21 September 2018, Friday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Kan Dolaşım Sistemi

İçindekiler
  1. Kan dolaşımı nedir?
  2. Kan dolaşımı sistemi hakkında bilgi
  3. Dolaşım sistemi gelişimi
  4. Dolaşım sisteminin önemi
  5. Alternatif tıp
  6. Hayvanlarda kan dolaşım sistemi
  7. Dolaşım sistemi tarihçesi

Kan dolaşımı nedir?

Kardiyovasküler veya vasküler sistem olarakta adlandırılan dolaşım sistemi, kan dolaşımına, besin (amino asit ve elektrolitler gibi), oksijen, karbon dioksit, hormonlar ve kan hücrelerinin taşınımına olanak sağlayan ve vücuttaki hücrelerden besin sağlayan, hastalıklar ile mücadelede yardımcı olan, iç dengeyi koruyan, sıcaklık ve pH'ı dengeleyen bir organ sistemidir. Kan akışı çalışmaları hemodinamik ve kan akışının özelliklerinin çalışmaları ise hemorheoloji olarak adlandırılmaktadır.

Dolaşım sistemi, kan dağıtımı yapan kardiyovasküler sistem ve lenf dolaşımı yapan lenf sistemi olmak üzere genelde iki ayrı kısımdan oluşmaktadır. Lenf geçişi örneğin kan geçişinden daha uzun zaman almaktadır. Kan plazmadan, kırmızı kan hücrelerinden, beyaz kan hücrelerinden ve trombositlerden oluşan, omurgalı dolaşım sistemlerinde kalp vasıtasıyla dolaşan, oksijen ve besin taşıyan, tüm vücut dokularından atık maddeleri uzaklaştıran akışkan bir maddedir. Lenf,  interstisyel sıvıdan filtrelendikten (hücreler arası) ve lenfatik sisteme geri döndükten sonra esasen aşırı kan plazmasının geri dönüşümünü sağlamaktadır. Kardiyovasküler ( "kan" ve "damar" anlamına gelen Latince sözcüklerden) sistem kan, kalp ve kan damarlarını içermektedir. Lenf sistemi ise lenf, lenf nodları ve lenf damarlarından oluşmaktadır ve interstisyel sıvıdan (hücreler arası) filtrelenen kan plazmasının geri dönüşünü sağlamaktadır.

İnsanlar ve diğer omurgalılar kapalı dolaşım sistemine (kanın arter, damarlar ve kılcal damarlardan asla çıkmadığı anlamına gelmektedir) sahip iken bazı omurgasız gruplar açık dolaşım sistemine sahiptir. Diğer bir yandan lenf sistemi, aşırı miktardaki interstisyel sıvının kana geri döndürülmesine olanak sağlayan açık bir sistemdir. Daha ilkel diploblastik hayvan filumlarında dolaşım sistemi bulunmamaktadır.

Kan dolaşımı sistemi hakkında bilgi

Kardiyovasküler sistem

İnsan dolaşım sisteminin temel bileşenleri kalp, kan ve kan damarlarıdır. Dolaşım sistemi, kanın akciğerler aracılığıyla oksijen bakımından zenginleştiği bir "akciğer döngüsü" ve vücudun diğer kısımlarına oksijenli kan sağlanmasına olanak sağlayan bir "sistematik döngü" içermektedir. Sistematik döngü ayrıca makrodöngü ve mikrodöngü olmak üzere iki bölümde işlev gösterebilir. Ortalama bir yetişkinde 5 ila 6 kuart (yaklaşık 4,7 ila 5,7 litre) kan bulunmaktadır ve bu miktar vücut ağırlığının yaklaşık %7'sini oluşturmaktadır. Kan plazma, kırmızı kan hücreleri, beyaz kan hücreleri ve trombositlerden meydana gelmektedir. Ayrıca sindirim sistemi, vücuda besin sağlamak için kalbin kan pompalamasının devam etmesine ihtiyaç duyarak dolaşım sistemi ile birlikte çalışmaktadır.

