17 July 2018, Tuesday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Savaş

İçindekiler
  1. Savaş nedir?
  2. Savaş türleri
  3. Savaşlar tarihi
  4. En fazla insan ölen savaşlar
  5. Savaşın etkileri
  6. Savaşın amacı
  7. Savaşları sınırlandırma ve durdurma
  8. Savaş teorileri
  9. Savaş ahlakı
  10. Savaş Resimleri

Savaş nedir?

Savaşın amacı

Savaş, toplumlar arasındaki silahlı bir çatışma halidir. Genellikle, düzenli veya düzensiz askeri kuvvetlerin kullanılması, aşırı saldırganlık, yıkım ve ölüm oranı ile karakterize edilir. Savaşın yokluğuna genellikle "barış" denir. Savaş, savaş tiplerinin veya genel olarak savaşların ortak eylemlerini ve tipik özelliklerini ifade eder. Topyekün savaş, tamamen meşru olan askeri hedeflerle sınırlı olmayan bir savaştır ve sivillerin ya da savaşa iştirak etmeyenlerin kitlesel olarak hayatlarını kaybetmeleriyle sonuçlanabilir.

Bazı bilim insanları, savaşı insan doğasının evrensel ve atasal bir yönü olarak görürken, bazıları da savaşın, belirli sosyo-kültürel veya ekolojik koşulların bir sonucu olduğunu savunmaktadır.

Tarihteki en ölümcül savaş, başlamasından itibaren kümülatif (birikmiş) ölüm sayıları açısından, 1939'dan 1945 yılına kadar 60 ila 85 milyon ölümle sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı'dır. Bunu, 41 milyondan fazla sayıda insanın ölümüyle sonuçlanan Moğol fetihleri izler. Savaşanların savaş öncesi nüfuslarına oranla kayıpları ile ilgili olarak, modern tarihteki en yıkıcı savaş, Paraguay Savaşı olmuştur. Savaş, 2013'de 31.000 ölümle sonuçlandı. 1990'daki ölü sayısı ise 72.000 idi. 2003 yılında Richard Smalley, savaşı, gelecek elli yıl içinde insanlığın karşı karşıya kalacağı en büyük altıncı (on sorun içinde) sorun olarak tanımladı. Savaş genellikle altyapının ve ekosistemin önemli derecede bozulmasına, sosyal harcamalara, kıtlığa, savaş bölgesinden geniş çaplı göçe ve genellikle savaş esirlerine veya sivillere yönelik kötü muameleye neden olur. Örneğin, 1941'de Sovyet Belarus topraklarında yaşayan dokuz milyon kişiden yaklaşık olarak 700.000'i savaş esiri, 500.000'i Yahudi ve 320.000'i de partizan olarak sayılan insanlar olmak üzere yaklaşık 1,6 milyonu, Almanlar tarafından savaş alanlarından uzakta öldürülmüştür (bunların büyük çoğunluğu silahsız sivillerdi). Bazı savaşların bir başka yan ürünü, çatışmadaki bazı taraflarca veya tüm taraflarca yapılan yaygın propaganda ve silah üreticilerinin gelirlerini arttırmalarıdır.

Savaş kelimesinin kökeni

Savaş (War) kelimesinin kökeni

İngilizce 'war' (savaş) sözcüğü, sırasıyla, Proto-Germen (Germen dillerinin tarih öncesindeki atası) dilinde 'karıştırma, karışıklık' anlamlarındaki *werzō 'dan, Frenkçe *werra'dan, Eski Fransızca werre'den (aynı zamanda modern Fransızca'da olduğu gibi 'guerre'), Eski İngilizce (yaklaşık 1050'li yıllar) kelimeler olan wyrre ve werre'den türetilmiştir. Sözcük, Eski Sakson dilindeki werran ile, Eski Yüksek Almanca werran ile "karıştırmak" ve "kafa karıştırmak" anlamlarına gelen Alman verwirren ile ilgilidir. Sözcüğün Almancadaki eşdeğeri Krieg'tir (Proto-Germen dilinde "mücadele etmek, inatçı olmak" anlamlarındaki *krīganą'dan). "Savaş" için kullanılan İspanyolca, Portekizce ve İtalyanca terim, Eski Fransızca terimin Germen sözcüğünden türetildiği gibi guerra'dır. Etimolojik efsaneye göre, Romalılar, "savaş" için, söylendiğinde bello ("güzel") sözcüğünün tınısıyla karışmaya yatkın olan Latince bellum sözcüğünü kullanmaktan kaçınmak istemeleri sebebiyle yabancı, Almanca bir kelimeyi benimsediler.  

Savaşın bilimsel olarak incelenmesi, bazen polemoloji (polemology) olarak adlandırılır. "Savaş" anlamına gelen Yunanca polemos ve "inceleme" anlamına gelen -logy'den türetilmiştir.

Savaş türleri

Savaş türleri

Savaş, bir dereceye kadar, silahlı kuvvetler tarafından askeri lojistiğe tabi geniş bir askeri strateji çerçevesinde askeri taktiklerin, operasyon sanatının, silahların ve diğer askeri teknoloji ve teçhizatların kullanıldığı karşılıklı meydan okumayı içermelidir. Askeri teorisyenler tarafından askeri tarih boyunca yapılan savaş incelemeleri, savaş felsefesini belirlemeye ve onu bir askeri bilim haline getirmeye çalışmışlardır. Modern askeri bilim, bir savaşın başlatılmasına imkan verecek olan ulusal bir savunma politikası oluşturulmadan önce, savaş alanlarındaki çevre, milli güçlerin savaş başlatmaya hazır tutumu ve çarpışmaya girecek olan savaş birliklerinin türü gibi çeşitli faktörleri göz önüne alır. 

