12 December 2018, Wednesday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Şehir

İçindekiler
  1. Şehir ne demek?
  2. Şehirlerin oluşumu
  3. Şehir planlaması
  4. Şehirlerin tarihçesi
  5. Şehirlerin etkileri
  6. Şehir ve kasaba arasındaki fark
  7. Küresel kentler
  8. Şehir içi
  9. 21. yüzyılda şehir
  10. Şehirler ağı

Şehir ne demek?

Bir şehir, büyük ve kalıcı insan yerleşim yeridir. Genel İngilizce dilinde, bir şehrin bir kasabadan nasıl ayrıldığına dair herhangi bir anlaşmaya rastlanmamış olmasına rağmen, pek çok şehir yerel yasalara dayanan belirli bir idari, yasal veya tarihi statüye sahiptir.

Şehirler, genel olarak sanitasyon (sağlık ve temizlik hizmetleri), kamu hizmetleri, arazi kullanımı, konut ve ulaşım için kompleks sistemlere sahiptir. Kalkınmanın yoğunlaşması, insanlar ve işletmeler arasındaki etkileşimi büyük ölçüde kolaylaştırmakta, bazen bu süreçte her iki taraftan da yararlanmaktadır. Fakat, aynı zamanda kentsel büyümeyi yönetmek için zorluklar da ortaya koymaktadır.

Büyük bir şehrin veya başkentin, genellikle bağlantılı kenar mahalleleri ve şehirden uzak lüks yaşam alanları vardır. Bu şehirler, genellikle şehir alanları ve başkent alanları ile bağlantılı olarak, iş bulmak için şehir merkezlerine seyahat eden çok sayıda iş yeri yolcusu ortaya çıkartmıştır. Bir şehir, başka bir şehre uzanacak kadar genişledikten sonra, bu bölge bileşik bir şehir veya birleşik şehirler olarak kabul edilebilir. Şam, tartışmasız dünyanın en eski şehridir. Nüfus açısından en büyük şehir Şangay, en hızlı büyüyen şehir ise Dubai'dir.

Şehirlerin oluşumu

İlk şehirleri, hangi koşulların doğurduğuna dair yeterli kanıt yoktur. Bazı teorisyenler, uygun ön koşullar ve önemli itici güç olabilecek temel mekanizmalar için ne düşündükleri konusunda tahminde bulunmuşlardır.

Geleneksel bakış, şehirlerin ilk olarak, Neolitik devrimden sonra kurulduğunu söylemektedir. Neolitik devrim, yoğun insan nüfusunu olanaklı hale getiren tarımı getirmiş böylece şehir kalkınmasını desteklemiştir. Tarımın ortaya çıkışı, tarımsal üretimle yaşayan diğer insanların yanına yerleşmek ve avcı-tarım işçisi olarak göçebe yaşam tarzını terk etmek için insanları cesaretlendirmiştir. Tarımla teşvik edilen nüfus yoğunluğunun artması ve arazinin her bir birimi için artan gıda üretimi, şehir benzeri faaliyetler için daha uygun görünen koşulları ortaya çıkartmıştır. Paul Bairoch, "Şehirler ve Ekonomik Kalkınma" adlı kitabında, gerçek şehirler oluşmadan önce tarımsal faaliyetin gerekli görüldüğü iddiasında bu görüşü ele almıştır. 

Vere Gordon Childe'ye göre, bir yerleşim yerinin şehir olarak nitelendirilebilmesi için, ticareti destekleyecek yeterli miktarda ham maddeye ve nispeten geniş bir nüfusa sahip olmalıdır. Bairoch, Neolitik-öncesi dönemlerde, avcı-toplayıcı toplumlarda devam eden nüfus yoğunluğundan fazla olmamasından dolayı, geçimi sağlamak için yeterli olan yiyeceği üretmede gerekli olan arazinin miktarı ve geniş bir nüfus için ticaret akışını kontrol etmenin imkansız hale getireceğini belirtmiştir. Bu noktayı açıklamak için Bairoch bir örnek sunar: "Neolitik Çağ öncesi Batı Avrupa, insan yoğunluğunun kilometrede 0,1 kişiden az olması gerekir" der. Bu nüfus yoğunluğunu hesaplamak için kullandığı temel özellik, ticaret fazlalığına %10'luk bir oran ayırarak ve şehir sakinlerinin tarım yapmadığını varsayarak, "... ulaşım maliyetini hesaba katmayarak 1.000 kişilik nüfusa sahip bir şehri korumak için 100.000 kilometrekarelik bir alana ihtiyaç duyulur. Ulaşım maliyeti hesaba katıldığında ise rakam 200.000 kilometrekareye yükselir..." der. Bairoch, bunun kabaca İngiltere'nin büyüklüğünde olduğunu söylemiştir. Kentsel kuramcı Jane Jacobs, şehir oluşumunun, tarımın doğmadan önce oluştuğunu öne sürmüştür. Ancak, bu görüş yaygın şekilde kabul edilmemiştir.