İnsan dolaşım sistemi kapalıdır. Yani kan asla damar ağından ayrılmamaktadır. Buna karşılık oksijen ve besinler kan damarları arasında yayılmakta ve interstisyel sıvıya katılmaktadır. Böylelikle oksijen ve besinler hedef hücrelere taşınabilmektedir ve ters yönde ise karbon dioksit ve atıkların taşınımı sağlanmaktadır. Dolaşım sisteminin diğer bileşeni olan lenf sistemi ise açıktır.

Arterler

Oksijenlenmiş kan, sol kulakçıktan ayrılıp aort semilunar kapakçığı aracılığı ile sistematik döngüye katılmaktadır. Sistemik döngünün ilk aşaması aortun büyük ve kalın duvarlı arteridir. Aort kubbeli bir yapıdadır ve vücudun diğer bölgelerini besleyen dallanmalara sahiptir. Kan torakal on omur seviyesinde diyaframın aortik açıklığından geçerek karın bölgesine girmektedir. Kan daha sonra aşağı inmektedir ve karın, pelvis, perine ve alt ekstremite bölgelerine dağılmaktadır. Difore'nin Histoloji Atlası'na göre aortun damarlarını elastik bir yapıdadır. Bu elastiklik vücudun her yerinde kan basıncının korunmasına yardımcı olmaktadır. Aort, kalpten neredeyse 5 litre kan aldığında geri tepmektedir ve kan basıncı titreşimlerinden sorumludur. Ayrıca daha küçük aort dallanmaları elastikliğin azalmasına ve uyumun artmasının sağlanmasına devam etmektedir.

Kılcal damarlar

Küçük geçitlerdeki arter dallanmaları küçük atardamarlar olarak adlandırılmaktadır. Kılcal damarlar venöz sistemine kan getirmek için birleşmektedir.

Damarlar

Vücut dokularından geçtikten sonra kılcal damarlar, damarların içinde karışmaya devam ederek venüllerin içinde tekrar birleşmektedir. Venöz sistem sonunda üst ana toplar damar (kabaca söylemede kalbin üzerindeki alanları boşaltan) ve alt ana toplar damar (kabaca söylemede kalbin aşağısındaki alanlardan) olmak üzere iki ana damar içinde bütünleşmektedir. Bu iki büyük damar, kalbin sağ atriyumuna boşaltılmaktadır.

Koroner damarlar

Kalp, kendisine oksijen ve besini sistemik dolaşımın küçük "döngüsü" ile sağlamaktadır ve dört odacığın içinde bulunan kandan çok az faydalanmaktadır.

Portal damarlar

Genel kural, kalpteki arterlerin kılcal damarlara kadar uzanıp toplardamarlarda toplanarak kalbe geri dönmesi şeklindedir. Kanal damarları bu konuda küçük bir istisnadır. İnsanlarda tek önemli örnek kan dolaşımının sindirim ürünlerini emdiği bağırsak çevresindeki kılcal damarlardan toplanan hepatik kanal damarıdır. Karaciğer kanal damarı doğrudan kalbe geri dönmek yerine, karaciğerdeki ikinci bir kılcal sisteme dallanmaktadır.

Kalp

Kalp, oksijenli kanları vücuda ve oksijensiz kanları akciğerlere pompalamaktadır. İnsan kalbinde her dolaşım için bir karıncık ve bir kulakçık bulunmaktadır. Hem sistemik hemde akciğer dolaşımı için toplam dört oda bulunmaktadır. Bu odalar sağ kulakçık, sol kulakçık, sağ karıncık ve sol kulakçık olarak isimlendirilmektedir. Sağ kulakçık kalbin sağ üst tarafında bulunan odadır. Oksijensiz kan (oksijen açısından zayıf) kan sağ kulakçığa dönmektedir ve tekrar oksijenlenme ve karbon dioksitten arınma amacı ile akciğer arterine pompalanmak için sağ karıncığa geçmektedir. Akciğerden gelen kan sol karıncığa ulaşmaktadır. Bu yeni oksijenlenmiş yeni kan sol karıncıktan sol kulakçığa geçerek aort aracılığı ile vücudun farklı organlarına pompalanmaktadır.