  • Asimetrik savaş, askeri kabiliyet ya da boyut bakımından birbirinden büyük ölçüde farklı olan iki nüfus arasındaki çatışmadır.
  • Biyolojik savaş veya mikrop savaşı, biyolojik toksinlerin veya bakteri, virüs ve mantar gibi bulaşıcı etkenlerin silah haline getirilerek kullanılmasıdır. 
  • Kimyasal savaş, kimyasal maddelerin silah haline getirilip savaşta kullanılması anlamına gelir. Zehirli gaz, kimyasal bir silah olarak öncelikle Birinci Dünya Savaşı sırasında kullanıldı ve 100.000'den fazla sivilin de aralarında bulunduğu bir milyondan fazla can kaybına neden oldu. 
  • İç savaş, aynı ulusa veya siyasi varlığa ait güçler arasındaki savaştır. 
  • Konvansiyonel savaş; nükleer, biyolojik veya kimyasal silahların kullanılmadığı veya sınırlı bir şekilde konuşlandırıldığı devletler arasında ilan edilen savaştır. 
  • Siber savaş, bir ulus devletin veya uluslararası bir organizasyonun başka bir ulusun bilgi sistemlerine saldırmasını ve zarar vermeye çalışmasını kapsar. 
  • Nükleer savaş, kapitülasyona (silah bırakmaya) ulaşmada başlıca yöntemin nükleer silahlar olduğu savaş halidir. 
  • Topyekün savaş, savaş kurallarını göz ardı ederek, meşru askeri hedeflere sınır koymayarak, önemli sivil kayıplara neden olan silahları ve taktikleri kullanarak ya da dost sivil nüfusun fedakarlıkta bulunmasını gerektiren bir savaşı talep ederek mümkün olan her yolla yapılan savaştır. 
  • Konvansiyonel (nükleer silahın kullanılmadığı) savaşın tam tersi olan gayri nizami savaş, var olan bir çatışmanın bir tarafının boyun eğdirme, silah bıraktırma veya el altından destek alma yoluyla askeri zafer elde etme girişimidir. 
  • Saldırı savaşı, meşru müdafaadan ziyade zafer veya kazanç elde etme için yapılan savaştır. Bu, geleneksel uluslararası hukuk uyarınca savaş suçlarının temelini oluşturabilir. 

Savaşlar tarihi

Prehistorik kaya sanatı

Kayıtlı en eski savaş kanıtı, yaklaşık 14.000 yıllık olduğu tespit edilen Mezolitik döneme ait 117 numaralı mezarlık alanıdır. Orada bulunan iskeletlerin yaklaşık yüzde kırk beşinde şiddet sonucu ölüm belirtileri görüldü. Devletin yaklaşık 5000 yıl önceki yükselişinden bu yana, askeri eylem dünyanın her yerinde ortaya çıkmıştır. Barutun icadı ve teknolojik ilerlemelerin hızlanması, modern savaşlara yol açtı. Conway W. Henderson'a göre, "Bir kaynak, MÖ 3500 ile 20. yüzyılın sonu arasında 3,5 milyar hayata mal olan 14.500 savaş gerçekleştiğini ve bu süre zarfında yalnızca 300 yıllık bir barış döneminin yaşandığını iddia ediyor (Bira 1981: 20)." Bu tahminin olumsuz bir incelemesi, bu tahminin savunucularından biriyle ilgili olarak şunları söylüyor: "Buna ek olarak, belki de savaş kayıplarıyla ilgili rakamın inanılmaz derecede yüksek olduğunu düşünerek, savaş yüzünden ya da savaşın sebep olduğu hastalıklar yüzünden ölen yaklaşık 3.640.000.000 insan şeklindeki rakamı, yaklaşık 1.240.000.000 insan olarak değiştirdi" » Daha düşük olan rakam daha makul; ancak sayı oldukça yüksek olabilir. Çünkü MÖ 480 ile MS 2002 arasındaki 100 ölümcül kitlesel şiddet eylemi (mağdur sayısının en az 300.000 ila en yüksek 66 milyon arasında olduğu savaşlar ya da insan eliyle meydana getirilmiş diğer felaketler) toplam 455 milyon insanın hayatına mal oldu. İlkel savaşın, ölümlerin %15,1'ini oluşturduğu ve 400 milyon insanın hayatına mal olduğu tahmin ediliyor. MÖ 3500 yılı ile 20. yüzyılın sonları arasındaki 1,240 milyon rakamına eklenen (ve belki de çok yüksek olan) bu rakam, insanlık tarihi boyunca savaş yüzünden (savaştan kaynaklanan kıtlık ve hastalıklar sebebiyle ölüm dahil) toplam 1.640.000.000 kişinin öldüğü anlamına gelmektedir. Karşılaştırma için, tahminen 1.680.000.000 kişi 20. yüzyılda bulaşıcı hastalıklardan öldü.  "Nükleer kış ile ilgili en ciddi öngörüleri" göz önüne almayan bir tahmine göre, nükleer silahların zirveye ulaştığı Ağustos 1988'de çıkan nükleer savaş ve onun sebep olduğu kötü sonuçlar, insan nüfusunu bir yıl içinde 1.850.000.000 kişi azaltarak, 5.150.000.000 kişiden 3.300.000.000 kişiye düşürmüş olabilir. Bu, 14. yüzyılda Kara Veba'nın sebep olduğu dünya nüfusundaki azalmayı aşan orantılı bir azalma demek olurdu ve orantısal açıdan 1346-1353 arasında veba'nın Avrupa'nın nüfusu üzerindeki etkisi ile karşılaştırılabilirdi.

Savaşlar tarihi

İllinois Üniversitesi'nde profesör olan Lawrence H. Keeley, Uygarlıktan Önceki Savaş adlı kitabında, tarih boyunca bilinen toplumların yaklaşık %90-95'inin en azından zaman zaman savaşa girdiğini ve birçoğunun da sürekli savaştığını söylüyor.

Keeley, küçük baskınlar, büyük baskınlar ve katliamlar gibi ilkel savaşın çeşitli biçimlerini anlatıyor. Diğer araştırmacılar tarafından desteklenen bir bulgu, bütün bu savaş biçimlerinin ilkel toplumlar tarafından kullanıldığını söylüyor. Keeley, ilk savaş baskınlarının iyi organize edilmediğini, çünkü baskına katılanların herhangi bir resmi eğitim almadıklarını anlatıyor. Kaynakların kıtlığı, savunma çalışmalarının toplumu düşman baskınlarına karşı korumak için uygun maliyetli bir yol olmadığı anlamına geliyordu.

William Rubinstein, "Yazısız toplumlar, nispeten gelişmiş bir şekilde örgütlenmiş olanlar bile, kasıtlı zulümleri ile ünlüydüler ... 'arkeoloji, tarih öncesi katliamların etnografyada anlatılanlardan daha şiddetli olduğuna dair kanıt getirmektedir (yani, Avrupalıların gelmesinden sonra)."

Batı Avrupa'da, 18. yüzyılın sonlarından bu yana 150'den fazla çatışma ve yaklaşık 600 savaş gerçekleşti. 20. yüzyılda savaş, sosyal değişimlerin hızını çarpıcı bir şekilde yoğunlaştırdı ve Sol'un ciddiye alınacak bir güç olarak ortaya çıkması için önemli bir katalizör oldu.

Savaş teknolojilerindeki ve dolayısıyla yıkıcılıklarındaki hızlı artışlar, yaygın bir kamuoyu endişesi oluşturdu; olası ihtimallerin önüne geçti ve nükleer bir III. Dünya Savaşı'nın başlamasını tamamen engelledi. Son iki Dünya Savaşı'nın her birinin sonunda, savaşın altında yatan dinamikleri daha iyi anlamak ve böylece onu azaltmak ya da tamamen ortadan kaldırmak için ortak ve yaygın olarak yapılan çabalar gösterildi. Bu çabalar Milletler Cemiyeti ve onun halefi olan Birleşmiş Milletler biçiminde gerçekleşti.