Brendan O'Flaherty, Şehir Ekonomisi adlı kitabında Şehirlerin binlerce yıldır var olduğunu ve ancak avantajlarının dezavantajlarını ortadan kaldırması durumunda varlığını sürdürebileceğini iddia etmektedir (O'Flaherty 2005, sayfa 12). O'Flaherty, genellikle işletmelerle ilişkili kavramlar olan, ölçek büyümesi ve ölçek ekonomisi olarak bilinen, benzer iki ilgi çekici avantajı göstermektedir. Ölçek büyümesi ve ölçek ekonomisi uygulamaları, daha temel ekonomik sistemlerde de görülmektedir. Ölçeğe geri dönüşlerin artmasıyla, "tüm girdileri ikiye katlamak çıktıyı iki katına çıkardığında ve çıktıyı iki katına çıkararak maliyeti ikiye katlarsanız bir etkinliğin ölçek ekonomisini taşıdığı" ortaya çıkmaktadır (O'Flaherty 2005, sayfa 572-573). Bu kavramlara bir örnek vermek için O'Flaherty, "şehirlerin kurulmasının en eski sebeplerinden biri, askeri korumadan faydalanmaktır" demiştir (O'Flaherty 2005, sayfa 13). Bu örnekte şehrin girişleri, korumak için kullanılır (örneğin, bir sur) ve çıkış ise korunan alan ve içinde bulunan her şeydir. O'Flaherty, daha sonra korunan alanın kare olduğunu ve her hektarın aynı koruma değerine sahip olduğunu varsaymamızı ister. 

Bunun gibi, Harvard ekonomisti Edward L. Glaeser'in "Şehirler Ölüyor Mu?" adlı bildirisinde, şehir oluşumu için, malların, kişilerin, fikirlerin ve nakliye masraflarının düşürülmesi gibi benzer nedenleri araştırmaktadır. Yakın olmanın faydalarını tartışırken, Glaeser, bir şehrin iki katına çıktığında, işçilerin %10'luk bir kazanç artışı elde ettiğini iddia etmiştir. Glaeser, daha büyük kentlerin daha küçük bir şehirde olduğu gibi eşit üretkenlik için daha fazla ödeme yapmadığını belirterek argümanını genişletir; bu nedenle, başlangıçta çalıştıklarında iki kat daha büyük bir şehre taşındıklarında işçilerin daha üretken olduklarını varsaymak mantıklıdır. İşçiler, %10 ücret artışından fazla fayda sağlamazlar. Çünkü, bu durum, daha büyük şehirde yaşamanın daha yüksek maliyetle geri dönmesini sağlar. Yine de, şehirlerde yaşamakla başka çıkarlar edinebilirler.

Şehir planlaması

Şehir planlaması, bir şehrin nasıl görünmesi gerektiği konusunda pek çok farklı tasarı göz önüne alır. En sık rastlanan model, binlerce yıldır Çin'de kullanılan, Đskoç Büyüklerin şehir plancısı Dinokratlar tarafından bağımsız olarak icat edilen ve Romalılar tarafından tercih edilen grid sistemidir (Türkçe karşılığını ızgara ya da kafes olarak tanımlanan, belirli bir alan için görünmez kabul edilen yatay ve dikey çizgilere göre hızlandırma tekniği veya sistemidir). Bu sistem, Kolomb öncesi Amerika'nın bazı bölgelerinde adeta uygulanması gereken bir kural olarak kabul edilmiştir. 1613 yılında yapımına başlanan Derry şehri, İrlanda'nın ilk planlı şehri oldu ve duvarlar beş yıl sonra tamamlandı. Dört kapılı, duvarlı bir şehir planı, savunma için iyi bir tasarım olarak kabul edildi. Grid (ızgara) şeklindeki plan, İngiliz Kuzey Amerika kolonilerinde yaygın bir şekilde kopyalanmıştı.

Antik Yunanlılar, sıklıkla Akdeniz çevresindeki sömürge şehirlerine ızgaralı planı verdiler. Buna en güzel örneklerden biri de Priene şehridir. Bugünkü modern şehir planlamasında görüldüğü kadarıyla, bu şehrin farklı özel semtleri vardı. 15 yüzyıl önce, Indus Vadisi Uygarlığı, Mohenjo-Daro gibi şehirlerde ızgara sistemi kullanırdı. Orta Çağ'da ise doğrusal planlamanın tercih edildiğine dair kanıtlar vardır. Fransa'nın güneyindeki çeşitli hükümdarlar tarafından kurulan şehirler ile eski Hollanda ve Flaman şehirleri, şehirlerin açılımı için iyi örneklerdir.

Izgara planları, özellikle Paris'in yeniden tasarlanmasından sonra, 19. yüzyıldaki plancılar arasında popülerdi. Eski yolları takip eden dolambaçlı yollar, organik sokakları kesmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, Salt Lake City ve San Francisco gibi şehirlerde, Batı Amerika'nın hızla yerleştiği yeni bölgelerde ve kasabalarda ızgara planları uygulamıştır.

