26 May 2018, Saturday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Serbest Piyasa

İçindekiler
  1. Serbest piyasa ne demektir?
  2. Ekonomik sistemler
  3. Serbest piyasa terimleri
  4. Serbest piyasaya eleştiriler

Serbest piyasa ne demektir?

Görüşe göre, serbest piyasa, malların ve hizmetlerin fiyatlarının açık pazar ve tüketiciler tarafından belirlendiği bir sistemdir. Arz ve talep kanunları ve güçleri; hükümet, fiyat belirleyen bir tekel veya başka makamlardan bağımsızdır. Başka bir görüş, belirgin piyasa gücüne sahip, pazarlık gücünün eşit olmadığı veya bilgi asimetrisi bulunan sistemleri daha az serbest bulur.

Bu, ihtiyaçtan doğan bir sonuçtur, o zaman ihtiyaç karşılanmaktadır. Bazıları serbest piyasanın düzenlenmiş bir piyasa ile karşıt olduğuna inanmaktadır. Düzenlenmiş piyasalarda hükümet, ticareti kısıtlamak ve ekonomiyi korumak için gümrük vergileri gibi çeşitli yöntemlerle arz ve talebe müdahale etmektedir. Mal ve hizmetler için verilen fiyatlar, arz ve talep güçleri tarafından serbestçe belirlenir ve hükümet politikalarıyla müdahale edilmeden dengeye gelmelerine izin verilir. Diğerleri, eğer düzenlemeler belirgin piyasa gücünü, pazarlık gücünün eşitsizliğini veya bilgi asimetrisini kontrol etmek için gerekliyse, bu düzenlemelerin serbest piyasanın bir parçası olduğuna inanmaktadırlar. İlk görüşteki gibi serbest piyasa ve düzenlenmemiş piyasaların benzer oldukları inancına sahip olanlar olsa da, ikinci görüş, serbest piyasaların mutlaka düzenlenmemiş olması gerekmediğini belirtir.

Serbest piyasalar, çağdaş kullanım ve popüler kültürde piyasa ekonomisi içinde kapitalizmle sıklıkla bağlantılı bulunsa da, serbest piyasa anarşistleri, piyasa sosyalistleri, kooperatif destekçileri ve kar paylaşımı yandaşları tarafından da savunuldu.

Ekonomik sistemler

Serbest piyasa ekonomisi

Laissez-faire ilkesi, ayrımcı hükümet vergileri, sübvansiyonlar, gümrük vergileri, tamamen özel davranış düzenlemeleri veya hükümet tarafından kabul edilen veya zorlayıcı tekeller gibi fiyatlar ve ücretler üzerinde piyasa dışı baskıların olmaması yönündeki tercihi ifade eder. Friedrich Hayek, Saf Sermaye Teorisi'nde, amacın, fiyatın kendisinde bulunan benzersiz bilgilerin korunması olduğunu savunur.

Serbest piyasa tanımı, kollektivist siyaset filozofları ve sosyalist ekonomik fikirler tarafından tartışıldı ve karmaşık hale getirildi. Bu tartışma, Adam Smith, David Ricardo ve Thomas Robert Malthus gibi klasik iktisatçılardan ve Richard Cantillon, Anne-Robert-Jacques Turgot, Baron de Laune, Jean-Baptiste Say ve Frédéric Bastiat gibi İspanyol skolastik ve Fransız klasik iktisatçıların ilk olarak geliştirdiği kıtasal ekonomi bilimlerindeki farklılıktan kaynaklanıyordu. Adam Smith öznel değer teorisini ortaya attı ve düzenlenmemiş bir piyasada tekellerin yükselişe yatkın olduğuna ve bu nedenle bu doğrultuda "özgür" olmadığına inandı.

Marjinal devrim sırasında öznel değer teorisi yeniden keşfedildi.