İkinci Dünya Savaşı

İkinci Dünya Savaşı'ndan kısa bir süre sonra, bu kavrama verilen desteğin bir göstergesi olarak, birçok ülke Birleşmiş Milletler'e katılmıştır. Bu savaş sonrası dönemde, savaşın, dış politikanın kabul edilebilir ve mantıksal bir uzantısı olarak meşruiyetini ortadan kaldırmak amacıyla çoğu ulusal hükümet, Savaş Bakanlıklarının veya Savaş Departmanlarının adını, Savunma Bakanlıkları veya Savunma Departmanları olarak değiştirdi. Örneğin, eski ABD Savaş Departmanı, ABD Savunma Bakanlığı olarak yeniden adlandırıldı.

1947'de, modern savaşın hızla artan biçimdeki tahrip edici sonuçlarını göz önünde tutarak yeni geliştirilen atom bombasının sonuçları ve maliyetleri için özel bir endişe duyan Albert Einstein, bu endişesini, "III. Dünya Savaşı'nın hangi silahlarla yapılacağını bilmiyorum ancak IV. Dünya Savaşı, sopa ve taşlarla yapılacak" şeklinde ifade etmiştir.

Mao Zedong, sosyalist kampı, ABD ile nükleer savaş yapmaktan korkmamaya çağırdı. Çünkü "insanlığın yarısı ölse bile, diğer yarısı hayatta kalacak ve emperyalizm yerle bir olurken, tüm dünya sosyalist olacak"tı.

2005 İnsan Güvenliği Raporu, 1990'ların başında Soğuk Savaş'ın bitiminden bu yana silahlı çatışmaların sayısının ve ciddiyetinin önemli ölçüde düştüğünü belgeledi. Bununla birlikte, Uluslararası Kalkınma ve Çatışma Yönetimi Merkezi'nin "Barış ve Çatışma" araştırmasının 2008 baskısında incelenen kanıtlar, çatışmalardaki genel düşüşün hız kaybederek gerçekleştiğine işaret etti.

En fazla insan ölen savaşlar

Hayat kaybı açısından en maliyetli on savaşın üçü, geçen yüzyılda gerçekleşti. Bunlar, her iki Dünya Savaşı'dır ve bunları (bazen İkinci Dünya Savaşı'nın bir parçası olarak kabul edilen) İkinci Çin-Japon Savaşı takip eder. Diğerlerinin çoğu, Çin ya da komşu halkları içermiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın 60 milyonun üzerinde olan ölü sayısı, diğer tüm savaş sebebiyle ölümleri aşmaktadır.

Ölümler
(milyon)
TarihSavaş
60,7-84,61939-1945İkinci Dünya Savaşı  
6013. yüzyılMoğol Fetihleri  
401850-1864Taiping Ayaklanması
391914-1918Birinci Dünya Savaşı 
36755-763An Shi İsyanı
251616-1662Çing hanedanlığının Ming hanedanlığını fethi  
201937-1945İkinci Çin-Japon Savaşı 
201370-1405Timur'un fetihleri
161862-1877Dungan ayaklanması
5-91917-1922Rus İç Savaşı ve Dış Müdahale 


Savaşın etkileri

Savaşların askerler üzerindeki etkileri

Savaşların askerler üzerindeki etkileri

Savaşa katılan askeri personel, genellikle depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, hastalık, yaralanma ve ölüm gibi zihinsel ve fiziksel hasarlara maruz kalır.

Amerikan askerlerinin katıldıkları her savaşta, psikiyatrik hasara uğrama ihtimali (askerlik hayatının baskılarından dolayı bir süreliğine güçten düşme ihtimali) düşmanın ateş açmasıyla öldürülme ihtimalinden daha yüksekti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD Ordu Tugayı Generali S.L.A. Marshall tarafından yürütülen araştırmalar, İkinci Dünya Savaşı'ndaki Amerikalı tüfekli erlerin %15 ila %20'sinin düşmana ateş ettiğini tespit etti. F.A. Lord, İç Savaş Kolektörünün Ansiklopedisi adlı kitabında, Gettysburg savaş alanında terk edilmiş olarak bulunan 27.574 misket tüfeğinin, 12.000'i bir defadan fazla ve 6.000'i 3 ila 10 kez arasında olmak üzere yaklaşık %90'ıyla ateş edilmiş olduğunu belirtiyor. Bu çalışmalar, çoğu askeri personelin savaş sırasında silahlarıyla ateş etmeye direndiğini ve bazı teorisyenlerin iddia ettiği gibi, insanların diğer insanları öldürmeye karşı doğal bir direnişe sahip olduğunu düşündürmektedir. Swank ve Marchand'ın İkinci Dünya Savaşı çalışması, altmış günlük sürekli mücadele sonrasında hayatta kalan tüm askeri personelin %98'inin psikiyatrik hasara uğrayacağını ortaya çıkardı. Psikiyatrik kayıplar; tükenmişlik vakaları, zihin bulanıklığı halleri, dönüşüm histerisi, kaygı, takıntılı ve zorlayıcı haller ve karakter bozukluklarıyla kendini gösterir.

Silah altına alınan Amerikalı erkeklerin onda biri, 1942-1945 yılları arasında zihinsel rahatsızlıklar nedeniyle hastaneye kaldırıldı ve otuz beş gün kesintisiz savaştan sonra, %98'i çeşitli derecelerde psikiyatrik rahatsızlıklar gösterdi.

Buna ek olarak, Vietnam Savaşı gazilerinin %18'i ila %54'ü arasındaki bir oranda, Travma Sonrası Stres Bozukluğundan muzdarip oldukları tahmin edilmektedir.

Savaşa katılanlar

1860 nüfus sayımı sonuçlarına dayanarak, Kuzeydekilerin yaklaşık %6'sı ve Güneydekilerin de yaklaşık %18'i olmak üzere, 13-43 yaşları arasındaki tüm beyaz Amerikalı erkeklerin %8'i Amerikan İç Savaşı'nda hayatını kaybetti. Savaş, 620.000 askeri personelin ölümüyle sonuçlanmasıyla, Amerikan tarihindeki en ölümcül çatışma olma özelliğini elinde bulunduruyor. 1775'den bu yana, savaşlardaki ABD askeri can kaybı, toplamda iki milyonu geçmiş bulunmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sırasında silah altına alınan 60 milyon Avrupalı ​​askeri personelin, 8 milyonu öldürülmüş, 7 milyonu kalıcı olarak engelli hale gelmiş ve 15 milyonu da ağır yaralanmıştır.