Koroner dolaşım sistemi, kalp kası için kan tedariği sağlamaktadır. Koroner dolaşım, aortun başlangıcının yakınında sağ koroner ve sol koroner arter olarak isimlendirilen iki arter ile başlamaktadır. Kalp kasının beslenmesinden sonra kan, koroner damarlar aracılığı ile koroner sinüse ve bu kanal aracılığı ile sağ kulakçık içine dönmektedir. Atriyal kasılma esnasında kanın geri akışı Thebesian kapakçığı tarafından önlenmektedir. En küçük kan damarları doğrudan kalp boşlukları içine boşaltım yapmaktadır.

Akciğerler

Kardiyovasküler sistem içinde akciğer dolaşımı bölümü, oksijenden yoksun kanın akciğer arteri yolu ile akciğere pompalanması ve oksijenlenip akciğer toplardamarı aracılığı ile kalbe geri dönmesi şeklindedir.

Üst ve alt ana toplar damardan gelen oksijenden yoksun kan kalbin sağ kulakçığına girip, triküspit kapaktan (sağ atriyoventriküler kapak) sağ karıncığa doğru akmaktadır. Buradan semilunar kapakçık vasıtası ile akciğer arterine pompalanmaktadır. Gaz değişimi akciğerde gerçekleşmektedir ve bu sayede kandan karbondioksit serbest bırakılıp oksijen emilmektedir. Sonrasında akciğer toplardamarı oksijence zengin kanı sol karıncığa geri göndermektedir.

Bronşiyal dolaşım olarak bilinen ayrı bir sistem, akciğerin daha büyük solunum yollarının dokusuna kan tedarik etmektedir.

Sistemik dolaşım

Sistemik dolaşım, kanın akciğer haricinde vücudun her yerine yayılmasıdır. Sistemik dolaşım, daha önceden akciğer dolaşımı yapmış oksijenlenmiş kanın aort aracılığı ile sol karıncıktan kalbin dışına taşındığı dolaşım sistemi bölümüdür. Bu dolaşımda kan vücudun geri kalan kısımlarına pompalanır ve oksijenden yoksun kan kalbe geri getirilir.

Beyin

Beynin, ön ve arka arterlerden gelen bir çift kan kaynağı bulunmaktadır. Bunlara sırası ile "ön" ve "arka" dolaşım denilmektedir. Ön dolaşım iç karotid arterden kaynaklanır ve beynin ön kısmını besler. Arka dolaşım ise omur arterlerinden doğar ve beynin arka tarafını ve beyin sapını besler. Ön ve arka dolaşım, birlikte Willis Döngüsünde (anatomoz) birleşmektedir.

Böbrekler

Renal dolaşım, kalp veriminin %20'sini karşılamaktadır. Bu dolaşım karın aortundan dallanır ve kanı yükselen ana toplardamara geri döndürür. Renal dolaşım ile böbreklere kan tedarik edilir ve birçok özel kan damarı içerir.

Lenf sistemi

Lenfatik sistem dolaşım sisteminin bir parçasıdır. Bu sistem lenfatik damarlar ve lenf kapillerleri, lenf nodları ve organları, lenfatik dokular ve dolaşımdaki lenf ağından oluşmaktadır. Ana fonksiyonlarından biri, lenfleri  kardiyovasküler sisteme geri dönmesi için lenf borularına boşaltmak ve interstisyel sıvıyı kalbe doğru geri getirmektir. Diğer ana işlevi adaptif bağışıklık sisteminde bulunmaktadır.

Fizyoloji

Sağlıklı bir insanda, deniz seviyesi basınçta solunan havadaki  atardamar kan örneğindeki oksijenin yaklaşık %98,5'u kimyasal olarak hemoglobin molekülleri ile birleşik haldedir. Yaklaşık %1,5'luk kısım diğer kan sıvılarının içinde çözünmüş haldedir ve hemoglobin ile bağlı değildir. Hemoglobin molekülü, memelilerde ve diğer pek çok türde oksijenin birincil taşıyıcısıdır.

