21 September 2018, Friday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Şeker Hastalığı

İçindekiler
  1. Diyabet nedir?
  2. Şeker hastalığı belirtileri
  3. Şeker hastalığı nedenleri
  4. Şeker hastalığı ve insülin
  5. Şeker hastalığı teşhisi
  6. Şeker hastalığından korunma yolları
  7. Şeker hastalığı tedavisi
  8. Diyabet epidemiyolojisi
  9. Diyabetin tarihçesi
  10. Şeker hastalığının toplumdaki etkileri
  11. Hayvanlarda şeker hastalığı
  12. Şeker hastalığı araştırmaları
  13. Şeker Hastalığı Resimleri

Diyabet nedir?

Diyabet Bilinci Şeridi

Diabetes Mellitus (MD) genellikle diyabet veya şeker hastalığı olarak isimlendirilmektedir ve uzun süre boyunca kan şekeri seviyesinin yüksek olduğu bir metabolik hastalık grubudur. Yüksek kan şekeri belirtileri arasında sık idrara çıkma, susuzluk ve açlık artışı dahil edilebilir. Eğer tedavi edilmez ise diyabet birçok komplikasyonlara neden olabilmektedir. Akut komplikasyonlar diyabetik ketoasidoz, hiperozmolar hiperglisemik durum veya ani ölüm içerebilmektedir. Ciddi uzun süreli komplikasyonlar arasında kardiyovasküler hastalık, felç, kronik böbrek hastalığı, ayak ülserleri ve göz hasarları yer almaktadır.

Diyabet ya pankreasın yeterli insülin üretmemesi sonucu ya da vücut hücrelerinin insüline düzgün yanıt vermemesi sebebiyle oluşmaktadır. Diyabetin 3 ana tipi bulunmaktadır:

Diyabet ölçüm kan testi
  • Tip 1 diyabet pankreasın yeterli insülin üretmemesi sonucu oluşmaktadır. Bu tip daha önce "insüline bağımlı diyabet"(IDDM) veya "çocuk diyabeti" olarak belirtilmiştir. Nedeni bilinmemektedir.
  • Tip 2 diyabet insülin direnci ile başlamaktadır ve vücut hücrelerinin insüline düzgün yanıt vermediği bir durumdur. Hastalık ilerledikçe insülin eksikliği de gelişebilmektedir. Bu tip daha önceleri "insüline bağımlı olmayan diyabet" (NIDDM) veya "yetişkin başlangıçlı diyabet" olarak belirtilmiştir. En yaygın nedeni aşırı vücut ağırlığı ve yetersiz egzersizdir.
  • Gestasyonel diyabet üçüncü ana tiptir ve diyabet öyküsü olmayan hamile kadınlarda kan şekeri seviyesinin yükselmesi sonucu oluşmaktadır.

Önleme ve tedavi sağlıklı bir diyet, düzenli fiziksel egzersiz, normal vücut ağırlığı ve tütün kullanımından kaçınmayı içermektedir. Kan basıncı kontrolü ve uygun ayak bakımının sürdürülmesi hastalığı olan insanlar için önemlidir. Tip 1 diyabet insülin enjeksiyonları ile idare edilmelidir. Tip 2 diyabet insülinli veya insülinsiz ilaçlar ile tedavi edilebilmektedir. İnsülin ve bazı oral ilaçlar düşük kan şekerine sebep olabilmektedir. Obeziteli insanlara uygulanan kilo kaybı cerrahisi tip 2 diyabete sahip insanlarda bazen etkili bir önlemdir. Gestasyonel diyabet genellikle bebeğin doğumundan sonra giderilmektedir.

2015 yılı itibarı ile yaklaşık 415 milyon kişi diyabet hastalığına sahipti ve vakaların yaklaşık %90'ını tip 2 diyabet oluşturmaktaydı. Bu oran yetişkin nüfusun %8,3'ünü temsil etmektedir ve hem kadın hem erkeklerde eşit oranlara sahiptir. 2014 yılından itibaren gidişat oranların yükselmeye devam edeceğini göstermektedir. Diyabet, en azından kişinin erken ölüm riskini 2 katına çıkarmaktadır. 2012 ve 2015 yılı arasında her yıl diyabet sebebiyle yaklaşık 1,5 milyon ila 5 milyon ölüm gerçekleşmiştir. 2014 yılında diyabetin küresel ekonomik maliyeti 612 milyar Amerikan doları olarak tahmin edilmiştir. 2012 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde diyabetin maliyeti 245 milyar dolar olmuştur.

Şeker hastalığı belirtileri

Yüksek şeker hastalığı

Tedavi edilmeyen diyabetin klasik semptomları kilo kaybı, poliüri (idrara çıkmada artış), polidipsi (susuzluk artışı) ve polifajidir (açlıkta artış). Tip 1 diyabette semptomlar hızla (haftalar veya aylar) gelişebilir. Tip 2 diyabette ise semptomlar genellikle daha yavaş gelişmektedir ve semptomlar gizli olabilir veya bulunmayabilir.

Hastalığa özgü olmamasına karşın birkaç işaret ve semptomlar hastalığın başlangıcını işaret edebilmektedir. Yukarıdaki bilinenlerin yanı sıra belirtiler bulanık görüş, baş ağrısı, yorgunluk, kesiklerin geç iyileşmesi ve ciltte kaşıntıyı içermektedir. Uzun süreli yüksek kan şekeri, göz merceğinde glukoz emilimine sebep olabilir. Bu durum sonucunda ise şekilde değişiklikler olabilir ve görme bozukluğu yaşanabilir. Diyabet hastalığında oluşabilen bir dizi deri döküntüsü topluca diyabetik dermadromes olarak bilinmektedir.