Napolyon'un Moskova'dan geri çekilmesi sırasında, Fransız askeri personeli, Ruslar tarafından öldürülmelerinden daha çok tifüs sebebiyle hayatını kaybetti. 25 Haziran 1812'de Neman'ı geçen 450.000 askerden, sadece 40.000'den daha azı geri döndü. 1500-1914 yılları arasında askeri personel askeri harekattan ziyade, tifüs yüzünden öldü. Buna ek olarak, modern tıbbî gelişmeler olmasaydı, hastalıklardan ve enfeksiyonlardan ölen daha binlerce kişi olurdu. Örneğin, Yedi Yıl Savaşı sırasında, Kraliyet Donanması, askere alınan 184.899 denizcinin 133.708'inin hastalıktan öldüğünü ya da kaybolduğunu rapor etti.

1985 ile 1994 yılları arasında yılda 378.000 kişinin savaş nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor.

Savaşların siviller üzerindeki etkileri

Savaşların siviller üzerindeki etkileri

Çoğu savaş, (sivil nüfusta açlık, hastalık ve ölüme yol açabilecek olan) altyapı ve kaynakların tahrip edilmesinin yanı sıra, önemli sayıda ölümle sonuçlanmıştır. Avrupa'daki Otuz Yıl Savaşları sırasında, Kutsal Roma İmparatorluğunun nüfusu yüzde 15 ila yüzde 40 oranında azaldı. Savaş bölgelerindeki siviller, soykırım gibi savaş vahşetlerine maruz kalabilirken, kurtulanlar, savaşın yol açtığı yıkıma tanıklık etmenin psikolojik etkilerinden zarar görebilirler.

II. Dünya Savaşı'ndaki kayıplarla ilgili çoğu tahmin, 40 milyonu sivil olan yaklaşık 60 milyon insanın öldüğünü gösteriyor. Sovyetler Birliği'ndeki ölümler, yaklaşık 27 milyondu. Ölenlerin büyük bir kısmı, henüz çocuk sahibi olmayan genç erkekler olduğundan, savaş sonrası Sovyetler Birliği'ndeki nüfus artışı, aksi durumda olacak olan nüfus artışından çok daha düşüktü.

Savaşların ekonomiye etkisi

Savaşların ekonomiye etkisi

Savaş sona erdikten sonra, savaşı kaybeden ulusların bazen kazanan ülkelere savaş tazminatı olarak ödeme yapmaları gerekir. Bazı durumlarda, topraklar, savaşı kazanan ülkelere teslim edilir. Örneğin, Alsace-Lorraine toprakları Fransa ve Almanya arasında üç farklı vesileyle el değiştirmiştir.

Savaş tipik olarak ekonomiyle iç içe geçmiş haldedir ve birçok savaş kısmen veya tamamen ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bazı ekonomistler, savaşın bir ülkenin ekonomisini canlandırabileceğine inanıyorlar (Keynesyen iktisatçılarının çoğu tarafından, II. Dünya Savaşı için yapılan yüksek hükümet harcamalarının, ABD'yi Büyük Buhran'dan çıkardığına inanılır). Fakat, XIV. Louis savaşları, Fransa- Prusya Savaşı ve I. Dünya Savaşı gibi çoğu durumda, savaş, temel olarak ilgili ülkelerin ekonomilerine zarar verir. Örneğin, Rusya'nın Birinci Dünya Savaşı'na katılması Rusya ekonomisini öyle etkiledi ki, ekonomi neredeyse çöktü ve bu da, büyük ölçüde 1917 Rus Devrimi'nin başlamasına katkıda bulundu.

II. Dünya Savaşı 

II. Dünya Savaşı

İkinci Dünya Savaşı, finansal açıdan tarihteki en maliyetli çatışmaydı. Savaşan taraflar, savaşmak için toplamda bir trilyon ABD doları harcadılar (1940 fiyatlarına göre). 1930'lardaki Büyük Buhran, uluslar savaş malzemeleri üretimlerini arttırdıkları için sona erdi.

Savaşın bitimine kadar, Avrupa endüstriyel altyapısının %70'i yıkıldı. Sovyetler Birliği'nde Mihver devletlerinin istilasının verdiği mülk hasarının 679 milyar ruble değerinde olduğu tahmin ediliyordu. Toplam hasar, 1.710 şehir ve kasaba, 70.000 köy/mezra, 2.508 kilise binası, 31.850 sanayi kuruluşu, 40.000 mil (64.374 km) demir yolu, 4.100 demir yolu istasyonu, 40.000 hastane, 84.000 okul ve 43.000 halk kütüphanesinin tamamen veya kısmen tahrip edilmesi idi.

Savaşların sanata etkisi

Savaş, potansiyel olarak büyük ölçüde nüfusun yerinden olmasına neden olan zorunlu göçlere yol açar. Zorunlu göçmenler arasında büyük sanatçıların ve diğer üretken insanların payı nispeten büyük olur. Bu da, savaşın etkilerinin uzun vadede ülkenin üretken potansiyeli için özellikle zararlı olduğu anlamına gelir. Savaş, sanatçıların bireysel üretkenliklerini de olumsuz etkiler.

Savaşta, kütüphaneler gibi kültürel kurumlar, kendi içlerinde "hedef" haline gelebilirler. Bunların ortadan kaldırılması, düşman nüfusunu kötülemek ve moralini bozmak için kullanılan bir yöntemdi. Bu tahribatın bir toplum üzerinde yaratacağı etki önemlidir; çünkü "rakip ideolojilerin iç ve dış çatışmaları tetiklediği bir çağda, kütüphanelerin ve diğer kültürel önem taşıyan öğelerin tahrip edilmesi, ne rastgele ne de yersizdir. Dünyanın bilgi havuzlarını muhafaza etmek, tarihin en karanlık anlarının kendilerini sonsuza kadar tekrarlamamasını sağlamak için çok önemlidir. 

Savaşın amacı

Kasıtlı olarak savaşa girmeyi düşünenler ve bir savaşı sona erdirip erdiremeyeceğini düşünenler, savaş amaçlarını bir değerlendirme / propaganda aracı olarak formüle edebilirler. Savaş amaçları, ulusal-askeri çözüm için vekil olabilirler.

Tanım

Fried, savaşın amaçlarını, "savaşın başarıyla sonuçlanmasının ardından beklenen; toprakla ilgili, ekonomik, askeri veya diğer menfaatlerdir" olarak tanımlıyor.

Sınıflandırma

Maddi/maddi olmayan amaçlar:

  • Maddi savaş amaçları, (örneğin, 20. yüzyılın ilk yarısında  Almanların Lebensraum hedefinde olduğu gibi) toprak edinilmesini ya da ekonomik imtiyazlar tanınmasını (İngiltere-Hollanda Savaşlarında olduğu gibi) içerebilir.
  • Maddi olmayan savaş amaçları (güvenilirlik veya itibar toplama gibi), daha somut bir ifade içerebilir ("zafer, prestiji yeniden tesis eder, ilhak gücü artırır").