Dolaşım sistemi gelişimi

Dolaşım sisteminin gelişimi, embriyoda vaskülojenez ile başlamaktadır. İnsan arteryal ve venöz sistemler embriyonun farklı bölgelerinden gelişmektedir. Damar sistemi, esasen embriyonun üst kısmında gelişen altı parça kemer olan aort kemerlerinden gelişmektedir. Venöz sistem, embriyogenezin 4-8. haftası esnasında üç karşılıklı damardan oluşmaktadır. Fetal dolaşım, gelişimin 8. haftasında başlamaktadır. Fetal dolaşım, truncus arteriosus aracılığı ile bypass edilen akciğerleri içermemektedir. Fetüs, doğumdan önce anneden plesenta ve göbek kordunu aracılığıyla oksijen (ve besin) tedarik etmektedir.

Arteriyel gelişme

İnsan damar sistemi, embriyonik yaşamın 4. haftasında başlamakta ve aort kemerleri ve sırt aortundan meydana gelmektedir. Birinci ve ikinci aort kemerleri gerilemektedir ve sadece maksiller arterleri ve stapedial arterleri oluşturmaktadır. Damar sistemi 3, 4 ve 6. (5. aort kemeri tamamen gerilemektedir) aort kemerlerinden meydana gelmektedir.

Sırt aortu embriyonun sırt tarafında bulunmaktadır ve başlangıçta embriyonun her iki tarafında da mevcuttur. Daha sonra iki tarafta da bulunan sırt aortu, aortun kendisine taban oluşturacak şekilde kaynamaktadır. Yaklaşık daha küçük 30 damar arkadan ve yanlardan dallanmaktadır. Bu dallanmalar kaburgalar arası damarları, kollar ve bacaklardaki damarları, bel omurları ve lateral sakral arterleri oluşturmaktadır. Aortun yanında oluşan dallanmalar böbreğin son halini, böbreküstü ve gonadal arterleri oluşturacaktır. Son olarak aortun önündeki dallanmalar vetillin arterleri ve göbek arterleri oluşturmaktadır. Vitellin arterleri gastrointestinal sistemin çölyak, üst ve alt mesenterik arterlerini oluşturmaktadır. Umblikal arterler, doğumdan sonra internal iliyak arterleri oluşturacaktır.

Venöz gelişme

İnsan venöz sistemi esasen vitellin damarları, göbek bağı ve kardinal toplardamardan oluşmaktadır ve hepsi de sinüs venozuna boşaltılmaktadır.

Dolaşım sisteminin önemi

Birçok hastalık dolaşım sistemini etkilemektedir. Buna, kardiyovasküler sistemi etkileyen kardiyovasküler hastalıklar ve lenfatik sistemi etkileyen lenfatik hastalıklar dahildir. Kardiyologlar kalp alanında uzmanlaşmış doktorlardır ve kardiyotorasik cerrahları kalp ve çevresinde faaliyet göstermek konusunda uzmanlaşmışlardır. Vasküler cerrahlar dolaşım sisteminin diğer kısımlarına odaklanmaktadır.

Kalp-damar hastalığı

Kardiyovasküler sistemi etkileyen hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar olarak isimlendirilmektedir.

Bu hastalıkların birçoğu kişinin egzersiz alışkanlıkları, beslenmesi, sigara kullanıp kullanmamaları ve kişilerin yaptığı diğer yaşam tarzı şekilleri ile ilişkili olmasından ve zamanla gelişmesinden dolayı "yaşam tarzı hastalıkları" olarak isimlendirilmektedir. Ateroskleroz, bu hastalıkların çoğunun öncüsüdür. Orta ve büyük arterlerin duvarlarında küçük ateromatöz plakları burada bulunmaktadır. Bunların, sonunda büyüyebilmesi veya kopabilmesi sonucu arterler tıkanmaktadır. Akut koroner sendromlar için bir risk faktörüdür ve kalp dokusunda ani oksijen kaybı ile karakterize edilen hastalıklardır. Ateroskleroz ayrıca, anevrizma oluşumu ya da arterlerin bölünmesi ("teşrih") gibi sorunlarla da ilişkilidir.

Bir diğer önemli kardiyovasküler hastalık "trombüs" adı verilen bir hastalıktır ve pıhtı oluşturmayı içermektedir. Bunlar damarlardan veya arterlerden kaynaklanabilir. Özellikle bacaklarda ortaya çıkan derin venöz tromboz, özellikle uzun süre durgun olduğunda bacaklardaki damarlardan birinin pıhtılaşmasına neden olmaktadır. Bu pıhtı embolize edebilmektedir. Yani vücudun başka bir yerine gönderilebilir. Bu hastalığın sonuçları pulmoner emboli, geçici iskemik ataklar veya inme olabilmektedir.

