25 May 2018, Friday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Obezite

İçindekiler
  1. Obezite nedir, belirtileri nelerdir?
  2. Obezitenin çeşitleri
  3. Obezitenin zararları
  4. Obezitenin nedenleri
  5. Patofizyoloji
  6. Halk Sağlığı
  7. Obezite tedavisi
  8. Epidemiyoloji
  9. Obezitenin tarihçesi
  10. Toplum ve kültür
  11. Çocukluk çağı obezitesi
  12. Hayvanlarda obezite
  13. Obezite Resimleri

Obezite nedir, belirtileri nelerdir?

Obezite; vücutta oluşan fazla yağların insan sağlığı üzerinde olumsuz etki oluşturduğu tıbbi bir durumdur. Kişinin Vücut Kitle İndeksi (VKİ - bir kişinin kilosunun kişinin boyunun karesine bölünmesiyle elde edilen sonuç), 30 kg / m2'nin üzerinde ise obez olarak, 25-30 kg / m2 aralığında ise kilolu olarak kabul edilir. Bazı Doğu Asya ülkelerinde Vücut Kitle İndeksi (VKİ) değerleri daha düşük kullanılır. Obezite; çeşitli hastalıkların, özellikle kalp hastalığı, tip 2 diyabet, obstrüktif uyku apnesi, bazı kanser türleri ve osteoartrit olasılığını artırır.

Obezite, aşırı gıda alımı, fiziksel aktiviteden yoksun olma ve genetik yatkınlıktan kaynaklanır. Bazı obezite vakalarına; genler, endokrin bozukluklar, ilaçlar veya akıl hastalığı neden olur. Obezlerin metabolizmalarının yavaş çalışması nedeniyle, az yemek yeseler bile kilo alabilmektedirler. Obezlerin kilo artışı söz konusu olduğundan belirli bir enerjiye ihtiyaçları olup ortalama ağırlıktaki insanlara göre daha fazla enerji harcarlar.

Obezite; genellikle toplumsal değişimlerin ve kişisel tercihlerin kombinasyonu ile önlenebilir. Buradaki en önemli tedavi yöntemi, diyet ve egzersiz yapmaktır. Enerjisi yoğun olan yağ ve şeker gibi gıdaların tüketimini azaltılarak, lifli gıdaların tüketimini de arttırarak uygulanacak olan diyetin kalitesi iyileştirilebilir. İştahı veya yağ emilimini azaltmak için ilaçlar uygun bir diyetle birlikte alınabilir. Diyet, egzersiz ve ilaç etkili değilse; midenin hacmini azaltmak için gastrik balon ameliyatı veya bağırsağın uzunluğunu azaltmak için kısaltma ameliyatı yapılabilir. Böyle bir durumda besin miktarı ve emilim azalır.

Obezite; yetişkinlerde ve çocuklarda giderek artan oranda önlenebilir ölüm nedenidir. 2014 yılında 600 milyon yetişkin (% 13) ve beş yaşın altındaki 42 milyon çocuk obez olarak tesbit edildi. Obezite, kadınlarda erkeklerden daha yaygındır. Yetkililer obeziteyi, 21. yüzyılın en ciddi halk sağlığı sorunlarından biri olarak görüyorlar. Obezite; modern dünyanın çoğunda (özellikle batı dünyasında) görülmektedir. Ancak tarihteki bazı medeniyetlerde servet ve doğurganlık sembolü olarak da görüldü. Günümüzde bile dünyanın bazı yerlerinde servet ve doğurganlık sembolü olarak görülmeye devam etmektedir. 2013 yılında Amerikan Tıp Birliği obeziteyi bir hastalık olarak sınıflandırdı.

Obezitenin çeşitleri

Obezite, fazla vücut yağının birikerek sağlık üzerinde olumsuz etkileri oluşturduğu tıbbi bir durumdur. Vücut Kitle İndeksi (VKİ) ile tanımlanarak bel, kalça oranı ve total kardiyovasküler risk faktörleri aracılığıyla vücuttaki yağ dağılımı olarak değerlendirilir. Vücut Kitle İndeksi, vücuttaki yağ miktarının yüzdelik oranı ve toplam vücuttaki yağ miktarı ile yakından ilişkilidir. Sağlıklı bir çocuğun kilosu, yaşına ve cinsiyetine göre değişir. Çocuklarda ve ergenlerde obezite mutlak bir sayı olarak değerlendirilmez, büyüme ve gelişmeye göre normal grup ilişkisi olarak tanımlanır; bu şekilde obezite, Vücut Kitle İndeksinin yüzde 95'ten daha büyük olmasıdır. Bu yüzdeliklerin dayandığı referans verileri 1963-1994 yılları arasında belirlenmiştir dolayısıyla son kilo artışlarından etkilenmemiştir. Vücut Kitle İndeksi, kişinin vücut ağırlığının boyunun karesine bölünmesi olarak tanımlanır.

Vücut Kitle İndeksi genellikle metrekare başına kilogram cinsinden ifade edilir. Kilo; kilogram olarak, boy; metre cinsinden ölçülür. Pound'tan inç başına dönüştürmek için 703 (kg / m2) / (lb / sq in) çarpın.

1997 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından kurulan ve 2000 yılında yayınlanan en yaygın tanımlar, tabloda listelenen değerleri vermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü tanımlarına yapılan bazı değişiklikler, belirli kuruluşlar tarafından yapılmıştır. Cerrahi literatür,hala tartışmalı olan  tam değerleri farklı kategoriler halinde, sınıf II ve III obezite olarak ayırır.

Şiddetli obezite oranı, Vücut Kitle İndeksi ≥ 35 veya 40 kg / m2 olarak değerlendirilir. 

BMI ≥ 35 kg / m2 ve obezite yaşamıdır, ≥40-44.9 kg / m2 ise morbid obezitedir.

BMI ≥ 45 veya 50 kg / m2 ise süper obezitedir.

Asya Kıtasındaki insan popülasyonu, Kafkasya'da yaşayan insanlardan daha düşük bir Vücut Kitle İndeksine sahip olduğundan olumsuz sağlık sonuçları ortaya çıkmıştır. Bu yüzden bazı ülkeler obeziteyi yeniden tanımlamıştır. Japonya'da 25 kg / m2'ten yüksek, Çin'de ise 28 kg / m2'den yüksek Vücut Kitle İndeksi tanımlanmıştır.

Obezitenin zararları

Aşırı vücut ağırlığı çeşitli hastalıklarla özellikle kardiyovasküler hastalıklar, diabet 2, obstrüktif uyku apnesi, belirli kanser türleri, osteoartrit ve astım ile ilişkilidir. Sonuç olarak, obezitenin yaşam süresini azalttığı tespit edilmiştir.

