14 November 2018, Wednesday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Jeanne d'Arc

İçindekiler
  1. Jeanne d'Arc kimdir?
  2. Jeanne d'Arc hakkında bilgi
  3. Jeanne d'Arc'ın hayatı
  4. Jeanne d'Arc'ın ölümü sonrası olaylar
  5. Azizlik mertebesine yükselme
  6. Jeanne d'Arc'ın mirası
  7. Jeanne d'Arc hakkında görüşler
  8. Jeanne d'Arc'ın kalıntıları
  9. Revizyonist teoriler
  10. Jeanne d'Arc Resimleri

Jeanne d'Arc kimdir?

Joan of Arc (Fransızca: Jeanne d'Arc, 6 Ocak 1412 - 30 Mayıs 1431), "Orléans'ın Hizmetcisi" lakaplı kadın kahramandır. Yüz Yıl Savaşı'nın Lancastrian dönemindeki rolünden dolayı Fransa'da ve Roma Katolik kilisesince azize olarak ilan edilmiştir. Jeanne d'Arc Kuzeydoğu Fransa'daki Domrémy'de bir köylü ailesi olan  Jacques d'Arc ve Isabelle Romée'den dünyaya geldi. Joan, Başmelek Mikail, Azize Margaret ve İskenderiyeli Azize Katerina'nın, VII. Charles'ı desteklemelerini ve İngiliz egemenliğinden Fransa'yı kurtarmalarını söyleyen vahiyler aldığını söyledi. Kral VII. Charles, bir kurtarma seferinin parçası olarak Joan'u Orléans kuşatmasını kırması için gönderdi. Kuşatma dokuz gün sonra kırıldığında göstermiş olduğu kahramanlık ile öne çıktı. Orléans'ın ardından gelen birkaç hızlı zafer, VII. Charles'ın Reims'deki taç giyme törenine giden yolu açtı. Uzun zamandır beklenen bu olay, Fransız Ordusunun moralini artırdı ve Fransa için zafere giden yolu açtı.

23 Mayıs 1430'da Compiègne'de İngilizlerle müttefik olan Burgundiya Düklüğü birliklerince ele geçirildi. Daha sonra İngilizlere teslim edildi ve çeşitli suçlamalarla Beauvais'in İngiliz Piskoposu, Pierre Cauchon tarafından yargılanmaya başlandı. Cauchon tarafından suçlu ilan ettikten sonra, 30 Mayıs 1431'de yaklaşık on dokuz yaşında iken kazığa bağlanarak yakıldı.

1456'da Papa  III. Callixtus tarafından görevlendirilen bir mahkeme, bütün duruşmaları yeniden inceledi. Bütün suçlamaları reddetti ve Joan'ın masum olduğunu ilan ederek onu şehit ilan etti. 16. yüzyılda Katolik Ligi'ni simgeledi ve 1803 yılında Napolyon Bonapart'ın kararı ile Fransa'nın ulusal bir simgesi haline geldi. 1909'da kutsanmış ve 1920'de Azize ilan edilmiştir. Jeanne d'Arc, Aziz Denis, St. Martin, Tours, St. Louis, St. Michael, St. Rémi, St. Petronilla, St. Radegund ve Ste. Thérèse, Lisieux ile birlikte Fransa'nın dokuz askeri koruyucu azizinden biridir.

Jeanne d'Arc, ölümünden buyana edebiyat, resim, heykel ve diğer kültürel eserlerde popüler bir figür oldu. Birçok ünlü yazar, yapımcı ve besteci onun hakkında eserler hazırladı. Kültürel tasvirleri bugüne kadar film, tiyatro, televizyon, video oyunları, müzik ve performanslarda yer aldı.

Jeanne d'Arc hakkında bilgi

Yüz Yıl Savaşları, zaman zaman kısa süreli barış dönemleri yaşanmasına rağmen Fransız tahtına ilişkin bir miras anlaşmazlığı olarak 1337'de başladı. Hemen hemen yapılan tüm çarpışmalar Fransa'da gerçekleşti ve İngiliz ordusunun uyguladığı chevauchée taktikleri (yıkıcı "kavurulmuş toprak" politikası) ekonomiyi harap etmişti. Fransız nüfusu, uzun bir süre 14. yüzyılın ortalarında yaşanan Kara Ölüm öncesindeki büyüklüğüne ulaşamadı ve Fransız tüccarlar dış pazarlardan soyutlandı. Joan  d'Arc ortaya çıkmadan önce İngilizler, İngiliz kontrolü altındaki bir Fransız monarşisi hedefine neredeyse ulaşmışlardı. Fransız ordusu bir nesil boyunca büyük bir zafer elde edememişti. DeVries'in ifadesiyle, "Fransa krallığı on üçüncü yüzyılında ki durumunun gölgesi bile olamazdı."