Kardiyovasküler hastalıklar, kalp kusurları veya sürekli fetal dolaşım gibi doğumdan sonra değişim göstermesi beklenmeyen dolaşım değişiklikleri gibi doğuştan da meydana gelebilmektedir. Dolaşım sistemindeki tüm doğuştan değişiklikler hastalıklarla ilişkili değildir ve çok sayıda anatomik varyasyon bulunmaktadır.

Kan dolaşımı ölçümü

Dolaşım sisteminin sağlığı ve kısımları çeşitli manuel ve otomatik yollarla ölçülmektedir. Bu ölçüm yolları kişinin nabzının kalp atış hızı göstergesi olarak alınması, sfigmomanometre aracılığı ile kan basıncının ölçülmesi veya stetoskop kullanarak kalp kapakçıklarında sorun göstergesi olabilen hırıltıların dinlenmesi gibi kardiyovasküler muayenenin parçası olan basit yöntemleri içermektedir. Bir elektrokardiyogram, elektronun kalp yoluyla nasıl iletildiğini değerlendirmek için de kullanılabilmektedir.

Diğer daha invazif yöntemlerde kullanılabilmektedir. Nabız basıncı veya akciğer kama basıncını ölçmek için bir damar içine kanül veya kateter yerleştirilebilmektedir. Anjiyografi, kalpte (koroner anjiyografi) veya beyinde kullanılan ve atardamar ağını görselleştirmek için damar içine boya enjekte edilmesi işlemidir. Aynı zamanda atardamarlar görselleştirildiğinde tıkanıklıklar veya daralmalar stent yerleştirilerek sabitlenebilir ve aktif kanamalar bobinler kullanılarak yönetilebilir. MRI anjiyografi olarak isimlendirilen MRI'de arterlerin görüntülenmesi amacı ile kullanılabilmektedir. Akciğerlere sağlanan kan miktarının değerlendirilmesi için BT akciğer anjiyografisi kullanılabilmektedir.

Kan damarlarının sağlığını ayrıntılı olarak tespit etmek için ultrasonda kullanılmaktadır ve karotid atardamarların Doppler Ultrasonu veya daha alt uzuvların Doppler Ultrasonu sırasıyla karotid atardamarların daralmasını veya bacaklardaki trombüs oluşumunu değerlendirmek için kullanılabilmektedir.

Kan dolaşım sistemi ameliyatı

Dolaşım sistemi üzerinde gerçekleştirilen birtakım cerrahi işlemler bulunmaktadır:

  • Koroner arter bypass cerrahisi
  • Anjiyoplastide kullanılan koroner stent 
  • Damar ameliyatı 
  • Damar sıyırma 
  • Kozmetik işlemler 

Kardiyovasküler prosedürlerin ayakta yapılmasındansa yatarak uygulanması daha olasıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde kardiyovasküler ameliyatların sadece %28'i ayakta yapılmıştır.

Alternatif tıp

Çin tıbbı gibi bir dizi alternatif tıbbi sistemler dolaşım sistemini izlemenin farklı yollarıdır.

Hayvanlarda kan dolaşım sistemi

Omurgalı hayvanlar

Tüm omurgalıların yanı sıra annelidlerde (örneğin solucanların) ve kafadan bacaklılarda (kalamar, ahtapot ve akrabaları) insanlarda olduğu gibi kapalı dolaşım sistemi bulunmaktadır. 

Balıklarda, kanın solungaçlardaki kılcal damarlar aracılığı ile pompalandığı ve kılcal damarlar ile vücut dokularına dağıtıldığı tek bir dolaşım sistemi bulunmaktadır. Bu, tek döngülü dolaşım olarak bilinmektedir. Bu nedenle balıkların kalbi tek pompalıdır (iki odadan oluşmaktadır).

Amfibilerde ve sürüngenlerin çoğunda çift dolaşım sistemi kullanılmaktadır. Fakat kalp her zaman iki pompaya ayrılmamaktadır. Amfibilerin kalbinde üç bölme bulunmaktadır.