Obezite ve ölüm riski

Obezite, dünyadaki önlenebilir ölüm nedenlerinden biridir. Bir dizi inceleme sonucunda, sigara içmeyenlerde Vücut Kitle İndeksi 20-25 kg / m2'de ve mevcut sigara içenlerde 24-27 kg / m2'de ölüm riskinin en düşük olduğu ve her iki yöndeki değişikliklerle birlikte riskin arttığı tespit edilmiştir. Bu veriler, en az dört kıtada geçerli gibi görünüyor. Buna karşılık 2013 yılındaki güncelleme sonucunda, 1. evre obezitenin (VKİ 30-35) normal kiloya kıyasla daha yüksek ölüm ile ilişkili olmadığı ve fazla kilolu (VKİ 25-30) olanların normal kilolu olanlara göre "düşük" ölüm ile ilişkili olduğunu bulundu (VKİ 18.5 -25). Diğer kanıtlar Vücut Kitle İndeksi ve bel çevresi genişliği ile ölüm arasındaki ilişkinin U veya J şeklinde olduğunu gösterirken, bel-kalça oranı ve bel-yükseklik oranının ölüm ile ilişkisi daha olumludur. Asyalılar'da olumsuz sağlık etkileri riski 22-25 kg / m2 arasında artmaya başlar. 32 kg / m2'nin üzerindeki Vücut Kitle İndeksi, 16 yıllık dönemde iki kat artan bir ölüm oranı ile ilişkilendirilmiştir. Birleşik Devletler'de, obezitenin yılda 111.909 ila 365.000 ölümle sonuçlandığı tahmin edilirken, Avrupa'daki ölümlerin 1 milyondaki oranı (% 7.7) aşırı kiloya atfediliyor. Şiddetli obezite (VKİ> 40 kg / m2) ortalama ömrü on yıl azaltırken, ileri obezite yaşam süresini altı ile yedi yıl,  30-35 kg / m2 obezite ise ömrü iki ila dört yıl azaltmaktadır.

Obezite ve hastalıklar

Obezite; birçok fiziksel ve zihinsel durumların riskini arttırır. Obeziteye eşlik eden bozukluklar; tip 2 diabetes mellitus, yüksek tansiyon, yüksek kan kolesterolü ve yüksek trigliserid seviyeleri içeren tıbbi bozuklukların bir kombinasyonu olan metabolik sendromda en yaygın şekilde görülür.

Komplikasyonlara doğrudan doğruya obezite neden olur veya fakir bir diyet ya da yerleşik bir yaşam biçimi gibi ortak bir nedeni paylaşan mekanizmalar aracılığıyla dolaylı olarak ilişkilendirilir. Obezite ile spesifik koşullar arasındaki bağlantının gücü değişir. En güçlülerinden biri, tip 2 diyabet ile bağlantıdır. Fazla vücut yağı, erkeklerde diyabet vakalarının %64'ünü, kadınlarda ise % 77'sini oluşturmaktadır.

Sağlıkla ilgili sonuçlar iki ana kategoriye ayrılır: artan yağ kitlesi (osteoartrit, obstrüktif uyku apnesi, sosyal damgalama gibi) ve artmış yağ hücresi sayısı (şeker hastalığı, kanser, kardiyovasküler hastalık, alkolsüz Yağlı karaciğer hastalığı). Vücut yağındaki artış, vücudun insüline tepkisini değiştirerek potansiyel insülin direncine yol açar. Artmış yağ proenflamatuar bir duruma ve protrombotik bir duruma da neden olur.

Tıp dalıHastalıkTıp dalıHastalık
Kardiyoloji
  • Koroner arter hastalığı : angina pektoris ve kalp krizi 
  • Kalp yetmezliği 
  • Yüksek tansiyon 
  • Anormal kolesterol seviyeleri 
  • Derin ven trombozu ve akciğer embolisi
Dermatoloji
  • Deri çatlakları
  • Akantozis nigricans
  • Lenf ödemi 
  • Selülit enfeksiyon
  • Hirsutizm 
  • Intertrigo 
Endokrinoloji ve Üreme Hekimliği 
  • Diyabet
  • Polikistik over sendromu
  • Adet düzensizliği
  • Kısırlık
  • Gebelikte komplikasyonlar 
  • Doğum kusurları 
  • Ölü doğumlar
Gastroenteroloji
  • Reflü 
  • Karaciğer yağlanması
  • Safra taşı  
Nöroloji
  • İnme
  • Meralgia paraesthetica
  • Migren
  • Karpal tünel sendromu 
  • Bunama 
  • Idiopathic intracranial hypertension
  • Multipl skleroz 
Onkoloji 
  • Yemek borusu kanseri
  • Kalın bağırsak kanseri
  • Pankreas kanseri
  • Safra kesesi kanseri
  • Rahim kanseri
  • Böbrek kanseri
  • Kan kanseri
  • Hepatosellüler karsinom 
  • Melanom
Psikiyatri
  • Kadınlarda depresyon 
  • Sosyal dışlama
Respirology
  • Uyku apnesi
  • Pickwickian sendromu
  • Astım
  • Genel anestezi komplilaksyonları
Romatoloj ve Ortopedi 
  • Gut 
  • Hareket yetersizliği
  • Osteoartrit 
  • Bel ağrısı 
Üroloji ve Nefroloji 
  • Ereksiyon bozukluğu
  • İdrar kaçırma 
  • Kronik böbrek yetmezliği
  • Hipogonadizm 
  • Saklı penis 

Hayatta kalma paradoksu

Genel nüfusta obezitenin olumsuz sağlık sonuçları, mevcut kanıtlarla desteklense de bazı alt gruplardaki sağlık sonuçları, obezite sağkalım paradoksu olarak bilinen bir fenomeni artmış ve Vücut Kitle İndeksi de iyileşmiş gibi gözükmektedir. Paradoks, 1999 yılında, hemodiyalize giren kilolu ve obez insanlarda önce tanımlanmış ve daha sonra kalp yetmezliği ve periferik arter hastalığı (PAD) olanlarda bulunmuştur.

Kalp yetmezliği olanlarda, Vücut Kitle İndeksi, 30,0 ile 34,9 arasında olanların, normal ağırlığı olanlardan daha düşük ölüm riski vardır. Bu şu gerçeğe dayandırılır; insanlar giderek daha hasta olduklarında kilo verme hızları da artar. Benzer bulgular diğer kalp rahatsızlığı türlerinde de görülmüştür. Sınıf I obezite ve kalp rahatsızlığı olan insanlarda, kalp hastalığı olan normal kilolu kişilere göre daha fazla kalp problemi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, daha fazla obezite derecesine sahip insanlarda, daha ileri kardiyovasküler olayların riski artar. Kalp bypass cerrahisinden sonra bile kilolu ve obezlerde ölüm oranlarında herhangi bir artış görülmemektedir. Yapılan bir çalışma ile obezlerin kalp krizi sonrası iyileşmeleri ve sağ kalmaları daha agresif tedavi ile açıklanabilir. Bir diğer çalışma ile de PAH hastalarında kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) göz önüne alındığında obezitenin faydasının olmadığını bulmuşlardır.

Obezitenin nedenleri

Bireysel düzeyde aşırı gıda enerjisi alımı ve fiziksel aktivite eksikliği kombinasyonunun çoğu obeziteyi açıkladığı düşünülmektedir. Sınırlı sayıda vaka, öncelikle genetik, tıbbi nedenler veya psikiyatrik hastalıklardan kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, toplumsal düzeyde obezitenin hızının artması, kolayca erişilebilir ve lezzetli bir diyet, otomobillere olan güvenin artması ve mekanize imalattan kaynaklandığı düşünülmektedir.