Joan'ın doğduğu sırada Fransa kralı VI.Charles , delilik nöbetleri yaşıyordu ve genellikle krallığı yönetebilecek durumda değildi. Kralın kardeşi Orléans Dükü Louis ve kralın kuzeni Burgundy Dükü Korkusuz John arasında Fransa'da yeni taht naip'inin kim olacağı  ve kraliyet çocuklarının korunmasıyla ilgili büyük bir kavga yaşanıyordu. Bu anlaşmazlıklar, Louis'in Kraliçe Bavyeralı Isabeau ile evlilik dışı bir ilişki yaşadığı ve Korkusuz John'un kraliyet çocuklarını kaçırdığı iddialarıyla dolu suçlamaları içeriyordu. Çatışma, 1407'de Burgundy Dükünün emirleri üzerine Orléans Dükünün suikaste uğramasıyla daha da alevlendi.

Orléans'lı genç Charles, babasının yerine yeni Orleans Dükü oldu ve kayınpederi Armanyak Kontunun gözetimi altına alındı. Hizipleri "Armagnac" olarak tanınmaya başlandı ve Burgundy Dükünün önderliğindeki muhalif partiye "Burgonya Hizipçileri" adı verildi. V.Henry önderliğindeki İngiltere ise bu bölünmeden yararlanarak Fransa'da tekrar işgallere başladı. 25 Ekimde Agincourt Muharebesi'nde ezici bir zafer kazanan İngilizler Kuzey Fransa'da ki birçok kasabayı ele geçirdi. 1418 yılında Paris, Burgonyalılar tarafından ele geçirildi. Armanyak Kontu ve 2.500 destekçisi katledildi. Gelecekteki Fransız Kralı VII. Charles, dört kardeşinin art arda ölümünden sonra on dört yaşındayken tahtın mirasçısı olarak Dauphin unvanını aldı. İlk önemli işi ise 1419 yılında Burgundy Dükü'yle barış antlaşması yapmak oldu. Fakat bu antlaşma  Armanyaklı partizanlar tarafından Charles'in koruması altında bulunan Korkusuz John'a bir toplantı sırasında suikast yapılınca sona erdi. Yeni Burgonya Dükü, İyi Philip, suikast için Charles'ı suçladı ve İngilizlerle bir ittifak içine girdi. Müttefik kuvvetler Fransa'nın büyük bölümünü fethetti.

1420 yılında, Fransa Kraliçesi Bavyeralı İsabeau, Troyes Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşma ile taht Charles'in ardından oğulları yerine V.Henry ve mirasçılarına geçecekti. Bu anlaşma, Dauphin'in, Isabeau'nun ve ölen Kral VI. Charles'ın oğlu değil, Orléans'ın genç dükü ile ilişkisi sonucu doğan gayrı meşru bir çocuk olabileceğine dair kuşkuların yeniden canlanmasına neden oldu. V.Henry ve VI.Charles, 1422'de iki ay arayla öldüler ve bebek yaşta ki VI.Henry her iki krallığın hükümdarı oldu. V.Henry 'in kardeşi Jan Lancaster, I. Bedford Dükü, kral naipi oldu.

Joan d'Arc'ın 1429'da ortaya çıkışı ve savaşın gidişatını etkilemeye başladığı sırada, Kuzey Fransa'nın neredeyse tamamı ve güneybatıdaki bazı bölgeler İngiliz-Burgonya kontrolü altındaydı. İngilizler, Paris ve Rouen'i kontrol altına alırken, Burgonya Hizipçileri ise 816'dan beri Fransız krallarının geleneksel taç giyme bölgesi olan Reims'i kontrol altına almışlardı. Bu konu Fransız tahtına kimin geçeceği henüz belli olmadığından oldukça önemliydi. 1428 yılında İngilizler, VII.Charles'a hala sadık kalan az sayıdaki şehirden biri olan Orléans'ı kuşatmaya başlamışlardı. Burası Loire Nehri boyunca stratejik bir konuma sahip olmasından dolayı önemli bir hedefti; şehir geri kalan Fransız topraklarına saldırılmasına karşı son engeli oluşturuyordu. Bir modern tarihçinin sözleriyle "Orléans'ın kaderi üzerine, bütün krallığın kaderi asılmıştı." Şehrin kuşatmaya dayanabileceği konusunda kimse iyimser değildi. Kuşaklar boyunca, Fransa'da, "Lorraine sınırlarından mucizeler yaratacak bir bakire Fransayı kurtaracak" ve "Fransa bir kadın tarafından kaybedilecek ve ondan sonra da bakire tarafından tekrar restore edilecek" sözü veren kehanetler Fransa'da yayılmıştı. Isabeau'nun Troya Antlaşması'nı imzalamada ki rolünü düşünürsek bir kadın tarafından Fransa'nın "kaybedileceğini" öngören ikinci kehanet gerçekleşmişti.