Diğer kullanılan şehir formları, ana yolların merkezi bir noktada birleştiği radyal bir yapı modelidir. Bu, genellikle tarihsel bir formdu. Uzun zamandaki ardışık büyüme; şehir surları ve kaleler izleridir. Daha yakın tarihte, bu tür formlar bir kasabanın kenar mahallelerinde trafik yükünü azaltan, yan yollarla desteklendi. Birçok Hollanda şehri, ortak merkezli kanallarla çevrili merkezi bir kare şeklindedir. Her şehrin genişlemesi, yeni bir çember (şehir duvarlarıyla birlikte kanallar) anlamına gelir. Amsterdam, Haarlem ve Moskova gibi şehirlerde bu model halen açıkça görülebilir.

Şehirlerin tarihçesi

Kasabalar ve şehirlerin, uzun bir geçmişi vardır. Ancak, bu konudaki görüşler, herhangi bir antik yerleşimi bir şehir olarak kabul edilip edilemeyeceğine göre değişebilir. Şehirler coğrafi olarak merkezileştirilmiş ticaretin bir sonucu olarak kurulmuş, başkalarına yakın bir yerde yaşayan üyelere fayda sağlamakta ve ekonomi ile sınırlı olmaksızın etkileşimleri kolaylaştırmaktadır. Bu etkileşimler, başkalarının eylemleri arasında hem olumlu hem de olumsuz dışsallıklar üretir. Faydalar, nakliye masraflarının düşürülmesi, fikir alışverişinin yapılması, doğal kaynakların paylaşımı, büyük yerel pazarlar ve daha sonra gelişmekte olan ülkelerde, akan su ve kanalizasyon bertaraf etme gibi olanaklar bulunmaktadır. Olası maliyetler, daha yüksek suç oranı, daha yüksek ölüm oranları, daha yüksek yaşam maliyeti, daha kötü kirlilik, trafik ve işe gidiş geliş sürelerinin artışını içerir. Şehirler; insanlar ve firmalar arasındaki yakınlığın faydaları, maliyetin üzerine çıktığında büyür.

İlk gerçek kasabaların, bazen sakinlerin sadece çevredeki çiftçilerin olmadığı, ancak uzmanlaşmış mesleklerin, ticaretin, gıda depolamanın ve gücün merkezileştiği yerlerde toplandığı kabul edilmektedir. 1950 yılında, Gordon Childe, 10 genel ölçüm ile tarihi bir şehri tanımlamaya çalışmıştır. Bunlar:

Nüfusun büyüklüğü ve yoğunluğu normalin üzerinde olmalıdır.

Nüfusun farklılaşması. Tüm şehir sakinleri kendi besinlerini yetiştirmeyip, uzmanlara yönelir.

Tanrısal konumdaki birine ya da krala vergiler ödenir.

Anıtsal kamu binaları vardır.

Kendi yiyeceklerini üretmeyenler kral tarafından desteklenmektedir.

Kayıt sistemleri ve pratik bilim kullanılır.

Yazma sistemi kullanılır.

Sembol sanatının geliştirilmesi sağlanır.

Ticaret ve hammadde ithalatı yapılır.

Akraba grubunun dışında, uzman sanatkarlar vardır.

Bu sınıflandırma, tanımlayıcıdır ve Antik kentler dikkate alındığında, genel bir ölçüt olarak kullanılmaktadır. Ancak, her biri özelliklerinin tümüne sahip değildir. 

Küçük bir şehri büyük bir kasabadan ayırt etmek için kullanılabilecek bir özellik, organize olmuş yönetim biçimidir. Bir kasaba, komşular arasındaki gayrı resmi anlaşmalar ya da bir amirin liderliği yoluyla ortak hedeflere ulaşır. Bir şehrin profesyonel yöneticileri, yönetmelikleri ve hükümet işçilerini geçindirmek için vergilendirme çeşidi (gıda, diğer ihtiyaçlar veya onlar için ticaret yapma imkanı) vardır. Hükumetler, kalıtım, din, askeri güç, iş projeleri (kanal inşaatı gibi), gıda dağıtımı, arazi mülkiyeti, tarım, ticaret, üretim, finans veya bunların bir kombinasyonu olabilir. Şehirlerde yaşayan topluluklara genellikle uygarlıklar denir.

Antik çağda şehirler

Mezopotamya, Hindistan, Çin ve Mısır'ın nehir vadilerinde, ilk uygarlıklar olarak adlandırılan daha karmaşık insan toplulukları MÖ 3000 yıllarında ortaya çıkmıştır. Gıda üretimindeki artış, insan nüfusunda ve şehirlerin yükselişinde belirgin bir artışa neden oldu. Güneybatı Asya ve Mısır halkları batı uygarlığının temellerini atmışlar, kentleri geliştirmişler ve bireysel topluluklardan daha büyük toprak birimlerine ve sonunda da imparatorluklara doğru ilerledikçe örgütlü devletlerin sorunlarıyla mücadele ettiler.

