19 July 2018, Thursday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Kürtler

İçindekiler
  1. Kürtler kimdir?
  2. Kürtçe
  3. Kürt nüfusu
  4. Kürtlerin tarihi
  5. Kürt toplulukları
  6. Kürtlerin dini
  7. Kürtlerin kültürü
  8. Kürtler Resimleri

Kürtler kimdir?

Kürtler

Kürtler (Kürtçe: Kurd: کورد), ayrıca Kürt Halkı (Gelê Kurd; گەلی) Orta Doğu'da, çoğunlukla Türkiye'nin doğu ve güneydoğu, Batı İran, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye bölgelerini kapsayan ve birbirleriyle komşu olarak yaşayan etnik bir gruptur. Kürtler, İran halklarıyla kültürel ve dil bilimsel açıdan yakından ilişkilidir ve bunun sonucunda kendilerini çoğunlukla İran halkı olarak sınıflandırırlar.

Kürtler, çoğunlukla Batı Asya'da yaşar. Dünya ölçeğinde sayıları 30-32 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bununla birlikte Türkiye'nin batısında bulunun şehirlerde -özellikle İstanbul'da-  önemli ölçüde bir Kürt topluluğu vardır. Yakın geçmişte Kürtler, başta Almanya olmak üzere Batı ülkelerinde yoğunlaşmıştır. Kürtler, Irak Kürdistan Özerk bölgesinde çoğunluk nüfusuna sahiptir. Kürtler ayrıca, daha fazla özerklik ve kültürel haklar elde etmek için, Kürt ulusal hareketlerinin devam ettiği İran ve Türkiye gibi komşu ülkelerde önemli bir azınlık grubunu oluşturmaktadırlar. 

Kürtçe

Alexander Mackenzie

Kürtçe dili (Kürtçe: Kurdî veya کوردی) toplu olarak Kürtler tarafından konuşulan ilgili lehçelere atıfta bulunur. Özellikle İran, Irak, Suriye ve Türkiye gibi bölgelerde konuşulmaktadır. Irak'ta Arapça'nın yanı sıra, Kürtçe ulusal bir dil olarak resmi statüye sahiptir, İran'da bölgesel, Ermenistan'da ise azınlık dili olarak tanınmaktadır.

Kürt dilleri, İran dillerinin kuzeybatı alt grubunun üyesidir. Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran şubesine bağlıdır.

Kürtler genel olarak iki dilli veya çok dilli konuşurlar. Farklı ülkelerde yaşayan Kürtler, çoğunlukla 3 veya daha fazla dile hakimdirler. Anadillerinin yanında Arapça, Farsça ve Türkçe gibi köken olarak yaşadıkları ülkelerin dilleriyle beraber iki dilde konuşmaktadırlar.

Mackenzie'ye göre, tüm Kürt lehçelerinde ortak olan ve aynı zamanda diğer İran dillerinde bulunmayan pek az dilsel özellik vardır.

Mackenzie'ye göre Kürt lehçeleri şu şekildedir:

  • Kuzey grubu (Kurmanji lehçesi grubu)

Kürtçe
  • Orta grup (Sorani lehçesi grubunun bir parçası)

  • Kermanshahi, Ardalani ve Laki dahil olmak üzere Güney grubu (Sorani lehçesi grubunun bir parçası)

Zaza ve Gorani etnik Kürtlerdir, ancak Zaza-Gorani dilleri Kürtçe olarak sınıflandırılmamıştır.

Kürt lehçeleri arasında farklı değerlendirmeler vardır. Kreyenbroek tarafından, Kurmanji ve Sorani lehçelerinin tıpkı Almanca ve İngilizce dilleri arasındaki farklılıklar gibi birbirlerinden ayrı olduğunu açıklamıştır. Örnek vermek gerekirse; Kurmanji cinsiyet gramerine ve durum eklerine sahiptir fakat Sorani lehçesinde bu kurallar yoktur. Kurmanji ve Sorani'nin aynı dilin birer lehçesi olarak bahsedilmesinin nedeni "aynı ortak köklere sahip olmaları ve Kürtlerin birliğini ve etnik kimlik hassasiyetlerini" yansıtmasından dolayı olduğu gözlemlenmiştir.

Kürt nüfusu

Kürt nüfusu

Güneybatı Asya'da yaşayan Kürtlerin sayısı, diğer ülkelerde yaşayan bir veya iki milyonluk nüfusla beraber 30 milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. Kürtler, Türkiye'deki nüfusun %18 ila %20'lik bir kısmını oluşturmaktadırlar (Bu oran muhtemelen %25 civarındadır). Bu rakamlar; Irak'ta %15 ila %20; İran'da %10; ve Suriye'de %9'dur. Kürtler, Batı Asya'da Araplar, Farslar ve Türklerden sonra en büyük dördüncü etnik gruptur.

1991'de Kürtlerin toplam nüfusu 22,5 milyondu. Bu sayının %48'i Türkiye'de, %24'ü İran'da, %18'i Irak'ta ve %4 ise Suriye'de yaşamaktaydı.

Yakın tarihteki göçler, yarısı Almanya'ya olmak üzere Batı ülkelerine yaklaşık 1,5 milyona yakın nüfusun göç ettiğini göstermiştir.

Özel bir durum nedeniyle, Güney Kafkasya ve Orta Asya'daki Kürt nüfusu çoğunlukla Rus İmparatorluğu zamanında yerlerinden edilmiştir. Bu nüfus, yüz yıldan uzun süre bağımsız gelişmelerden geçmiş ve kendi olanakları içinde etnik kimliklerini geliştirmişlerdir. Bu grubun 1990 yılında sayılarının 400.000'e yakın olduğu tahmin edilmekteydi.

Kürtlerin tarihi

Antik dönem'de Kürtler

Antik dönem'de Kürtler

MÖ 3. yüzyıla ait Sümer kil tabletinde "Karda Toprakları" ifadesine rastlanmıştır. Bu topraklarda, Van gölünün güney bölgelerinde ikamet eden 'Su Halkı' yaşamıştır."Kurd" ve "Karda" kelimeleri arasında filolojik bir bağlantı kesin değildir fakat böyle bir bağın mümkün olduğu düşünülmektedir. Diğer Sümer kil-tabletleri, Karduya veya Kurti olarak adlandırılan Karda toprakları üzerinde yaşayan bir halktan bahsetmiştir. Karda/Kardu kelimeleri etimolojik olarak Asurca'da kullanılan Urartu ve İbranice'de kullanılan Ararat terimiyle ilişkilidir.

Sümerler ve Ziggurat

Kürtlerin bir çoğu, antik İran halkı olan Medlerin soyundan geldiklerine inanırlar. Bununla birlikte, Asurluların başkenti Nineveh'ın, MÖ 612 yılında Medler tarafından işgal edilmesiyle ele geçirilmiş bir takvim kullanmaktadırlar. Kürt Ulusal Marşlarında, Medlerin soyundan geldiklerini belirten bazı ifadeler kullanılır. Örneğin "Biz Medlerin ve Keykâvus'un çocuklarıyız." Kürt dilleri, Med dili gibi Kuzeybatı İran dillerinin alt-grubunun bir formudur. Bununla birlikte 'Kürt' kelimesine ilk olarak yedinci yüzyıl Arap kaynaklarında rastlanılmaktadır. Şehname ve Pehlevi Dilinde yazılmış 'Kar-Namag i Ardashir i Pabagan' gibi efsaneleri içeren İslamın erken çağından kalmış kitapları ve diğer eski İslami kaynaklar Kürt ismini tasdikleyen ilk yapıtlardır. Kürtler etnik olarak farklı köklere sahiptirler.

Sasani döneminde, Pehlevi Dilinde yazılmış kısa bir eser olan 'Kār-Nāmag ī Ardašīr ī Pābagān'da I. Ardeşir, Kürtler ve liderleri Madig'le savaşan bir kişi olarak tasvir edilmiştir. Başlangıçta ağır bir yenilgiye uğrayan I. Ardeşir, sonradan Kürtleri yenmekte başarılı olmuştur. Aynı çalışmada yer alan ve düşmanı olan IV. Artabanus'den aldığı bir mektupta kendisinden bir Kürt olarak bahsetmiştir.

Bu dönemde Kürt teriminin kullanılması muhtemelen Somut bir etnik grubu kastetmekten ziyade, Kuzeybatı İran göçebelerini tanımlayan toplumsal bir ifadeydi.

Antik dönem'de Sümerler

Benzer şekilde, MS 360 yılında, Sasani Kralı II. Şapur, günümüzde Cizre olarak adlandırılan o zamanın başkenti konumunda olan Bezabde'yi fethetmek için Roma eyaleti Zabdicene'ye doğru yola çıkmıştır. Çok kuvvetli bir şekilde takviye edilmiş, üç lejyon ve geniş bir Kürt okçu kütlesi tarafından korunuyordu. Uzun ve zorlu bir kuşatmanın ardından, II. Şapur surları aştı, şehri fethedip tüm savunucularını kılıçtan geçirdi. Ardından stratejik bir konumda olan şehri onardı, en iyi birlikleriyle garnizon oluşturdu ve ihtiyaçlarını tedarik etti.

Ayrıca efsanevi Hristiyan şehit Mar Qardagh hakkında, kimliği belirsiz bir yazar tarafından yazılmış 7. yüzyıla ait bir metin bulunmaktadır. 4. yüzyılda II Şapur'un egemenliği döneminde yaşamıştır. Seyahatleri sırasında Mar Abdisho'yla karşılaştığını söylemiştir. Bir diyakoz ve şehit olan Mar Abdisho, Mar Qardagh ve Marzoban's tarafından kökenlerinin sorgulanmasının ardından, ailesinin gerçekte Hazza olarak adlandırılan Asuri bir köyden geldiği belirlenmiştir. Oradan sürgün edilmiş ve sonradan Cudi Dağı bölgesi olarak tespit edilen, Kürtlerin toprakları üzerinde bulunan Tamanon adında bir köye yerleşmiştir.

Ortaçağ'da Kürtler

Taberi'de Kürtler

Orta Çağ'ın erken dönemlerinde Kürtler, Arap kaynaklarında belirli aralıklarla görülüyor olmalarına rağmen, Kürt kavramı spesifik bir halkı tanımlamak için kullanılmamıştır. Bunun yerine Farslardan farklı olan, batı İran kabilelerinden karışmış bir göçmen grubu kastedilmiştir. Ancak, 12 ve 13. yüzyıla ait metinlerde Kürtlerin etnik kimliği net kanıtlarla somut hale gelmiştir. Kürt etnik kimliği kademeli olarak ortaya çıkmasına rağmen, Kürt terimi yine de sosyal anlamda kullanılıyordu. Al-Tabari, 639'da, asil bir aileden gelen Sasani generali Hormuzan'ın, Khuzestan'daki İslamcı gruplarla savaştığını ve Kürtleri de bu savaşa çağırdığını yazmıştır. Ancak savaş yenilgiyle sonuçlanmış ve Kürtler İslami yönetim altına girmişlerdir.