Açık/üstü kapalı hedefler:

Savaşları sınırlandırma ve durdurma
  • Açık savaş amaçları, duyurulmuş politika kararlarını içerebilir.
  • Üstü kapalı savaş amaçları, görüşme zabıtları, muhtıra ve talimatlar biçiminde olabilir.

Olumlu/olumsuz amaçlar:

  • "Olumlu savaş amaçları", somut sonuçları kapsar.
  • "Olumsuz savaş amaçları", istenmeyen sonuçların meydana gelmesinin önüne geçer.

Savaş amaçları, çatışma sürecinde değişebilir ve sonunda barış koşullarına (bir devletin belirli bir savaşı sürdürmeyi bırakması için gereken asgari koşullara) dönüşebilir.

Savaşları sınırlandırma ve durdurma

Üstü kapalı savaş amaçları

Dini gruplar, İkinci Vatikan Konseyi Gaudiem et Spes belgesinde olduğu gibi ("Geniş alanların tüm şehirlerinin nüfuslarıyla birlikte tahrip edilmesini amaçlayan herhangi bir savaş hareketi Tanrı'ya ve insanın kendisine karşı bir suçtur. Kesin ve tereddütsüz kınanmayı hak ediyor.") uzun zamandan beri savaşa resmen karşı çıkmışlardır ya da savaşı sınırlandırmaya çalışmışlardır. 

Savaş karşıtı hareketler, 20. yüzyılda baş gösteren ve en belirgin olanları I. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı olan her büyük savaşta ortaya çıkmıştır. 21. yüzyılda, dünya çapındaki savaş karşıtı hareketler, Birleşik Devletlerin Afganistan ve Irak'ı işgali karşısında meydana geldi. Afganistan'daki Savaşa karşı yapılan protestolar; Avrupa, Asya ve Amerika'da gerçekleşti. Birleşik Krallık merkezli Savaşı Durdurma Koalisyonu gibi kuruluşlar, savaşa karşı kampanya yürüttüler.

Aralık 2006'dan bu yana yaklaşık 40.000 kişinin öldüğü tahmin edilen Meksika Uyuşturucu Savaşı, son zamanlarda temel muhalefetle karşı karşıya kaldı. Barış ve adalet hareketi 2011 yılında savaşa karşı popüler bir orta sınıf hareket başlattı. Bu hareket, savaşı başlatan Başkan Calderon tarafından tanınmıştır.

Savaş teorileri

Clausewitz'in savaş teorileri

Savaşın en yaygın sebepleri konusunda bilimsel bir fikir birliği bulunmamaktadır. Carl von Clausewitz, "Her dönemin kendine özgü bir savaşı, sınırlayan koşulları ve kendine has önyargıları vardı" dedi.

Savaş psikolojisi

Hollandalı psikanalist Joost Meerloo, "Savaş, çoğu kez ... insanlığın iç korkularının kitle imha yöntemiyle tahliye edildiği birikmiş bir iç öfkenin kitlesel olarak boşaltılması" şeklinde savaşı analiz etmiştir. Dolayısıyla savaş bazen insanoğlunun kendi kendine hakim olamamasındaki hayal kırıklığının ifade edilmesinin ve bu hayal kırıklığının başkaları üzerindeki tahrip edici davranışlarını açığa çıkarmasıyla geçici olarak hafifletilmesinin bir aracı olabilir. Bu yıkıcı senaryoda, adı geçen başkaları, açığa vurulmamış günah keçisi ve bilinçaltı hayal kırıklıkları ve korkuları olarak hizmet ederler.

E.F.M. Durban ve John Bowlby gibi diğer psikanalistler, şiddetin insanoğlunun doğasında var olduğunu savunuyorlar. Bu saldırganlık, bir kişinin mağduriyetlerini diğer ırklara, dinlere, milletlere veya ideolojilere karşı önyargı ve nefrete dönüştürmesi ve bunu yansıtması ile tetiklenir. Bu teori ile, ulus devlet yerel toplumda düzeni korurken, savaş sayesinde saldırganlık için bir çıkış noktası meydana getirmiş oluyor.

Savaş psikolojisi Mussolini ve Hitler

Melanie Klein'in takipçisi İtalyan psikanalist Franco Fornari, savaşın, yasın paranoyak ya da izdüşümsel "detaylandırılması" olduğunu düşünüyordu. Fornari, savaş ve şiddetin bizim "sevgi ihtiyacımız" dan geliştiğini düşünüyor: Bağlı olduğumuz kutsal nesneyi, yani annemizi ve onunla birlikteliğimizi korumak ve savunmak istiyoruz. Yetişkinler için uluslar, savaş çıkaran kutsal nesnelerdir. Fornari, savaşın özü olarak fedakarlık üzerine yoğunlaştı: İnsanların ülkeleri adına ölmek, bedenlerini uluslarına teslim etmek için duydukları şaşırtıcı isteklilik.

Fornari'nin insanın soylu bir nedenden ötürü başkaları için kendini feda etme arzusunun savaşa katkıda bulunan bir faktör olduğu yönündeki teorisine rağmen, az sayıda savaş genel halk arasındaki bir savaş isteğinden kaynaklanır. Genel nüfus çoğunlukla idareciler tarafından gönülsüz olarak savaşa çekilmiştir. Liderlere bakan psikolojik bir kuram, Maurice Walsh tarafından ileri sürülmüştür. Genel halkın savaşa karşı daha nötr olduğunu ve savaşların, psikolojik olarak anormal liderlerin iktidara gelmesi durumunda ortaya çıktığını savunuyor. Savaşa, Napolyon ve Hitler gibi savaş isteyen liderler neden olur. Bu tür liderler, en fazla, halkın kararlı bir lider seçtiği kriz dönemlerinde iktidara gelirler ve sonra ulusu savaşa götürürler.

Doğal olarak, ne Rusya'da ne İngiltere'de ne Amerika'da ne de Almanya'da, halkın geneli savaşı istemez. Bu anlaşılır bir durumdur. Ne var ki, politikayı belirleyenler ülke liderleridir. Demokrasi ya da faşist bir diktatörlük, bir Parlamento ya da Komünist bir diktatörlük olsun, halkı kendi yanında sürüklemek her zaman basit bir konudur. ... insanlar her zaman liderlerin emirlerine razı edilebilirler. Bu kolaydır. Tek yapmanız gereken onlara saldırıya uğradıklarını söylemek ve barış yanlılarını vatanseverlikten yoksun ilan etmek ve ülkeyi tehlikeye maruz bırakmaktır. Bu, her ülkede aynı şekilde çalışır.