Yüksek şeker hastalığı

Diyabet nedir

Düşük kan şekeri, tip 1 ve tip 2 diyabete sahip insanlarda yaygın görülmektedir. Çoğu vakalar hafiftir ve acil olarak kabul edilmemektedir. Etkileri rahatsız hissetme, terleme, titreme ve iştahsızlığın artması gibi hafif sorunlardan agresiflik, nöbet geçirme bilinç kaybı gibi davranış değişiklikleri, karışıklık ve (nadiren) kalıcı beyin hasarı veya önemli vakalarda ölüm gibi daha ciddi sorunlara kadar değişebilmektedir. Orta hipoglisemi kolaylıkla sarhoşluk ile karıştırılabilir. Hızlı nefes alıp verme, üşüme ve soluk cilt hipoglisemi karakteristiğidir fakat kesin değildir. Hafif-orta vakalar yüksek şeker içeren gıda veya içecek tüketilerek kendi kendine tedavi edilebilir. Şiddetli vakalar bilinç kaybına neden olabilir ve intravenöz glikoz veya glukagon enjeksiyonları ile tedavi edilmelidir.

İnsanlar (genellikle tip 1 diyabette) diyabetik ketoasidoz nöbetleri, mide bulantısı ile karakterize edilen metabolik bozukluklar, kusma ve karın ağrısı, nefeste aseton kokusu, Kussmaul nefes olarak bilinen derin nefes alma ve ciddi vakalarda bilinçlilik durumunun azalması gibi sorunlar yaşayabilir.

Nadir fakat eşit ciddi olasılıkla hiperozmolar hiperglisemik durumu tip 2 diyabette daha yaygın görülmektedir ve esas olarak dehidrasyonun bir sonucudur.

Şeker hastalığı komplikasyonları

Yüksek şeker hastalığı

Diyabetin bütün tipleri uzun vadeli komplikasyon riskini arttırmaktadır. Bu komplikasyonlar uzun yıllar (10-20) sonra gelişmektedir, fakat bu zamandan önce tanı yapılmayan insanlarda ilk belirtiler görülebilir.

Başlıca uzun vadeli komplikasyonlar kan damarlarındaki hasarlarla ilişkilidir. Diyabet kardiyovasküler hastalık riskini ikiye katlamaktadır ve diyabet hastalarındaki ölümlerin yaklaşık %75'i koroner arter hastalığına bağlı olarak gerçekleşmektedir. Diğer "makrovasküler" hastalıklar inme ve periferik arter hastalığıdır.

Kılcal damarlardaki hasara bağlı olarak diyabetin birincil komplikasyonları gözlerde, böbreklerde ve sinir sisteminde hasarlardır. Gözdeki hasar diyabetik retinopati olarak bilinmektedir ve retinada bulunan kan damarlarının hasar görmesiyle oluşmaktadır. Kademeli olarak görme kaybı ve körlüğe neden olabilmektedir. Böbreklerdeki hasarlar diyabetik nefropati olarak bilinmektedir. Doku hasarı, idrarda protein kaybı ve sonunda kronik böbrek hastalığına sebep olabilmektedir. Bazen diyaliz veya böbrek nakli gerekebilmektedir. Vücuttaki sinirlerde meydana gelen hasar diyabetik nöropati olarak bilinmektedir ve diyabette en sık görülen komplikasyondur. Semptomlar uyuşukluk, karıncalanma, ağrı ve ağrı hissinin değişmesini içermektedir ve deride hasara yol açabilmektedir. Diyabetle ilişkili ayak problemleri (diyabetik ayak ülseri gibi) oluşabilmektedir. Tedavisi zordur ve bazen amputasyon gerektirebilir. Ayrıca proksimal diyabetik nöropati ağrılı kas atrofisine ve zayıflığa neden olmaktadır.

Diyabet ile bilişsel açıklık arasında bir ilişki bulunmaktadır. Diyabetli hastalarda, diyabet hastalığına sahip olmayan insanlara göre bilişsel fonskiyonlarda 1,2-1,5 kat düşüş vardır. Özellikle insülin sebebiyle diyabet oluşumunda, yaşlı insanlarda inme riski artmaktadır.

Şeker hastalığı nedenleri

Diyabet hastalığı tip 1, tip 2, gestasyonel ve "diğer özel türler" olmak üzere 4'e ayrılmaktadır. "Diğer özel türler" bir düzine bireysel nedenden oluşan bir topluluktur. Diyabet bir zamanlar düşünüldüğünden daha değişken bir hastalıktır ve insanlar kombinasyon formlarına sahip olabilir. Yetersiz "diyabet" terimi genellikle diabetes mellitus anlamına gelmektedir.

Tip 1 diyabet

Tip 1 diyabet

Tip 1 diyabet, insülin üreten pankreatik beta hücrelerinin kaybedilmesi ve bunun sonucunda insülin eksikliğinin görülmesi ile karakterizedir. Bu tip ayrıca immun aracılı olarak veya idiyopatik olarak sınıflandırılabilir. Doğal immun aracılı tip 1 diyabet, çoğunlukla T hücrelerinin beta hücrelerine otoimmün saldırı yapması sonucu beta hücrelerinin kaybı ve dolayısıyla yaşanan insülin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu tip Kuzey Amerika ve Avrupa'da vakaların yaklaşık %10'unu oluşturmaktadır. En fazla etkilenen insanlar sağlıklıdır ve hastalığın başlangıcında sağlıklı bir kiloya sahiptir. İnsülin yanıtı ve duyarlılığı özellikle erken aşamalarda ve genelde normaldir. Tip 1 diyabet çocuk ve yetişkinleri etkileyebilir. Ama vakaların çoğunun çocuklarda görülmesi sebebiyle geleneksel olarak "çocuk diyabeti" olarak isimlendirilmektedir.