838'de Musul'lu Mir Jafar adlı Kürt bir lider, ona karşı savaşması için Itakh adlı komutanı gönderen Halife El-Mutasım'a karşı ayaklanmıştır. Itakh savaşı kazanmış ve bir çok Kürdü kılıçtan geçirmiştir. Sonunda Araplar Kürt bölgelerini işgal etmiş ve kademeli olarak Kürtleri İslama katmıştırlar. Hamdanid'ler hanedanın aile üyelerini Kürtlerle yabancı evlililik yaptırarak çoğu kez onları orduya dahil ediyorlardı.

934 yılında Daylamites hanedanı kuruldu ve ardından günümüz İran ve Irak topraklarının çoğunu fethetti. Hanedanın hüküm sürdüğü sırada Kürtlerin başı ve hükümdarı olan Badr ibn Hasanwaih, kendini zamanın en önemli emirlerinden biri olarak ilan etti.

10. ve 12. yüzyıl arasında, Kürdistan'ı ve komşu bölgelerini yöneten bir dizi Kürt beyliği ve hanedanı kuruldu:

Ortaçağ'da Kürtler ve Merwanidler
  • Şaddadidler (951-1174) bugünkü Ermenistan ve Arran toprakları üzerinde hüküm sürdü.
  • Rawadidler (955-1221) Azerbaycan'ı yönetti.
  • Hasanwayhidler (959-1015) batıda İran ve yukarı Mezopotamya'ya hükmetti.
  • Marwanidler (990-1096) Doğu Anadolu'yu yönetti.
  • Annazidler (Hasanwayhids'in varisi) (990-1117) Batı İran ve Yukarı Mezopotamya'yı yönetti.
  • Kakuyiler (1008-1051) İsfahan, Yazd ve Abarkuh'u yönetti.
  • Hezarhespiler (1148-1424), Güneybatı İran'ı yönetti.
  • Eyyûbîler (1171-1341) Mısır, Suriye, Yukarı Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Arap Yarımadası'na hükmetmişlerdir.

Türklerin Anadolu'ya gelmesiyle 11. yüzyılda Kürt hanedanları çökmüş ve bir çoğu Selçuklu Hanedanlığına dahil olmuşlardır. Ardından çok sayıda Kürt, Zengiler'in ordularında kullanılmıştırlar. Zengiler'in başarısı, ilk olarak Selahattin Eyyübi önderliği altında 1171'de Eyyübi hanedanlığının kurulmasına yol açmıştır. Selahattin Eyyübi liderliğinde Müslümanlar, Hattin Savaşında Kudüs'ü Haçlılardan geri almıştırlar. Ayrıca sık sık Haşhaşilerle çatışma içinde bulunmuşlardır. Eyyübi Hanedanlığı, 1341 yılındanki ölümcül Moğol istilalarına kadar devam etmiştir.

Safevi Hanedanlığı döneminde Kürtler

Safeviler döneminde Kürtler

1501'de kurulan Safevi Hanedanlığı Kürt bölgelerinde hakimiyet kurmuştur. Bu hanedanlığın paternal çizgisi aslında Kürt kökenlerine sahiptir. Kökenleri, 11. yüzyılda Kürdistan'dan Ardabil'e taşınan Firuz-Şah Zarrin-Kolah'ya kadar uzanıyordu. 1515'teki Çaldıran Savaşı, bugünkü İran toprakları üzerinde bulunan Batı Azerbaycan Eyaletinde zirve noktasına ulaşmış ve İran Safevileri (İran henedanlarının ardılı) ve komşu rakip Osmanlılar arasında sık sık bir savaş halinin başlamasına neden olmuştur. Bu savaş nedeniyle, önümüzdeki yüzyıllarda Kürtlerin çoğu, eski ile yeni, fethedilmiş veya kaybedilmiş topraklar arasında sık sık geçiş yapacaklardı.

Kürtlerin birçoğu çöküşüne dek Safevî yönetimi altında kalmasına rağmen, yöneticilerine karşı bir çok kez ayaklanmıştır. Safevî Kralı Şah İsmail (1501-1524), 1506-1510 yılları arasında devam eden Yezidi ayaklanmasını bastırmıştır. Bir yüzyıl sonra, Kral I. Abbas (1588-1629) bir yıl süren Dimdim Kuşatmasının ardından, Amir Khan Lepzerin önderliğindeki isyanı bastırmayı başarmıştır. Bu olaydan sonra çok sayıda Kürt, Horasan'a sürgün ettirilmiştir. Bu sürgün sadece Kürtleri zayıflatmak için değil aynı zamanda doğu sınırını Afgan ve Türk kabilelerinin istilasından korumak içindi. Zoraki yer değiştirmeler ve sürgün, çeşitli jeopolitik ve siyasal çıkarlar elde etmek adına I. Abbas ve diğer Safevî hükümdarları tarafından uygulanmıştır ve açık bir şekilde imparatorluğun içinde bulunan diğer etnik gruplara -Ermeniler, Gürcüler ve Çerkezler gibi- karşı imparatorluğun sınırları içindeki diğer bölgelere kitlesel sürgünler düzenlenmiştir. Türkmenler tarafından satılan Khiva ve Bukhara gibi köle pazarlarında çok sayıda Kürt vardı.700.000 bin civarında olan Horasan Kürtleri halen Kürtçe'nin Kurmanji lehçesini kullanmaktadırlar.

Zand Hanedanlığı döneminde Kürtler

Zand Hanedanlığı döneminde Kürtler

Safevilerin çökmesinden sonra İran, gücünün zirvesinde olan Nadir Şah tarafından yönetilen Afşar İmparatorluğunun kontrolü altına girmiştir. Nadir'in ölümünden sonra İran iç savaşa girmiş ve bir çok lider ülkenin kontrolünü ele almak için mücadeleye girişmiştir. Sonuçta, Zand kabilesinden bir Laki generali olan Karim Khan gücü ele geçirecekti. Ülke, Karim Han'ın yönetimi sırasında bir büyüme dönemi yaşadı; sanatın kuvvetli bir yeniden dirilmesi gerçekleşirken, uluslararası bağlarda güçlendirilmişti. Karim Han, sorunlarla gerçekten ilgilenen bir hükümdar portresi çizmişti ve dolayısıyla Vakil e-Ra'aayaa (Farsça Halkın Temsilcisi) ünvanını kazanmıştı. Karim Han, Safevilerin ve Avşarların hatta erken dönem Kaçar hanedanlığının selefi olarak jeopolitik ve askeri alan içinde yeterli gücü olmamasına rağmen günümüz modern Azerbaycan topraklarını içeren ve Kafkasya'da toprak bütünlüğü üzerinden İran hegemonyasını yeniden inşa etme girişimi içinde bulunmuştur. Osmanlı-İran savaşı (1775-76) sonrasında Osmanlının Irak topraklarında birkaç yıl içinde Basra'yı ele geçirmiştir.

Karim Khan'ın ölümünden sonra Hanedanlık, Khan'ın çocukları arasında başlayan iç çatışma nedeniyle Kaçar Hanedanlığının rakipleri lehine bir gerileme dönemine girdi. Lotf Ali Khan 10 yılı geçmeden hanedanlık, becerikli bir hükümdar tarafından bir kez daha tekrardan yönetilecekti. Bununla birlikte Kaçar Hanedanlığı, zaten büyük bir ilerleme sağlamış ve Zand topraklarının çoğunu hakimiyeti altına almıştı. Lotf Ali Khan, sonunda rakipler arası çekişmeden yararlanarak bir çok başarıya imza atmıştı. İran ve tüm Kürt bölgeleri bu vesileyle Kaçar Hanedanlığına bağlanmış olacaktı.

Belucistan'da bulunan Kürt aşiretleri ile İran'da bulunan bazı Kürt kavimlerinin, Lotf Ali Han'a ve Karim Khan'a yardım eden ve onların yanında savaşta bulunanların kalıntıları olduğuna inanılmaktadır.

Osmanlı döneminde Kürtler

Osmanlı döneminde Kürtler

1514'de Şah İsmail'i yenen Sultan I. Selim, fethedilen toprakların yönetimi konusunda Bitlisli Kürt tarihçi İdris'i görevlendirmişti. Bölgeyi sancaklara ve ilçelere bölmüş ve kalıtım özelliklerine müdahale etmeden yerel liderleri vali olarak atamıştır. Ayrıca Hakkari ve Botan bölgesindeki Kürtleri Erzurum ve Erivan arasında doğal zenginliği bol olan bir ülkeye yerleştirmiştir ki bu bölge Timur'un geçişinden beri kimsenin ikamet etmediği bir bölgeydi. Sonraki yüzyıllar boyunca, Amasya Barış Anlaşması'ndan 19. yüzyılın ilk yarısına kadar, Kürtlerin yaşadığı bir çok bölge, Osmanlılar ile komşu İran hanedanları (Safeviler, Afşarlar, Kaçarlar) arasında rekabete yol açacaktı.

19. yüzyılın başında Osmanlı merkeziyetçi politikaları, iktidarı doğrudan Kürt emirlerinin etkisi altında olan eyalet ve yerelliklerden uzaklaştırmayı amaçlıyordu. Bedirhan Bey, 1847'de Kürt eyaletlerinin mevcut yapılarını korumak için Osmanlıya karşı ayaklanma başlatan Cizre Botan Emirliği'nin son emiriydi. Ayaklanma milliyetçilik olarak sınırlandırılmasa da, Bedirhan'ın çocukları önümüzdeki yüzyıl boyunca Kürt milliyetçiliğinin ortaya çıkışında ve gelişmesinde önemli roller oynadı.

İlk modern Kürt ulusal hareketi, 1880'de Şemzinan ailesinin güçlü lideri ve toprak sahibi Şeyh Ubeydullah Nehri önderliğinde bir ayaklanmayla başlamıştır. Ubeydullah Nehri, Kürdistan Devleti'nin Pers ve Türk yetkililerin müdahalesi olmadan tanınmasının yanı sıra Kürtler için açık bir şekilde bağımsızlık veya politik özerklik talep etmiştir. Kaçar Perslerine ve Osmanlı İmparatorluğuna karşı yürütülen isyan hareketi Osmanlılar tarafından bastırılmış ve Ubeydullah'ın yanı sıra ayaklanmanın diğer ileri gelenleri İstanbul'a sürgün edilmiştir.

20. yüzyılda Kürtler

Kara Fatma

Kürt milliyetçiliği, 1. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı imparatorluğunun dağılmasıyla ortaya çıkmıştır. Bağımsızlık kazanmak için mücadele eden Kürt hareketleri bastırılmış ve tarihsel entegre süreci başarılı olmuştur (fakat asimile edilememişlerdir). İsyanlar, 1880'de Şeyh Ubeydullah liderliğinde Kürtlerin bir etnik grup ve bir ulus olma taleplerinin görünür kılınması ile kademeli olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlı sultanı Abdulhamid, Osmanlının gücünü artırmak için önde gelen Kürt muhaliflerine hükumetinde prestijli pozisyonlar vaat ederek bir entegrasyon sürecini başlatmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kürt Hamidiye alaylarının bağlılığı göz önüne alındığında bu stratejinin başarılı olduğu görülmüştür.