2006 yılında yapılan bir incelemede, son zamanlarda artan obezite artışına: (1) yetersiz uyku, (2) endokrin bozucular (lipid metabolizmasına müdahale eden çevresel kirleticiler), (3) ortam sıcaklığında değişkenliğin azalması, (4) sigara içme oranlarının düşmesi (sigara içiminin iştahı bastırması), (5) kilo almaya neden olabilecek ilaçların (örneğin atipik antipsikotikler) kullanımının artması, (6) etnik ve yaş gruplarında daha ağır olma eğiliminde orantılı artışlar, (7) ileri yaşta gebelik (çocuklarda obeziteye yatkınlık oluşturabilir), (8) nesilden nesile aktarılan epigenetik risk faktörleri, (9) yüksek Vücut Kitle İndeksi için doğal seleksiyon ve (10) obezite risk faktörlerinin, artan konsantrasyona yol açan sınıflandırıcı eşleşme (bu ağırlık nüfus değişimini arttırarak obez insan sayısı artacak). Bu mekanizmaların obezitenin yaygınlığı üzerindeki etkisini destekleyen önemli kanıtlar olmasına rağmen, kesin değildir ve yazarlar, bunların muhtemelen önceki paragrafta tartışılanlardan daha az etkili olduğunu belirtmektedir.

Beslenme alışkanlığı

2016 yılında yapılan bir incelemede, obeziteye sebep olan aşırı gıda maddeleri öncelikli olarak destekledi. Kişi başına düşen diyet enerji arzı, farklı bölgeler ve ülkeler arasında belirgin bir şekilde değişir. Zamanla bu değişim devam etti. 1970'li yılların başından 1990'lı yılların sonlarına doğru, kişi başına düşen günlük ortalama gıda enerjisi miktarı (satın alınan gıda miktarı),Doğu Avrupa hariç dünyanın her yerinde artmıştır. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bu tüketim miktarı, 1996 yılında kişi başına 3.654 kalorilik (15.290 kJ) değer ile en yüksek kullanılabilirliğe sahip olup 2003 yılında ise 3.754 kaloriye (15.710 kJ) kadar yükseldi. 1990'lı yılların sonlarında; Avrupa'da kişi başı 3.394 kaloriye (14.200 kJ), Asya'nın gelişmekte olan bölgelerinde kişi başına 2.648 kaloriye (11.080 kJ), Sahra altı Afrika'sında kişi başına 2.176 kaloriye (9.100 kJ) sahipti. Toplam gıda enerjisi tüketiminin obezite ile ilişkili olduğu bulunmuştur.

Beslenme kılavuzlarının yaygınlığı, aşırı yeme ve kötü diyet seçiminin sorunlarına değinmek konusunda çok etkin olamamıştır. 1971-2000 yılları arasında, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki obezite oranları % 14.5'ten % 30.9'a yükseldi. Aynı dönemde, tüketilen ortalama gıda enerjisinde bir artış meydana geldi. Kadınlarda günlük ortalama 335 kalori (1,400 kJ) (1971'de 1,542 kalori (6,450 kJ), 2004'te 1.877 kalori (7,850 kJ), erkekler için ortalama artış ise günde 168 kalori (700 kJ) idi (1971'de 2,450 kalori (10,300 kJ) ve 2004'te 2,618 kalori (10,950 kJ). Ekstra gıda enerjisinin büyük kısmı, yağ tüketiminden ziyade karbonhidrat tüketiminde bir artışa neden oldu. Bu ekstra karbonhidratların birincil kaynakları, Amerika'daki genç erişkinlerde günlük gıda enerjisinin yaklaşık yüzde 25'ini oluşturan şekerli içecekler ve patates cipsidir. Alkolsüz içecekler, meyve içecekleri, buzlu çay, enerji içecekleri ve vitaminli su içeceği gibi şekerli içeceklerin tüketilmesinin yükselen obezite oranlarına, artmış metabolik sendrom ve tip 2 diyabet riskine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. D vitamini eksikliği obezite ile ilgili hastalıklarla ilişkilidir.

Toplumlar; enerjileri yoğun, büyük porsiyonlu ve fast-food yemeklerine giderek daha fazla bağımlı hale gelirken, fast-food tüketimi ile obezite arasındaki ilişki daha da önem kazanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde fast-food yemekleri tüketimi üç katına çıkmış ve bu yemeklerden gelen gıda enerji girişi 1977-1995 yılları arasında dört kat artmıştır.

ABD ve Avrupa'daki tarım politikası ve teknikleri, gıda fiyatlarının düşmesine neden oldu. Birleşik Devletler'de, ABD çiftlik kanunuyla mısır, soya, buğday ve pirincin sübvansiyonu, işlenmiş yiyeceklerin ana kaynaklarını meyve ve sebzelere kıyasla ucuz hale getirdi. Kalori sayımı hakkındaki kanunlar ve beslenme özelliklerini anlatan etiketler, insanların ne kadar yiyecek enerjisinin tükettiği ile ilgili farkındalık da dahil olmak üzere daha sağlıklı gıda seçimi yapma yönünde teşvik etmeye çalışmaktadır.

Obez insanlar sürekli olarak normal kilo veren insanlara kıyasla gıda tüketimini gereğinden az raporlarlar. Bu raporlar, hem kalorimetre odasında gerçekleştirilen kişilerin testleriyle hem de doğrudan gözlem ile desteklenmektedir.

Hareketsiz yaşam tarzı

Hareketsiz bir yaşam tarzı, obezitede önemli rol oynamaktadır. İnsanlar, dünya çapında fiziksel olarak daha az hareket gerektiren işlere doğru büyük bir eğilime girmiş ve şu anda dünya nüfusunun en az % 30'u yetersiz egzersiz yapmaktadır. Hareketsiz yaşam; öncelikle mekanik ulaşımın kullanımındaki artış ve evde iş gücünü azaltan teknolojilerin daha yaygın olması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Çocuklarda, yürüme ve beden eğitimi eksiklikleri nedeniyle fiziksel aktivitelerinde azalma görülmektedir. İnsanların, boş vakitlerini fiziksel aktivite ile değerlendirme eğilimleri henüz etkin hale gelmemiştir. Dünya Sağlık Örgütü, dünya çapındaki insanların daha az aktivite peşinde koştuğunu göstermektedir. Finlandiya'da yapılan bir araştırmada fiziksel aktivite artışı gözlenmiş, Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırma da ise boş zamanlarda yapılan fiziki aktivitelerin önemli ölçüde değişmediği tespit etmiştir. 2011 yılında yapılan bir incelemede, fiziksel aktivitelerin çocuklarda önemli bir katkı sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Hem çocuklar hem de yetişkinlerde, televizyon izlemeye ayrılan zaman ile obezite riski arasında bir ilişki vardır. Yapılan bir araştırmada, 73 deneğin 63'ünde (% 86), televizyon izlemeye harcanan zaman ile orantılı olarak çocuklarda obezite oranının arttığını gözlenmiştir.

Obezitede genetik faktörler

Diğer birçok tıbbi durumda olduğu gibi, obezite de genetik ve çevresel faktörler arasındaki karşılıklı etkileşimin sonucu oluşmaktadır. İştah ve metabolizmayı kontrol eden çeşitli genlerdeki polimorfizmler, yeterli gıda enerjisi mevcut olduğunda obeziteye yatkınlığa neden olur. 2006 yılından beri, insan genomu üzerinde bazı sitelerin 41'inden fazlasında olumlu bir ortam mevcut olduğunda bunun obezite gelişimiyle bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. FTO geninin iki kopyası (yağ kitlesi ve obezite ile ilişkili gen) bulunan insanlar, ortalama 3-4 kg ağırlığa sahiptir ve risk alleli bulunan insanlara kıyasla 1.67 kat daha fazla obezite riski taşırlar. Genetik kaynaklı insanlar arasındaki Vücut Kitle İndeksindeki farklılıklar, incelenen nüfusa bağlı olarak % 6 ile % 85 oranında değişiklik gösterir.