Indus Vadisi Uygarlığı ve antik Çin, büyük yerli kent geleneklerine sahip iki bölgedir. Eski Dünya kentleri arasında bugünkü Pakistan'da bulunan Indus Vadisi Uygarlığının Mohenjo-daro, MÖ 2600 yıllarında var olan, 50.000 veya daha fazla nüfusa sahip en büyük uygarlıklardan biriydi.

Antik Yunan'da, MÖ 1. bin yılın başlarından itibaren, ilk kez serbest vatandaşlık kavramını geliştiren bağımsız şehir sınıfları ortaya çıktı ve Polis (Antik Yunanda devlete ait şehir), sürecin içinde bağımsız şehrin ilkesi haline geldi. "Toplama yeri" veya "toplanma" anlamına gelen Agora, polisin sportif, sanatsal, manevi ve politik hayatının merkezi oldu. Bu Yunan şehir sınıfları, mimari, drama, bilim, matematik ve felsefe ile ifade edilen, Atina'da demokratik bir hükümet altında korunan şehirler olarak, klasik Yunanistan'ın eşi benzeri görülmemiş bir kültür patlamasıyla sonuçlanan mükemmel refah seviyelerine ulaştı. Milet'li Yunan Hippodamus (MÖ 407); Milet'in tasarımı için "Şehir Planlamacısının Babası" olarak adlandırılmıştır. Hippodamian planı veya ızgara planı, sonraki Yunan ve Roma şehirlerinin temelini oluşturdu. MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender, yeni İskenderiye şehrini düzenlemek için Dinosauros Rodos'u görevlendirdi; Antik Akdeniz dünyasının idealize şehir planlamasının en büyük örneği olan şehrin düzenliliği, Nil ağzına yakın olan seviye alanı tarafından kolaylaştırılmıştır.

İlk kentsel geleneklerin bu listesi, çeşitliliği açısından dikkat çekicidir. İlk şehir alanlarda yapılan kazılar, bazı şehirlerin seyrek nüfuslu siyasi sermayeler olduğunu, bazılarının ticaret merkezleri olduğunu ve hala diğer şehirlerin daha çok dini odaklı olduklarını göstermektedir. Bazı şehirler, nüfus yoğunluğuna sahipken, diğerleri nüfus yoğunluğuna bakılmaksızın siyaset veya din alanlarında şehir faaliyetleri yürütürlerdi. Antik şehirciliği ekonomik fayda gibi tek faktörle açıklamaya çalışan teoriler, arkeologlar tarafından belgelendirilen çeşitlilik aralığı yakalamayı başaramamıştır. 

Antik uygarlıkların nüfusunun büyümesi, politik gücü yoğunlaştıran eski imparatorlukların oluşması ile ticaretin ve imalatın büyümesi, Helenistik uygarlığın İskenderiye, Antakya ve Selevya'yla birlikte ticaret merkezleri, sanayileşme merkezleri ve daha büyük şehirler haline gelmesine yol açmıştır. Bunlara örnek ise, Pataliputra (Şimdi Patna), Çin'de Chang'an (şimdi Xi'an), Kartaca, antik Roma, doğu halefi Konstantinapolis'dir (daha sonra İstanbul).

Keith Hopkins, antik Roma'nın, MÖ 3., 2. ve 1. yüzyılın sonuna kadar sürekli olarak büyümesinin ardından, o sırada dünyanın en büyük şehri haline geldiğini, yaklaşık bir milyonluk bir nüfusa sahip olduğunu tahmin etmektedir. İskenderiye'nin nüfusu aynı zamanda Roma'nın nüfusuna yakındı. Tarihçi Rostovtzeff, İskenderiye'de 180.000 yetişkin erkek vatandaşın yaşadığı, MS 32 tarihli bir nüfus sayımına dayanarak 1 milyona yakın toplam nüfusu olduğunu tahmin etmektedir.

Son zaman Antik dönemin şehirleri, şehre ait güç tabanı küçülürken dönüşümler yapmış ve yerel piskoposlara devretmiştir. Şehirler esasen ortadan kaybolmuştur. Roma ve İtalya'da en erken, Doğu Roma İmparatorluğu'nda ve Visigothic İspanya'da en son ortadan kalkanlardır.

Eski Amerika'da, Andes ve Mesoamerica'da erken kentsel gelenekler gelişmiştir. Andes'te, ilk şehir merkezleri, Norte Chico uygarlığı (ayrıca Caral veya Caral-Supe uygarlığı), Chavin ve Moche kültürlerinde geliştirildi. Ardından, Huari, Chimu ve Inca kültürlerindeki büyük şehirler de geliştirildi. Norte Chico medeniyeti, şimdiki kuzey-merkez kıyı Peru'nun kuzeyinde Norte Chico bölgesi olan, 30'a yakın büyük nüfus merkezini içeriyordu. Bu uygarlık, MÖ 30. yüzyıl ile MÖ 18. yüzyıl arasında gelişen, Amerika'da bilinen en eski uygarlıktır. Mesoamerica, ilk şehir sakinlerinin yaşam tarzının, Preklasik Maya, Oaxaca'daki Zapotec ve Meksika'nın merkezinde Teotihuacan gibi çeşitli kültür bölgelerinde yükselişini gördü. Aztek gibi daha sonra ortaya çıkan kültürler, geçmiş kültürlerin geleneklerini devam ettirdiler.