Sürüngenlerde, kalbin ventriküler septumu tam değildir ve akciğer arteri büzücü bir kas ile donatılmıştır. Bu durum kan akışına olası bir ikinci yol sağlamaktadır. Akciğer arterinden akciğerlere akan kan yerine, büzücü kas bu kan akışını tamamlanmamış ventriküler septumdan sol ventriküle ve aort üzerinden yönlendirmek üzere sınırlandırabilmektedir. Bu durum kanın kılcal damarlardan kalbe geri getirildiği ve akciğerler yerine kılcal damarlara geri döndüğü anlamına gelmektedir. Bu süreç, ektoterm (soğukkanlı) hayvanlarda vücut ısısının düzenlenmesinde faydalıdır.

Kuşlar, memeliler ve timsahlar, kalpteki 2 pompada tamamıyla bir ayrılma göstermektedir ve toplam dört kalp odasına sahiptir. Bu durum ise kuşların ve timsahların dört odalı kalbe sahip olması nedeniyle memelilerden bağımsız olarak evrimleştiklerinin düşünülmesine sebep olmaktadır.

Açık dolaşım sistemi

Açık dolaşım sistemi, hemokoel olarak isimlendirilen boşluklardaki sıvıların organları doğrudan oksijen ve besin ile beslediği sistemdir ve interstisyel sıvı ile kan arasında hiçbir ayrım bulunmamaktadır. Bu sıvı birleşimi hemolimf veya hemolenfosit olarak adlandırılmaktadır. Hareketlilik esnasında hayvanlar tarafından yapılan kas hareketleri hemolimf hareketi kolaylaştırabilir. Ancak bir bölgeden diğerine yapılan yönlendirilen akış sınırlıdır. Kalp rahatladığında kan açık porlar (ostiumlar) aracılığı ile kalbe geri dönmektedir.

Hemolimf, vücudun tüm iç hemokoelini doldurur ve tüm hücreleri sarar. Hemolimf, su, inorganik tuzlar (çoğunlukla sodyum, klor, potasyum, magnezyum ve kalsiyum) ve organik bileşikler (çoğunlukla karbonhidratlar, proteinler ve lipitler) içermektedir. Birincil oksijen taşıyıcı molekül hemosiyanindir.

Hemolimf içinde serbest yüzen hücreler olan hemositler bulunmaktadır. Eklem bacaklıların bağışıklık sisteminde rol oynamaktadırlar.

Dolaşım sistemi olmayan canlılar

Düz kurtlar (filum Platyhelminthes) da dahil olmak üzere bazı hayvanlarda dolaşım sistemleri bulunmamaktadır. Vücut boşlukları kaplama veya kapalı sıvı içermemektedir. Bunun yerine, kaslı bir farinks, besinlerin tüm hücrelere doğrudan difüzyonunu kolaylaştıran geniş dallı bir sindirim sistemine yol açmaktadır. Yassı solunanların sırt-ventral olarak düzleştirilmiş vücut şekli, herhangi bir hücrenin sindirim sisteminden veya organizmanın dışından uzaklığını da kısıtlamaktadır. Oksijen, organizmayı çevreleyen sudan hücrelere yayılabilir ve karbondioksit dışarı yayılabilir. Sonuç olarak, her hücre, bir ulaşım sistemine ihtiyaç duymadan besin maddeleri, su ve oksijen alabilmektedir.

Denizanası gibi bazı hayvanlar, gastrovasküler boşluktan (hem bir sindirim yeri hem de dolaşım şekli olarak işlev gören) daha geniş dallanmalara sahiptirler. Bu dallanma, sindirimin daha iç katmanlarda başlaması sebebiyle vücut sıvılarının dış katmanlara ulaşmasına olanak sağlamaktadır.