Sosyalist ekonomi

19. yüzyıldan beri serbest piyasaya dayanan çeşitli sosyalizm biçimleri var olmuştur. Serbest piyasanın önde gelen önemli sosyalist savunucuları Pierre-Joseph Proudhon, Benjamin Tucker ve Ricardo'dur. Bu iktisatçılar, kapitalizmin sömürücü koşulları dahilinde gerçekten serbest piyasaların ve gönüllü değişimin var olmadığını düşünüyorlardı.

Bu teklifler, Proudhon tarafından önerilen Mutualist (karşılıklı bağımlılık) sistem gibi serbest piyasa ekonomisinde faaliyet gösteren çeşitli işçi kooperatiflerinden, düzenlenmemiş ve açık pazarlarda faaliyet gösteren devlete ait işletmeler arasında değişiyordu. Bu sosyalizm modelleri, kamu iktisadi teşebbüslerinin çeşitli derecelerde ekonomik planlama ile koordine edildiği veya sermaye malı fiyatlarının marjinal maliyet fiyatlamasıyla belirlendiği diğer piyasa sosyalizmi biçimleri (örn. Lange modeli) ile karıştırılmamalıdır.

Jaroslav Vanek gibi serbest piyasa sosyalizmi savunucuları, üretim araçlarının özel mülkiyet koşulları altında olduğu durumda hakiki serbest piyasanın mümkün olmadığını savunuyorlar. Özel mülkiyetten kaynaklanan gelir farklılıkları ve eşitsizlikler, hakim sınıfın menfaatleri doğrultusunda pazarı şekillendirmesine olanak tanır. Bu tekelleşmeyi pazar gücü aracılığıyla yapabilirler. Kendi kaynak ve maddi varlıklarını, işletmelerinin çıkarları doğrultusunda yasalar çıkarmak için kullanabilirler. Buna ek olarak, Vanek, kooperatif ve kendi kendini yöneten işletmeler üzerine kurulu bir sosyalist ekonomide işçilerin, sabit ücret veya maaşlarını almalarının yanı sıra, kârdan bir pay (işletmelerinin genel performansına dayalı olarak) da alacakları için en üst düzeyde üretmeye teşvik olacaklarını belirtiyor.

Sosyalistler ayrıca, serbest piyasa kapitalizminin, gelir dağılımında aşırı derecede farklılığa yol açtığına işaret ederek toplumsal istikrarsızlığa neden olduğunu belirtti. Sonuç olarak, toplumsal refah, yeniden dağılımcı vergilendirme ve idari masraflar gibi düzeltici tedbirler gereklidir. Bunlar harcama yapan ve ekonomiyi ayakta tutan işçilerin eline ödenir. Kurumsal tekeller serbest piyasalarda şaha kalkmış durumdadır ve tüketici üzerinde sonsuz ajans sahibidir. Bu nedenle, serbest piyasa kapitalizmi vergi mükelleflerinin dolarlarına mal olsa da, toplumsal istikrarsızlığı önlemek için hükümetin piyasaların düzenlemesini istemektedir.

Coğrafi ekonomi

Yukarıda açıklandığı gibi, Adam Smith gibi klasik ekonomistler için "serbest piyasa" terimi, mutlaka hükümet müdahalesi olmayan bir piyasayı işaret etmez; her türlü ekonomik ayrıcalık, tekeller ve suni kıtlıklardan arınmış bir piyasayı anlatır. Bu, ekonomik rantların, yani tam rekabet eksikliğinden kaynaklanan kazançların, serbest rekabet yoluyla mümkün olduğunca azaltılması veya yok edilmesi anlamına gelir.