Kürt etno-milliyetçi hareketi, 1. Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun sonu, Türk ana akımında meydana gelen değişimler, Kürt hareketlerinin farklı reaksiyonlar göstermesine neden olmuştur. İlk olarak radikal sekülarizasyon, geniş bir Kürt Müslüman kitlesinin öfkesini artırmıştır. Yönetimin merkezileştirilmesi, Kürt otonomisini ve yerel aşiret reislerinin gücünü tehdit etmiştir ve bu gelişmeler açık bir şekilde Kürtleri marjinalize etmekle tehdit eden yeni Türk Cumhuriyetindeki milliyetçilerin şahlanmasına yol açmıştır.

20nci yüzyılda Kürtler

Urfa'da misyoner bir hastanenin başında bulunan Jakob Künzler, Jön Türklerin Ermeni ve Kürtlere karşı etnik temizlik yaptığını belgeledi. Ayrıca 1916 kışında Kürtlerin, Erzurum ve Bitlis'ten sürgün edildiğini detaylı rakamlarla beraber açıkladı. Kürtler, savaşta Rusların yanında yer almanın yıkıcı faktörleri tetikleyeceğini kavramıştı. Bu tehditlerin ortadan kaldırılması için Jön Türkler, Diyarbakır, Palu, Muş, Erzurum ve Bitlis bölgelerindeki Kürtleri geniş çaplı bir sürgüne yollama girişiminde bulundu. 300.000 bine yakın Kürt, güneyde Urfa'ya, batıda ise Antep ve Maraş'a hareket etmeye zorlandı. 1917 yazında Kürtler, orta Anadolu'nun merkezi Konya'ya doğru hareket etti. Bu önlemler aracılığıyla, Jön Türk liderleri, Kürtleri ufak gruplar halinde sürgün toplulukları olarak dağıtmıştılar. Kürtleri atalarından kalma topraklarından sürgün ederek politik etkilerini zayıflatmayı amaçladılar. I. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle, 700.000 kadar Kürt zorla sınır dışı edilmiştir. Yerinden olmuş kişilerin neredeyse yarısı hayatını kaybetmiştir.

Kürt gruplardan bazıları, Sevr Anlaşması'nda kendi kaderlerini tayin etme hakkı ile Kürt özerkliğini kabul ettirme girişiminde bulunmuşlardır. 1. Dünya Savaşı sonucunda, Kemal Atatürk bu tür bir sonucun ortaya çıkmasını engellemiştir.1927 yılında Kürtler, İngiltere'nin desteğiyle Ararat Cumhuriyeti'ni kurmuş ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 1920'li yıllarda İran, Halepçe'nin kuzeyi ile Merivan arasındaki bölgeyi kontrol eden Hewraman'lı Jaafar Sultan ve Urmiye'ki Simko tarafından başlatılan isyanları baskı altına almıştır. Ayrıca Türkiye, 1925, 1930 ve 1937-1938 yıllarında başlayan Kürt isyanlarını bastırmıştır. Sovyetlerin desteğiyle İran'da kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti, 2. Dünya Savaşından daha kısa ömürlü olmuştur.

1922-1924 yılları arasında Irak'ta bir Kürdistan Krallığı var olmuştur. 1960'lı yıllarda, Baasçı yöneticiler Irak'taki Kürt milliyetçi arzularının yükselmesini engellediğinde savaş patlak verdi. 1970'de Kürtler, Irak'ta sınırlı bölgesel özerkliği reddetti ve petrol zengini Kerkük dahil olmak üzere daha geniş alanlar talep etti.

Kürtlerde Marksist-Leninist ideoloji

1920 ve 1930'lu yıllarda büyük çaplı Kürt isyanları gerçekleşmiştir. Bu isyanları takiben, Türkiye bölgeyi sıkıyönetim altına almış ve çok sayıda Kürt yerinden edilmiştir. Türk hükumeti, aynı zamanda Kosova'dan Arnavutların bölgeye yerleştirilmesine ve bölgedeki Süryani nüfusunun değiştirilip düzenlenmesine teşvik etmiştir. Bu olaylar ve önlemler, Ankara ile Kürtler arasında uzun süren karşılıklı güvensizliğe neden olmuştur. 1950'lerin nispeten açık hükumet politikalarının uygulandığı dönemlerde, Kürtler politik görevler elde etmeye ve Türkiye Cumhuriyeti sistemi içerisinde çıkarlarını geliştirme çalışmalarına başladılar. Ancak 1960'daki Türk darbesiyle entegrasyona yönelik bu ilerleme durdurulmuştur. 1970'lerde otoriteye muhalefetin geleneksel kaynaklara sahip olan yerel feodal yetkililere karşı yeni nesil içindeki Kürt milliyetçilerinin bazıları Marksist politik düşüncelerden etkilenmesiyle Kürt milliyetçiliğinde yeni bir gelişme görülmüştür. Bunun sonucunda, Kürdistan İşçi Partisi olarak bilinen PKK, militan ve ayrılık yanlısı bir forma büründü. Kürdistan İşçi Partisi daha sonra Marksist-Leninist ideolojiyi terk etmiştir.

Kürtler, var olan ülkesiz uluslardan en büyüğü olmalarına rağmen, çoğu kez "devletsiz en büyük etnik grup" olarak sayılmaktadırlar. Bu tür dolaylı söylemler, Martin van Bruinessen ve Türk yetkililere yakın bazı araştırmacılar tarafından reddedilmektedir. Bu tür iddialar, Kürtlerin kültürel, sosyal, politik ve ideolojik açıdan farklılıklarını yeterince mazeret göstermeden gizlemektedir. ABD'nin Pennsylvania Dış Politika Araştırma Enstitüsü'nde çalışan Michael Radu, bu tür taleplerin çoğunlukla Kürt milliyetçilerinden, Batı insan hakları aktivistlerinden ve Avrupalı solcularından geldiğini savunmuştur.

Kürt İsminin kökeni

Kürt İsminin kökeni

Kürt isminin kökeni belirsizdir. İsmin esas temeli, Asurlularda Qardu, Orta Tunç Çağı dönemi Sümer toplumunda ise Kar-da olarak bahsedilmiştir. Asurlular, Qardu ifadesi ile Dicle Havzası üzerinde bulunan bir bölgeyi ifade etmek için kullanmıştır ve muhtemelen Arapça'da Ǧūdī adıyla bozulmuş bir formda belirirken, Kürtçe'de yeniden Cûdî olarak benimsenmiştir. İsim, MÖ 4. yüzyılda Mezapotamya'nın kuzey dağları boyunca Yunan Paralı Askerlerin geri çekilmesine karşı çıkan bir kabileyi ifade etmek için Ksenofon tarafından kullanılmış olup Karduya toponomisi içindeki ilk unsur olarak devam etmiş olacaktı.

Ancak, Kürtlerin isim kökenlerinin Qardu veya Karduya'dan türetilmediğini savunan farklı görüşlerde vardır. Bunun yerine Kyrtians'dan (Cyrtians) türetildiği fikrini tercih etmektedirler.

Antik toponomi içinde olası köklerinden bağımsız olarak, Kürt etnisitesi, Pehlevi dilinde "göçebeler" yada "çadır-sakinleri"- ki bu tür yaşam tarzlarına sahip herhangi bir İrani gruba bu tür bir özellik atfedilebilir- adıyla bahsedilen yaygın bir ifade olarak kullanılmış ve 'kwrt' sözcüğünden türetilmiş olabilir.

Bu terim, bölgede İranlı ve İranlaşmış kabile ve grupların karışmasıyla birlikte kademeli olarak adapte edilmeye başlamıştır. Terim, Arapça olarak kabul edilmesiyle beraber Perslerin Müslümanları fethetmesinin ardından etonomik bir karekter kazanmıştır.

Ayrıca Kürt terimi, Arap alfabesinin g (گ) harfine karşılık gelen bir sembolden yoksun olması nedeniyle Farsça'nın gord (bkz.Shahrekord) kelimesinden türetildiği hipotez edilmiştir.

Kürt İsminin kökeninde Asurlar

16. yüzyılda Şerefxan Bidlisi, "Kürtlerin" her birinin ayrı dil ve lehçe farklılığına sahip dört ayrı bölüme ayrıldığından bahsetmiştir. Bunlar; Kurmançlar, Lurlar, Kalhorlar ve Goranlar'dır. 2008'de Paul, Bidlisi tarafından kayda geçirilmiş Kürt teriminin, 16. yüzyılda kullanılmasının linguistik gruplamasına bakılmaksızın, Kalhurlar, Kurmançlar ve Guranlıları birleştiren "Kürt" etnik kimliğinin başlangıçta Kuzeybatı İranlıları yansıtıyor olabiliceğini açıklamıştır.

Kürt toplulukları

Türkiye'deki Kürtler

CIA The World Factbook'a göre, 2008'de Kürtler Türkiye nüfusunun yaklaşık %18'ini (14 milyon) oluşturmaktadır. Bir Batı kaynağı, Türk nüfusunun %25'inin (yaklaşık 18-19 milyon kişi) Kürt olduğunu tahmin etmektedir. Kürt kaynakları, Türkiye'de 20 ila 25 milyon arasında Kürt nüfusunun var olduğu iddiasındadırlar. Ethnologue 1980'de, Türkiye'de ülke nüfusu 44 milyonken Kürtçe konuşanların oranının yaklaşık beş milyon olarak hesaplamıştır. Türkiye'de Kürtler en büyük azınlık grubunu oluştururken, homojen bir toplum imajına karşı en ciddi ve kalıcı meydan okumayı yapmışlardır. Bu sınıflandırma, 1980'de Doğu Türkü olarak yeni bir edebikelâma dönüştürülmüştür. Günümüzde Türkiye'de Kürtler halen Doğulu olarak bilinmektedirler.

1925, 1930 ve 1938'de geniş çaplı Kürt isyanları, Türk hükümeti tarafından bastırılmış ve 1925-1938 yılları arasında bir milyondan fazla Kürt zorla yerlerinden edilmiştir. Kürtlerin dili, geleneksel kıyafetleri, folkloru ve isimlerinin kullanımı yasaklanmış ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler 1946 yılına kadar sıkıyönetim altında kalmıştır. 1930'da zirve noktasına ulaşan Ağrı isyanı, ancak birçok köyün ve nüfusunun yok edilmesiyle büyük bir askeri operasyonun ardından bastırılmıştır. İsyan, 1927'de Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) ile bir antlaşma imzalayan Xoybûn adlı bir Kürt partisi tarafından organize edilmiştir. 1970'lerde, şiddet karşıtı, seçimlere katılımı ve sivil aktiviteleri destekleyen Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (KSP-T) gibi Kürt sol örgütleri ortaya çıkmıştır.1977'de KSP-T tarafından desteklenen Mehdi Zana yerel seçimlerde Diyarbakır belediye başkanlığını kazanmıştır. Aynı zamanda nesiller arasındaki çatlaklar iki yeni örgütün ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu örgütler: Kürdistan Ulusal Kurtuluş ve Kürdistan İşçi Partisidir.