Jeanne d'Arc'ın hayatı

Joan, Jacques d'Arc ve Isabelle Romée'nin, Domrémy'deki kızıydı ve o zamanlar bu bölge Bar dükâlığının Fransa hakimiyetinde olan bir köyüydü. Joan'un ailesi yaklaşık 50 dönüm araziye sahipti. Babası tarım işiyle uğraşıyordu ve küçük bir pozisyonda yer alan bir köy görevlisi olarak vergileri topluyor ve yerel devriyeleri yönetiyordu. Bölge Fransız Tahtına sadık olmalarına rağmen Burgondiya yanlıları tarafından kuşatılmışlardı ve Fransa'nın geri kalanından izole bir hayat yaşıyorlardı. Çocukluk yıllarında çeşitli yerel yağmalama baskınları meydana geldi ve bir kez köyü yakıldı. Joan okuma yazma biliyordu. Yazmış olduğu mektupları başkalarına yazdırdığı veya yardım aldığı da düşünülüyor.

Yargılanması sırasında Joan on dokuz yaşında olduğunu ve 1412 de doğduğunu söylemiştir. Daha sonra, ilk görüşünü 1425'te 13 yaşındayken babasının bahçesinde Aziz Michael, Azize Catherine ve Azize Margaret olarak tanımladığı figürleri gördüğünü söyledi. Kendisine İngilizleri Fransa'dan kovmasını ve Dauphin'i taç giyme töreni için Reims'e getirmesini söylediklerini aktardı. Bu görünümün çok güzel olduğunu, Azizlerin ayrıldıklarında ağladığını söyledi.

On altı yaşındayken Durand Lassois adında bir akrabasından kendisini yakındaki Vaucouleurs kasabasına götürmesini istedi. Burada da garnizon komutanı Robert de Baudricourt'dan kendisini Chinon'daki Fransız Kraliyet Sarayına götürmesi için silahlı bir eskort birliği istedi. Baudricourt'un alaycı yanıtı onu amacından caydırmadı. Ertesi yıl Ocak'da geri döndü ve Baudricourt'un iki askerinin desteğini aldı: Jean de Metz ve Bertrand de Poulengy. Jean de Metz'e göre, "Ben Kral tarafında olmalıyım ... Hiçbir yardım eden kalmasa bile (krallık için) bu ben olmalıyım. Annemin yanında daha çok yün ağırmayı tercih ederdim ... Ancak gitmem gerekiyor ve ben bunu yapmalıyım, çünkü Tanrı bunu yapmamı istiyor. " Metz ve Poulengy'nin himayesinde ikinci bir toplantı yapıldı. Habercilerin gelip haber vermesinden birkaç gün önce Orleans'ta Rouvray Savaşı'ndaki askeri yenilgi hakkında bir öngörüde bulundu. Savaş yerinin uzaklığı göz önüne alındığında, Baudricourt, Joan'ın sadece İlahi bir vahiy tarafından Fransız yenilgisi hakkında bilgilendirilebileceğini ve onu ciddiye alması gerektiğini hissetti.

Joan of Arc'ın yükselişi

Robert de Baudricourt, Orleans'tan gelen haberlerden sonra yenilgi iddialarını doğruladı ve Joan'a Chinon'a kadar eşlik etmesi için bir eskort birliği verdi. Yolculuğunu, düşman Burgonya topraklarında bir erkek asker kılığında gerçekleştirdi; bu durum, eskort birliği tarafından normal bir önlem olarak görülmesine rağmen, daha sonra kendisine karşı "cross-dressing" suçlamaları yöneltildi. Eskort birliği üyelerinden ikisi Vaucouleur'ların kendilerine bu kıyafetleri sağladıklarını ve ona verdiklerini söylediler.

Kraliyet Sarayı'na geldikten sonra VII.Charles'ı baş başa bir konuşma sırasında etkilemeyi başardı. Bu süre içinde Charles'ın kayınvalidesi Aragonlu Yolande, Orléans'a bir kurtarma seferi finanse etmeyi planlıyordu. Joan ordu ile seyahat etme ve Kraliyet hükumeti tarafından sağlanan koruyucu zırhı giymek için izin istedi. Zırhı, atı, kılıcı, bayrağı ve mahiyeti tarafından kullanılan diğer öğeler için bağışlanan maddelere ihtiyacı vardı. Tarihçi Stephen W. Richey, Joan'ın Kraliyet Sarayı üzerindeki etkisinin nedeni olarak çöküşe giden bir Krallığın son umudu olarak görüldüğünü söyler.

