullanılabilir suyun karşılaştırılmasıdır. Bu yöntem sıklıkla ihtiyaç duyan nüfusun su kaynağına erişme imkanını ele almakta başarısız olmaktadır. Diğerleri ise su kullanımını nüfus ile ilişkilendirmektedir.

2007 yılında su yönetiminin daha geniş bir değerlendirmesi olarak hesaplanan bir diğer ölçü, su kullanılabilirliği ile kaynakların aslında nasıl kullanıldığını ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenden dolayı su kıtlığı "fiziksel" ve "ekonomik" olarak ikiye bölünmüştür. Fiziksel su kıtlığı, ekosistemlerin etkili bir şekilde çalışması için gerekli su talebini de içeren tüm taleplere karşılık yeterli şu kaynağı olmadığı durumlarda oluşmaktadır. Kurak bölgeler sık sık fiziksel su kıtlığına maruz kalmaktadır. Ayrıca suyun fazla olduğu bölgelerde hidrolik altyapı geliştirilmesi gibi kaynaklara aşırı bağımlı olunan durumlarda da ortaya çıkmaktadır. Fiziksel su kıtlığı belirtileri çevresel bozulma ve yer altı sularının azalmasını içermektedir. Her organizmanın yaşamak için suya ihtiyacı olmasından dolayı su stresi yaşayan canlılar için zararlıdır.

Yenilenebilir tatlısu kaynakları

Yenilenebilir tatlısu miktarı, su kıtlığı ölçülürken kullanılan bir ölçüttür. Bu ölçüt bilgi vericidir. Çünkü her ülkenin içerdiği toplam kullanılabilir su kaynağını ifade etmektedir. Mevcut toplam su kaynağının bilinmesi ile bir ülkenin su kıtlığı yaşamaya yatkın olup olmadığı hakkında fikir edinilebilir. Dünya'da yağışların her yıl düzensiz olması ve yıllık yenilenebilir su kaynaklarının yıldan yıla değişmesi sebebiyle bu ölçüt ortalama konusunda hatalara sahiptir. Ölçüt ayrıca bireysel, evsel, endüstriyel veya devletin suya erişebilirliğini tanımlamamaktadır. Son olarak bu ölçü bütün bir ülkenin tanımlaması olduğundan bir ülkenin su kıtlığını tecrübe edip etmediğini doğru bir şekilde tanımlamamaktadır. Kanada ve Brezilya'nın her ikisi de çok yüksek seviyede kullanılabilir suya sahiptir fakat yinede su ile ilgili çeşitli sorunlar yaşamaktadırlar.

Asya ve Afrika'daki tropik ülkelerin tatlısu kaynaklarının düşük kullanılabilirliğine sahip olduğu gözlemlenebilmektedir.

Su kıtlığı için alınabilecek önlemler

Atık su arıtma tesislerinin inşası ve yeraltı sularının kullanımının azaltılması dünya çapındaki sorun için açık bir çözüm olarak görülmektedir. Ancak daha derine bakıldığında daha temel sorunlar ortaya çıkmaktadır. Atık su arıtımı yoğun bir sermaye gerektirmektedir ve bazı bölgelerde bu teknolojiye kısıtlı erişim bulunmaktadır. Ayrıca birçok ülkede nüfusun hızla artması bu yarışı kazanmayı zor hale getirmektedir. Eğer bu faktörler yeterince korkutucu gelmiyor olsa da, başarılı bir şekilde gelişmiş olduğu durumlarda bile atık su arıtma tesislerinin büyük maliyetleri ve beceri setleri göz önüne alınmalıdır.

Yeraltı sularının aşırı alımını azaltmak genellikle siyasi açıdan pek sevilmemektedir ve çiftçiler üzerinde büyük ekonomik etkileri olabilir. Dahası bu strateji mahsullerin verimini azaltır ve şuan ki nüfusa bakılarak böyle bir şey göze alınamaz.

Daha gerçekçi seviyelerde, gelişmekte olan ülkeler ilk olarak atık su arıtımı veya güvenlik septik sistemlerinde başarılı olmak için çabalamaktadır ve atık suyun, içme suyuna ve ekosisteme etkilerini en aza indirmek için atık su çıkışını dikkatli bir şekilde analiz etmektedir. Gelişmiş ülkeler maliyetli atıksu ve su arıtma tesislerini ve ayrıca hidrolojik taşıma modellerini içeren teknoloji iyileştirmesini sadece paylaşamazlar. Bireysel düzeyde gelişmiş ülkelerdeki insanlar içe doğru bakabilir ve aşırı tüketimi azaltarak ileride dünya su tüketimi zorlanmasını düşürebilir. Hem gelişmiş hemde gelişmekte olan ülkeler özellikle sulak alanlar ve nehir bölgelerinin korumasını arttırabilir. Bu önlemler yalnızca biyotayı korumakla kalmayıp aynı zamanda doğal su döngüsünü temizlemesi ve taşımasını daha etkili kılıp, insanlar için daha sağlıklı hale getirecektir.