DTP'li Leyla Zana

"Kürtler", "Kürdistan" ve "Kürtçe" kelimeleri resmi olarak Türk hükümeti tarafından yasaklanmıştır. 1980 askeri darbesinin ardından, kamu ve özel hayatta Kürtçe konuşmak yasaklanmıştır. Kürtçe konuşan, yayın yapan veya şarkı söyleyen birçok kişi tutuklanmış ve hapse atılmıştır. Kürtlerin halen anadilde eğitim yapmalarına izin verilmemektedir. Türkiye, 'Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'ni (ICCPR) imzalamasına rağmen, Kürtlerin özerklik hakkını (self-determinasion) tanımamaktadır. 

KADEK ve Kongra-Gel olarak da bilinen Partiya Karkerên Kürdistan (PKK), Kürtlerin kültürel, siyasi ve kendi kaderlerini belirleme haklarını elde etmek için Türk devletine karşı silahlı mücadele yürüten Kürt militan örgütlenmedir. Türkiye'nin askeri müttefikleri ABD, AB ve NATO PKK'yi terörist örgüt olarak görürken, BM, İsviçre, Rusya, Çin ve Hindistan PKK'yi terör örgütü listesine almayı reddetmiştir. Bazıları PKK'yi dahi desteklemiştir.

1984 ve 1999 yılları arasında PKK ve Türk ordusu arasında yürütülen açık savaş, Kürt sivillerin köylerini terk edip Diyarbakır, Şırnak ve Van gibi büyük şehirlerin yanı sıra Türkiye'nin batısına ve Avrupa'ya göç etmelerine zemin hazırlamıştır. Bu gelişmeler, güneydoğunun kırsal kesimlerinin çoğunun nüfus yoğunluğunun azaltılmasına neden olmuştur. Nüfusun azalmasının başlıca nedenleri; Türk devletinin askeri operasyonları, devlet politikalarının etkileri, Türk derin devletinin eylemleri, güneydoğu bölgesinin yoksul olması ve PKK'nin kendisine karşı olan aşiretlere yönelik acımasız saldırıları dahil edilebilir. 

1970'lerden bu yana, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, binlerce insan hakları ihlali nedeniyle Türkiye'yi mahkum etmiştir. Kararlar, Kürt sivillerin infazı, zorla yerinden etme, köylerin sistematik olarak yok edilmesi, keyfi tutuklamalar ve Kürt gazetecilerin ortadan kaldırılıp katledilmesini içermekteydi.

Diyarbakır'dan ilk Kürt kadın milletvekili seçilen Leyla Zana, 1994'te düzenlenen yemin töreni sırasında Kürtçe "Bu yemini, Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum" sözünün ardından Türk parlamentosunda kargaşaya neden olmuştur.

Mart 1994'te Türk Parlamentosu, Leyla Zana ve DEP üyesi diğer beş Kürt milletvekili; Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırri Sakık, Orhan Doğan ve Selim Sadak hakkında dokunulmazlıklarını kaldırma karar almıştır. Zana, Dicle, Sadak ve Doğan, Ekim 1995'te Yüksek Mahkeme tarafından 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Zana, 1995 yılında Avrupa Parlamentosu tarafından Sakharov İnsan Hakları Ödülü kazanmıştır. 2004'te Avrupalı kuruluşların uyarıları doğrultusunda Leyla Zana serbest bırakılmış ve diğer dört milletvekilinin tutukluluk hallerinin devam etmesinin Türkiye'nin Avrupa Birliğine girme hedefini etkilemesine neden olmuştur. 2009 yerel seçimleri, Kürt siyasi parti DTP'nin 5,7'lik oy oranı almasıyla sonuçlanmıştır.

Resmi olarak koruma altında olan Ölüm mangaları, 1993 ve 1994 yılları arasında 'faili meçhul cinayetler' olarak adlandıran ve 3.200 Kürt ve Süryani'nin ortadan kaybolmasına yol açan bir dizi olaydan sorumlu tutulmuştur. Ölüm mangalarının kurbanları arasında; Kürt politikacılar, insan hakları aktivistleri, gazeteciler, öğretmenler ve aydın sınıfının üyeleri vardı. Faillerin neredeyse hiçbiri soruşturulmamış veya cezalandırılmamıştır. Türk hükumeti, radikal İslamcı gruplardan biri olan Hizbullah'ı, çoğunlukla sıradan Kürt vatandaşlarına ve şüpheli PKK üyelerine karşı suikast düzenlemeye teşvik etmiştir. İnsan haklarından sorumlu devlet bakanı Azimet Köylüoğlu, 1994 sonbaharında güvenlik güçlerinin aşırılığının kapsamını gözler önüne sermiştir. Köylüoğlu; diğer bölgelerdeki terör eylemlerinin PKK tarafından yapıldığını söylerken, Tunceli'de ise yapılanın devlet terörü olduğunu açıklamıştır. Tunceli'de köy yakmaları ve boşaltmalardan devleti sorumlu tutmuştur. Güneydoğuda 2 milyon insan evlerini terk etmek zorunda bırakılmıştır.

İran'daki Kürtler

Persler ve Kürtler

İran'ın Kürt bölgesi eski çağlardan beri ülkenin bir parçasıdır. Neredeyse Kürdistan'ın tamamı, Kürdistan'ın Batı bölgeleri Osmanlı İmparatorluğu'na karşı düzenlenen savaşlar sırasında kaybedilene kadar Pers İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından 1919'da düzenlenen Paris Barış Konferansı'nda Tahran yönetimi, Türkiye'deki Kürt bölgelerini, Musul ve hatta Diyarbakır dahil olmak üzere tüm kaybedilmiş toprakları kendisine verilmesini talep etmişti. Ancak bu talepler Batılı güçler tarafından hızlı bir şekilde reddedilmişti. Bu alan, günümüz Türkiye, Suriye ve Irak toprakları arasında bölünmüş durumdadır. Bugün Kürtler, çoğunlukla İran'ın kuzeybatı toprakları ve aynı zamanda kuzeydoğu Horasan bölgesinde yaşamaktadırlar. Kürtler, İran nüfusunun %7-10'luk (6,5-7,9 milyon) bir bölümünü oluşturmaktadırlar. Bu sayı 1956 yılında %10,6 (2 milyon) ve 1850'de ise %8'lik (800 bin) bir orana tekabül etmekteydi.

Kürt nüfusuna sahip diğer ülkelerin aksine, Kürtler, Farslar ve diğer İranlı halklar arasında güçlü Etno-linguistik ve kültürel bağlar vardır. Safeviler ve Zendler gibi bazı modern İran hanedanları, kısmen Kürt kökenli olarak kabul edilir. Kürt edebiyatının tüm formları (Kurmanji, Sorani ve Gorani), Farsçanın güçlü etkisi altında kalarak tarihsel İran sınırları içinde geliştirilmiştir. Kürtler tarihlerinin büyük kısmını İran'ın geri kalanıyla paylaşmıştırlar. Bu durum, İran'da ayrı bir Kürt devletini istememelerinin nedeni olarak görülmektedir.

İran hükümeti Kürtlerin ayrılık yanlısı herhangi bir önerisine karşı her zaman sert tepki vermiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, İran hükümeti etkisizdi ve ülkedeki olaylar üzerinde çok az denetime sahipti. Birkaç Kürt kabile şefi yerel siyasal iktidar kazanmış, hatta büyük konfederasyonlar kurmuştu. Bununla birlikte parçalanan Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelen milliyetçilik dalgaları, sınır bölgelerindeki bazı Kürt ağalarının Kürt milliyetçi hareketlerine liderlik etmesine yol açmıştır. Bundan önce, her iki ülkedeki kimlik büyük ölçüde dine, yani İran özelinde Şii İslam'a dayanıyordu. 19. yüzyılda İran'da Şii-Sünni düşmanlığı ve Sünni Kürtlerin Osmanlının beşinci kolu olarak tanımlanması oldukça sık görülüyordu.

Reza Şah'ın askeri zaferi

1910'lu yılların sonu ve 1920'lerin başında, Kürt önderlerinden Simko'nun başını çektiği aşiret isyanı kuzeybatı İran'da meydana gelmiştir. Bu harekette Kürt milliyetçiliğinin faktörleri mevcut olmasına rağmen tarihçiler, Simko'nun hareketinde Kürt kimliğinin tanınmasının önemli bir sorun olduğu iddiasını doğrulamak için yeteri kadar açık konuşmanın zor olduğunu ve Simko'nun ağırlıklı olarak geleneksel aşiretsel güdülere sahip olduğunu kabul etmektedirler. Saldırılarda sadece hükumet güçleri ve Kürt olmayan kişiler değil, Kürt nüfusu da soygun ve saldırılara maruz kalmıştır. İsyancılar, Kürtlerle birlik veya dayanışma hissi taşımıyor gibi görünüyorlardı. 1920'lerin sonunda yaşanan Kürt isyanları ve mevsimlik göçler, Tahran ile Ankara arasında uzun süreli gerginlikler yaşanmasına ve hem İran hem de Türk bölgelerinde sınır çatışmalarına ve hatta karşılıklı askeri nüfuza neden olmuştur. İki bölgesel güç, kendi siyasi çıkarları için Kürt aşiretlerini bir araç olarak kullanmıştır: 1918-1922 yıllarında Türkiye, İran karşıtı gelişen Simko isyanı için askeri yardım ve sığınma sağlamıştır; İran ise, 1930'da Türkiye'ye karşı yürütülen Ağrı isyanında aynı şekilde rol oynamıştır. Reza Şah'ın Kürt ve Türk aşiret liderleri üzerindeki askeri zaferi, İran dışındaki azınlıklara karşı baskıcı bir dönem başlatmıştır. 1920'li ve 1930'lu yıllarda hükumetin asimilasyon ve göçe zorlama politikaları nedeniyle, İran'ın Azerbaycan ve Luristan gibi bölgelerinde birçok aşiretin isyan etmesiyle sonuçlanmıştır. Kürtlerin özelinde, bu baskıcı politikalar kısmen bazı aşiretler arasında milliyetçilik duygusunun gelişmesine katkıda bulunmuştur.