Savaş ve evrim

Savaş ve evrim Steven Pinker

Birkaç teori, savaşın evrimsel kökenleri ile ilgilidir. İki ana ekol vardır: Bir tanesi organize savaşı, karmaşık bir toplumsal örgütlenme ve daha fazla nüfus yoğunluğu ve kaynaklar üzerindeki rekabet sonucunda Mezolitik Çağ'da veya sonrasında ortaya çıkmış olarak görür. Diğeri beşeri savaşı, bölgesel ve cinsel rekabet gibi ortak hayvan eğilimlerinden kaynaklanan daha eski bir uygulama olarak görür.

İkinci ekol, savaş halindeki davranış kalıpları, şempanzeler gibi pek çok primat türünde olduğu kadar birçok karınca türünde de bulunduğu için, grup çatışmasının hayvan sosyal davranışının genel bir özelliği olabileceğini savunmaktadır. Bu fikrin bazı destekçileri, savaşma dürtüsünün doğuştan geldiğini ve büyük ölçüde silahlar ve devletler gibi teknolojideki ve toplumsal organizasyondaki gelişmelerle yoğunlaştığını iddia etmektedirler.

Psikolog ve dilbilimci Steven Pinker, savaşla ilgili davranışların, zaferin faydaları sebebiyle atasal ortamda doğal olarak seçilmiş olabileceğini savundu. Ayrıca, diğer gruplara karşı (yanı sıra bireysel düzeyde) inanılır bir caydırıcılığa sahip olmak amacıyla, insanların öç alma ve bir grubun (ya da bir bireyin) itibarını ("onurunu") koruma iç güdülerinin gelişmesine neden olan misilleme yapma ile ilgili bir itibara sahip olmanın önemli olduğunu ileri sürdü.

Crofoot ve Wrangham, "eğer koalisyonların diğer grupların üyeleri üzerinde agresif olarak egemenlik kurmaya veya onları öldürmeye çalıştıkları" grup etkileşimleri olarak tanımlanırsa, savaşın çoğu beşeri toplumun bir özelliği olduğunu savundular. Savaşın olmadığı toplumlar, "kendileri üzerinde siyasal olarak komşularının egemenlik kurduğu toplumlar olma" eğiliminde olurlar.

Ashley Montagu, toplumsal faktörlerin ve çocukluk dönemindeki sosyalleşmesinin savaşın doğasını ve varlığını belirlemede önemli olduğunu savunarak, evrensel içgüdü iddialarını şiddetle reddetti. Dolayısıyla, savaşın evrensel bir beşeri olgu olmadığını ve belirli beşeri toplum türleri ile ilişkili tarihsel bir buluş olduğunun anlaşıldığını ileri sürdü. Montagu'nun argümanı, Malaya yarımadasındaki Chewong ve Semai gibi saldırganlık kavramının tamamen yok olduğu anlaşılan toplumlarda yürütülen etnografik araştırmalar tarafından desteklenmektedir. Bobbi S. Low, çocuklarının daha agresif olmasını teşvik eden, savaşın sıradan olduğu toplumlarda savaş ve eğitim arasındaki ilişkiyi gözlemlemiştir.

Savaşın ekonomik sebepleri

Savaşın ekonomik sebepleri

Savaş, rekabetçi bir uluslararası sistemde ekonomik rekabetin artışı olarak görülebilir. Bu açıdan savaşlar, doğal kaynaklar ve zenginlikler için pazarlar peşinde olma şeklinde başlar. Savaş, ekonomi tarihçileri ve devlet inşası ve mali kapasite üzerinde çalışan kalkınma ekonomistleri tarafından da ekonomik kalkınma ile ilişkilendirilmiştir. Bu teori, birçok çatışmada gerçekleşmiş olsa da, bu tür karşıt argümanlar, sermaye ve bilgi seviyesinin dünya çapında zenginlik dağılımındaki artan hareketliliği olarak ya da göreceli zenginlik farklılıklarının savaşı tetiklediği düşünüldüğünde daha az geçerli hale geldi. Siyasal spektrumun aşırı sağ tarafında, zayıf ulusların güçlü bir ulus tarafından zor kullanılarak tutulamayacağını ve bunun doğal bir hak olduğunu savunarak, özellikle faşistleri destekleyen kişiler yer almaktadır. Birleşik Devletler Başkanı ve ABD Genel Sekreteri de dahil olmak üzere, bazı merkezci, kapitalist dünya liderleri, ekonomik savaş görüşüne destek verdiklerini belirttiler.

Marksist savaş teorisi

Marksist savaş teorisi

Marksist savaş teorisi, modern savaşların büyük (emperyalist) güçlerin kendi aralarında kaynaklar ve pazarlar için rekabet etmesinden kaynaklandığını ve bu savaşların serbest piyasa ve sınıf sisteminin doğal bir sonucu olduğunu iddia eden yarı ekonomik bir teoridir. Teorinin bir kısmı, dünya devrimi gerçekleştiğinde, serbest pazarları ve sınıf sistemlerini çökerterek savaşı ortadan kaldıracağı yönündedir. Marksist filozof Rosa Luxemburg, emperyalizmin, kapitalist ülkelerin yeni pazarlara ihtiyaç duymasının sonucu olarak ortaya çıktığını kuramsallaştırdı. Üretim araçlarının genişletilmesi, ancak tüketici talebinde buna denk gelen bir büyüme olması durumunda mümkündür. Kapitalist bir ekonomideki işçiler, talebi karşılayamayacaklarından, üreticiler malları için tüketiciler bulmak amacıyla kapitalist olmayan pazarlara doğru genişleyerek emperyalizmi sürdüreceklerdir.

Demografik teoriler

Demografik kuramlar, Malthusçu teoriler ve gençlik artışı teorileri olmak üzere iki sınıfa ayrılabilir.

Malthusçu teoriler

Kutsal Kilisesi Kubbeleri

Malthusçu teoriler, büyüyen nüfusu ve kıt kaynakları, bir şiddetli çatışma kaynağı olarak görüyor.

Papa II. Urban, 1095'teki Birinci Haçlı Seferi arifesinde şunları söyledi:

Şu anda yaşadığınız her tarafı deniz ve dağlarla çevrili bu topraklar, geniş nüfusunuz için çok dar ve çiftçilere yetecek kadar bile yiyecek yetiştirmiyor. Dolayısıyla, birbirinizi öldürüyor ve yiyip bitiriyorsunuz, savaşlar yapıyorsunuz. Aranızdan birçoğu da iç savaşta yok oluyor. Bu yüzden, bırakın nefretiniz aranızdan uzaklaşsın; Kavgalarınızın bitmesine izin verin. Kutsal Gömü (Hz. İsa'nın bedeninin, defni ile yeniden dirilmesi arasında yattığı yer)'ye giden yola girin. Bu toprakları kötü bir ırktan çekip alın ve kendinizin yapın.