MS 1. binyılda Angkor, Kamboçya'nın Khmer bölgesinde gelişmiş bir kent geleneği ile dünyanın en büyük şehirlerinden biri haline geldi. Angkor'a en yakın rakip, 100 ile 150 kilometre karelik toplam büyüklüğüyle Guatemala Tikal'da bulunan Maya şehriydi. Maya şehrinin nüfusu tartışma konusu olmasına rağmen, Angkor bölgesindeki yeni tespit edilen tarımsal sistemler, bir milyona kadar insanın olduğu varsayımını desteklemiş olabilir. 

Tarım, MÖ 3. bin yıllardan beri Sahra-altı Afrika'da uygulanmıştır. Bu nedenle, şehirler tarım dışı faaliyet merkezleri olarak gelişmiştir. Tam olarak bu olay ilk ortaya çıktığından bu yana, hala arkeolojik ve tarihi çalışmalara konu olmuştur. Batı bilimi, Avrupa ve Mezopotamya'da şehirlere odaklanma eğilimindeydi. Ancak, ortaya çıkan arkeolojik bulgular, şehirleşmenin Arap kentsel kültürünün etkisinden önce, Sahara'nın güneyinde gerçekleştiğini göstermiştir. Bugüne dek belgelendirilen en eski yerlerden biri olan Jenné-Jeno, bugünkü adıyla Mali, aslında tarihi MÖ 3. yüzyıla dayanmaktadır. Roderick ve Susan McIntosh'a göre Jenné-Jeno, anıtsal mimari ve elit bir sosyal sınıftan yoksun olduğu için, Batı'nın geleneksel şehir yaşam anlayışına uymuyordu. Ancak, kentsel gelişmenin daha işlevsel olarak yeniden tanımlanmasına dayanan bir şehir olarak düşünülmeliydi. Özellikle Jenné-Jeno, yatay, dikey olmayan bir güç hiyerarşisine göre düzenlenmiş yerleşim tepeciklerine sahipti ve uzmanlaşmış bir üretim merkezi ve çevredeki iç bölge ile fonksiyonel olarak karşılıklı bağımlılık sergilemişti. Jenné-Jeno'nun arkeolojik bulguları, özellikle MÖ 3. yüzyıldan M. 4. yüzyıla kadar tarihi olan, Batı Afrika dışı cam boncukların varlığı, Arap-öncesi ticari ilişkilerin muhtemelen Jenné-Jeno ile Kuzey Afrika arasında var olduğunu ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, MS 500 yılına tarihlenen Sahra altı Afrika'daki diğer erken kent merkezleri; Awdaghust, Kumbi-Saleh, Gana'nın eski başkenti ve Maranda, Mısır ile Gao arasındaki ticaret rotasında yer alan merkezlerdi. 

Orta çağda şehirler

David Kessler ve Peter Temin, 19. yüzyıl öncesindeki en büyük şehir olarak antik Roma'yı görürken, 1 milyonluk nüfusu aşan ilk şehir Londra oldu. George Modelski, Orta Çağ Bağdat'ının, zirve noktasında 1,2 milyon tahmini nüfusu ile, 19. yüzyıldan önce Londra'dan sonra en büyük şehir ve bir milyonun üzerinde nüfusa sahip olan ilk şehir olarak düşünmektedir. Diğerleri, Bağdat'ın nüfusunun 9. yüzyılda 2 milyon kadar büyümüş olabileceğini tahmin etmişlerdir.

9. yüzyıldan 12. yüzyılın sonuna kadar, Bizans İmparatorluğunun başkenti Konstantinapolis olan şehir, Avrupa'daki en büyük ve en zengin şehri olup nüfusu 1 milyona yaklaşmıştır.        

Avrupa, Orta Çağ boyunca siyasi varlığını, ev topluluğu olarak görülen kasabalarda sürdürdü. Şehirler konut oluşumundan sonra geleneksel kırsal yükümlülüklerden kurtulan efendiye ve halka özgürlüğü getirdi. Bundan dolayı Almanya'da "Stadtluft macht frei" ("Şehir havası sizi özgür kılar") deyimi benimsendi. Kıtasal Avrupa'da kendi yasama meclisi olan şehirler ile kasabanın yasaları, genellikle etrafı korunmak için çevrelenmiş ve kendine ait arazi olan farklı yaşam alanlarının idaresi ve işleyişi başka bir şeydi. Kutsal Roma İmparatorluğu'nda, bazı şehirlerin imparatordan başka hiçbir efendisi yoktu. İtalya'da Orta Çağ yerel idareleri oldukça benzer bir güce sahipti. Venedik, Cenova veya Lübeck gibi şehirler, istisnai durumlarda güçlü devletler haline geldiler; şehirlerini çevreleyen bölgeleri kontrol altına alarak geniş deniz imparatorlukları kurdular. Geç Orta Çağ'daki Japonya'da Sakai şehri önemli bir özerkliğe sahipti ve başka yerlerde de buna benzer şehir yapıları mevcuttu.