İran, toprak bütünlüğüne tehdit oluşturma potansiyeli olan Pan-Türkizm ve Pan-Arabizm ideolojilerinin büyümesine yanıt olarak, 1920'lerin başında Pan-İranist ideolojiyi geliştirmiştir. Bu ideolojinin arkasında duran grup ve dergilerden bazıları, İran'ın Türkiye'ye karşı başlatılan Kürt isyanlarına verdiği desteği açıkça savunuyordu. Laik Pehlevi Hanedanı, Kürtleri İran ulusunun ayrılmaz bir parçası olarak gören İran etnik milliyetçiliğini desteklemiştir. Muhammed Reza Pehlevi, kişisel olarak Kürtleri "saf İranlılar" ya da "en soylu İran halklarından biri" olarak övmüştür. Kürtler arasında bu dönemde bir diğer önemli ideoloji, SSCB etkisi altında ortaya çıkan Marksizmdi. 1946'daki İran krizi , KDP-I'nin ve  komünist grupların ayrılıkçı girişimi, Mahabad Cumhuriyeti denilen Sovyet güdümünde bir hükumet kurulmasıyla doruğa ulaşmıştır. Bir başka Sovyet güdümünde devlet; Azerbaycan Halk Hükumeti ortaya çıkmıştır. İran, Mahabad ve komşu şehirler de dahil olmak üzere, Anglo-Amerikan bölgesine dahil olan Güney İran Kürdistan'ı kendisine bağlayamamış ve Mahabad'ın dışındaki aşiretleri milliyetçi davaya çekemeyerek çok küçük bir alanı kuşatmıştır. Sonuç olarak, Aralık 1946'da Sovyetler İran'dan çekildiğinde, hükumet güçleri Mahabab'a herhangi bir karşı koyma teşebbüsü olmadan girebilmiştir.

Kürt politikacı Karim Sanjabi

KDP-İ ve Komalah önderliğinde bir takım milleyetçi ve Marksist ayaklanmalar yıllarca (1967, 1979, 1989-96) sürmüş fakat bu iki örgüt Türkiye'de PKK'nin yaptığı gibi büyük Kürdistan veya ayrı bir Kürt devleti savunucu asla olmamışlardır. Buna rağmen, Qazi Muhammed ve Abdurrahman Kasımlo gibi muhalif liderlerin bir çoğu idam edilmiş veya suikaste kurban gitmişlerdir. İran-Irak Savaşı sırasında Tahran yönetimi, KDP veya KYB gibi Irak merkezli Kürt gruplarını desteklemiş ve çoğunlukla Kürt olan 1.400.000 Iraklı mülteciye sığınma hakkı vermiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana İran'da Kürt marksist gruplar marjinalize olmuştur. 2004'te, Türkiye merkezli bir örgüt olan ve ABD, Türkiye ve İran tarafından terörist örgüt olarak kabul edilen PKK'ye bağlı ayrılık yanlısı bir grup olan PJAK tarafından yeni bir isyan başlatılmıştır. Bazı analistler, PJAK'ın İran hükümetine karşı ciddi bir tehdit oluşturmadığını iddia etmektedir. İran'ın PJAK üslerine yaptığı saldırılar sonucunda Eylül 2011'de ateşkes yapılmış, ancak PJAK ile IRGC (İran devrim muhafızları) arasında çatışma ateşkesten sonrada devam etmiştir. 1979'daki İran Devrimi'nden bu yana, Batılı örgütler tarafından "ayrımcılığa uğratılma" ve İran tarafının ise "dışarıdan müdahele" konusunda suçlamaları çok sık görülmektedir.

Kürtler çeşitli hükumetler döneminde İran'ın siyasi hayatına iyi entegre olmuşlardır. Kürt liberal politikacı Karim Sanjabi, 1952'de Muhammed Musaddık başkanlığında eğitim bakanlığı görevi yapmıştır. Muhammed Reza Pehlevi döneminde bazı meclis üyeleri ve yüksek rütbeli ordu subayları Kürtlerden oluşuyordu ve hatta bir Kürt Kabine Bakanı dahi vardı. Pehlevi hükümdarlığı sırasında Kürtler yetkililerden, örneğin 1962'deki toprak reformları sonrasında arazilerini ellerinde tutmak için pek çok ayrıcalık almıştır. 2000'li yılların başında, 290 milletvekili arasında 30'a yakını Kürt milletvekillerden oluşuyordu ve bu durum ayrımcılık iddialarının ortadan kaldırılmasına yardımcı olmuştu. Bazı etkili Kürt politikacıları, son dönemlerde ilk kez başkan yardımcısı olan Muhammed Reza Rahimi ve Tahran belediye başkanlığına seçilen ardından 2013'teki başkanlık seçimlerde ikinci olan Mohammad Bagher Ghalibaf gibi etkili siyasi figürler, İran'ın politik yaşamı içinde yer almışlardır. Bugün Kürtçe, devrimden bu yana bir çok gazetede ve okul çağı çocukları arasında diğer zamanlardan daha fazla kullanılır hale gelmiştir. İran'da Kürtlerin çoğu Kürt milliyetçiliğine ilgi göstermez. Özellikle de Şii Kürtler direk olarak Tahran'dan yönetilmeyi tercih etmelerinin yanı sıra özerklik fikrine de şiddetle karşı çıkarlar. İran'ın ulusal kimliği sadece Kürt Sunni bölgelerinde sorgulanır.

Irak'taki Kürtler

Irak'ta Mustafa Barzani

Kürtler Irak nüfusunun yaklaşık %17'sini oluşturmaktadır. Irak Kürdistanı olarak bilinen Kuzey Irak'ta en az üç ilde çoğunluktadırlar. Kürtlerin ayırca Kerkük, Musul, Khanaqin ve Bağdat'da nüfusları vardır. Irak başkenti Bağdat'ta yaklaşık 300 bin Kürt, Musul'da 50 bin, Güney Irak'ın diğer bölgelerinde ise yaklaşık 100 bin Kürt yaşamaktadır.

Mustafa Barzani liderliğindeki Kürtler, 1960'tan 1975'e kadar Irak rejimine karşı şiddetli mücadele yürütmüşlerdir. Irak 1970 Mart ayında, Kürtlere özerklik sağlayacak bir barış planını ilan etmiştir. Plan dört yılda uygulanacaktı. Bununla birlikte, Irak rejimi, petrol zengini olan Kerkük ve Hanekin'de bir Araplaştırma programı başlatmıştır. Barış antlaşması uzun sürmemiş ve 1974'te Irak hükumeti Kürtlere karşı yeni bir saldırı düzenlemeye başlamıştır. Üstelik Mart 1975'te Irak ve İran, Cezayir Antlaşmasını imzalamıştı. Bu anlaşmaya göre İran, Iraklı Kürtlere malzeme tedarikini kesecekti. Irak, Arapları Kürtlerin yoğun olduğu bölgelere, özellikle Kerkük'teki petrol alanlarına taşıyarak bir başka Araplaşma dalgasını başlattı. 1975-1978 yılları arasında 200.000 Kürt, Irak'ın diğer bölgelerine sürgün edildi.

1980'lerde gerçekleşen İran-Irak Savaşı sırasında rejim, Kürt karşıtı politikaları hayata geçirmiş ve fiili bir iç savaş patlak vermiştir. Irak uluslararası toplum tarafından geniş ölçüde kınanmış ancak binlerce köyün toptan imha edilmesi, binlerce Kürdü Irak'ın merkezine ve güneyine sürgün etmesi ve yüz binlerce sivili kitlesel katliamlardan geçirmesi gibi baskıcı politikalar asla ciddi bir şekilde cezalandırılmamıştır.

1986-1989 yılları arasında yürütülen ve 1988'de doruğa çıkan, Irak hükümeti tarafından Kürt nüfusuna karşı yapılan soykırım kampanyasına Anfal ("Savaş Ganimetleri") adı verilmiştir. Anfal operasyonu, iki binin üzerinde köyün tahrip edilmesine ve 182.000 Kürt sivilin öldürülmesine yol açmıştır. Operasyon, 1988'de Halepçe kentinde 5000 sivilin anında ölümüne neden olmuştur. Ayrıca karadan saldırıları, havadan bombalama, yerleşim yerlerinin sistematik olarak tahrip edilmesi, toplu sürgün, atış mangası ve kimyasal saldırılar da dahil olmak üzere en yüz kızartıcı saldırılar bu dönemde gerçekleşmiştir.

Irak Erbil'deki Kürtler

Mart 1991'de Kürt ayaklanmasının çöküşe geçmesinden sonra Irak birlikleri, Kürt bölgelerinin çoğunu geri aldı ve 1,5 milyon Kürt evlerini terk edip Türkiye ve İran sınırlarına kaçmıştır. Bitkinlik, yiyecek yoksunluğu, soğuk algınlığı ve hastalık nedeniyle 20.000'e yakın Kürt'ün ölüme yenik düştüğü tahmin edilmektedir. 5 Nisan 1991'de BM Güvenlik Konseyi, Irak'taki Kürt sivillere karşı yapılan baskıyı kınayan 688 sayılı kararı onayladı. Irak'ın baskıcı politikalarını durdurmasını ve uluslararası insani yardım kuruluşlarının derhal bölgeye erişimine izin verilmesini istedi. Bu belge, (1926'da Musul'un Milletler Cemiyeti tarafından tahkim edilmesinden bu yana) Kürtlerden bahseden ilk uluslararası belgedir. Nisan ayı ortasında Koalisyon, Irak sınırları içerisinde güvenli sığınaklar kurmuş ve Irak uçaklarının 36. paralelin kuzeyinde uçması yasaklanmıştır. Ekim 1991'de Kürt gerillaları Irak askerleri ile yaşadıkları bir dizi çatışmadan sonra Erbil ve Süleymaniye'yi ele geçirmişlerdir. Ekim ayı sonlarında Irak hükümeti, Kürtlere gıda ve yakıt ambargosu uygulamış ve Kürt bölgelerindeki memur maaşlarını ödemeyerek misilleme yapmıştır. Ancak ambargo geri tepmiş ve Kürtler mayıs 1992'de parlamento seçimleri düzenleyerek Kürdistan Bölgesel Hükümeti'ni kurmuştur.

Kürtler 2003 yılında Amerikan birliklerinin gelişini kutlamalar yaparak ve sokaklarda dans ederek karşıladılar. Peşmergeler tarafından kontrol edilen alan genişletildi ve Kürtler artık Kerkük'te ve Musul'un bazı bölgelerinde etkin bir denetime sahip oldular. KRG'nin otoritesi, 2005 yılında kabul edilen yeni Irak Anayasası'nın 113 ve 137. maddelerinde tanınması ile kanun ve yönetmenliklerle yasal olarak kabul edilmiştir. Erbil ve Süleymaniye'nin iki Kürt yönetimi 2006 yılının başında birleşmiştir. 14 Ağustos 2007'de Yezîdîler, Irak Savaşı'nın başlamasından bu yana en ölümcül intihar saldırılarının hedefi olmuş ve 796 sivil hayatını kaybederken 1.562 kişi yaralanmıştır.

Suriye'de sivil savaş

Suriye'deki Kürtler

Kürtler toplamda 1,6 milyonluk bir nüfusla Suriye'nin %9'unu oluşturmaktadırlar. Bu sayı Kürtleri ülkedeki en büyük etnik azınlık grubu haline getirmektedir. Çoğunlukla ülkenin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde yoğunlaşmaktadırlar, ancak Halep ve Şam'da da önemli oranda Kürt nüfusu vardır. Kürtler, tamamı bir arada oldukça, çoğunlukla Kürtçe konuşurlar. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, Kürt insan hakları aktivistlerine karşı kötü muamele ve işkence uygulanmaktadır. Kürtlerin veya herhangi bir başka grubun siyasi parti kurmasına izin verilmemektedir.