Obezite, Prader-Willi sendromu, Bardet-Biedl sendromu, Cohen sendromu ve MOMO sendromu gibi çeşitli sendromlarda önemli bir özelliğe sahiptir ("Sendromik olmayan obezite" terimi bazen var olan bu koşulları dışlamak için kullanılır). Başlangıçta başlayan şiddetli obezite (10 yaşından önce başlamış ve normalden üç standart sapmadan vücut kütle indeksi ile tanımlanan) % 7'sinde tek nokta DNA mutasyonu vardır.

Özel genlerden ziyade kalıtım kalıplarına odaklanan araştırmalarda, normal ağırlığa sahip iki ebeveynin çocuklarının % 10'dan azına karşı, iki obez ebeveynin çocuklarının % 80'inin de obez olduğu bulunmuştur. Aynı ortamda yaşayan farklı insanlar, taşıdıkları genetik özellikleri nedeniyle farklı obezite risklerine sahiptir.

Tutumlu gen hipotezi; insan evriminde, beslenme yetersizliğine maruz kalan insanların obeziteye eğilimli olduklarını öne sürer. Nadir yaşanan bolluk dönemlerinde, obez bireylerin yiyecek stoğu yaparak açlıktan kurtulma olasılığı daha yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, yağ depolamaya yönelik bu eğilim, istikrarlı gıda kaynakları olan toplumlarda görülmemektedir. Bu teori çeşitli eleştiriler almıştır ve drift gen hipotezi ve tutumlu fenotip hipotezi gibi evrim temelli teoriler de önerilmiştir.

Diğer hastalıklar

Belli fiziksel ve zihinsel hastalıklar ve bunları tedavi etmek için kullanılan farmasötik maddeler obezite riskini artırabilir. Hipotiroidizm, Cushing sendromu, büyüme hormonu eksikliği ve yeme bozuklukları, aşırı yeme bozukluğu ve gece yeme sendromu, obezite riskini artıran tıbbi hastalıklar, birkaç nadir görülen genetik sendromun (yukarıda listelenmiştir) yanı sıra bazı konjenital veya edinsel koşulları içerir. Bununla birlikte, obezite bir psikiyatrik bozukluk olarak görülmez ve bu nedenle DSM-IVR'de bir psikiyatrik hastalık olarak listelenmez. Psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda kilolu ve obezite riski, psikiyatrik bozukluğu olmayanlara göre daha yüksektir.

Bazı ilaçlar kilo alımına veya vücut kompozisyonunda değişikliklere neden olabilir. Bunlar arasında; insülin, sülfonilüreler, tiazolidindionlar, atipik antipsikotikler, antidepresanlar, steroidler, bazı antikonvülzanlar (fenitoin ve valproat), pizotifen ve bazı hormonal kontrasepsiyon formları yer alır.

Sosyal sebepler

Genetik etkiler obezitenin anlaşılması için önemlidir. Ancak bu genetik etkiler belirli ülkelerde ya da küresel olarak görülen dramatik durumlarda obezitenin artışını açıklayamazlar.  Enerji tüketimini aşan gıda alımlarının, bireysel bazda obeziteye yol açtığı kabul edilse de, bu iki faktörün toplumsal ölçekte kaymalarının nedeni çok tartışılmıştır. Buna sebep olan bir takım teoriler vardır ancak çoğu bu durumun çeşitli faktörlerin birleşimi olduğuna inanır.

Sosyal sınıf ile Vücut Kitle İndeksi arasındaki korelasyon küresel olarak değişmektedir. 1989 yılında yapılan bir gözden geçirmede, gelişmiş ülkelerde yüksek sosyal sınıfa ait kadınların obez olma ihtimalinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Farklı toplumsal sınıfların erkekleri arasında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Gelişmekte olan ülkelerde, yüksek sosyal sınıflardan kadınlar, erkekler ve çocuklar daha fazla obezite oranlarına sahip olduğu bilinmektedir. 2007 yılında yapılan bu gözden geçirmenin bir güncellemesi aynı ilişkiyi ortaya koymuş ancak bu güncelleme oldukça zayıf kalmıştır. Korelasyonun gücündeki azalmanın, küreselleşmenin etkilerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Gelişmiş ülkeler arasında, yetişkin obezite düzeyleri ve fazla kilolu genç çocukların yüzdesi, gelir eşitsizliği ile ilişkilendirilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerindeki eyaletler arasında benzer bir ilişki görülmektedir. Varlıklı olan sosyal sınıfa dahil yetişkinlerde obezite oranı daha fazladır.

Vücut Kitle İndeksi ve sosyal sınıf arasındaki ilişkiler için bir çok açıklama yapılmıştır. Gelişmiş ülkelerde zenginlerin daha besleyici yiyecekler alabildikleri, zayıf kalmaları için toplumsal baskı altında oldukları ve fiziksel uygunluk beklentileri ile birlikte bu durumlarını gerçekleştirebilecekleri daha fazla fırsatın bulunduğu düşünülmektedir. Gelişmemiş ülkelerde, yiyeceğe ulaşım, yüksek enerji gerektiren fiziksel işler için fazla enerji alımı ve kültürün bir paçası olarak daha büyük bir vücut yapısına sahip olma isteği tespit edilen vücut yapılarının bir açıklamasıdır. Bir kişinin hayatında belli bir standarda oturmuş vücut ağırlığına yönelik tutumlar, obezitede de rol oynayabilir. Arkadaşlar, kardeşler ve eşler arasında zamanla Vücut Kitle İndeksi değişiklikleri arasında bir ilişki bulunmuştur. Stres ve algılanan düşük sosyal statü, obezite riskini artırdığı görülmektedir.

Sigara içimi bireyin kilosu üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Sigarayı bırakanlar erkekler için ortalama 4.4 kilo (9.7 libre) alımı ve on yıldan fazla bir süredir de kadınlar için 5.0 kilo (11.0 lb) aldıkları tespit edilmiştir. Bununla birlikte, değişen sigara içme oranları genel obezite oranları üzerinde çok az etkiye sahiptir.

Birleşik Devletlerde bir kişinin sahip olduğu çocuk sayısı, obezite riskiyle ilgilidir. Bir kadının riski çocuk başına % 7 oranında artarken, bir erkeğin riski çocuk başına % 4 artar. Bu durum, çocuk sahibi batılı ebeveynlerin fiziksel aktivitelerini azaltmaları gerçeğiyle açıklanabilir.

Gelişmekte olan ülkelerde şehirleşme obezitenin hızlanmasında rol oynamaktadır. Çin'de genel obezite oranları % 5'in altındadır. Ancak, bazı şehirlerinde obezite oranları % 20'den fazladır.

Erken yaşta malnutrisyonun, gelişmekte olan ülkelerdeki yükselen obezite oranlarında rol oynadığı düşünülmektedir. Malnütrisyon dönemlerinde ortaya çıkan endokrin değişiklikler, bir kez daha gıda enerjisi elde edildiğinde yağ depolamasını teşvik edebilir.

Bilişsel epidemiyolojik verilerle uyumlu birçok çalışma, obezitenin bilişsel kusurlarla ilişkili olduğunu teyit etmektedir. Obezitenin bilişsel kusurlara neden olup olmadığı veya tam tersi şu anda belli değildir.