Erken modern çağda şehirler

Akdeniz ve Baltık Denizi'nin şehir devletleri veya polis (akropolis adı verilen yüksek bir tepeden oluşan kent (site) devleti), 16. yüzyıldan itibaren dağılmışken, Avrupa'nın en büyük başkentleri, Atlantik ticaretinin ortaya çıkmasının ardından ticaretin büyümesinden faydalandılar. 19. yüzyılın başlarında Londra, bir milyondan fazla nüfusu ile dünyanın en büyük şehri haline gelerek, Paris, Bağdat, Pekin, İstanbul ve Kyoto gibi bölgesel başkentler ile yarıştı. Amerika'nın İspanyol kolonizasyonu sırasında eski Roma kenti kavramı yoğun şekilde kullanıldı. Şehirler, yeni fethedilen bölgelerin ortasında kuruldu ve idare, maliye ve şehircilik ile ilgili çeşitli kanunlara tabi tutuldu.

Çoğu kasaba, çok küçük kaldı. Böylece, 1500 yılında dünyada sadece iki düzine kasabanın sayısı, 100.000'den fazla nüfusu içeriyordu. Bu sayı 1700 yılına kadar 40'dan daha azdı ve 1900 yılında 300'e kadar yükseldi.

Endüstriyel çağda şehirler

18. yüzyılın sonlarından itibaren Modern endüstri topluluklarının büyümesi, yeni fırsatlar ortaya çıkartmış ve kırsal topluluklardan kentsel alanlara çok sayıda göç getirmişti. Bu göç akımı büyük çapta kentleşme ortaya çıkartmış ve ilk önce Avrupa'da, sonrasında da diğer bölgelerde yeni büyük kentlerin oluşmasına sebep olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1860 yılından 1910 yılına kadar, demir yollarının devreye girmesi ile nakliye masrafları önemli miktarda azalmış ve büyük üretim merkezleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Böylece kırsal alanlardan şehirlere geçiş daha rahat sağlanmıştı. Bu bağlamda meydana gelen şehirler, kirlenmiş su ve hava kaynaklı sağlık sorunları ile bulaşıcı hastalıklar ortaya çıkartmış, bu da ölümle sonuçlanacak sonuçlar doğurmuştu. 1930'lu yılların büyük bunalımında işsizlik ortaya çıkmış, özellikle ağır endüstri sanayisi olan şehirlerde önemli bir darbe vurmuştu. 1900-1990 yılları arasındaki yıllarda ABD'de kentleşme oranı %40 arttı. Günümüzde, kırsal kesimde yaşayan dünya nüfusunun oranı, kentte yaşayanların biraz üzerindedir. Dünya genelinde her 24 saatte, yaklaşık bir milyon kişi şehirlere taşınırken kentlerin büyümesi devam etmektedir.

Şehirlerin etkileri

Modern şehirler, kendi mikro iklimlerini oluşturmaları ile bilinirler. Bu ise güneş ışığında ısınan ve yağmur suyunu yeraltı kanallarına kanalize eden ısı emici yüzeylerin geniş bir alana yayılmasından kaynaklanmaktadır.

Kentsel atıklar ve kanalizasyon, şömineler, ahşap veya kömür yakma sobaları, diğer ısıtma sistemleri ve içten yanmalı motorlar gibi çeşitli yanma şekillerinden kaynaklanan hava kirliliği, şehirler için iki önemli sorun oluşturmaktadır. Şehirlerin ister hinterlandı, isterse uzaktaki yerler üzerindeki etkisi, şehrin ayak izi (ekolojik ayak izi) kavramında düşünülür. Diğer olumsuz dış etkenler ise bulaşıcı hastalıklar, suç oranları, yüksek yoğunluklu trafik, ev ile iş arası gidiş geliş saatleri gibi nedenler sağlık sorunlarını ortaya çıkarmaktadır. Şehirler, kırsal alanlardan daha fazla insanlarla etkileşime girdiğinden, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etme ihtimalini artırmıştır. Bununla birlikte, aşılar ve su filtreleme sistemleri gibi pek çok buluş, sağlıkla ilgili endişeleri azaltmıştır. Suçlar, kentlerde ciddi bir endişe kaynağıdır. Bu konuda yapılan çalışmalar, şehirlerdeki suç oranlarının daha yüksek olduğu ama buna karşın suçlu yakalandıktan sonra cezalandırma şansının kırsal kesime göre düşük olduğu görülmüştür. Şehirdeki insanların yoğunluğundan dolayı hırsızlık gibi durumların daha fazla ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İnsanların yüksek konsantrasyonuna sebep olan cep telefonları, sağlığı rahatsız edici seviyeye getirir. Metropol alanlardaki yaya trafiği, kırsal veya banliyösü olan bölgelerden daha fazla olur.