Bu, artık Malthusçu savaş teorisi olarak adlandırılmaya başlanan, savaşların büyüyen popülasyonlar ve sınırlı kaynaklar yüzünden yapıldığını belirten en eski ifadelerden biridir. Thomas Malthus (1766-1834), nüfusun savaş, hastalık ya da kıtlık ile sınırlanıncaya kadar sürekli arttığını yazdı.

Gençlik artışı teorisinde Heinsohn

Gençlik artışı teorisi

Gençlik artışı teorisini en yaygın haliyle öneren Heinsohn'a göre, bir ulusun erkeklerinin yüzde 30 ila 40'ı 15 ila 29 yaş arasındaki savaşma yaşında ise, bu durumda bir gençlik artışı ortaya çıkıyor. Bu, 15 ila 29 yıllık bir gecikme ile kadın başına 4 ila 8 çocuğa kadar olan toplam doğurganlık oranı dönemlerini takip edecektir.

Heinsohn, geçmişteki "Hristiyancı" Avrupa ​​sömürgeciliğini ve emperyalizmini ve günümüz İslamcı sivil ayaklanmaları ve terörizmi, gençlik artışlarını üreten yüksek doğum oranlarının sonuçları olarak gördü. Gençlik artışlarına atfedilen tanınmış tarihsel olaylar arasında, erken modern Avrupa'nın isyan ve devrim dalgalarında tarihsel olarak büyük gençlik gruplarının rol oynaması yer almaktadır. 1789 Fransız Devrimi ve ekonomik bunalımın 1930'larda Almanya'da Nazizmin yükselişini açıklayan gelmiş geçmiş en büyük Alman genç nüfusu üzerindeki etkisi bunların örnekleridir. 1994 Ruanda Soykırımı da bir sonraki büyük gençlik artışı olarak analiz edilmiştir.

Gençlik artışı teorisi, Dünya Bankası, Uluslararası Nüfus Eylemi Programı ve Berlin Nüfus ve Kalkınma Enstitüsü tarafından istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Gençlik artışı teorileri ırk, cinsiyet ve yaş ayrımcılığına yol açtığı için eleştirilmiştir.

Akılcılık

Savaş ve akılcılık

Rasyonalizm (akılcılık), bir uluslararası ilişkiler teorisi veya çerçevesidir. Rasyonalizm (ve Neorealizm (uluslararası ilişkiler)), devletlerin veya uluslararası aktörlerin rasyonel (akılcı) oldukları, kendileri için mümkün olan en iyi sonuçları aradıkları ve savaş maliyetlerinden kaçınmayı istedikleri varsayımıyla çalışır. Bir Oyun teorisi yaklaşımına göre, rasyonalist teoriler, tüm aktörlerin pazarlık yapabileceğini, savaş olmazsa daha iyi olacağını ve yine de savaşın neden tekrar ortaya çıktığını anlamaya çalışırlar. "Savaşa İlişkin Rasyonalist Açıklamalar" adlı kitabında James Fearon, bazı ülkelerin neden savaşa girdiği üzerine yapılan üç rasyonalist açıklamayı inceledi:

  • Sorunun Bölünmezliği İlkesi
  • Yanlış Tanıtmaya veya Bilgi Asimetrisine Teşvikler
  • Taahhüt Problemleri 

"Bölünmezlik Meselesi", iki taraf pazarlık yoluyla savaştan kaçınamadığında ortaya çıkar; çünkü uğruna savaştıkları şey birbirleri arasında paylaşılamaz, yalnızca tamamen birine ya da ötekine aitir.

Filozof King Iain

"Yanlış tanıtmaya yönelik teşviklerle bilgi asimetrisi", iki ülkenin kendi bireysel kapasiteleri hakkında sırları olduğunda ve ikisinden hangisinin savaşı kazanacağı veya devletin zaferinin veya kaybının büyüklüğü konusunda aynı fikirde olmadıkları durumda ortaya çıkar. Örneğin, Geoffrey Blainey, savaşın dayanma gücünün yanlış hesaplanmasının bir sonucu olduğunu savunuyor. Blainey, savaşın tarihsel örneklerinden bahseder ve "savaş, genellikle çözülmeyen bir diplomatik krizin sonucudur; çünkü her iki tarafın da kendi pazarlık güçlerine ilişkin tahminleri çelişkilidir" der. Üçüncü olarak, pazarlık, devletlerin inanılır taahhütlerde bulunamamaları nedeniyle başarısız olabilir.

Rasyonalist gelenek içinde bazı teorisyenler, savaşa katılan bireylerin normal bir bilişsel ön yargı seviyesine maruz kaldıklarını, ancak yine de "sizin ve benim kadar akılcı" olduklarını ileri sürdüler. Filozof Iain King'e göre, "Çatışmayı kışkırtanların çoğu, başarı şansını gözlerinde büyütürken, savaşa katılanların çoğu hasar ihtimalini küçük görmektedir... Çoğu felaket getiren askeri karar, Grup Düşüncesi içinde kök salar ki bu hatalıdır, ancak bu kararlar yine de akılcıdır."

Pazarlık etrafında yoğunlaşan rasyonalist teori şu an tartışılmaktadır. Irak Savaşı, rasyonalist teorinin bazı savaşlara uygulanmasının mümkün olmadığını gösteren aykırı bir savaş olmuştur.

Politika bilimi ve Richardson

Politika bilimi

Savaşın istatistiksel analizine Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Lewis Fry Richardson tarafından öncülük edildi.  Savaşlar ve silahlı çatışmalar ile ilgili daha yeni veritabanları Peter Brecke'nin Savaş Bağıntıları Projesi ve Uppsala Çatışma Veri Programı tarafından toplanmıştır.

Aşağıdaki alt bölümlerde, savaşın nedenleri; sistem düzeyinde, toplumsal düzeyde ve bireysel düzeyde ele alınmaktadır. Bu tür ayrım ilk kez İnsan, Devlet ve Savaş adlı kitabında Kenneth Waltz tarafından önerilmiştir ve o zamandan beri siyasal bilimciler tarafından sıkça kullanılmaktadır.

Sistem düzeyindeki kuramlar

Birkaç farklı uluslararası ilişkiler teorisi ekolü bulunmaktadır. Uluslararası ilişkilerde realizmi (gerçekçiliği) destekleyenler, devletlerin motivasyonunun güvenlik arayışı olduğunu ve çatışmaların, (güvenlik ikilemi olarak adlandırılan) savunmayı saldırıdan ayıramama sebebiyle ortaya çıktığını savunmaktadırlar.