Bağırsak bakterileri

Enfeksiyöz ajanların metabolizma üzerindeki etkisinin incelenmesi hala erken safhadadır. Bağırsak florasının zayıf ve obez insanlar arasında farklı olduğu görülmüştür. Bağırsak florasının obez ve zayıf bireylerde metabolik potansiyeli etkileyebileceği görülmüştür. Metabolik potansiyelin bu belirgin değişikliğinin obeziteye katkıda bulunan enerjinin toplanması için daha büyük bir kapasite sağladığı düşünülmektedir. Bu farklılıkların obezite sonucu olup olmadığı kesin olarak belirlenememiştir.

İnsanlarda ve çeşitli hayvan türlerindeki virüsler ile obezite arasında bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişkinin hangi oranda obeziteye sebep olduğu henüz belirlenememiştir.

Patofizyoloji

Obezitenin gelişmesi ve sürmesinde olası birçok patofizyolojik mekanizma bulunmaktadır. Leptin geni, JM Friedman'ın laboratuarı tarafından 1994 yılında keşfedilene kadar bu araştırma alanı neredeyse kabul edilmemişti. Bu labaratuvarda yapılan araştırmalar, leptinin tokluk faktörü olduğunu öne sürdü. Ob / ob fare, leptin genindeki mutasyonlar, obez fenotipe, insan obezitesi için leptin tedavisi olasılığını açtı. Bununla birlikte, kısa bir süre sonra JF Caro'nun laboratuarı, obezitede konusunda insanlardaki leptin geninde herhangi bir mutasyon tespit edemedi. Aksine Leptin ekspresyonu, insan obezitesinde leptine direnç olasılığını önermek üzere arttırılmıştır. Bu keşiften bu yana, iştah ve gıda alımı, yağ dokusunun emilim düzenleri ve insülin direncinin geliştirilmesine katılan birçok başka hormonal mekanizma aydınlatılmıştır. Leptin'in keşfinden beri, grelin, insülin, oreksin, PYY 3-36, kolesistokinin, adiponektin ve diğer birçok arabulucu incelenmiştir. Adipokinler, yağ dokusu tarafından üretilen aracılardır; onların eylemlerinin birçok obezite ile ilgili hastalıkları değiştirdiği düşünülmektedir.

Leptin ve grelin, iştah üzerindeki etkilerinin tamamlayıcı olduğu düşünülmektedir; mide ile üretilen ghrelin, kısa süreli iştah kontrolü (örneğin: Midenin boş olduğu zaman yemek yiyip dolduğunda gerilip durması). Leptin, vücuttaki yağ depoları rezervlerine işaret etmek için yağ dokusu ile üretilir ve uzun süreli iştah açıcı kontrollere aracılık eder (yani, yağ depoları düşük olduğunda daha az yemek ve yağ depoları yüksek olduğunda daha fazla yemek yemeye). Leptinin uygulanması; leptin eksikliği olan obez bireylerin dirençlerinin küçük bir alt grubunda etkili olabilse de, çoğu obez bireyin leptine dirençli olduğu düşünülmektedir ve yüksek leptin düzeylerine sahip olduğu bulunmuştur. Bu direniş, leptin kontrolü en obez kişilerde iştah bastırılmasında etkili olduğu görülmüş ama henüz niçin etkili olduğu konusu kısmen açıklanabilmektedir.

Leptin ve grelin periferik olarak üretilirken, iştah merkezi sinir sistemi üzerindeki eylemler yoluyla kontrol altına alırlar. Özellikle, iştahla ve diğer iştahla ilgili hormonlar, gıda alımı ve enerji tüketiminin düzenlenme merkezi olan hipotalamusta hareket eder. Hipotalamusta, iştah entegrasyonundaki rolüne katkıda bulunan çeşitli devreleri vardır, melanokortin yolu ise bunlardan en iyi anlaşılanlardandır. Devre, lateral hipotalamusa (LH) ve ventromedial hipotalamusa (VMH), beyindeki beslenme ve tokluk merkezlerine çıkış yapan, sırasıyla kavisli çekirdek olan hipotalamus alanıyla başlar.

Kemik kavitesi çekirdek, iki ayrı nöron grubu içerir. Birinci grup, nöropeptid Y (NPY) ve agouti ile ilgili peptid (AgRP) birlikte ifade eder ve VMH'ye LH ve önleyici girdileri uyarıcı girdileri vardır. İkinci grup, opiomelanokortin (POMC), kokain ve amfetamin ile düzenlenen transkripti (CART) birlikte ifade eder. VMH'ye uyarıcı girişler ve LH'ye engelleyici girdileri vardır. Sonuç olarak, NPY / AgRP nöronları beslemeyi uyarır ve tokluk önlerken, POMC / CART nöronları beslenmeyi uyarır ve beslemeyi engeller. Arkaat nukleus nöronlarının her iki grubu kısmen leptin tarafından düzenlenir. Leptin, POMC / CART grubunu uyarırken NPY / AgRP grubunu inhibe eder. Böylece, ya leptin eksikliği ya da leptin direnci yoluyla leptin sinyali eksikliği aşırı beslenmeye neden olur. Böylece bazı genetik ve edinilmiş obezitenin biçimlerini açıklayabilir.

Halk Sağlığı

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yetersiz beslenmenin ve bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkardığı sorunların yanında aşırı kilolu ve obezitenin yakın bir zamanda geleneksel halk sağlığında endişe verici bir sorun olarak yerini alabileceğini öngörür. Obezite; yaygınlığı, maliyeti ve sağlık etkileri nedeniyle halk sağlığı ve politikası sorunudur. Birleşik Devletler Preventive Services Task Force, tüm yetişkinlere yönelik obez taraması ve ardından obez olanlarda davranışsal müdahaleleri önermektedir. Halk sağlığı çabaları, nüfustaki artan obezite prevalansından sorumlu çevresel faktörleri anlamaya ve düzeltmeye çalışmaktadır. Çözümler, fazla gıda enerji tüketimine neden olan faktörleri değiştirmeye ve fiziksel aktiviteyi engelleyicileri ortadan kaldırmaya bakar. Bu konuda ortaya konulan tüm çabalar, çocuklara devlet denetiminde, abur cubur pazarlamasının sınırlandırılması, okullarda şekerle tatlandırılmış içeceklerin erişiminin azaltılması ve yemek programları uygulanmasını içerir.Dünya Sağlık Örgütü şekerli içeceklerin vergilendirilmesini önermektedir. Kentsel tasarımlar oluştururken parklara erişimi artırmak ve yaya yollarını geliştirmek için çaba gösterilmeye başlanmıştır.

Raporlar

Birçok organizasyon obezite ile ilgili raporlar yayınladı. 1998 yılında ilk ABD Federal yönergeleri "Erişkinlerde Şişmanlık ve Şişmanlığın Belirlenmesi, Değerlendirilmesi ve Tedavisine İlişkin Klinik Kılavuzlar: Kanıt Raporu" başlıklı rapor yayınlandı. 2006 yılında Kanada Obezite Ağı, "Yetişkinlerde ve Çocuklarda Şişmanlığın Yönetimi ve Önlenmesine İlişkin Kanadalı Klinik Uygulama Kılavuzu (CPG)" nu yayınladı. Bu yayın, yetişkinlerde ve çocuklarda obeziteyi yönetmek ve önlemek için kanıta dayalı çözümler ortaya koyan bir kılavuz oldu.