Şehirler de olumlu dış etkiler oluşturabilir. Yakın fiziksel birliktelik, insanların ve firmaların bilgi alışverişi yapmalarına ve yeni fikirler üretmelerine yardımcı olur. Yoğun iş gücü piyasası, firmalar ve bireyler arasında daha iyi beceri geliştirilmesine imkan tanır. Nüfus yoğunluğu aynı zamanda ortak altyapı ve üretim tesislerinin paylaşımını da mümkün kılar, ancak yoğun şehirlerde artan kalabalık ve bekleme süreleri bazı olumsuz etkilere neden olabilir.

Kentlerin çevre üzerinde de olumlu etkileri olabilir. UN-HABITAT raporlarında, kent yaşamının yükselen nüfus sayılarıyla başa çıkmak için en iyi çözüm (ve dolayısıyla aşırı nüfusla mücadele konusunda iyi bir yaklaşım) olabileceğini belirtmiştir. Bunun nedeni ise kentlerin insan faaliyetlerini tek bir yere yoğunlaştırması, diğer yerlerde çevreye zarar vermesinin daha da azalmasıdır. Bununla birlikte, şehir planlamaları daha da geliştirilmeli ve şehir hizmetlerinin düzgün bir şekilde sürdürülebilir olması sağlanmalıdır.

Şehir ve kasaba arasındaki fark

Kasaba ve şehirler, dünyanın farklı yerlerinde farklı şekilde anlaşılır.

Bir şehrin standart bir tanımı yoktur. Bu terim ya şehir statüsüne sahip bir kasaba için kullanılabilir ya da rastgele bir nüfus büyüklüğünü aşan kentsel bir yerleşim için kullanılabilir. Belirli bölgesel ekonomik veya idari önemi olan diğer yerleşime sahip bir kasaba için kullanılabilir. İngiliz şehir statüsü, tarihsel olarak piskoposluğu olan bir katedral ile yerleşim yerleri için verilmiştir. Daha yakın zamanlarda kasaba, ulusal kutlamalarda şehir statüsü almak için başvuruda bulunmuştur. Şehir olarak belirlenemeyen daha büyük yerleşim alanları kasaba, küçük yerleşim alanları köy ve çok küçük yerleşim alanları mezralar olarak adlandırılır. Birleşik Devletlerde şehir, çok daha küçük yerleşim yerleri için kullanılmaktadır.

Tarihsel olarak, şehirlerin statüsü, kraliyet tescilli mektuplar tarafından verilen ayrıcalıktı. Konum, kasabaların aksine pazarlara ve / veya dış ticarete imkan sağlayacaktı. Önceden mevcut şehrin yerinde ne olursa olsun kararname ile egemenlikler kurulabilirdi, buna örnek de Helsinki'dir. Ayrıca, federal hükümetlerin kurulmasıyla, yeni sermaye ile sıfırdan, bir köyden bir kasabaya organik büyüme olmadan Brasília örneğinde olduğu gibi yeni kentler kurulabilir.

Şehir, banliyö ve ulaşımı sağlanan, erişimi olan bölgelerindeki yığılmayı ifade etse de, farklı kentsel kompleks ve odak noktasından işlev gören, birden fazla şehri kapsayan, daha geniş bir metropol alanı anlamına gelmemektedir. Şehir kelimesi aynı zamanda şehrin merkezi anlamına gelebilir.

Küresel kentler

Dünya kenti olarak da bilinen küresel bir şehir; ticaretin, bankacılığın, finansın, inovasyonun ve pazarların öne çıkan merkezidir. Megasite yerine, "küresel şehir" terimi Saskia Sassen tarafından 1991 yılında yapılan, yeni ufuklar açan bir eserde üretilmiştir. "Megacity", muazzam büyüklükte herhangi bir şehri ifade ediyor olsa da, küresel bir şehir muazzam bir güç ya da tesir etkisi taşır. Sassen'e göre, küresel şehirler, ev sahibi ülkelerindeki diğer şehirlere kıyasla birbirleriyle daha fazla ortak noktaya sahiptir.

Küresel şehir kavramı, tüm şehirlerdeki güç ve yeteneklerin yoğunlaşmasına bağlıdır. Şehir, kabiliyetlerin ve kaynakların yoğunlaştığı bir yük sandığı olarak görülür: Bir şehrin, kabiliyetlerin ve kaynaklarının yoğun olarak sergilemesi, şehri daha başarılı ve güçlü yapmaktadır. Bu, şehrin kendisini, dünyadaki olayları etkileyebileceği şekilde daha güçlü hale getirir. Bu şehir görüşünü sonrasında, dünyanın şehirlerini hiyerarşik olarak sıralamak mümkündür.