Ekonomik teori, toprak ve diğer doğal kaynaklara yapılan getirilerin, tam esnek olmayan arzlarından ötürü azaltılamayan ekonomik rantlar olduğunu önermektedir. Bazı iktisadi düşünürler, bu rantları paylaşmanın iyi işleyen bir piyasa için vazgeçilmez bir gereklilik olduğunu vurgulamaktadır. Bu şekilde, ticaret üzerinde olumsuz etkisi olan düzenli vergilerin saf dışı bırakılmasının yanı sıra, üzerinde düşünülen veya tekelde tutulan araziler ve kaynaklar serbest bırakılacaktır. Bu iki özellik, rekabet ve serbest piyasa mekanizmalarını geliştirir. Winston Churchill "Toprak tüm tekelin anasıdır" diyerek bu görüşü savunmuştur.

Bu tezin en ünlü savunucusu olan Amerikalı ekonomist ve sosyal filozof Henry George, bunu tüm diğer vergilerin yerini alacak bir yüksek toprak değeri vergisi yoluyla yapmak istedi. Fikirlerini takip edenler genellikle Georgist, Geoist ve Geoliberteryen olarak adlandırılır. 

Neo-klasik ekonominin kurucularından olan, genel denge teorisini formüle etmeye yardım eden Léon Walras'ın da benzer bir görüşü vardı. Serbest rekabetin ancak devlete ait doğal kaynaklar ve arazi mülkiyet koşulları altında gerçekleştirilebileceğini savundu. Buna ek olarak, gelir vergileri devre dışı bırakılabilir, çünkü devlet bu kaynakları ve işletmeleri elinde tutarak kamu hizmetlerini finanse etmek için gelir sağlayabilir.

Kapitalist sistemler

Vanek'in fikrini ortaya attığı kooperatif ve kendi kendini yöneten işletmeler üzerine kurulu bir sosyalist ekonomide üretkenliğin en üst düzeye çıkması durumu, eğer işçiye ait şirketler bir kural haline getirilirse kapitalist serbest piyasada da başarılabilir. Bu durum Louis O. Kelso ve James S. Albus'un da dahil olduğu birçok düşünür tarafından tasavvur edilmiştir.

Serbest piyasa terimleri

Arz ve talep

Bir şeye (mal veya hizmet gibi) olan talep, satın almayı deneyen insanlardan gelen pazar baskısına işaret eder. Alıcıların ödemek istedikleri azami bir fiyat ve satıcıların ürünlerini sunmak için istekli oldukları minimum bir fiyat vardır. Arz ve talep eğrilerinin buluştuğu nokta, arz edilen malın ve miktarın denge fiyatıdır. Mallarını, denge fiyatından daha düşük bir fiyatla sunmak isteyen satıcılar, farkı üretici rantı olarak alır. Mala, denge fiyatından daha yüksek bir fiyat ödemeye istekli olan alıcılar, farkı tüketici rantı olarak alırlar.

Model yaygın olarak emek piyasasındaki ücretlere uygulanır. Tedarikçi ve tüketicinin tipik rolleri tersine dönmüştür. Tedarikçiler, emeğini en yüksek fiyatla satmaya çalışan (arz eden) bireylerdir. Tüketiciler, en düşük fiyata ihtiyaç duydukları emek türlerini almaya çalışan (talep eden) işletmelerdir. Daha çok kişi emeğini bu piyasada sundukça, arz eğrisi sağa kayarken denge ücreti düşmekte ve istihdamın denge seviyesi yükselmektedir. Daha az kişi piyasada emeğini ücretlendirirse, arz eğrisi sola kayar ve ilk durumun tam tersi gerçekleşir.