Kararsız veya değişken diyabet olarak bilinen "hassas" diyabet, geleneksel olarak glikoz seviyesindeki dramatik ve tekrarlayan salınım olarak tanımlanmaktadır. Genellikle insüline bağımlı bir diyetle hiçbir sebep olmadan ortaya çıkmaktadır. Ancak bu terimin hiçbir biyolojik dayanağı yoktur ve kullanılmamalıdır. Hala tip 1 diyabet düzensiz ve öngörülemeyen yüksek kan şekeri seviyesiyle birlikte, sıklıkla ketosizle ve bazen ciddi düşük kan şekeri seviyesi ile beraber görülmektedir. Diğer komplikasyonlar düşük kan şekeri seviyesi, enfeksiyon, gastroparezi (diyet karbonhidratların düzensiz emilimine sebep olan), endokrinopatiye (örn. Addison hastalığı) karşı yanıt olarak ters düzenlemenin zarar görmesini içermektedir. Bu fenomenin tip 1 diyabete sahip kişilerde %1-2'den daha fazla sıklıkta meydana gelmediğine inanılmaktadır.

Tip 1 diyabet, diyabet riskini etkilediği bilinen bazı HLA genotipleri de dahil olmak üzere birden fazla gen ile kısmen kalıtsaldır. Genetik olarak duyarlı insanlarda şeker hastalığı başlangıcı, viral enfeksiyon veya diyet gibi bir veya birden fazla çevresel faktörler tarafından tetiklenebilir. Diyabet hastalığına sebep olarak birçok virüs suçlanmıştır fakat insanlarda bu hipotezi destekleyecek bağlayıcı bir kanıt bulunmamaktadır. Diyet faktörleri arasında veriler, gliadinin (glutende bulunan bir protein), tip 1 diyabetin gelişmesinde rol oynayabildiğini desteklemektedir. Fakat mekanizma tamamıyla anlaşılmamıştır.

Tip 2 diyabet

Tip 2 diyabet

Tip 2 diyabet insülin direnci ile karakterizedir ve nispeten insülin salgılanmasının azalması ile kombine olabilir. Vücut dokularının insüline duyarlılığının bozulmasının sebebi olarak insülin reseptörleri düşünülmektedir. Bununda birlikte özel kusurlar bilinmemektedir. Diyabet hastalığına sebep olduğu bilinen kusurlar ayrı ayrı sınıflandırılabilir. Diyabet hastalığı içinde tip 2 diyabet en yaygın türdür.

Tip 2 diyabetin erken evresinde baskın anormallik insülin duyarlılığının azalmasıdır. Bu aşamada yüksek kan şekeri çeşitli tedbirler ve ilaçlar ile insülin duyarlılığı arttırılarak veya karaciğerin glikoz üretimi azalttırılarak tersine çevrilebilir.

Tip 2 diyabet öncelikle yaşam tarzı faktörleri ve genetiğe bağlıdır. Obezite (30'dan büyük vücut kütle endeksi ile tanımlanan), fiziksel aktivite eksikliği, zayıf diyet ve kentleşmeyi içeren bir dizi yaşam tarzı faktörü tip 2 diyabet gelişiminde önemlidir. Aşırı vücut yağı Çin ve Japon kökenli insanlar arasında vakaların %30'u ile, Afrika ve Avrupa kökenli insanlar arasında %60-80'i ile ve Pima Kızılderileri ve Pasifik Adalar kökenli insanlar arasında %100'ü ile ilişkilidir. Obez olmayan kişiler bile genellikle yüksek bel-kalça oranına sahiptir.

Diyet faktörleri ayrıca tip 2 diyabet gelişmesi riskini de etkilemektedir. Aşırı şeker ve şekerli içecek tüketimi riskin artması ile ilişkilidir. Ayrıca diyetteki yağların tipide önemlidir. Doymuş ve trans yağlar riski arttırırken çoklu ve tekli doymamış yağlar ise riski azaltmaktadır. Çok fazla pirinç tüketimi de diyabet riskini arttırmaktadır. Vakaların %7'sine fiziksel aktivite eksikliğinin sebep olduğuna inanılmaktadır.

Gestasyonel diyabet

Gestasyonel diyabet

Gestasyonel diyabet (GDM), nispeten yetersiz insülin salınımı ve duyarlılığını içeren birkaç kombinasyon ile tip 2 diyabete benzemektedir. Tüm hamileliklerin yaklaşık %2-10'unda görülmektedir ve doğum sonrası kaybolabilir veya gelişebilir. Bununla birlikte gestasyonel diyabete sahip kadınların hamileliği sonrasında, kadınların yaklaşık %5-10'unda en yaygın tip olan tip 2 diyabet oluşabilmektedir. Gestasyonel diyabet tamamıyla tedavi edilebilmektedir fakat hamilelik boyunca dikkatli tıbbi bakım gerektirmektedir. Hastalığın yönetimi diyet değişikliğini ve kan şekeri izlemesini içermektedir ve insülin gerekli olabilir.

Geçici olsa bile tedavi edilmemiş gestasyonel diyabet fetüsün veya annenin sağlığına zarar verebilmektedir. Bebek için bulunan riskler makrozomi (yüksek doğum ağırlığı), doğuştan kalp ve merkezi sinir sistemi anormallikleri ve iskelet kaslarındaki bozuklukları kapsamaktadır. Fetüsün kanındaki insülin seviyesinin yükselmesi fetal yüzey aktif madde üretimini inhibe eder ve solunum güçlüğü sendromu oluşturabilir. Yüksek kan bilirubin düzeyi, kırmızı kan hücresi hasarından kaynaklanabilir. Ağır vakalarda, en yaygın olarak vasküler bozulmaya bağlı olarak kötü plasental perfüzyon sonucunda perinatal ölüm gerçekleşebilir. Doğum sancısının başlaması azaltılmış plasental fonksiyon ile endike olabilir. Sezeryan doğum, omuz distosisi gibi makrozomi ile ilişkili yaralanma riski artarsa veya belirgin fetal sıkıntı varsa uygulanabilir.