İngiltere'de 2004 yılında Royal College of Physicians, Halk Sağlığı ve Royal College of Pediatrics and Child Health, 2004'te İngiltere'de artmakta olan obezite sorununu vurgulayan "Sorunları Saklama" raporunu 2004 yılında yayınladı. Aynı yıl, House of Commons Sağlık Seçimi Komitesi, obezitenin Birleşik Krallık'taki sağlık ve toplum üzerindeki etkisine ve soruna olası yaklaşımlara ilişkin "en kapsamlı soruşturmayı [...]" yayınladı. 2006 yılında Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmellik Enstitüsü (NICE) obezitenin teşhisi ve yönetimi ile yerel konseyler gibi sağlık kuruluşları dışındaki organizasyonlara yönelik politikalara ilişkin bir kılavuz yayınladı. Derek Wanless'ın King's Fund için hazırladığı 2007 raporunda, daha fazla harekete geçilmediği takdirde obezite Ulusal Sağlık Hizmetini mali açıdan felce uğratacak kapasiteye sahipti.

Obezitenin yükselen oranlarına değinmek için kapsamlı yaklaşımlara bakılıyor. Obezite Politikası Eylemi (OPA) çerçevesi, tedbiri 'yukarı akım' politikalarına, 'orta akım' politikalarına, 'aşağı akım' politikalarına böler. 'Upstream' politikaları değişmekte olan topluma, 'orta akım' politikaları, bireylerin obeziteyi önleme davranışlarını değiştirmeye çalışıyor ve 'aşağı akım' politikaları şu anda rahatsız olan kişileri tedavi etmeye çalışıyor.

Obezite tedavisi

Obezite için başlıca tedavi, diyet ve fiziksel egzersizden oluşur. Diyet programları kısa vadede kilo kaybı oluşturabilir ancak bu kilo kaybını sürdürmek sıklıkla zordur ve sıklıkla bir egzersiz yapmak ve daha düşük bir gıda enerji diyetini bir kişinin yaşam biçiminin kalıcı bir parçası haline getirmek gerekir.

Kısa vadede düşük karbonhidrat diyetleri kilo kaybı için düşük yağlı diyetlerden daha iyi görünür. Uzun vadede; Bununla birlikte, her türlü düşük karbonhidratlı ve az yağlı diyetler eşit derecede faydalı görünüyor. Bir 2014 eleştirisinde, farklı diyetlerle ilişkili kalp hastalığı ve diyabet risklerinin benzer olduğu görülmüştür. Obezler arasında Akdeniz diyetlerinin geliştirilmesi kalp rahatsızlığı riskini azaltabilir. Tatlı içeceklerin alımının azaltılması kilo kaybıyla da ilgilidir. Yaşam tarzı değişiklikleri ile birlikte uzun süreli kilo kaybı sürdürme başarı oranları düşüktür ve % 2-20 arasında değişir. Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri, gebelikte aşırı kilo vermenin sınırlandırılmasında ve anne ile çocuğun sonuçlarının iyileştirilmesinde etkilidir. Hem obez hem de kalp rahatsızlığı için başka risk faktörlerine sahip olanlar yoğun davranış danışmanlığı önerilmektedir.

Beş ilaç uzun süreli kullanım orlistat, lorcaserin, liraglutide, phentermine-topiramate ve naltrekson-bupropion için kanıtlara sahiptir. Bir yıldan sonra kilo kaybına neden olurlar plasebodan 3.0 ila 6.7 kg arasında değişir. Orlistat, liraglutid ve naltrekson-bupropion, Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avrupa'da bulunurken, lorcaserin ve phentermine-topiramat sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunmaktadır. Avrupa düzenleyici makamları, kalp kapak problemleri ile lorcaserin birleşmeleri ve daha genel kalp ve fentermine-topiramate ile kan damarı problemleri nedeniyle, bu iki ilaçın bir bölümünü reddetti. Orlistat kullanımı, gastrointestinal yan etkilerin yüksek oranları ile ilişkilidir ve böbrekler üzerindeki olumsuz etkilerle ilgili endişeler gündeme gelmiştir. Bu ilaçların kardiyovasküler hastalık veya ölüm gibi obezitenin uzun vadeli komplikasyonlarını nasıl etkilediğine dair hiçbir bilgi yoktur.

Obezite için en etkili tedavi bariatrik cerrahi. İşlem türleri arasında laparoskopik ayarlanabilir gastrik bant, Roux-en-Y gastrik bypass, dikey sleeve gastrektomi ve biliyopankreatik diversiyon bulunur. Şiddetli obezite cerrahisi, uzun süreli kilo kaybı, obezite ile ilişkili durumdaki iyileşme ve toplam mortalitenin azalması ile ilişkilidir. Bir çalışma, standart kilo kaybı önlemlerine kıyasla, 10 yılda % 14 ile % 25 (uygulanan prosedürün türüne bağlı olarak) arasında bir kilo kaybı ve % 29'luk bir düşüşle mortaliteye neden olduğunu bulmuştur. Komplikasyonlar olguların yaklaşık % 17'sinde görülür ve olguların % 7'sinde tekrar ameliyat gereklidir. Maliyetleri ve riskleri nedeniyle, araştırmacılar karında yer alan cihazlar da dahil olmak üzere daha etkili olan diğer tedavileri arıyorlar.

Epidemiyoloji

Daha önceki tarihsel dönemlerde obezite seyrek görüldü ve yalnızca sağlık için bir sorun olarak tanınmasına rağmen küçük bir elit tarafından sağlandı. Fakat, Erken Modern dönemde refah arttıkça, nüfusun gittikçe daha büyük gruplarını etkiledi. 1997'de DSÖ resmi olarak obeziteyi küresel bir salgın olarak kabul etti. WHO 2008 yılı itibariyle, en az 500 milyon erişkin (% 10'dan fazla) obezite olduğunu ve kadınlar arasında erkeklerden daha yüksek oranlarda olduğunu tahmin etmektedir. Obezite oranı yaşla birlikte en az 50 veya 60 yaşına kadar yükselir. Birleşik Devletler, Avustralya ve Kanada'da şiddetli obezite genel obezite oranından daha hızlı artmaktadır.

Bir zamanlar yüksek gelirli ülkelerde bir sorun olarak görülen obezite oranları dünya genelinde yükselmekte ve hem gelişmiş hem de gelişmekte olan dünyayı etkilemektedir. Bu artışlar kentsel ortamlarda en çarpıcı biçimde hissedildi. Dünyadaki obezitenin yaygın olmadığı tek bölge Sahra altı Afrika'dır.

Obezitenin tarihçesi

Obezite kelimesinin anlamı

Obezite, "şişlik, şişmanlık ya da tombul" anlamına gelen Latince obezitelerden gelmektedir. Ēsus, ekteki'nin (yemek için) öyküsünün geçmişteki öğelerinden biridir ve ob (üstüne) eklenmiştir. Oxford English Dictionary, Randle Cotgrave tarafından 1611'de ilk kullanımını belgelemektedir.