Serbest piyasada, bu işlemlere katılan bireyler ve firmalar seçtikleri pazara girme, ayrılma ve katılma özgürlüğüne sahiptir. Fiyatların ve miktarların, dengeye erişmek ve kaynakları doğru bir şekilde tahsis etmek için ekonomik koşullara göre ayarlanmasına izin verilir. Bununla birlikte, dünyanın birçok ülkesinde, hükümetler belirli sosyal veya politik gündemleri elde etmek için serbest piyasaya müdahale etmeye çalışmaktadırlar. Hükümetler, asgari ücret (fiyat tabanı) empoze etmek veya fiyat kontrollerini (fiyat tavanı) oluşturmak gibi eylemlerle piyasaya müdahil olarak toplumsal eşitlik veya çıktı eşitliği oluşturmaya çalışabilirler. Amerika Birleşik Devletleri'nde olduğu gibi, daha az bilinen başka hedefler de izlenmektedir. Federal hükümet, arz eğrisinin daha da sağa kaymasını ve denge fiyatını düşürmesini önlemek amacıyla verimli topraklara sahip kişilere ürün yetiştirmemesi için sübvansiyon sağlar. Bu, çiftçilerin kârlarının muhafaza edilmesi gerekçesiyle yapılır; ürünlere olan talebin nispeten değişmemesi nedeniyle arzın artması fiyatı düşürecek ancak talep edilen miktarı belirgin bir şekilde artırmayacak ve çiftçilere pazardan çıkma baskısı oluşturacaktır.

Devletin serbest piyasaya müdahalesi, arz ve talebe göre kaynakların doğal dağılımını bozarak ekonomik büyümeyi, girişimciliği ve sağlıklı bir ekonomiyi engelleyebilir. Milton Friedman, özellikle Sovyetler Birliği ve Komünist Çin'de merkezi planlama, fiyat kontrolleri ve devlete ait şirketlerin başarısızlıklarına dikkat çekti.

Ekonomik denge

Genel denge kuramı, matematiksel kesinliğin zaman içinde değişen dereceleri ile, belirli rekabet şartlarında, ideal serbest ve rekabetçi piyasalara hakim olan arz ve talep yasasının, fiyatları ürün taleplerinin arzla dengeye geldiği noktaya getirdiğini göstermiştir. Bu denge fiyatlarında piyasa, ürünlerini, her bir müşterinin satın alma gücünün göreceli sınırları dahilinde her bir müşterinin tercihine (veya faydasına) göre satın alan kişilere dağıtır. Bu sonuç piyasa etkinliği veya daha spesifik olarak Pareto verimliliği olarak tanımlanır.

Serbest piyasaların dengelenen bu davranışları, genel olarak tam rekabet olarak bilinen ajanlar hakkında bazı varsayımlar gerektirir; bu nedenle, bunlar ürettikleri pazarın sonuçları olamaz. Bu varsayımlar arasında eksiksiz bilgi, değiştirilebilir mallar ve hizmetler ve piyasa gücünün olmaması gibi gerçek bir pazarda tam olarak gerçekleşmesi imkânsız olan birkaç durum vardır. Bu durumda esas soru, bu koşulların hangi yaklaşık değerlerinin piyasa etkinliklerinin yaklaşık değerlerini garanti ettiği ve rekabetteki hangi başarısızlıkların genel piyasa başarısızlıklarını oluşturduğudur. Asimetrik bilgilere bağlı gelişen piyasa başarısızlıklarının analizi için birkaç Nobel Ekonomi Ödülü verildi.

Düşük giriş bariyerli sektörler

Serbest piyasa rekabetin varlığını gerektirmez, ancak pazara yeni girişler için imkan sağlayan bir çerçeve gerektirir. Bu nedenle, zorlayıcı engellerin bulunmadığı ve giriş maliyetinin düşük olduğu pazarlarda genellikle rekabetin serbest piyasa ortamında geliştiği anlaşılmaktadır. Serbest piyasa için ne bir kâr amacı ne de kârın kendisi gerekli olmasa da, genellikle kâr amacının varlığı önerilir. Modern serbest piyasa girişimcilerinin, hem bireyleri hem de işletmeleri kapsadığı anlaşılmaktadır. Tipik olarak, modern bir serbest piyasa ekonomisi borsa ve finansal hizmetler sektörü gibi diğer özellikleri içerir, ancak bunu tanımlamazlar.