Gençlerde diyabet başlangıcı

Genç olgunluğun başlangıç diyabeti (MODY), insülin üretiminde sorunlara neden olan birkaç tek genli mutasyondan dolayı meydana gelen otozomal dominant kalıtsal bir diyabet çeşididir. 3 ana diyabet tipinden daha az yaygındır. Hastalığın ismi doğası gereği erken hipotezleri ifade etmektedir. Bozuk bir gen nedeniyle hastalık çeşitli yaşlarda kendini gösterebilmektedir ve spesifik genlere bağlı olarak şiddetlenebilmektedir. Bu nedenden dolayı MODY'in en az 13 alt tipi bulunmaktadır. Bu hastalığa sahip insanlar insülin kullanmadan sık sık kontrol edilebilirler.

Diğer tip diyabetler

Diğer tip diyabetler

Prediyabet, kişinin kan şekeri seviyesinin normalden daha yüksek olduğu durumlarda meydana gelmektedir. Ancak bu kan şekeri yüksekliği tip 2 diyabet teşhisi için yeterli değildir. Tip 2 diyabet geliştirmeye mahkum birçok insan prediyabet durumunda birçok yıl geçirmektedir.

Yetişkinlerde görülen gizli otoimmün diyabet (LADA), tip 1 diyabet geliştiren yetişkin insanlarda görülmektedir. LADA'ya sahip insanlara, ilk olarak nedenden fazla yaşa dayalı olarak yanlış bir şekilde tip 2 diyabet teşhisi koyulmaktadır.

Bazı diyabet vakaları vücut doku reseptörlerinin insüline yanıt vermemesi sonucu oluşmaktadır (insülin seviyesi normal olduğunda bile bu tip diyabeti tip 2 diyabetten ayırmaktadır) ve bu çeşit çok yaygın görülmemektedir. Genetik mutasyonlar (otozomal veya mitokondriyal) beta hücre fonksiyonu kusuruna yol açabilmektedir. Anormal insülin faaliyeti de, bazı vakalarda genetik olarak belirleyici olabilmektedir. Pankreasta ileri derece hasar oluşturabilen herhangi bir hastalık diyabete yol açabilmektedir (örneğin kronik pankreatit ve kistik fibroz). Aşırı düşmanca insülin hormonu salınımı diyabete neden olabilmektedir (genellikle aşırı hormon vücuttan kaldırıldığında sorun giderilmektedir). Pek çok ilaç insülin salgılanmasını bozabilir ve bazı toksinler pankreatik beta hücrelerine zarar verebilir. ICD 10'un (1992) tanısal girdisine, yetersiz beslenme ile ilgili diyabetin (MRDM veya MMDM, IDC-10 kod E-12) geçerli taksonomisi tanıtıldığında Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1999 yılında karşı çıkılmıştır.

Diğer diyabet çeşitleri insülin salgılanmasında genetik bozukluğun neden olduğu konjenital diyabet, kistik fibroz ile ilişkili diyabet, yüksek dozda glukokartikoid içeren steroid diyabeti ve monojenik diyabetin çeşitli formlarını kapsamaktadır.

Altta yatan süreçler beynin insülin direncini içerebileceğinden dolayı "Tip 3 diyabet" Alzheimer hastalığının bir terimi olarak önerilmiştir.

Şeker hastalığı ve insülin

Şeker hastalığı ve insülin

İnsülin, IGF-1 aracılığıyla etki eden özellikle karaciğer, yağ dokusu ve kaslar (düz kaslar hariç) olmak üzere kandaki glikozun vücudun birçok hücresine alınımını düzenleyen başlıca hormondur. Bu nedenle insülin eksikliği veya reseptörlerin duyarsızlığı tüm diyabet çeşitlerinde merkezi bir rol oynamaktadır.

Vücut 3 temel şekilde glikoz elde etmektedir: Gıdaların bağırsakta emilimi; glikojen yıkımı, glikozun karaciğerde depolanma formu; glukoneogenez, vücutta karbonhidrattan arındırılmış substratlardan glikoz üretimi. İnsülin vücuttaki glikoz seviyelerinin dengelenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. İnsülin, glikojen yıkımını veya glikoneogenez sürecini inhibe edebilir, glikozun yağ ve kas hücrelerine taşınmasını uyarabilir ve glikojenin glikojen depolamasını teşvik edebilir.

İnsülin genellikle yemekten sonra kan şekerinin yükselmesine yanıt olarak, beta hücreleri (β-hücreleri) tarafından kana salınan bir hormondur ve pankreastaki Langerhans adacıklarında bulunmaktadır. İnsülin, vücut hücrelerinin yaklaşık üçte ikisi tarafından glikozu yakıt olarak kullanmak ve diğer gerekli moleküllere dönüştürmek veya depolamak için kullanılmaktadır. Daha düşük glikoz seviyeleri, beta hücrelerinden insülin salınımının azalmasına ve glikojenin glikoza dönüştürülmesine neden olmaktadır. Bu süreç esas olarak insülin ile ters şekilde hareket eden glukagon hormonu tarafından kontrol edilmektedir.

Mevcut insülin miktarı yetersizse ve hücreler insülinin etkilerine (insülin duyarsızlaşması veya insülin direnci) kötü cevap veriyorsa veya insülinin kendisi bozuksa, glikoz, onu gerektiren vücut hücreleri tarafından düzgün bir şekilde emilmeyecektir ve karaciğer ve kaslara uygun şekilde depolanmayacaktır. Net etki kalıcı yüksek kan şekeri seviyesi, zayıf protein sentezi ve asidoz gibi diğer metabolik dengesizlikler şeklindedir.