Suriye'de Kürtlerin etnik kimliklerine yönelik yapılan baskılarda bazı teknikler kullanılmıştır. Bu teknikler arasında; Kürtçe dilinin kullanılmasının yasaklanması, çocuklara Kürtçe isim takılmasının reddedilmesi, Kürt yerleşim yerlerinin isimlerinin Arapça olarak değiştirilmesi, Arapça isim kullanmayan iş yerlerinin kapatılması, Kürtçe özel okulların açılmasının yasaklanması ve Kürtçe yazılan kitap ve diğer materyallerin yasaklanması gibi çeşitli yasaklamaları içermektedir. Yaklaşık 300 bin Kürt, Suriye vatandaşlığından yoksun bırakılmasının ardından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde sosyal haklardan mahrum bırakılmıştır. Sonuç itibariyle Kürtler, Suriye toprakları içinde kapana kısılmıştır. Mart 2011'de Suriye hükümeti, çoğalan gösteriler ve Suriye geneline yayılan karışıklıkları önlemek için daha önce hakları reddedilen yaklaşık 300.000 bin Kürt'e Suriye vatandaşlığı vereceğine ve var olan sorunları ele alıp çözeceğine dair teminat vermiştir.

Yasaklanan Kürtçe

12 Mart 2004'te Qamislo'da (Suriye'nin kuzeyinde bir Kürt şehri) bulunan bir stadyumdan başlayarak Kürtler ve Suriyeliler arasında bir kaç gün boyunca devam eden bir çatışma patlak vermiştir. En az otuz kişi ölmüş ve 160'dan fazla insan yaralanmıştır. Karmaşa, Türkiye sınırında bulunan diğer Kürt kasabalarına ardından Şam ve Halep'e yayılmıştır.

Suriye iç savaşının bir sonucu olarak, Temmuz 2012 yılından beri Kürtler, Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan Andiwar'dan kuzeybatı Jinderes'a kadar olan büyük bir bölümü kontrol altına almışlardır. Suriye Kürtleri 2013'te Rojava Devrimi'ni başlatmıştır.

Güney Kafkasya'daki Kürtler

1930-1980 yılları arasında, Sovyetler Birliği'nin bir parçası olan Ermenistan'da Kürtler diğer etnik gruplar gibi hakları korunan azınlık statüsündeydiler. Ermenistan'da Kürtlere devlet destekli gazete, radyo yayınları ve kültürel etkinlikler düzenleme izni verilmiştir. Dağlık Karabağ'daki çatışmalar sırasında, Yezidi olmayan bir çok Kürt evlerini terk etmeye zorlandılar. Bunun nedeni hem Azeriler hemde Yezidi olmayan Kürtlerin müslüman olmalarıydı.

1920'de Kürtlerin yaşadığı iki bölge Jewanshir (Kelbecer'in başkenti) ve doğu Zangazur (Lachin'in başkenti) Kürdistan Okrug (ya da Kızıl Kürdistan) olarak birleşmiştir. Kürt idari biriminin varlık süresi kısaydı ve 1929'a kadar sürmüştür. Daha sonra, Kürtler, Sovyet hükumetinin zorlamasıyla sürgün dahil olmak üzere birçok baskıcı yöntemle karşı karşıya kaldılar. Dağlık Karabağ'daki çatışmaların bir sonucu olarak birçok Kürt bölgesi yok edilmiş ve 1988'den sonra ayrılık yanlısı Ermeni güçleri tarafından 150.000'den fazla Kürt sınır dışı edilmiştir.

Kürt azınlıklar

Kürt azınlıklar Dewsbury'de

Avrupa Konseyi tarafından yayınlanan bir rapora göre, yaklaşık 1,3 milyon Kürt Batı Avrupa'da yaşamaktadır. Türkiye'deki ilk göçmen Kürtler, 1960'lı yıllarda Fransa, İsviçre, İngiltere, Benelüks ülkeleri, Avusturya ve Almanya'ya yerleşmişlerdir. 1980 ve 1990 yıllarında bölgede devam eden siyasi ve sosyal karışıklık dönemleri, çoğunlukla Saddam Hüseyin döneminde İran ve Irak'tan yeni Kürt mülteci dalgasını ortaya çıkarmıştır ve çoğunlukla Avrupa'ya gelmişlerdir. Son yıllarda İran ve Irak'tan birçok Kürt sığınmacı Birleşik Krallık'ta (özellikle Dewsbury kasabasında ve Londra'nın bazı kuzey bölgelerinde) yerleşmişlerdir ve bu durum bazen ülkede kalma hakları üzerinden medyada bazı tartışmalara neden olmuştur. Kürtler ve Markazi gibi çok geleneksel camilere ev sahipliği yapan Dewsbury'de kurulan Müslüman toplulukları arasında gerilim vardır. Suriye'deki kargaşanın başlangıcından bu yana, Suriye İç Savaşı'ndan kaçan mültecilerin çoğu Suriyeli Kürtlerdi ve dolayısıyla Almanya'daki mevcut Suriyeli sığınmacıların birçoğu Kürt kökenliydi.

Amerika ve Kanada'da önemli ölçüde Kürt kökenli göçmen vardır ki çoğunluğu politik mülteci ve ekonomik fırsat arayan göçmenlerdir. 2011'de yapılan Kanada İstatistik anketlerine göre, Kanada'da yaşayan Kürt kökenlilerin oranı yaklaşık 11.685 kişidir. 2011 Nüfus sayımına göre, Kanada'da 10.325 kişi Kürtçe konuşmaktadır. Amerika'da Kürt göçmenlerin büyük çoğunluğu 1976'ta Nashville'ye yerleşmeye başlamışlardır. Nashville, Amerika'da en çok Kürt topluluklarına ev sahipliği yapan yerdir ve Küçük Kürdistan olarak bahsedilmektedir. Nashville'deki Kürt nüfusun yaklaşık 11.000 olduğu tahmin edilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde ikamet eden Kürtlerin toplam sayısı ABD Sayım Bürosu tarafından 15.400 olarak tahmin edilmektedir. Diğer kaynaklar, Amerika'da 20.000 Kürt olduğunu iddia etmektedir.

Kürtlerin dini

Bir bütün olarak Kürt halkı, çoğunlukla farklı din ve inançlara sahiptirler. Belki de Batı Asya'nın en çeşitli dinlerine sahip halklarını oluşturmaktadırlar. Geleneksel olarak, Kürtlerin pratikler ile beraber büyük özgürlükler elde ettiği biliniyor. Bu düşünce, "İnançsızla karşılaştırıldığında, Kürt bir Müslümandır" sözüne de yansımıştır.

İslam ve Kürtler

Sunni Müslüman Kürtler

Bugün, Kürtlerin çoğunluğu Şafiî ekoluna ait Sünni Müslümandır.

Ayrıca Kürtler'de önemli bir oranda Şii müslüman vardır. Başlıca İran'ın İlam ve Kirmanşah illeri ile Irak'ın orta ve güney (Feyli Kürtler) kısımlarında yaşamaktadırlar.

Tasavvufi uygulamalar ve Sufi tarikatlara katılım Kürtler arasında yaygındır.

Aleviler, (genelde Sufizm unsurlarıyla beraber Şii İslam kolunun taraftarları olarak bilinirler) Anadolu'nun doğusunda yaşayan Kürtler arasında farklı bir dinsel azınlıktır. Alevilik, 13 yüzyılda Horasan'dan çıkan tasavvuf ile beraber Hacı Bektaş-ı Veli'nin öğretilerinden geliştirilmiştir. Alevilere öncülük eden ve Safevî Hanedanlığı'nın kurulmasına yardımcı olan Kızılbaş militan grubu arasında çok sayıda Kürt aşireti de vardı. Aintab'da (bugünkü Gaziantep) çalışan Amerikalı misyoner Stephen van Renssalaer Trowbridge, tanıdığı Aleviler'in Guran bölgesinde en yüksek ruhani lider olarak Ahl-i haqq sayyid ailesini gördüklerini söylemiştir.

Ehl-i Hak (Yarsanlar) ve Kürtler

Yarsanlar ve Kürtler

Ehl-i Hak ya da Yarsanlık, Batı İran'da 14. yüzyılın sonlarında Sultan Sahak tarafından kurulmuş senkretik bir dindir. Taraftarlarının sayısı 500.000 ila 1.000.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Öncelikle batı İran'da ve doğu Irak'ta çoğunlukla Goran Kürtleri tarafından inanılmaktadır. Ayrıca daha küçük gruplar halinde İranlı, Lori, Azeri ve Arap taraftarları da vardır. Esas dini metin Goranice yazılmış Kalâm-e Saranjâm'dır. Bu metinde, dinin temel sütunları şöyle özetlenmiştir: "Yarsan, bu dört nitelik için çaba sarf etmelidir: saflık, dürüstlük, öz-bastırma ve fedakarlık."

Yarsan inancının benzersiz özellikleri arasında, binyılcılık, nativizm, eşitlikçilik, ruhun başka vucuda geçmesi, angeloloji, ilahi tezahür etme ve dualizm bulunmaktadır. Bu özelliklerin bir çoğu, Zerdüştlük inancında , Ghulat-i Şîʿa topluluğunda (ana akım Şia inancının dışında olanlar) ve bir diğer Kürt inancı olan Yezidilikte bulunur. Şüphesiz Yarsan inancının isim ve dinsel terminolojisinin çoğu kez Müslüman orijinlere dayandığı söylenir. Diğer yerli Pers inançlarının aksine Yarsanlık, açıkça sınıf, kast ve tabakalaşmayı reddeder. Bu özellik onları Yezidilik ve Zerdüşlük inancından ayrı bir yere konumlandırır.

Ehl-i Hak veya Yarsanlık, Bektaşilik ve Aleviliği yakın akraba topluluklar olarak görmektedir.

Yezidizm ve Kürtler

Yezidizm ve Kürtler

Yezidilik, 12 yüzyılda Lübnanlı bir Sufii olan Adiyy bin Müsafir tarafından kurulmuş, Kürt toplumu içinde yaygın olan başka bir senkretik dindir. Sayıları 500 binin üzerindedir. Bazı tahminler bu rakamın dünya genelinde 1,2 milyon olduğunu iddia etmektedir. Bu inanışın temel metinleri, Kitab el Celve ve Meshaf Reş'tir.

Yezidi inanışına göre Tanrı dünyayı yaratmış fakat yedi kutsal varlığın (ya da meleğin) himayesine bırakmıştır. En önemli melek, tanrının yeryüzündeki temsilci olan Melek Taus'tur (Kürtçe; Tawûsê Melek). Yezidiler, yedi kutsal varlığın periyodik olarak insan formu biçiminde reenkarnasyona uğrayacağına inanırlar.

En kutsal türbe ve bu inancın kurucusunun mezarı Kuzey Irak'ta Lalish vadisinde bulunur.