Doğal düzen

Friedrich Hayek, piyasa ekonomilerinin spontan düzeni teşvik ettiğini ve bunun sonucunda "toplumsal kaynakların herhangi bir tasarımın yapabileceğinden daha iyi bir şekilde bölüştürülmesi" sonucunun doğduğunu belirtti. Bu görüşe göre, piyasa ekonomileri, mal ve hizmet üreten ve bunları ekonomide yaygınlaştıran karmaşık işlem ağlarının oluşmasıyla karakterizedir. Bu ağlar tasarlanmamıştır, ancak yine de merkezi olmayan bireysel ekonomik kararların bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Spontan düzen fikri, Adam Smith'in Milletlerin Zenginliği'nde öne sürdüğü görünmez el fikrinin ayrıntılandırılmışıdır. Smith şunları yazdı:

"Yurt içi desteğini dış endüstrinin desteğine tercih ederek, kişi yalnızca kendi güvenliğini amaçlıyor. Bu sanayiyi en büyük değere sahip olduğu şekilde yönetmek suretiyle, sadece kendi kazanımını elde etmek ister ve diğer birçok vakada olduğu gibi,  görünmez bir el tarafından hiç tasarlamadığı bir amaç için teşvik edilmiş olur. Bunu tasarlamamış olması, toplum için daima kötü değildir. Kendi çıkarını takip ederek [bir birey], sıklıkla topluluğun kendi çıkarını onu teşvik etmek istediğinden çok daha etkili bir şekilde teşvik eder. Ticareti etkileyenlerin [ortak] çıkar için yaptıklarını hiç bu kadar iyi bilmiyordum." - Adam Smith, Wealth of Nations

Smith, kasap, çiftçi ya da fırıncıya kardeş sevgisi duygusuyla, kimsenin bir başkasının yemeğini almadığına dikkat çekti. Daha ziyade, kişi kendi menfaatlerini gözetir ve emekleri için onlara ödeme yapar.

"Bu, akşam yemeğimizi beklediğimiz kasap, bira fabrikası ya da fırıncının yardımseverliğinden değil, kendi kişisel çıkarlarından ötürüdür. Biz kendimize, diğerlerinin insanlığına değil öz sevgisine hitap ederiz, ve onlara kendi ihtiyaçlarımızdan değil onların sahip olacağı avantajlardan bahsederiz." - Adam Smith

Bu görüşe destek olan taraflar, spontan düzenin, faktörlerin sayısı ve karmaşıklığı nedeniyle bireylerin ne üreteceği, neyi alacağı, neyi satacağı ve hangi fiyatlarla bunu yapacağı gibi seçimleri kendilerinin yapmasına izin vermeyen herhangi bir düzenden üstün olduğunu iddia ederler. Ayrıca, merkezi planlamayı uygulamak için yapılan herhangi bir girişimin daha fazla bozukluk taşıyacağına ya da malların ve hizmetlerin daha az verimli bir şekilde üretilmesi ve dağıtılmasına neden olacağına inanmaktadırlar.

Siyasal iktisatçı Karl Polanyi gibi eleştirmenler, kendiliğinden düzenlenmiş, siyasi politikanın "çarpıtmasından" tamamen arınmış bir piyasanın mevcut olup olamayacağını sormuşlardır. Görünüşte en serbest piyasalarda bile ülkenin bazı alanlarda kısıtlayıcı uygulamalar getirdiğini iddia etmektedirler. Bu uygulamalardan bazıları; sözleşmeleri uygulamak, işçi sendikalarını yönetmek, şirketlerin hak ve yükümlülüklerini ayrıntılarıyla belirlemek, kimin yasal işlem yapmaya hazır olduğunu şekillendirmek, nelerin kabul edilemez bir çıkar çatışması oluşturduğunu tanımlamak için vs.