Zamanla kandaki glikoz konsantrasyonu yüksek kaldığı zaman, böbrekler yeniden emilim eşiğine ulaşacak ve glikoz idrarla atılacaktır (glikozür). Bu, idrarın ozmotik basıncını arttırır ve suyun böbrek tarafından emilimini engeller ve idrar üretiminin artmasına (poliüri) ve sıvı kaybının artmasına neden olur. Kayıp kan hacmi, vücut hücrelerinde ve diğer vücut bölgelerinde tutulan suyu osmotik olarak değiştirerek, su kaybına ve susuzluğun artmasına (polidipsi) neden olmaktadır.

Şeker hastalığı teşhisi

Şeker hastalığı teşhisi

Diyabet hastalığı, tekrarlayan veya kalıcı yüksek kan şekeri ile karakterizedir ve aşağıdakilerden herhangi birini göstermesi durumunda teşhis edilmektedir:

Açlık plazma glikoz seviyesi ≥ 7,0 mmol / l (126 mg / dl)

Bir glikoz tolerans testinde olduğu gibi 75 g oral glikoz tüketiminden iki saat sonra plazma glikozu ≥ 11,1 mmol / l (200 mg / dl)

Yüksek kan şekeri ve gündelik plazma glikozu belirtileri ≥ 11,1 mmol / l (200 mg / dl)

Glikozlanmış hemoglobin (HbA1C) ≥ 48 mmol / mol (≥ 6,5 DCCT).

Pozitif sonuç, anlaşılır yüksek kan şekeri yokluğunda yukarıdaki metotların farklı günlerde tekrarlanması ile onaylanmalıdır. Açlık glikoz seviyesini ölçmek için ölçüm kolaylığı ve zamandan kazanması sebebiyle resmi glikoz tolerans testi önerilmektedir. Bu test 2 saat sürmektedir ve açlık testine göre belirli bir avantaj sunmamaktadır. Mevcut tanıma göre iki açlık glikoz ölçümü 126 mg/dl (7,0 mmol/l) üzerinde ise diyabet teşhisi kabul edilmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü, kişi başına açlık glikoz düzeyleri 6,1 ila 6,9 mmol / l (110 ila 125 mg / dl) olan kişilerde açlık glikozunda bozulma olduğu düşünmektedir. 75 g oral glikoz alınımından iki saat sonra plazma glikozu 7,8 mmol / l'nin (140 mg / dl) üstünde ancak 11,1 mmol / l'nin 200 mg / dl) üstünde olmayan kişilerin bozulmuş glikoz toleransına sahip olduğu kabul edilmektedir. Bu iki prediyabetik durumun özellikle ikincisi, tam teşekküllü diyabetin yanı sıra kardiyovasküler hastalık ilerlemesinde önemli bir risk faktörüdür. 2003 yılından bu yana Amerikan Diyabet Derneği, 5,6 ila 6,9 mmol / l (100 ila 125 mg / dl) bozulmuş açlık glikozu için biraz farklı aralık kullanmaktadır.

Glikozlanmış hemoglobin, herhangi bir nedene bağlı kardiyovasküler hastalık ve ölüm riskini belirlemek için açlık glikozundan daha iyidir.

Şeker hastalığından korunma yolları

Şeker hastalığından korunma yolları

Tip 1 diyabet için önleme tedbiri bilinmemektedir. Tüm vakaların %86-90'ını oluşturan tip 2 diyabet normal vücut ağırlığının korunması, fiziksel aktivitede bulunulması ve sağlıklı diyet tüketimi ile genellikle önlenebilir veya ertelenebilir. Yüksek seviyede yapılan fiziksel aktivite (her gün 90 dakikadan daha fazla) diyabet riskini yaklaşık %28 oranında düşürmektedir. Tüm tahıl ve lifleri içeren zengin diyetin korunması, fındıktaki gibi doymamış yağları, sebze yağları ve balık içeren diyet değişikliklerinin diyabeti önlemede etkili olduğu bilinmektedir. Ayrıca şekerli içecek, kırmızı et ve diğer doymuş yağların tüketiminin azaltılması diyabeti önlemede yardımcı olmaktadır. Tütün kullanımı da diyabet riskinin artması ile ilişkilidir ve bu nedenden dolayı sigarayı bırakmak önemli bir koruyucu önlem olabilmektedir.

Tip 2 diyabet ve değiştirilebilen risk faktörleri (fazla ağırlık, sağlıksız diyet, fiziksel hareketsizlik ve tütün kullanımı) arasındaki ilişki dünyanın tüm bölgelerinde benzerdir. Diyabetin altında yatan belirleyicilerin sosyal, ekonomik ve kültürel değişime yön veren büyük güçlerin bir yansıması olduğuna dair artan kanıtlar bulunmaktadır. Bu belirleyiciler küreselleşme, kentleşme, nüfus yaşlanması ve genel sağlık politikası ortamıdır.

Şeker hastalığı tedavisi

Şeker hastalığı tedavisi

Diyabet çok özel durumlar haricinde tedavisi bilinmeyen kronik bir hastalıktır. Yoğunluk yönetimi, kan şekeri seviyesini düşük seviyeye indirmeden normal seviyeye yakın tutmaya odaklanmaktadır. Bu durum genellikle sağlıklı diyet, egzersiz, kilo kaybı ve uygun ilaçlar (tip 1 diyabette insülin: oral ilaçlar, tip 2 diyabette ise mümkün olduğu kadar iyi insülin) ile başarıya ulaşmaktadır.