Obeziteye karşı tarihsel yaklaşımlar

Antik Yunan tıbbı, obeziteyi tıbbi bir hastalık olarak görür ve Eski Mısırlıların aynı şekilde gördüğünü kaydeder. Hipokrat "Şişmanlık sadece bir hastalık değil, başkalarının habercisi" yazdı. Hintli cerrah Sushruta (M.Ö. 6. yüzyıl) obeziteyi diyabet ve kalp rahatsızlıklarıyla ilişkilendirdi. Tedaviye yardımcı olmak için fiziksel çalışmaları ve yan etkilerini önerdi. İnsanlık tarihinin çoğunda insanlık besin sıkıntısı ile mücadele etti. Obezite, tarihsel olarak servet ve refahın bir işareti olarak görülmüştür. Ortaçağda ve Rönesans'da ve Doğu Asya uygarlıklarında Avrupa'daki yüksek görevliler arasında yaygınlaştı. 17. yüzyılda İngiliz medikal yazarı Tobias Venner, yayınlanmış bir İngilizce kitapta toplumsal bir hastalık olarak bu terimi ilk kullanan kişilerdendir.

Sanayi devriminin başlamasıyla birlikte, ulusların askeri ve ekonomik gücünün, asker ve işçilerinin vücut büyüklüğüne ve gücüne bağlı olduğu anlaşıldı. Ortalama beden kütle indeksinin şimdi düşük kilolu olduğu düşünülene oranla normal aralığın artması sanayileşmiş toplumların gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Dolayısıyla, yükseklik ve ağırlık, gelişmiş dünyada, 19. yüzyılda arttı. 20. yüzyılda, popülasyonlar boyu için genetik potansiyellerine ulaştıkça, kilo yüksekten çok daha fazla artmaya başladı ve obezite ile sonuçlandı. 1950'lerde gelişmiş dünyadaki servet artışı çocuk ölüm oranını düşürürken, vücut ağırlığı arttıkça kalp ve böbrek hastalığı daha yaygın hale geldi. Bu süre zarfında, sigorta şirketleri, ağırlık ve yaşam beklentisi arasındaki bağlantıyı ve obez için prim artışını gerçekleştirdiler.

Tarih boyunca birçok kültür, obeziteyi bir karakter kusurunun sonucu olarak gördü. Yunan komedisinde obezus ya da yağ karakteri bir obur ve alaya alet şeklidir. Hristiyan zamanlarında yemek, tembellik ve şehvet günahlarının geçit kapısı olarak görülüyordu. Modern Batı kültüründe aşırı kilo genellikle çirkin olarak kabul edilir ve obezite sıklıkla çeşitli olumsuz klişelerle ilişkilendirilir. Her yaştan insan, toplumsal damgalanma ile karşı karşıya kalabilir ve zorbalığa hedef olabilir veya akranları tarafından kaçınılabilir.

Batı toplumunda sağlıklı vücut ağırlığı ile ilgili kamu algılamaları, ideal kabul edilen ağırlığa göre farklılık göstermektedir - ve her ikisi de 20. yüzyılın başından bu yana değişmiştir. İdeal olarak görülen ağırlık 1920'lerden beri daha da düştü. Bu, Miss America ödül kazananlara ait ortalama yüksekliğin 1922'den 1999'a % 2 oranında arttığı gerçeği ile gösterilirken ortalama ağırlık % 12 oranında azalmıştır. Öte yandan, insanların sağlıklı kilo ile ilgili görüşleri ters yönde değişti. İngiltere'de kendilerini aşırı kilolu görenlerin ağırlığı, 2007'de, 1999'dan çok daha yüksektir. Bu değişikliklerin, artan yağlılık oranlarına bağlı olduğuna, çünkü normal olarak ekstra vücut yağının kabul edilmesine yol açtığı düşünülmektedir.

Obezite halen Afrika'nın birçok yerinde zenginliğin ve refahın bir işareti olarak görülüyor. HIV salgını başladığından beri bu durum özellikle yaygınlaştı.

Obezite ve sanat

İnsan vücudunun ilk heykeltıraş temsilcileri, 20.000-35.000 yıl önce obez kadınları tasvir etmektedir. Bazıları, Venüs figürlerini doğurganlığı vurgulama eğilimine, bazıları ise zamanın halkında "şişmanlık" hissettiğini düşünüyor. Korelasyon hem Yunan hem de Roma sanatında muhtemelen ılımlılıkla ilgili ideallerine uymamaktadır. Bu, sadece düşük sosyoekonomik statüye sahip olanların obez olarak tasvir edilmesiyle, Hristiyan Avrupa tarihinde çokça devam etti.

Rönesans döneminde İngiltere'nin Henry VIII ve Alessandro del Borro portrelerinde görülebileceği gibi, üst sınıfın bazıları büyük boylarında oynamaya başladı. Rubens (1577-1640), resimlerinde düzenli olarak Rubenesque teriminden türetilen gövdeli kadınları tasvir etti. Ancak bu kadınlar, doğurganlıkla olan ilişkisi ile "kum saati" şeklini koruyorlardı. 19. yüzyılda, Batı dünyasında obezite hakkındaki görüşler değişti. Yüzyıllarca obezite, servet ve sosyal statüyle ilişkilendirildikten sonra, incelik arzulanan standart olarak görülmeye başlamıştır.

Toplum ve kültür

Obezitenin ekonomik etkileri

Sağlık üzerindeki etkilerine ek olarak, obezite, istihdamdaki dezavantajlar ve artan işletme maliyetleri de dahil olmak üzere pek çok soruna yol açmaktadır. Bu etkiler, bireylerden şirketlere, hükumetlere kadar toplumun her seviyesinde hissedilmektedir.

Kanada'daki obezitenin maliyeti 1997'de 2 milyar dolar olarak (toplam sağlık maliyetlerinin % 2.4'ü) tahmin edilmiş iken, 2005 yılında ABD'de obeziteye atfedilebilen tıbbi maliyetler 190.2 milyar dolardı ve buda tüm tıbbi harcamaların % 20.6'sı idi. 2005 yılında Avustralya'da aşırı kilolu ve obezitenin toplam doğrudan maliyeti 21 milyar A $ idi. Fazla kilolu ve obez Avustralyalılar ayrıca 35,6 milyar A $ tutarında devlet sübvansiyonu aldı. Diyet ürünlerindeki yıllık harcamaların tahmini aralığı yalnızca ABD'de 40 milyar dolar ila 100 milyar dolar arasında değişmektedir.

Obezite önleme programlarının, obezite ile ilgili hastalığın tedavisi maliyetini düşürdüğü bulunmuştur. Bununla birlikte, daha uzun yaşayan insanlar, tıbbi masraflara yol açmaktadır. Araştırmacılar, bu nedenle, obezitenin azaltılmasının halkın sağlığını iyileştirebileceği, ancak genel sağlık harcamalarını azaltmanın pek mümkün olmadığı sonucuna varmışlardır.

Obezite, sosyal damgalanma ve istihdamda dezavantajlara yol açabilir. Normal ağırlık meslektaşlarıyla karşılaştırıldığında, obez işçiler genelde işten daha fazla devamsızlık oranına sahiptirler ve daha fazla özürlü izni alırlar, böylece işverenler için maliyet artar ve verimlilik düşer. Duke Üniversitesi çalışanlarını inceleyen bir araştırma, 40 kg / m2 üzerindeki bir VKİ olan kişilerin VKİ'leri 18.5-24.9 kg / m2 olanların iki katı kadar işçi tazminat talebinde bulunmuş olduğunu tespit ettiler. Ayrıca 12 kat fazla kayıp iş günü yaşattılar. Bu grupta en sık görülen yaralanmalar düşme ve kaldırma nedeniyle gerçekleşti; bu nedenle alt ekstremiteleri, bilekleri veya elleri ve sırtları etkiledi. Alabama Eyalet Çalışanlarının Sigorta Kurulu, ağırlık kaybetmek ve sağlıklarını iyileştirmek için adım atmadıkça, obez işçiler için ayda 25 dolarlık bir ücret talep eden sağlık sigortası için bir tartışmalı planını onayladı. Bu tedbirler Ocak 2010'da başlayıp, BMI 35 kg / m2'yi aşan ve bir yıldan sonra sağlıklarını iyileştirmekte başarısız olan devlet çalışanlarına uygulanmaktadır.