Genel ilkeler

Sağcı bir düşünce kuruluşu olan Heritage Vakfı, belirli bir ülkenin ekonomi özgürlük derecesini ölçmek için gerekli olan önemli faktörleri belirlemeye çalıştı. 1986'da, elli değişkene dayanan Ekonomik Özgürlük Endeksi'ni başlattılar. Bu ve diğer benzer indeksler serbest piyasayı tanımlamaz, ancak modern ekonominin hangi derecede serbest olduğunu ölçerler; yani çoğu durumda devlet müdahalesinin olmadığı ekonomileri belirlerler. Değişkenler, aşağıdaki gibi ana gruplara ayrılmıştır:

  • Ticaret politikası,
  • Hükümetin mali yükü,
  • Ekonomiye devlet müdahalesi,
  • Para politikası,
  • Sermaye akımları ve yabancı yatırım,
  • Bankacılık ve Finans,
  • Ücretler ve fiyatlar,
  • Mülkiyet hakları,
  • Yönetmelik,
  • Gayri resmi piyasa faaliyeti.

Her gruba 1 ile 5 arasında sayısal bir değer atanır; IEF, değerlerin aritmetik ortalamasıdır, en yakın yüzüncüye yuvarlanır. Başlangıçta, geleneksel olarak kapitalist kabul edilen ülkelerde yüksek dereceler elde edildi, ancak yöntem zamanla gelişti. Milton Friedman ve bazı diğer serbest piyasa ekonomistleri, ekonomik büyüme ve ekonomik özgürlük arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ve bazı araştırmaların bunu doğruladığını öne sürdüler. Ekonomik özgürlük ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyle ilgili ampirik çalışmalarda metodolojik konularda araştırmacılar arasında devam eden tartışmalar bulunmaktadır. Bu tartışmalar ve çalışmalar, bu ilişkinin neleri gerektirdiğini keşfetmeye devam ediyor.

Serbest piyasa ilkeleri şu şekilde tanımlanır:

  • Bireysel Haklar: "Yaşam, özgürlük ve mülkiyetimizi kontrol etmek ve savunmak için eşit bireysel haklar ve gönüllü sözleşmeli değişimle yaratıldık." 
  • Sınırlı Hükümet: "Hükümetler, güçlerini yönetilenlerin rızasından alarak, bireysel hakları güvence altına almak için kurulmuştur."
  • Yasaya Dayalı Eşit Adalet: "Hükümet herkese eşit muamele göstermeli, başarısızlık ödüllendirilmemeli, başarı cezalandırılmamalıdır."
  • Yetki ikamesi: "Devlet otoritesi mümkün olan en düşük seviyede bulunmalıdır."
  • Spontan Düzen: "Bireysel haklara saygı duyulduğunda, düzenlenmemiş rekabet, mal ve hizmetleri mümkün olan en düşük maliyetle sağlayarak toplum için ekonomik yararı en üst düzeye çıkaracaktır."
  • Mülkiyet Hakları: "Özel mülkiyet, kaynakları sürdürülebilir bir şekilde kullanmanın en etkili yoludur."
  • Altın Kural: "Başkalarıyla dürüstçe ticaret yapın ve karşılığında dürüstlüğü isteyin."

Serbest piyasaya eleştiriler

Serbest piyasa eleştirmenleri, gerçek dünyada, fiyat sabitleme tekellerinin gelişimine duyarlı olduklarını kanıtladı. Bu tür akıl yürütme, hükümetin müdahalesine yol açmıştır, örneğin Birleşik Devletler'in antitröst yasası (tekelcilik karşıtı yasa).