Kan şekeri düzeylerini iyi yöneten komplikasyonların çok daha az yaygın ve daha az şiddetli olması sebebiyle hastalığı öğrenmek ve tedaviye aktif olarak katılmak önemlidir. Tedavinin amacı HbA1C seviyesini %65 seviyesinde tutmaktır. Fakat bu seviye daha yüksek olabilmesine karşın daha düşük seviyeye düşmemelidir. Diyabetin negatif etkilerini hızlandırabilecek diğer sağlık sorunlarına dikkat edilmelidir. Bunlar tütün kullanımı, kolesterol seviyesinin yükselmesi, obezite, yüksek kan basıncı ve düzenli egzersiz eksikliğini içermektedir. Diyabetik ayak riski olan durumlarda özel ayakkabı ülseri önlemek ve ülserin tekrarlamaması için yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bununla birlikte bu ayakkabıların etkili olduğuna ilişkin sağlam kanıtlar yoktur.

Şeker hastaları nasıl yaşamalı?

Diyabet hastalığı olan insanlar hem kısa hemde uzun süreli kan şekeri seviyelerini kabul edilebilir bir düzeyde tutmak için hastalık ve tedavi ile ilgili eğitimden ve normal vücut ağırlığına ulaşmak için beslenme ve egzersizden yararlanabilmektedir. Buna ek olarak daha yüksek kardiyovasküler risk göz önüne alındığında kan basıncını kontrol etmek için yaşam tarzında değişiklikler yapılması önerilmektedir.

Şeker hastalığı ilaçları

Şeker hastalığı ilaçları

Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar kan şekerini düşürmektedir. Anti diyabetik ilaçların bir dizi farklı sınıflandırılması bulunmaktadır. Metformin gibi bazı ilaçlar ağızdan alınmaya uygun iken GLP-1 agonist gibi diğer ilaçlar sadece enjeksiyon yolu ile alınmaktadır. Tip 1 diyabet sadece insülin ile tedavi edilebilmektedir. Genellikle NPH insülin veya sentetik insülin analogları ile düzenli kombinasyon oluşturulmaktadır.

Metforminin mortaliteyi azalttığına dair iyi kanıtlar bulunması sebebiyle genelde tip 2 diyabet için ilk basamak tedavi olarak önerilmektedir. Karaciğerin glikoz üretimini azaltarak çalışmaktadır. Çoğunlukla ağızdan alınan diğer birkaç grup ilaçta tip 2 diyabette kan şekerini düşürebilmektedir. Bu ilaçların içinde insülin salınımını arttıran ajanlar, bağırsaktan şeker emilimini azaltan ajanlar ve vücudu insüline daha duyarlı hale getiren ajanlar bulunmaktadır. Tip 2 diyabette insülin kullanıldığında oral ilaçların kullanımına devam edilirken uzun etkili bir formülasyon için başlangıçta eklenmektedir. İnsülin dozları etkili olacak şekilde daha sonraları arttırılmaktadır.

Kardiyovasküler hastalık diyabetle ilişkili ciddi bir komplikasyon olduğundan, bazıları kan basıncı seviyelerini 130/80 mmHg'nın altında tutmayı önermektedir. Ancak kanıtlar 140/90 mmHg ile 160/100 mmHg arasında bir değerde veya daha az bir değeri desteklemektedir. Bu aralığın altındaki bir kan basıncı hedefleri için bulunan tek fayda felç riskinde izole bir azalmadır ve buna diğer olumsuz durumların riskinin artması eşlik etmektedir. 2016 yılında yapılan bir araştırmada 140 mmHg'den daha düşük tedaviler için potansiyel bir zarar bulunmuştur. Kan basıncını düşüren ilaçlar arasında anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri (ACEI'ler) diyabetli hastalarda sonuçları iyileştirirken benzer ilaçlardan olan anjiyotensin reseptör engelleyiciler (ARB'ler) sonuçları iyileştirmemektedir. Ayrıca kardiyovasküler problemleri olan insanlara aspirin önerilmektedir. Ancak rutin aspirin kullanımının komplike diyabet sonuçlarını iyileştirdiği bulunmamıştır.

Şeker hastalığı ameliyatı

Şeker hastalığı ameliyatı

Bir pankreas nakli, tipik olarak böbrek transplantasyonu gerektiren son dönem böbrek hastalığı da dahil olmak üzere hastalığın ağır komplikasyonlarına sahip tip 1 diyabetli insanlar için düşünülmektedir.

Kilo kaybı cerrahisi obezite ve tip 2 diyabette genellikle etkili bir önlemdir. Birçoğu normal kan şekeri seviyesini az da olsa koruyabilir veya ameliyat sonrası ilaç kullanılmaz ve uzun süreli mortalite azalır. Ancak ameliyattan sonra %1'den daha az kısa süreli mortalite riski bulunmaktadır. Cerrahi uygun olduğunda vücut kitle endeks eşiği henüz kesin değildir. Bu seçeneğin hem kilosunu hemde kan şekerini kontrol altında tutamayan insanlar için düşünülmesi önerilmektedir.

Şeker hastaları bakımı

Birleşik Krallık gibi pratisyen doktor sistemi kullanan ülkelerde bakım çoğunlukla hastane dışında olabilir. Hastane tabanlı uzman bakımı komplikasyon bulunan vakalarda, kan şekeri kontrolünün zor olduğu durumlarda veya araştırma projelerinde uygulanmaktadır. Diğer durumlarda pratisyen hekimler ve uzmanlar takım yaklaşımıyla bakımı paylaşmaktadır. Evde telesağlık desteği etkin bir yönetim tekniği olabilmektedir.