Dolaşım sistemi tarihçesi

Dolaşım sistemi hakkında bilinen en eski yazılar hem fiziksel hemde ruhsal 700'den fazla ilaç ve reçete içeren Ebers Papirüs'unda (MÖ 16. yüzyıl) bulunmaktadır. Papirüsta kalbin damarlar ile bir bağlantısı olduğu kabul edilmektedir. Mısırlılar havanın ağız aracılığı ile kalp ve akciğerlerin içine geldiğini düşünmüştür. Hava kalpten damarlar aracılığı ile vücudun her üyesine taşınmıştır. Dolaşım sistemi kavramı yalnızca kısmen doğru olmasına karşın, bilimsel düşüncenin ilk açıklamalarından birini temsil etmektedir.

MÖ 6. yüzyılda, hayati sıvıların vücut içinde dolaştığı Antik Hindistan'daki, Ayurveda doktoru Sushruta tarafından biliniyordu. Ayrıca, Dwivedi ve Dwivedi (2007) tarafından kanallar olarak tanımlanan arterlerin bilgisine sahip olduğu görülmektedir. Kalp kapakları, yaklaşık MÖ 4. yüzyılda Hipokrat Okulu'nda bulunan bir doktor tarafında keşfedilmiştir. Ancak o zamanlarda işlevleri tam olarak anlaşılmamıştır. Çünkü ölümden sonra kanın toplardamarlarda toplanması sebebi ile arterler boş görünmektedir. Antik anatomistler, onların hava ile dolu olduğunu ve hava taşınımı yapıldığını varsaymışlardır.

Yunan hekimi Herophilus, damarları atardamarlardan ayırmıştır. Fakat nabzın arterlere ait bir özellik olduğunu düşünüyordu. Yunan anatomisti Erasistratus, yaşam boyu kesilen arterlerin kanadığını gözlemlemiştir. Aslında bir atardamardan kaçan havanın, damarlar ve arterler arasında bulunan çok küçük damarlar tarafından girilen kanla değiştirildiği olgusuna atıfta bulunmuştur. Dolayısıyla, görünüşe göre kılcal damarları, tersine akan kan akımı olarak görmüştür.

MS 2. yüzyılda Roma'da bulunan Yunan doktoru Galen, kan damarlarının kan taşıdığını biliyordu ve her biri belirgin ve farklı fonksiyonlara sahip venöz (koyu kırmızı) ve arteriyel (daha parlak ve daha ince) kanları tespit etmişti. Atardamar kanı, kalp kökenli olup pnömu (hava) içermesi nedeniyle canlılık sağlar iken karaciğerde oluşan venöz kanı büyüme ve enerji sağlamakta idi. Kan, hem üretici organlardan vücutta kanın tükendiği tüm bölümlere akıyordu hemde karaciğer veya kalbe geri dönmüyordu. Kalp etrafa kan pompalamıyordu. Diyastol sırasındaki kalp hareketi kanı emmekte idi ve arterin oluşturduğu nabız sayesinde kan hareket ediyordu.

Galen, arteryel kanın, sol ventrikülden sağa venöz kan yoluyla interventriküler septumdaki gözeneklerden geçerek, akciğerlerden akciğer arter yoluyla kalbin sol tarafına geçerek üretildiğine olduğuna inanmıştır. Atardamar kanı oluşturulduğunda, 'sisli' buharlar yaratılmış ve nefes verilmesi için akciğer arter yoluyla akciğerlere iletilmiştir.

1025 yılında Türk doktor İbn-i Sina (Avicenna) tarafından yazılan El Kanun fi't-Tıb kitabında "Ventriküler septumda kanın ventriküller arasında dolaştığı bir oyuğun varlığı konusundaki Yunan fikri yanlışlıkla kabul edilmiştir." Buna rağmen Avicenna, nabız üzerine incelemede kalp döngüsü ve kapak fonksiyonunu doğru bir şekilde yazmış ve kan dolaşımı vizyonuna sahip olunduğunu  belirtmiştir. Ayrıca Galen'in hatalı teorisini geliştirirken nabzın ilk doğru açıklamasını sağlamıştır. Bu açıklama Nabzın her atışında iki hareket ve iki duraksama bulunmaktadır. Böylece genişleme, durma, kasılma, durma şeklinde gerçekleşmektedir. Nabız kalp ve arterlerdeki alternatif genişleme ve daralma biçimi alan bir hareket olduğunu belirtmiştir.