Bazı araştırmalar, obez kişilerin işe alınma ihtimalinin daha düşük olduğunu ve terfi olasılığının düşük olduğunu göstermektedir. Obez insanlara da eşdeğer bir iş için obez olmayan meslektaşlarından daha az ücret ödenmektedir; ortalama olarak obez kadınlar % 6, obez erkekler ise % 3 daha az olur.

Havayolu, sağlık ve gıda endüstrileri gibi belirli endüstriler özel kaygılara sahiptir. Artan obezite oranları nedeniyle havayolları, yakıt maliyetleri ve oturma genişliğini artırma baskısı ile karşı karşıya. 2000 yılında, obez yolcuların fazladan ağırlığı havayollarına 275 milyon ABD doları olmuştur. Sağlık sektörü, özel kaldırma ekipmanı ve bariatrik ambulanslar da dahil olmak üzere ağır obez hastalarla uğraşmak için özel tesislere yatırım yapmak zorunda kalmıştır. Restoranlar için maliyetler, obeziteye neden olduklarını iddia eden dava nedeniyle artmaktadır. 2005 yılında ABD Kongresi, obezite ile ilgili olarak gıda endüstrisine karşı sivil dava açmayı yasaklayan yasayı görüştü; ancak, kanun haline gelmedi.

Amerikan Tababet Federasyonu'nun 2013'te kronik bir hastalık olarak sınıflandırdığı obezite ile sağlık sigortası şirketlerinin obezite tedavisi, danışmanlık ve cerrahi için daha fazla ödeme yapacağı ve yağ tedavisi haplarının veya gen terapi tedavilerinin araştırma ve geliştirme maliyetinin Sigortacılar maliyetlerini sübvanse etmeye yardımcı olurlarsa daha uygun olur. Bununla birlikte, AMA sınıflandırması yasal olarak bağlayıcı değildir, bu nedenle sağlık sigortacısı bir tedavi veya prosedür için kapsamı reddetme hakkına sahiptir.

2014'te Avrupa Adalet Divanı, morbid obezitenin bir sakatlık olduğuna karar verdi. Mahkeme, bir çalışanın obezitesi, "o kişinin mesleki yaşamda diğer işçilere eşit olarak tam ve etkili bir şekilde katılımını" engellemişse, bu kişinin bir sakatlık olarak kabul edileceğini ve bu gerekçelerle birinin işten çıkarılmasının ayrımcılık olduğunu savundu.

Obezitede ölçü kabulü

Yağ kabul hareketinin ana amacı, fazla kilolu ve obez olan insanlara yönelik ayrımcılığı azaltmaktır. Bununla birlikte, bazıları hareketle obezite ile olumsuz sağlık sonuçları arasındaki mevcut ilişkiye meydan okumaya da çalışıyorlar.

Obezitenin kabulünü teşvik eden bir takım organizasyonlar mevcuttur. 20. yüzyılın ikinci yarısında ön plana çıkmışlardır. ABD merkezli Yağ Alma Öncesi Ulusal Birliği (NAAFA) 1969 yılında kuruldu ve kendisini ayrımcılığına son vermeye adayan bir sivil haklar örgütü olarak tanımlıyor.

Uluslararası Boyut Kabul Derneği (ISAA), 1997 yılında kurulmuş bir sivil toplum kuruluşudur (STK). Küresel bir yönelime daha fazla sahiptir ve misyonunu boyut kabulünü teşvik etmek ve ağırlık temelli ayrımcılığa son vermeye yardımcı olarak açıklamaktadır. Bu gruplar, sıklıkla, US Amerikalılar Özürlüler Yasası (ADA) uyarınca obezitenin engelliliğe dönüştüğünü iddia ediyor. Bununla birlikte, Amerikan yasal sistemi, potansiyel halk sağlığı maliyetlerinin, bu ayrımcılıkla mücadele yasasının obeziteyi kapsamasına yönelik faydalarını aşmasına karar verdi.

Araştırma üzerinde sanayi etkisi

2015 yılında New York Times, 2014 yılında kurulan ve insanların obeziteyi önlemek ve sağlıklı olmak için kalori alımını azaltmak yerine artan egzersize odaklanmalarını savunan bir kâr amacı gütmeyen Dünya Küresel Enerji Dengesi Ağı üzerine bir makale yayınladı. Kuruluş, Coca-Cola Company'den en az 1.5 milyon dolar kaynak ayırarak kuruldu ve şirket, 2008'den bu yana iki kurucu bilim adamı Gregory A. Hand ve Steven N. Blair'e 400 milyon dolarlık araştırma finansmanı sağlamıştır.

Çocukluk çağı obezitesi

Sağlıklı BMI serisi çocuğun yaşı ve cinsiyete göre değişir. Çocuklarda ve ergenlerde obezite, BKİ'nin yüzde 95'ten daha büyük olduğu şeklinde tanımlanmaktadır. Bu yüzdeliklerin dayandığı referans verileri 1963 ile 1994 yılları arasında olup, son zamanlarda obezite oranındaki artışlardan etkilenmemiştir. Çocukluk çağındaki obezite, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yükselen oranlarla 21. yüzyılda epidemik oranlara ulaşmıştır. Kanadalı erkek çocuklarda obezite oranları 1980'lerde % 11 iken 1990'lı yıllarda % 30'dan fazla oranlara yükselirken, Brezilya'daki çocuklarda bu oran % 4-14 arasında yükseldi.

Yetişkinlerde obezitede olduğu gibi, birçok faktör çocuklukta obezitenin yükselen oranlarına katkıda bulunur. Diyetin değiştirilmesi ve fiziksel aktivitenin azaltılmasının, çocuklukta şişmanlık insidansındaki son artışın en önemli iki nedeni olduğu düşünülmektedir. Çocuklukta şişmanlık sıklıkla yetişkinliğe kadar sürer ve birçok kronik hastalık ile ilişkili olduğundan, obez olan çocuklar sıklıkla hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi ve yağlı karaciğer açısından test edilir. Çocuklarda uygulanan tedaviler öncelikle yaşam tarzı müdahaleleri ve davranış teknikleridir.Çocuklarda aktiviteyi artırma çabalarında pek az başarı elde edilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde, ilaçlar bu yaş grubunda FDA tarafından onaylanmış değildir.

Hayvanlarda obezite

Hayvanlardaki obezite birçok ülkede yaygındır. Birleşik Devletlerde, köpeklerin % 23-41'inde fazla kilolu ve yaklaşık % 5.1'i obez. Kedilerdeki obezite oranı % 6.4 oranında biraz yüksektir. Avustralya'da veterinerlikte köpekler arasında obezite oranı % 7.6 olarak tespit edilmiştir. Köpeklerde obezite riski, sahiplerinin obez olup olmamasına bağlıdır. Bununla birlikte, kediler ve sahipleri arasında benzer bir bağıntı yoktur.

Obezite Resimleri