Zerdüştlük ve Kürtler

Zerdüştlük ve Kürtler

Bir Pers inancı olan Zerdüştlük, erken dönem Kürt kültürü üzerinde derin bir etkiye sahip olmuştur ve Orta Çağ'da dinin sönümlenmesinden bu yana birtakım etkiler bırakmıştır. Kürt filozofu Sühreverdî, Zerdüşt öğretilerinden yoğun bir şekilde yararlanmıştır. Peygamber Zerdüşt'ün öğretisine göre Yüce Varlık inancı, Ahura Mazda'dır. Zerdüşlük, Cennet ile Cehennem, Mesihçilik, Altın Kural ve Özgür Düşünce gibi başlıca kavramların öncüsüdür. Hristiyanlık, Gnostisizm, İslam ve Musevilik dahil diğer dini sistemleri etkilemiştir.

Halen, ufak bir oranda Zerdüşt Kürt vardır ve çoğu son yıllarda dönüşüm içindedirler. Bu topluluklar yeni mabetler kurmaktadırlar ve inançlarına yeni üyeler kazandırma girişimi içindedirler. 2015'te 100 binin üzerinde Irak'lı Kürt'ün Zerdüştlüğü pratik olarak yaşadığı iddia edilmiştir.

Hristiyanlık ve Kürtler

Tarihsel anlamda bir çok Kürt Hristiyan olmasına rağmen, bunlar çoğunlukla topluluk halinde değil bireysel formlardadır. Bununla birlikte, 19 ve 20. yüzyıla ait çeşitli seyahat kayıtlarında Kürt Hristiyan aşiretlerinin varlığından bahsedilmiştir. Bunun yanında, Kürt Müslüman aşiretlerinin içinde yaşayan önemli bir Hristiyan nüfusunun var olduğu da söylenmiştir. Bunların büyük bir kısmının aslında Ermeni ve Asurlular olduğu iddia edilmiştir ve Hristiyan geleneği çok az bir biçimde korunmuştur. Erken yüzyılda, bir çok Hristiyan duasında Kürtçe'nin etkileri görülmüştür.

Ancak günümüz Kürt Hristiyanlarının çoğu son zamanlarda din değiştirenlerdir. Hem Türk hemde Iraklı Kürtler arasında Hristiyanlığa geçişte artış yaşanmıştır. Din değiştiren Iraklı bir çok topluluk kendi evanjelik kiliselerini kurmuşlardır. Önemli tarihi Kürt Hristiyanları arasında Zakare-Ivane kardeşler ve Theophobos bulunur.

Kürtlerin kültürü

Kürtlerin kültürü ve Nevruz kutlaması

Kürt kültürü, günümüz modern Kürtlerini ve toplumlarını oluşturan çeşitli antik halkların mirasından gelmektedir. Diğer Orta Doğu nüfusunun çoğunda olduğu gibi, Kürtler ve komşu halklar birbirlerini aşırı derecede etkiledikleri görülür. Bu nedenle, Kürt kültüründe çeşitli kültürlerin ögeleri görülmektedir. Bununla birlikte, Kürt kültürünün tamamı, özellikle de Persler ve Lurlar gibi tarihsel olarak Kürtlere coğrafi yakınlığı bulunan diğer İranlı halkların kültürüne benzerdir. Örneğin Kürtler Nevruz'u (21 mart) yeni yıla girişin müjdecisi olarak kutlarlar.

Kürtlerde eğitim

Modern çağdan önce bir medrese sistemi kullanılmıştır. "Mele" İslami din adamı ve eğitmendir.

Kürt kadınlar

Kürt kadın ve erkekler, düğün, bayram ve dans gibi sosyal kutlamalara karışık bir şekilde katılırlar. İngiliz sömürge memuru John Soane, 1. Dünya Savaşı sırasında, Kürtler arasında beliren bu özelliğin olağan dışı olduğunu ve bu bakımdan Kürt kültürünün Batı Asya'daki muadillerinden çok Doğu Avrupa'ya benzediğine dikkat çekmiştir.

Kürt gelenekleri

Kürt gelenekleri

Kürtlerin sahip olduğu zengin folklorik gelenek, son zamanlara kadar, bir nesilden diğerine genellikle konuşma ve şarkılar aracılığıyla taşınmıştır. Bazı Kürt yazarların hikayeleri tanınmış olmasına rağmen; anlatılan ve söylenen öykülerin çoğu 20. ve 21. yüzyılda yazılmıştır. Bunların birçoğu, yüzyıllarca var olmuştur.

Kürt folkloru, amaç ve tarzda geniş çeşitlilik gösterebilir. Doğa, antropomorfik hayvanlar, aşk, kahramanlar ve kötüler, mitolojik yaratıklar ve gündelik yaşamla ilgili hikayeler Kürt folkloru içinde bulunabilir. Bu mitolojik figürlerin bir çoğu diğer kültürlerde de var olmuştur. Anadolu'nun tamamına yayılan Şahmeran'ın hikayeleri ile İran mitolojisinde yer alan Demirci Kawa ve Simurg gibi karakterler buna örnek gösterilebilir. Buna ek olarak, hikayeler tamamen eğlendirici, eğitsel veya dinsel yönlere sahip olabilir.

Belki de en çok tekrarlanan unsur, açıkgözlülük ve zekilik sayesinde daha az akıllı türler üzerinde başarı sağlayan tilkidir. Yine de tilki çoğu kez ölümle tanışır. Kürt folklorunda diğer ortak tema aşiretlerin kökeniyle ilgilidir.

Hikaye anlatıcılar, bazen köyün tamamından oluşan izleyicilerin önünde performans sergilerlerdi. Hikayeleri dinlemek için bölge dışından insanlar gelirdi ve hikaye anlatıcılar, öykülerinin yayılması için diğer köyleri ziyaret ederlerdi. Bunlar, akşamları evin içinde kalındığı ve eğlence bulmanın zor olduğu kış aylarında gerçekleşirdi.

Farklı yapıdaki Kürt gruplarıyla karşılaştırıldığında, belirli hikayeler ve unsurlar bölgenin tamamında yaygın olarak bulunabilmesine karşın, diğerleri coğrafya, din ve lehçeye bağlı olarak belirli alanlara özgü olabiliyordu. Zaxo'nun Kürt Yahudileri buna belkide en iyi örnektir. Eşsiz bir sözlü gelenek sayesinde, yetenekli hikaye anlatıcılar bölgenin tamamında büyük bir saygınlığa sahip olmuşlardır. Diğer örnekler arasında, Yezidilerin mitolojisi ve Ermenilerin büyük etkisi altında olan Dersim Kürtlerinin hikayeleridir.

1980 darbesinin ardından Kürt dilinin kriminalize edilmesi sırasında, dengbêj (şarkıcılar) ve çîrokbêj (hikaye anlatıcılar) susturulmuş ve hikayelerin çoğu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. 1991'de Kürtçe dili yasaklı olmaktan çıkarılmış ancak yüksek işlevli radyo ve TV'ler, geleneksel hikaye anlatımına olan ilgiyi azaltmıştır. Bununla birlikte, bir takım yazarlar bu masalların korunmasında büyük adımlar atmıştır.

Kürt dokumacılığı

Kürt dokumacılığı

Kürt dokumacılığı, hem halı hemde çanta gibi hoş numuneleri ile dünyaca ünlüdür. En ünlü Kürt halıları, İran'ın Kürdistan Eyaletinde bulunan Bijar bölgesindendir. Bijar halılarının dokumacılığı eşsizdir. Sağlam ve dayanıklı yapılarından dolayı 'İran'ın Demir Halıları' olarak isimlendirilmiştir. Çok çeşitli şekillerde sunulan Bijar halılarında, çiçek desenleri, madalyonlar ve hayvanlardan tutun diğer süs eşyalarına kadar çeşitli desenler bulunmaktadır. Genellikle iki atkıya sahiptirler ve tasarımları çok renklidir. Geçen yüzyıllarda bu kilimlere olan ilginin artmasıyla, olduklarından daha sağlam olma ihtiyacının azalmasıyla beraber, yeni Bijar halılarının tasarımları daha rafine ve zariftir.

Bir diğer tanınmış Kürt halısı, Senneh halılarıdır. Kürt halıları arasında en sosiftike sayılan halılardır. Özellikle yoğun düğümleri ve yüksek kalitedeki dağ yünüyle üretilmiş olmasıyla bilinirler. İsimleri Sanandaj bölgesinden gelmektedir. Kermanshah, Siirt, Malatya ve Bitlis gibi diğer bölgelerinde halı dokumacılığı mevcuttur.

Kürt çantaları, genel olarak İran ve Irak arasındaki sınır bölgesinde yaşayan Caf Aşiretinin eserlerinden bilinmektedir. Caf Aşiretinin çantaları, çok renkli, sağlam tasarımı ve çoğunlukla madalyon desenleri ile Kürt halılarıyla aynı özellikleri paylaşmaktadır. Özelikle 1920 ve 1930'larda Batıda popüler hale gelmişlerdir.

Kürt Kadın

Kürtlerin el işçiliği

Dokuma ve giysilerin dışında, çoğu zaman göçebe Kürt aşiretleri tarafından hazırlanan bir çok Kürt el işi eseri vardır. Bunlar özellikle İran'da, Kermanshah ve Sanandaj bölgelerindeki el sanatları ile bilinirler. Bu el sanatları arasında satranç tahtaları, tılsımlar, takılar, süsler, silahlar, aletler vb. vardır.

Kürt bıçakları, karekteristik I şeklindeki sapı ile jambiya ve dikdörtgen bıçaklarını içerir. Genellikle bunlar, orta çıkıntılı, ahşap, deri veya gümüş bezemeli bir kın ile takviye edilmiş çift kenarlı bıçaklara ve boynuzlu bir sapa sahiptirler. Ayrıca daha yaşlı erkekler tarafından dekoratif amaçlı kullanılırlar. Bunun yanında kılıçta üretilmiştir. Dolaşımda olan bıçakların çoğu 19. yüzyıl menşelidir.

Sanandah'dan gelen bir diğer ayrı sanat formu, birbirine yapıştırılmaktan ziyade, stilize edilmiş ahşap parçalarının birbirlerine kilitlendiği bir tür pencere çeşidi olan 'Oroosi'dir. Bunlar renkli camlarla dekore edilmiştir. Bu uygulamanın kökeni, eski bir inanıştan gelir; eğer ışık yedi renkli bir kombinasyonun içinden geçerse, içerideki atmosferi temiz tutmaya yardımcı olurmuş.

Kürt Yahudileri arasında ortak bir uygulamada da tılsım yapmaktır. Bu tılsımların, hastalıklara karşı savaştığı ve takanı kötü niyetli ruhlardan koruduğuna inanılırdı.