1242 yılında Arap doktor İbn El-Nafis akciğer dolaşımını tam olarak tanımlayan ilk insan olmuştur ve bazen dolaşım fizyolojisinin babası olduğu düşünülmektedir. İbn El-Nafis, Avicenna'nın El Kanun fi't-Tıb kitabı hakkında yazdığı "Yorumlama" da şöyle demiştir:

"Kan, kalbin sağ odasından sol odasına ulaşmalıdır. Fakat aralarında doğrudan bir yol bulunmamaktadır. Kalbin kalın septumu delikli değildir ve birçok insanın düşündüğü gibi görünür porlar veya Galen'in düşündüğü gibi görünmez porlar bulunmamaktadır. Kan, sağ odadan vena arteriosa (kalp arteri) aracılığıyla akciğerlere akmalıdır. Maddeler yolu ile yayılır, hava ile karışır, arteria venosa (akciğer toplardamarı) aracılığı ile kalbin sol odasına ulaşıp hayati bir öz oluşturmaktadır."

Ek olarak, İbn El-Nafis kılcal dolaşımın daha büyük bir teori olabileceği şeklinde bir bakış açısına sahipti. Kılcal damar sisteminin keşfinden 400 yoldan daha fazla bir önce tahmin yürüterek "Akciğer arteri ve toplardamar bir arasında küçük dolaşımın veya porların (Arapça manafidh) olması gerektiğini" belirtmiştir. Ancak İbn El-Nafis'in teorisi akciğer kan dolaşımı ile sınırlı idi ve tüm vücudu kapsamamaktadır.

Michael Servetus, akciğer dolaşımının işlevini tanımlayan ilk Avrupalı idi. Ancak elde ettiği başarı birkaç nedenden ötürü o dönemde yaygın olarak bilinmemektedir. İlk önce ''Paris Eserinde'' (yaklaşık 1546 yılında) açıklamıştır fakat bu çalışma hiç yayınlanmamıştır. Daha sonra bu açıklamayı Christianismi Restitutio adlı bir teolojik tezde yayınladı ancak bu kitap tıbbi alanda değildi. Kitabın sadece üç kopyası hayatta kalmış ve bu kopyalar yıllarca saklı kalmıştır. Geri kalan diğer kitaplar 1553 yılında yayınlandıktan kısa bir süre sonra Servetus'un dini otoriteler tarafınca işkence uğraması sebebiyle yakılmıştır.

Akciğer dolaşımının daha iyi bilinen keşfi 1559 yılında Vesalius'un Padua'daki halefi olan Realdo Kolombo tarafından yapılmıştır.

Son olarak Hieronymus Fabricus'un (daha önce toplardamarların işlevlerini bilmeden tanımlamasını yapmıştır) öğrencisi olan William Harvey bir dizi deney gerçekleştirmiştir ve 1628'de Animalibus'da Exercitatio Anatomica de Motu Cordis ve Sanguinis'i yayınlamıştır. Bu çalışmada vücutta sadece venöz ve arteryal sistemler arasında direkt bir bağlantı olması gerektiğini ve en önemlisi, kalpteki atışın vücudun uç noktalarındaki dakika bağlantılarıyla sürekli bir kan dolaşımı ürettiğini savunmuştur. Bu, İbn-El Nâfîs'in kalpte ve akciğerlerdeki anatomiyi ve kan akışını düzeltmesinden oldukça farklı olan kavramsal bir sıçrayıştır. Bu çalışma, esas olarak doğru anlatımı ile yavaş yavaş tıp dünyasını ikna etmiştir. Bununla birlikte Harvey, arterleri ve damarları birleştiren kılcal damar sistemini tanımlayamamıştır. Bunlar, daha sonra Marcello Malpighi tarafından 1661'de keşfedilmiştir.

1956'da André Frédéric Cournand, Werner Forssmann ve Dickinson W. Richards, kalp kateterizasyonu ve dolaşım sistemindeki patolojik değişikliklerle ilgili keşifleri için "Nobel Tıp Ödülü" ne layık görüldü.

Diana McSherry, 1970'lerde cerrahi müdahaleye gerek kalmadan dolaşım sistemi ve kalp görüntüleri oluşturmak için bilgisayar tabanlı sistemler geliştirdi.