İki tanınmış Kanadalı yazar, hükümetin zaman zaman büyük ve önemli sanayilerde rekabeti sağlamak için müdahale etmek zorunda olduğunu savunmaktadır. Naomi Klein, bunu kabaca Shock Doktrini eserinde anlatıyor, John Ralston Saul bunu daha mizahi bir şekilde, "Küreselleşmenin Çöküşü ve Dünyayı Yeniden İcat Etme" adlı eserinde çeşitli örnekler aracılığıyla gösteriyor. Taraftarlar yalnızca özgür bir piyasanın sağlıklı rekabet oluşturacağını ve dolayısıyla daha fazla ticari ve makul fiyatların ortaya çıkacağını iddia ederken rakipler, en saf haliyle vuku bulmuş bir serbest piyasada bunun tam tersinin sonuçlanabileceğini söylüyor. Klein ve Ralston'a göre, şirketlerin dev şirketlere dönüşmesi veya devlet tarafından yönetilen sanayi ve ulusal varlıkların özelleştirilmesi, rekabet ve makul fiyatları zorlamak için devlet müdahalesi gerektiren tekeller (veya oligopoller) ile sonuçlanır. Piyasa başarısızlığının bir diğer şekli de spekülasyondur; işlemler, bir şirket veya ürünün sahip olduğu asli değer sayesinde değil, kısa dönemde gerçekleşen dalgalanmaların sonucunda kar getirdiğinde gerçekleşir.

Bu eleştiri, tekellerin tarih boyunca anti-tröst yasası olmadan bile oluşamamış olduğunu savunan Lawrence Reed gibi tarihçiler tarafından sorgulanmaya başlandı. Bunun nedeni, tekellerin doğal olarak sürdürülmesinin zor olmasıdır. Örneğin, yeni rakipleri satın alarak tekelini korumaya çalışan bir şirket, yeni girenlerin pazar kazanması için bir satın alma umudunu teşvik etmektedir.

Amerikan filozof ve yazar Cornel West, laissez-faire ekonomi politikaları için dogmatik argümanlar olarak algıladığı şeyi "serbest piyasa köktendinciliği" olarak adlandırdı. Batı, bu zihniyetin "kamu yararına olan kaygıları önemsizleştirdiğini" ve "para kazanan, oy kaygısı taşıyan seçilmiş yetkilileri kurumsal kar hedeflerine uyumlu kıldığını (genellikle ortak çıkar karşılığında)" savunuyor. Amerikan siyasi filozofu Michael J. Sandel, son 30 yılda Amerika'nın yalnızca bir pazar ekonomisine sahip olmaktan öteye gitmediğini ve eğitim, adalete erişim, siyasi nüfuz gibi toplumsal ve sivil hayatı da içeren satılık olabilecek her şeyin satıldığı bir pazar toplumu haline geldiğini iddia etti. İktisat tarihçisi Karl Polanyi, piyasa temelli toplum fikrini Büyük Dönüşüm adlı kitabında oldukça eleştirdi ve bu sistemin yaratılışındaki herhangi bir girişimin insan toplumu ve ortak yararı zayıflatacağına dikkat çekti.

Serbest piyasa ekonomisinin eleştirileri, bazı Marksistlerin savunduğu gibi planlı bir ekonomi lehine bu piyasa sistemini reddedenlerden, piyasa başarısızlıklarının çeşitli derecelerde düzenlenmesini veya hükümet müdahaleleriyle takviye isteyenlere kadar değişir. Keynesyenler hükümet için piyasa rollerini desteklemektedir; örneğin, özel sektördeki eylemler, bunalımların ya da durgunlukların yetersiz ekonomik sonuçlarına yol açtığında, ekonomik teşvik için maliye politikasının kullanılması gibi. İş çevrimi teorisi, Keynesyenler tarafından, az miktarda tüketimin gerçekleştiği likidite tuzaklarını, hükümetin maliye politikasıyla müdahalesini tartışmak için kullanılmaktadır.

Dahası, gerçek bir serbest pazarın bilinen bir örneği vardır; Karaborsa. Karaborsa polis tarafından sürekli tehdit altındadır, ancak hiçbir koşulda polis oluşturulan içeriği düzenleyememektedir. Karaborsa tamamen düzenlenmemiş mallar üretir, mallar düzensiz olarak satın alınır ve tüketilir. Yani, herhangi bir zamanda herkes herhangi bir şey üretebilir ve herhangi bir zamanda herkes her şeyi satın alabilir.