Yerel olarak düşük teknolojili çözümler bir dizi şirket tarafından takip edilmektedir. Bu girişimler, suyu güneş enerjisini kullanarak kaynama sıcaklığının biraz altındaki sıcaklıkta distile etmenin yönteminin etrafında toplanmaktadır. Mevcut herhangi bir su kaynağının arındırılmasını geliştirilerek yerel iş modellerinin yeni teknolojiler etrafına inşa edebilir ve kavramalarının hızlandırılması sağlanabilir. Örneğin Mısır'daki Dahab şehrindeki bedeviler AquaDaina'nın WaterStillar'ını kurmuştur. 2 metrekare ölçüdeki bu mekanizma güneş enerjisini toplayıp, herhangi bir yerel su kaynağından her gün 40 ila 60 litre suyu distile etmektedir. Ayrıca alışılmış yöntemlerden beş kat daha etkilidir ve kirletici PET şişeye ve suyun taşınmasına olan ihtiyacı ortadan kaldırmaktadır.

Su kıtlığına global çözümler

Havzadaki değişim oranı, kurumun bu değişimi absorbe etme kapasitesini aşması durumunda çatışma olasılığının yükseldiğini iddia etmektedir. Su krizinin bölgesel gerginliklerle yakından ilgili olmasına karşın tarih, su üzerine yaşanan şiddetli çatışmaların işbirliği kayıtlarından çok daha az olduğunu göstermiştir.

Çözüm, güçlü kurumlar ve işbirliğinde yatmaktadır. Indus Nehir Komisyonu ve Indus Su Antlaşması, Pakistan ve Hindistan arasındaki düşmanlığa rağmen danışma denetimi ve veri alışverişi için bir çerçeve sağlayarak çatışmaların çözümünde başarılı bir mekanizma olduğunu ispatlamış ve iki savaştan da sağ olarak çıkmıştır. Mekong Komitesi 1957 yılından bu yana faaliyet göstermektedir ve Vietnam Savaşı'nda sağ olarak çıkmıştır. Buna karşılık Mısır'ın Nil Nehri üzerinde yüksek bir baraj inşa etme planı gibi projelerde bölgesel işbirliğinde, birlikte çalışılacak kurum bulunmaması sonucunda bölgesel iktidarsızlık meydana gelmektedir. Ancak şu anda sınır ötesi su kaynaklarının idaresi ve işletimi için küresel bir kurum bulunmamaktadır. Fakat ajanslar arasında oluşturulan geçici işbirliği sayesinde uluslararası işbirliği gerçekleştirilmektedir. Örnek olarak UNICEF ve Birleşik Devletler Islah Bürosu arasındaki işbirliği sayesinde oluşan Mekong Komitesi gösterilebilir. Güçlü uluslararası kurumların oluşumu maliyetli anlaşmazlık çözüm süreci engelleyerek erken müdahale ve yönetim desteklenmesi sebebiyle ilerlemenin bir yolu olarak görülmektedir.

Neredeyse çözülmüş olan anlaşmazlıkların tek bir ortak özelliği bulunmaktadır. Buda müzakerelerin "hak temelli" yerine "ihtiyaç temelli" paradigma olmasıdır. Sulanabilir araziler, nüfus, projelerin teknik ayrıntıları "ihtiyaçlar" olarak tanımlanmaktadır. İhtiyaç temelli paradigmanın başarısı Ürdün Havzası'nda şimdiye kadar müzakerelerin yapıldığı, su kenarındaki haklar yerine ihtiyaçlara odaklanan tek bir su anlaşmasına yansımaktadır. Hint alt kıtasında, Bangladeş'in sulama gereksinimlerini Ganj Nehri'nin sularının paylaştırılması belirlemektedir. İhtiyaç temelli, bölgesel bir yaklaşım, bireyleri su ihtiyacıyla karşılamak ve minimum niceliksel ihtiyaçların karşılanmasını sağlamak üzerine odaklanmaktadır. Ülkeler, antlaşmayı milli çıkar açısından göz önüne getirdiğinde sıfır toplam yaklaşımdan pozitif toplama hareket ederek, suda ve faydalarında adil olarak tahsis edilen bütünleştirici yaklaşımda ortaya çıkan çatışmaları ortadan kaldırmaktadır.

Stratejik Öngörü Grubu tarafından İsviçre ve İsveç Hükümetleri ile ortaklaşa geliştirilen Mavi Barış sistemi, barış için işbirliği ile birlikte su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini teşvik eden benzersiz bir politika yapısı sunmaktadır. Ortak su kaynaklarından en iyi şekilde yararlanılarak, ülkeler arasında sadece su paylaşımı yapılması yerine işbirliği yapılması barış şansını arttırabilmektedir. Mavi Barış yaklaşımı, Orta Doğu ve Nil Havzası gibi olgularda etkili olduğunu kanıtlamıştır.