Diyabet epidemiyolojisi

Diyabet epidemiyolojisi

2016 yılı itibariyle 422 milyon insan diyabet hastalığından muzdariptir. 2013 yılında 382 milyondan fazla insan ve 1980 yılında 108 milyon insanın diyabet hastalığına sahip olduğu tahmin edilmiştir. Küresel nüfusun değişen yaş yapısı için yapılan hesaplamalara göre 1980 yılında %4,7 olan oran neredeyse ikiye katlanarak yetişkinler arasında %8,5 oranına yükselmiştir. Tip 2 diyabet vakaların yaklaşık %80'ini oluşturmaktadır. Bazı veriler erkekler ve kadınlardaki oranın kabaca eşit olduğunu göstermektedir. Ancak daha yüksek tip 2 diyabet sıklığı gösteren popülasyonlarda şeker hastalığındaki erkek fazlalığı bulunmuştur. Muhtemelen insülin duyarlılığındaki cinsiyet farklılıkları, obezite sonuçları ve bölgesel yağ depolanması ve yüksek kan basıncı, tütün kullanımı ve alkol tüketimi gibi diğer faktörler katkı sağlamaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSO), 2012 yılında diyabet nedeniyle 1,5 milyon ölüm gerçekleştiğini tahmin etmektedir ve bu durum diyabeti en fazla ölüme sebep olan 8. sıradaki hastalık yapmaktadır. Ancak dünya çapındaki diğer 2,2 milyon ölümün yüksek kan şekeri, kardiyovasküler hastalık riskinin artması ve diğer ilişkili komplikasyonlara (örneğin böbrek yetmezliği) bağlı olarak gerçekleştiği belirtilebilir. Bu durum genellikle erken ölüme yol açmaktadır ve diyabetten daha fazla ölümlerin altında yatan nedenler olarak listelenmiştir. Örneğin 2014 yılında Uluslararası Diyabet Federasyonu (UDF), diyabet ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilendirilebilecek toplam ölüm sayısını modelleme kullanarak, dünya çapında diyabete bağlı olarak 4,9 milyon ölüm gerçekleştiğini tahmin etmiştir.

Diyabet, dünya çapında her yerde ortaya çıkmaktadır ancak gelişmiş ülkelerde daha yaygın olarak görülmektedir (tip 2 diyabet). Oranlardaki en büyük artış düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir ve %80'den daha fazla diyabetik ölüm oluşmaktadır. En hızlı yaygınlık artışının Asya ve Afrika'da ortaya çıkması beklenmektedir ve muhtemelen 2030 yılında birçok insan diyabet hastalığına sahip olacaktır. Gelişmiş ülkelerdeki diyabet oranlarının artması, yerleşik yaşam biçimindeki artış, fiziksel olarak daha az iş ve küresel gıda geçişini içeren kentleşme eğilimi ve yaşam tarzı değişiklikleri sonucu oluşmaktadır. Yüksek enerji değeri olan fakat besin değeri düşük gıdaların tüketiminin artması dikkat çekicidir (genellikle yüksek şeker ve doymuş yağlar, bazen "batı tarzı" olarak isimlendirilen diyet).

Diyabetin tarihçesi

Diyabet epidemiyolojisi

Diyabet tarif edilen ilk hastalıklardandır ve MÖ 1500 yılında Mısır el yazmalarında "idrarın çok fazla boşaltılmasından" bahsedilmiştir. Ebers papirüsü bu gibi durumlarda içki alınması önerisini içermektedir. Tanımlanan ilk vakaların tip 1 diyabet olduğuna inanılmaktadır. Aynı dönemde Hintli doktorlar hastalığı teşhis etmişler ve "madhumeha" veya "ballı idrar" olarak sınıflandırmışlardır. Tatlı idrarın karıncaları çektiğini not almışlardır.

''Diyabet'' veya "doğrudan geçmek" tanımı ilk kez milattan önce 230 yılında Yunan Apollonius Memphites tarafından kullanılmıştır. Hastalık Roma İmparatorluğu'nda nadir olarak görülmüştür. Galen kariyeri boyunca 2 tane diyabet hastalığı gördüğünü belirtmiştir. Bu durumun antik yaşam tarzı ve diyet nedeniyle veya ileri seviye diyabet esnasında gözlemlenen klinik semptomlar nedeniyle olması muhtemeldir. Galen hastalığı "idrarda ishal" (diarrhea urinosa) olarak isimlendirmiştir.

Günümüze ulaşan diyabet hakkındaki en eski ve detaylı çalışma Kapadokyalı Aretaeus'a aittir ( MS 2. veya 3. yüzyılın başları). Aretaeus semptomları tanımlamıştır ve hastalık hakkında dersler vermiştir. Hastalığın sebebi nem ve soğuğa bağlanmıştır ve "Pnömatik Okul" inançları yansıtılmıştır. Diyabetin diğer hastalıklarla olan ilişkisi hakkında hipotezler kurmuştur. Ayrıca aşırı susuzluğa neden olan yılan sokmasından ayırıcı tanıyı tartışmıştır. İlk Latin baskısının Venedik'te yayımlandığı 1552 yılına kadar eserleri Batı'da bilinmiyordu.

Tip 1 ve tip 2 diyabet ilk kez ayrı koşullarda Hintli doktorlar Sushruta ve Charaka tarafından milattan sonra 400 ila 500'lü yıllarda tespit edilmiştir. Tip 1 diyabet gençlik ile tip 2 diyabet ise fazla kilolu olma ile ilişkilendirilmiştir. "Mellitus" veya "baldan" terimi, sık idrara çıkma ile ilişkili diyabet insipidusundan durumun ayrılması için İngiliz John Rolle tarafından 1700'lü yılların sonlarına doğru eklenmiştir. 1921 ve 1922 yıllarında Kanadalı Frederick Banting ve Charles Best tarafından insülin keşfedildiğinde, 20. yüzyılın başlarına kadar diyabet için etkili tedavi geliştirilememişti. 1940'lı yıllarda ise uzun etkili NPH insülini geliştirilmiştir.