Henry Kissinger ve Hans Morgenthau gibi akademisyenler tarafından temsil edilen realist ekolde ve Kenneth Waltz ve John Mearsheimer gibi akademisyenler tarafından temsil edilen neorealist ekolde iki ana alt-teori vardır:

Sistem düzeyindeki kuramlar
  1. Güç dengesi teorisi : Devletlerin, tek bir devletin bir hegemon (egemen) haline gelmesini önleme amaçları vardır ve savaş, hegemonyanın iktidar edinme konusundaki ısrarlı girişimlerinin sonucudur. Bu açıdan bakıldığında, gücün daha eşit dağılım gösterdiği uluslararası bir sistem, daha istikrarlıdır ve "tek kutuplu olma yönündeki hareketler istikrarı bozar". Bununla birlikte kanıtlar, gücün iki kutuplu olmasının aslında savaşların oluşmasında önemli bir faktör olmadığını göstermiştir.
  2. Güç geçişi teorisi: Hegemonlar, dünya düzeni üzerinde istikrar sağlayıcı koşulları dayatırlar, ancak sonunda zayıflarlar ve savaş, başka bir yükselen güç zayıflayan bir hegemonyaya meydan okuduğunda veya öncelikli olarak onu bastırmayı amaçladığında ortaya çıkar. Bu görüşte, güç dengesi teorisinin tersine, güçler daha eşit dağıtıldığında savaşlar daha muhtemel hale gelir. Bu "güç baskınlığı" hipotezi, ampirik (gözlemsel) desteğe sahiptir.

İki teori karşılıklı olarak münhasır değildir ve duruma göre bambaşka olayları açıklamak için kullanılabilirler.

Liberalizm, uluslararası ilişkilerle ilgilidir; ticaret ve onun ekonomik ilişkilere zarar verecek olan çatışmayı etkisiz hale getirmedeki rolü gibi faktörleri vurgular. Realistler, askeri gücün bazen en azından bugünkü kadar değilse de tarihsel olarak ekonomik faydalar elde etmek için ticaret kadar etkili olabileceğini söylüyorlar. Dahası, bağımlılık düzeyinin yüksek olduğu ticari ilişkiler, gerginliği tırmandırıp çatışmalara neden olabilir. Ticaretle barış arasındaki ilişkiye dair ampirik veriler karışıktır ve dahası, bazı kanıtlar, savaştaki ülkelerin mutlaka birbirleriyle daha az ticaret yapmadığını göstermektedir.

Toplumsal düzeyde savaş kuralları

Toplumsal düzeyde kuramlar

"Günah keçisi hipotezi" olarak da bilinen saptırma teorisi, politik açıdan güçlü olanın savaşı bir saptırma (oyalama, dikkatini başka yere çekme) olarak veya yerli halkın desteğini toplamak için kullanabileceğini öne sürüyor. Bu, gruplar arası düşmanlığın grup içi bağını geliştirdiğini gösteren literatür ile desteklenir ve çatışmalar başladığında önemli bir yerli "toparlanma etkisi" olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, iç siyasi destek ihtiyacının bir fonksiyonu olarak artan güç kullanımını inceleyen çalışmalar daha karışıktır. Birkaç yakın dönem ABD liderinin başkanlığı döneminde alınan savaş zamanı ABD başkanlığı popülaritesi araştırması, saptırma teorisini desteklemiştir.

Bireysel düzey kuramları

Bu kuramlar, insanların kişilikleri, karar verme süreçleri, duyguları, inanç sistemleri ve önyargıları arasındaki farklılıkların, çatışmaların kontrolden çıkıp çıkmadığını belirlemede önemli olduklarını düşündürmektedir. Örneğin, çatışmanın sınırlı rasyonellik ile ve olasılık teorisi gibi çeşitli bilişsel önyargılarla hafifletildiği ileri sürülmüştür.

Savaş ahlakı

Savaş ahlakı, binlerce yıldır tartışma konusudur.

Sadece Savaş Teorisi'ne göre savaş etiğinin iki ilkesel boyutu, jus ad bellum (savaş açma hakkı) ve Jus in bello (savaşın adil idaresi)'dur.

Jus ad bellum (savaş açma hakkı), düşmanca davranışların ve koşulların, bir otoritenin başka bir ulusa savaş ilan etmesini haklı kıldığını belirtir. Adil bir savaş ilan etmek için altı ana kriter vardır: Öncelikle, adil bir savaş, kanuni bir otorite tarafından ilan edilmelidir. İkincisi, savaş için, büyük çaplı şiddeti hak edecek yeterli öneme sahip haklı ve doğru bir neden olmalıdır. Üçüncüsü, savaşın haklı tarafının yasal niyetleri olmalıdır; diğer bir deyişle, iyiliği geliştirme ve kötülüğü azaltma arayışında olmalıdır. Dördüncüsü, haklı tarafın makul bir başarı şansına sahip olması gerekir. Beşincisi, savaş son çare olmalıdır. Ve altıncısı, beklenen sonuçların kullanılan araçlarla orantılı olması gerekir.

Savaş ahlakı

Jus in bello (savaşın adil idaresi), savaş yürütülürken uygulanan etik kurallar dizisidir. İki temel ilke orantılılık ve ayırt etmedir. Orantılılık, istenen sonuçlara ve adaletsizliğe ne kadarlık bir gücün gerekli ve ahlaki açıdan uygun olduğuyla ilgilidir. Ayırt etme ilkesi, bir savaşta kimlerin meşru hedef olduğunu belirler ve özellikle öldürmek için müsaade edilen savaşçı taraf ile diğeri arasında ayrım yapar. Bu kurallara uyulmaması, savaşın haklı tarafının meşruluğunu kaybetmesine neden olabilir.

Sadece Savaş Teorisi, Birleşmiş Milletler'in kurulmasında ve Uluslararası Hukuk'un meşru savaş hakkındaki düzenlemelerinde temel oluşturdu.

Faşizm ve onu kuşatan idealler, örneğin Pragmatizm, ırkçılık ve sosyal Darwinizm, şiddetin iyi olduğunu savunur. Pragmatizm, savaş ve şiddetin, evrensel ahlaka bakılmaksızın insanların hizmetine girmesi halinde, iyi olabileceğini savunur. Irkçılık, şiddetin iyi olduğunu ve onun sayesinde esas ırkın tesis edilebileceğini ya da aşağı bir ırkın yeryüzünden temizlenebileceğini ya da her ikisini birden gerçekleştirilebileceğini savunur. Sosyal Darwinizm, uygarlığın gelişebilmesi için uygun olmayanın toplumdan temizlenmesinde şiddetin bazen gerekli olduğunu iddia etmektedir. Bunlar, sonuçların araçları haklı kıldığı genel durum için geniş modellerdir. ABD'li çatışma teorisyeni ve sosyolog Lewis Coser, çatışmanın bir dizi yeni denge oluşturması için bir işlev ve bir süreç sağladığını ileri sürdü. Böylece, muhalif güçlerin mücadelesi, yıkıcı olmaktan ziyade, toplumsal bir yapıyı ya da toplumu dengelemek ve sürdürmek için bir araç olabilir.

Savaş Resimleri