Kürtlerde dövme

Kürtlerde dövme

Vücudu dövmelerle süslemek, (Kürtçede; deq) Kürtler arasında yaygındır. Sünni İslam'da kalıcı dövmelerin yapılmasına izin verilmemektedir. O yüzden, bu geleneksel dövmelerin İslam öncesi dönemlerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Dövme mürekkebi, bir hayvanın safra kesesinden alınan zehirli sıvı ve sütle karıştırılan isle üretilmektedir. Dövme tasarımı, ince bir dal ile derinin üzerine çizilir ve iğne ile derinin altına nüfuz edilerek yapılır. Bu dövmeler, hastalık, şeytana karşı koruma sağlamak, güzelliğin artırılması ve aşiret bağlarının güçlendirilmesi gibi çeşitli anlam ve amaçlara sahiptir. Dinsel sembolizm, hem geleneksel hem de modern Kürt dövmelerinde yaygın olarak kullanılır. Dövmeler kadınlar arasında erkekler arasında olduğundan daha yaygın olup, genellikle ayaklar, çene, alın ve vücudun diğer bölgelerine yapılmaktadır.

Kalıcı ve geleneksel dövmelerin popülaritesi yeni nesil Kürtler arasında büyük ölçüde azalmıştır. Bununla birlikte, modern dövmeler daha yaygın hale gelmektedir. Geçici dövmeler, kültürel mirası saygı duymak amacıyla halen düğün öncesi ve kına geceleri gibi özel durumlarda yapılmaktadır.

Kürt müziği ve dansı

Kürt sanatçı Chopy Fatah

Geleneksel olarak üç tip Kürt klasik sanatçılığı vardır. Bunlar; çîrokbêj, stranbêj ve dengbêj'dir. Bu sanat alanları, Kürt soylu sınıfıyla bağdaşan spesifik müzik türleri değildir. Bunun yerine müzik, bir arada toplanan (şevbihêrk) sıradan kalabalığa hitaben söylenirdi. Bir çok müzikal form bu şekilde yerine getirilirdi. Bir çok şarkı, Selahattin Eyyübi gibi Kürt kahramanlarının hikayelerini anlatan kahramansı baladlar ve popülerleşmiş Lawik'lar (uzun hava, müzikli hikaye) doğaları gereği destansıdır. Heyranlar, genelde ayrılığın ve karşılığı görülmemiş sevginin melankonisini ifade eden baladlardır. Heyran seslendiren ilk Kürt kadın sanatçı Chopy Fatah'dır. Lawjeler bir dinsel müzik formudur ve Payizoklar ise sonbahar döneminde seslendirilen şarkılardır. Aşk şarkıları, oyun müzikleri, düğün ve diğer kutlama şarkıları (dîlok/narînk), erotik şiirler ve emek şarkıları da ayrıca popülerdir.

Orta Doğu'da birçok tanınmış Kürt sanatçısı vardır. En ünlüleri; İbrahim Tatlıses, Nizamettin Arıç, Ahmet Kaya ve Kamkaran'dır. Avrupa'da tanınmış sanatçılar ise; Darin Zanyar, Sivan Perwer ve Azad'tır.

Kürt sineması

Kürt sineması ve Yılmaz Erdoğan

Kürt Sinemasının başlıca temaları sıradan Kürtlerin karşılaştığı yoksulluk ve sıkıntı temalarıdır. Kürt kültürüne yer veren ilk filmler aslında Ermenistan'da çekilmiştir. 1927'de yayınlanan, Hamo Beknazarian tarafından yönetilen Zare filmi, Zare'nin hikayesini, çoban Seydo'ya olan aşkını ve köyün yaşlıları tarafından maruz bırakıldıkları iki zorlu deneyimi konu almıştır. 1948 ve 1959'da Ermenistan'daki Yezidi Kürtleri ile ilgili iki belgesel yapılmıştır. Bunlar Ermeni-Kürt ortak  yapımlardır; Sovyet Ermeni Kürtleri için kurulan ekip; H. Koçaryan ve Heciye Cindi, Ermenistan Kürtleri için ise Ereb Samilov ve C. Jamharyan'dır.

Eleştirel anlamda ilk beğenilen ünlü Kürt filmleri, Yılmaz Güney tarafından çekilmiştir. Başlangıçta "Çirkin Kral" takma adıyla Türkiye'de ödül kazanıp popüler hale gelmiştir. Kariyerinin son yıllarını, sosyo-eleştirel ve politik mesajlarla yüklü filmler üreterek harcamıştır. En iyi bilinen eserleri; Sürü (1979), Yol (1982) ve Duvar (1983) filmleridir. Bu çalışmalar 1982 Cannes Film Festivalin'de, dünya sinemasının en prestijli ödüllerinden biri olan Altın Palmiye ödülünü kazandırmıştır.

Bir diğer önemli Kürt yönetmen Bahman Ghobadi'dir. "Sarhoş Atlar Zamanı" filmi ilk uzun metrajlı film olarak 2000 yılında yayınlanmıştır. Eleştirmenlerce beğeniyle karşılanmış ve çok sayıda ödül kazanmıştır. Diğer filmleri, Bahman Ghobadi'yi İran sinemasının en çok bilinen yönetmenlerinden biri yapmıştır. Son günlerde bir Kürt şairinin çalkantılı yaşantısını anlatan, Behrouz Vüsuki, Monica Bellucci ve Yılmaz Erdoğan'ın rol aldığı Gergedan Mevsimi adlı filme yönetmenlik yapmıştır. Eleştirmenlerce beğenilen diğer önemli Kürt yönetmenler; Mahsun Kırmızıgül, Hiner Saleem, Taha Karimi, Karzan Kardozi ve Yılmaz Erdoğan'dır. Ayrıca seti Kürdistan'da kurulmuş veya çekilmiş Kürt olmayan yönetmenler tarafından yapılmış bir çok film vardır. Bunlar; Rüzgar Bizi Sürükleyecek, Gizem, Pazar - Bir Ticaret Masalı, Wild Kurdistan ve Kingdom of the Silver Lion adlı filmlerdir. 

Kürtlerin spor dalları

Kürt futbol kulübü Zakho

Kürtler arasında en popüler spor futboldur. Kürtlerin bağımsız bir devleti olmadığı için, FIFA veya AFC'de temsilcilikleri bulunmamaktadır. Ancak Irak Kürdistan'ını temsil eden bir ekip 2008 yılından bu yana Viva Dünya Kupası'nda etkin durumdadır. 2009 ve 2010 yıllarında ikinci olurken 2012 yılında şampiyon olmuştur.

Ulusal düzeyde Irak'taki Kürt kulüpleri son beş yıldır dört kez Irak Premier Lig Şampiyonluğu kazanarak son yıllarda önemli başarılara imza atmıştır. Önemli kulüpler; Erbil SC, Duhok SC, Süleymaniye FC ve Zakho FC'dir.

Türkiye'de Celal İbrahim adlı bir Kürt, 1905 yılında Galatasaray SK'nın kurucularından biri ve takımın oyuncusuydu. Diasporada en başarılı Kürt kulübü İsveç'te kurulan Dalkurd FF'dir ve en önemli Kürt futbolcu Eren Derdiyok'tur.

Bir diğer göze çarpan spor da güreştir. İran güreşinde Kürt bölgelerine has üç stil vardır:

Zhir-o-Bal (Greko-Roma güreşine benzer bir tarzdır), Zuran-Patouleh ve Zuran-Machkeh. Ayrıca, geleneksel İran güreş stillerinden en bilineni Bachoukheh'dir. İsmini yerel bir Horasan Kürt kıyafetinden almaktadır.

Kürt mimarisi

Eyyûbîlerin eserleri Balıklıgöl

Geleneksel Kürt köylerinde çamurdan yapılmış sade evler vardır. Çoğu durumda düz ahşap çatılar bulunur. Köy bir dağın yamacında kurulmuşsa, evin çatısı üzerinde bahçe yapılması için evler bir kat yüksek yapılırdı. Bununla birlikte, çatısı arı kovanına benzeyen evler, -yukarıda anlatılanlardan farklı olarak- Harran'da mevcuttur.

Yüzyıllar boyu, çeşitli tarzlara sahip birçok Kürt mimari harikası inşa edilmiştir. Bölge antik İran, Roma, Yunan ve Sami kökenli bir çok örnekle doludur. Bunlardan en ünlüleri; Kirmanşah'da bulunan Tak-ı Bostan ve Behistun Yazıtı, Takab yakınlarındaki Taht-ı Süleyman, Adıyaman yakınlarındaki Nemrut Dağı ile Erbil ve Diyarbakır kaleleridir.

Varlığı halen korunan ilk Kürt yapıtları, 11 yüzyılda inşa edilmiştir. En erken örnekler, Diyarbakır'daki Mervani Dicle Köprüsü, Ani'deki Minuçihr Camii ve Humus yakınlarındaki Krak des Chevaliers kalesidir.

12. ve 13. yüzyıllarında Eyyûbî hanedanlığı, kendi tekniklerini geliştiren rakip haçlılardan ve ataları olan Fâtımîlerden etkilenerek Orta Doğu'da bir çok yapı inşa etmiştir. Ayrıca Eyyûbî ailesinin kadınları yeni inşa edilen yapılarda önemli bir rol oynamışlardır. Eyyûbîlerin en ünlü eserleri; Halil-ür Rahman Cami, Urfa'da Balıklı Göl, Kahire Kalesi ve Halep Kalesidir. 12. yüzyılın sonlarından ve 13. yüzyılın başlarından itibaren Kürt mimari kalıntılarının bir diğer önemli parçası da, konik biçimli çatılarıyla tanınan, Yezidilerin hac yeri olan Laliş'tir.

Birca Belek Kalesi

Daha sonraki dönemlerde Kürt hükümdarlar, hanedanlıklar ve emirlikler toprakları üzerinde izlerini bırakmak için cami, kale ve köprü gibi formlar kullanacaklardı. Botan Emirliği tarafından yapılan Birca Belek Kalesi gibi, bu yapıların çoğu da Kürt kültürel mirasının ortadan kaldırılması amacıyla yıkılmış ve çürümeye bırakılmıştır. En iyi bilinen yapılar; 17. yüzyılda inşa edilen Hoşap Kalesi, 18 yüzyılın erken dönemlerinden inşa edilen Şirvana Kalesi ve 19 yüzyılda inşa edilen Khanaqin Kalesi'dir.

En ünlü yapı, hem Anadolu hemde İran mimari geleneğinin ağır etkisi altında kalmış Doğubeyazıt'taki İshak Paşa Sarayı'dır. Sarayın inşası, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı bir Kürt beyi olan Çolak Abdi Paşa önderliğinde 1685 yılında başlanmıştır. Ancak yapı 1784'te torunu İshak Paşa'ya kadar tamamlanmamıştır. Zindan, yemek odaları ve bir cami dahil olmak üzere neredeyse 100 tane odaya sahiptir. Yontarak yapılmış süslemelerle dekore edilmiştir. Saray, Anadolu ve Osmanlı dönemi boyunca yapılan mimarinin en iyi eserlerinden biri olarak ün kazanmıştır.

Son yıllarda Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KRG), Erbil Kalesi ve Mudhafaria Minaresi gibi çeşitli tarihi yapıların onarılmasından sorumlu olmuştur.

Kürtler Resimleri