Fikri eleştirenler, güç ve değişimin farklı alanlarına işaret etmektedir. "Küresel şehir" terimi, ekonomik faktörlerden çok etkilenir. Dolayısıyla, önemli olan yerleri hesaba katamaz. Örneğin bir yazar, terimin 'indirgeyici ve çarpık' olduğunu savunmaktadır:

Finansal değişim sistemlerinin önemini vurgulayan yazarlara karşı, birkaç özel şehri "küresel şehirler" olarak (genellikle Londra, Paris, New York ve Tokyo) ayırt ediyoruz. Çalıştığımız tüm şehirlerin eşitsiz küresel boyutlarını tanırız. Los Angeles, Hollywood'un evi, küreselleşen bir şehir, belki de ekonomik koşullardan çok kültürel açıdan önemlidir. Doğu Timor Demokratik Cumhuriyeti'nin, küçük ve 'önemsiz' başkenti olan Dili'nin küreselleşmesi de, (o zaman ağırlıklı olarak siyasi anlamda ...

1995 yılında Kanter, başarılı şehirlerin üç unsurla tanımlanabileceğini savundu: İyi düşünürler (kavramlar), iyi yapımcılar (yeterlilik) veya iyi tüccarlar (bağlantılar). Kanter, bu üç unsurun karşılıklı etkileşiminin, iyi şehirlerin planlanmadığı fakat yönetildiği anlamına geldiğini savundu.

Şehir içi

Paris'te şehir içi, başkent bölgesinin en zengin kısmıdır ve buralar en pahalı konutların olduğu, elitlerin ve yüksek gelirli kişilerin yaşadığı yerlerdir. Gelişmekte olan dünyada, ekonomik yenileştirme, kırsal alanlardan yeni gelen yoksulları, mevcut yerleşim yerlerinin kenarında, gelişigüzel bir şekilde toplamak için getirmektedir.

Özellikle ABD, sömürge dönemlerine dayanan bir şehirleşme karşıtı kültüre sahiptir. 19. yüzyılın sonlarında Amerikan Şehri Güzel mimari hareketi; algılanan kentsel çürümeye karşı bir tepki olarak, şehir merkezinin farklı sakinlerinin vatandaşlık gururuna ilham vermek için görkemli binalar ve bulvarlar ortaya koymaya çalıştı. Modern kentsel karşıtı bir tutum, Amerika Birleşik Devletleri'nde, aktivitelere, işçiliğe ve alışverişe erişimin hemen hemen sadece yürüyerek veya transit yerine araba ile sağlandığı, düşük yoğunluklu kenar mahalle temelinde arazi geliştirmeye devam eden bir planlama mesleği şeklinde bulunur.

Kuzey Amerika'da, geleneksel kent planlama yöntemlerine geri dönüş çağrısında bulunan, "Yeni Şehircilik" adı verilen, büyüyen bir hareket vardır. Bu hareket, karma kullanım imarıyla, insanların bir tür arazi kullanımından diğerine geçmesine imkan tanır. Bu, konut, alışveriş, ofis alanı ve eğlence tesislerinin hepsinin birbirine yürüme mesafesinde bulunması fikridir. Bu fikirle, yol alanına olan talep azaltılabilir, toplu taşıma verimliliği ve etkisi iyileştirilebilir.

21. yüzyılda şehir

Teknolojinin ve anlık iletişimin şehirleri eskimiş hale getirip getirmediği ya da büyük şehirlerin bilgi ekonomisi merkezleri olarak önemini güçlendirip güçlendiremeyeceği konusunda tartışma vardır. Şehirlerin bilgi temelli gelişimi, inovasyon ağlarının küreselleşmesi ve geniş bant hizmetleri; yenilik, çevre, enerji, kamu hizmetleri, yönetişim ve hizmetlerin vatandaşa sunulması açısından daha etkin toplanma ortaya koymak için teknolojiyi ve iletişimi kullanan akıllı şehirlere yönelik yeni bir şehir planlama paradigmasının itici güçleridir. Bazı şirketler, yeşil alan sitelerinde sıfırdan yeni ve planlı şehirler inşa etmektedir.

  • Gujarat Uluslararası Finans Teknoloji Şehri, Hindistan
  • Nano şehir, Hindistan 
  • Putrajaya, Malezya 
  • Bonifacio Küresel Şehri, Filipinler 
  • Kral Abdullah Ekonomik Şehri, Suudi Arabistan 
  • Sejong Şehri, Güney Kore 
  • Songdo Uluslararası İş Alanı, Güney Kore 
  • Dubai Rıhtımı, Birleşik Arap Emirlikleri 
  • Dubai Dünya Merkezi, Birleşik Arap Emirlikleri 
  • Masdar Şehri, Birleşik Arap Emirlikleri 

Şehirler ağı

  • C40 Şehirler İklim Liderliği Grubu
  • Karbon Tarafsız Şehirler İttifakı (CNCA) 
  • Eurocities (1986 yılında kurulmuştur. Avrupa şehirlerinin kültür, ekonomi gibi alanlarda biraraya gelmesini, ortak çalışma içinde olmalarını sağlamayı, bu şehirler arasındaki ilişkileri kuvvetlendirmeyi amaçlamaktadır.)  
  • Belediye Başkanları Küresel Sözleşmesi (Belediye Başkanlarının Sözleşmesinin Birleşmesi ve Belediye Başkanlarının Birliği) 
  • ICLEI - Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler 
  • Birleşmiş Şehirler ve Yerel Yönetimler (UCLG)