Diyabet kelimesinin kökeni

Diyabet kelimesinin kökeni

Şeker hastalığı kelimesi Latince diabētēs'den gelmektedir ve Latince diabētēs, kelimenin tam anlamıyla "geçişli bir sifon" anlamına gelen Eski Yunancada διαβήτης (diabētēs)'dan gelmektedir. Kapadokya'nın Eski Yunan hekimi Aretaeus (MS 1. yüzyıl ), hastalığın adı olarak "aşırı idrar tahliyesi" anlamına gelen sözcüğü kullandı. Sonuçta, sözcük, "geçmek" anlamına gelen δια- (dia-) ve "gitmek" anlamına gelen βαίνειν (bainein)'den oluşan, "geçmek" anlamına gelen Yunan διαβαίνειν (diabainein)'den gelmektedir. "Şeker hastalığı" kelimesi ilk kez 1425 yılında yazılan tıp metninde İngilizce olarak diyabet şeklinde kaydedilmiştir.

Mellitus kelimesi veya Klasik Latinceden gelen mellītus, "mellite" (balla tatlandırılmış; tatlı-bal) anlamına gelmektedir. Latince kelime "bal", "tatlılık", "güzel şey" anlamını karşılayan mel kökünden gelen "mell" den gelmektedir ve " -ītus" soneki İngilizce'deki "-ite" ekiyle aynı anlamı karşılamaktadır. Thomas Willis, diyabetik birinin idrarındaki tatlılığı (glikozüri) fark ettiğinde 1675 yılında "diyabet" kelimesini hastalığının belirtisi olarak "mellitus" olarak eklemiştir. Bu tatlı tat eski Yunanlılar, Çinliler, Mısırlılar, Kızılderililer ve Persler tarafından idrarda farkedilmiştir.

Şeker hastalığının toplumdaki etkileri

Şeker hastalığının toplumdaki etkileri

1989 "Aziz Vincent Beyannamesi" diyabetli kişilere yapılan bakımın iyileştirilmesi için gösterilen uluslararası çabaların sonucudur. Böylece, sadece yaşam kalitesi ve yaşam süresi açısından değil, aynı zamanda diyabetten kaynaklanan ekonomik giderlerin sağlık sistemi ve hükümetler için sağlık ve verimlilik ile ilgili kaynaklar üzerinde büyük bir boşluk olduğu gösterilmiştir.

Bazı ülkeler, hastalığın tedavisini iyileştirmek için giderek daha başarılı olan ulusal diyabet programlarını kurmuştur.

Ellerde ve ayaklarda oluşan hissizlik veya karıncalanma gibi nöropatik semptomlara sahip diyabet hastalarının, semptom bulundurmayan insanlara oranla işsiz kalmaları iki kat daha olasıdır.

2010 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde diyabet ile ilişkili acil oda (ER) ziyaret oranları, en düşük gelire sahip topluluklarda (her 10000 kişide 526 kişi) en yüksek gelire sahip topluluklardan (10000 kişi içinde 236 kişi) daha yüksektir. Diyabetle ilgili ER ziyaretlerinin yaklaşık % 9,4'ü sigortasızlar için yapılmıştır.

Diyabetin sınıflandırılması

"Tip 1 diyabet " terimi çocuklukta başlayan diyabet, çocuk diyabeti ve insülin bağımlı diyabet (IDDM)'i kapsayan birkaç terimin yerini almıştır. Aynı şekilde "tip 2 diyabet " yetişkinlik başlangıçlı diyabet, obezite bağımlı diyabet ve insüline bağımlı olmayan diyabet terimlerini içeren birkaç terimin yerini almıştır. Bu iki terimin ötesinde standart isimlendirme konusunda genel bir anlaşma bulunmamaktadır.

Diyabet hastalığı, diyabet insipidus'tan ayrılması için zaman zaman "şeker diyabeti" olarakta bilinmektedir.

Hayvanlarda şeker hastalığı

Hayvanlarda şeker hastalığı

Hayvanlarda diyabet hastalığına en yaygın olarak kedi ve köpeklerde rastlanmaktadır. En çok orta yaşlı hayvanlar etkilenmektedir. Dişi köpeklerin erkeklere göre 2 kat daha fazla etkilenmesi olası iken bazı kaynaklara göre erkek kediler dişi kedilere göre etkilenmeye daha fazla yatkındır. Her iki türde de tüm ırklar etkilenebilmektedir. Ama minyatür kaniş gibi bazı küçük köpek türlerinde özellikle diyabet gelişmesi daha olasıdır. Semptomlar sıvı kaybı ve poliüri ile ilişkili olabilir. Ama belirtiler sinsi de olabilir. Diyabetik hayvanlar enfeksiyona daha yatkındır. İnsanlarda görülen uzun süreli belirtiler hayvanlarda daha seyrek olarak görülmektedir. Tedavi prensipleri (kilo kaybı, oral anti diyabetikler, subkuten insülin) ve acil durum yönetimi (örneğin ketoasidaz) insanlar ile benzerlik göstermektedir.

Şeker hastalığı araştırmaları

Solunabilir insülin geliştirilmiştir. Orjinal ürünler yan etkiler nedeniyle geri çekilmiştir. İlaç şirketi olan Mannkind Şirketi tarafından geliştiren Afrezza'nın genel satış onayı Gıda ve İlaç idaresi tarafından 2014 Haziran ayında kabul edilmiştir. Solunan insülin kullanımının daha rahat ve kolay olması nedeniyle avantaj sağlamaktadır.

Bir krem ​​formunda olan transdermal insülin geliştirilmiştir ve tip 2 diyabetliler üzerinde denemeler yapılmıştır.

Şeker Hastalığı Resimleri