Yıllarca peş peşe yaşanan aşağılayıcı yenilgiler sonrası Fransız askeri ve sivil yöneticiler hem itibar kaybına uğramış hemde ciddi anlamda moralleri bozulmuştu. Dauphin Charles, Joan'ın savaşa hazır olması ve ordusunun başına geçmesi için acil bir istekte bulunduğu zaman, kararının büyük kısmı, alışılmışın dışında ve her rasyonel seçeneğin denendiği ve başarısız olduğu bilgisine dayanıyor olmalıydı. Son umutsuz çırpınışlar da sadece bir rejime, Tanrı'nın sesinin kendi ülkesinin ordusunu ele geçirip zafere götürmesini emrettiğini iddia eden okur yazar olmayan bir çiftlik kızına yönetimi verecekti.

Gelişi ile birlikte Joan uzun süredir devam eden Anglo-Fransız Savaşını risksiz bir şekilde dini bir savaş haline dönüştürdü. Charles'ın danışmanları, Joan'ın alışılmışın dışındaki faaliyetleri etkisiz kalsaydı şüphesiz ki onu dinsizlik veya büyücülük ile suçlayacaklardı. Hatta krala verilen tacın şeytanın eli ile verildiğini düşünenler dahi olmuştu. Bu düşünceleri ortadan kaldırmak için Kral Poitiers'de ki ilahiyatçılara ve din adamlarına Joan'ın faaliyetleri hakkında dine uygunluk açısından incelemeler yapmalarını emretmişti. Nisan 1429'da, inceleme komisyonu Joan'ın faaliyetlerinin dine uygun olduğu ve '' tevazu, dürüstlük ve sadelik iyi bir Hristiyan hayatı için vazgeçilmez öğelerdir'' şeklinde bir rapor sundular. Poitiers'deki ilahiyatçılar Joan'ın ilahi esin kaynağı konusunda somut bir bilgi veremediler; bunun yerine, Dauphin'e, Joan'ın görevinin ilahi olduğunu ve görevinin "olumlu bir cüret" olduğunu bildirmişlerdir. Bu Charles için yeterliydi, ancak ilahiyatçılar Joan'u test etmekle yükümlü olduklarını belirttiler. Fakat "Sebepsiz yere şüphe duymak ve onu terk etmek Kutsal Ruha karşı şeytana hizmet olur ve Tanrının yardıma karşı gelme ile sonuçlanır" diye ilan ettiler. İlahiyatçılar ve Joan'dan hoşnut olmayanlar onun için en doğru sınav olarak Orléans kuşatmasını kaldırıp kaldıramayacağı konusunda bir fikir birliğine vardılar.

Joan kuşatma altında olan Orléans'a 29 Nisan 1429'da geldi. Jean de Dunois (Jean d'Orléans), esir alınan üvey kardeşi adına Orléans'ın düksel ailesinin başkan vekili olarak ilk önce Joan'ı savaş konseylerinden dışladı ve ordu düşman ile çarpışmaya başladığında Joan'ı bilgilendirmedi. Ancak, almış olduğu dışlama kararı Joan'ın birçok çarpışmada aktif bir biçimde yer almasına engel olamadı.

Savaşlara gerçekten katılıp katılmadığı ve orduya liderlik edip etmediği tarihçiler arasından hala bir tartışma konusudur. Bir kısım tarihçi Joan'ın savaş sırasında sadece sancağı taşıdığını ve kılıç kullanarak insan öldürmeye ''kırk defa tercih ettiğini'' söylerler. Onlara göre ordu Alençon Dükü gibi bir soylu tarafından komuta edilmiştir. Öte yandan bir grup tarihçi ise Joan'ın tavsiyelerinin soylular arasında İlahi olarak görüldüğü ve bu nedenle verilen kararlar üzerinde çok büyük bir etkisi olduğunu iddia ederler. Her iki durumda da tarihçiler Joan'ın ordusu ile çok kısa sürede büyük başarılara imza attığı konusunda hem fikirdirler.

Jeanne d'Arc'ın savaşları

Orléans'ta Joan d'Arc'ın ortaya çıkışı kuşatmanın gidişatında ani bir değişikliğe yol açtı. Joan'ın varışından beş ay önce, savunmacılar kuşatmayı kırmak için sonu ağır bir yenilgiyle biten bir hücum saldırısında bulunmuşlardı. Bununla birlikte, 4 Mayıs'ta Armanyak Kontu, Saint Loup'un (bastille de Saint-Loup) dışındaki bir kaleye saldırdı ve ele geçirdi. Ardından 5 Mayıs'ta Saint-Jean-le-Blanc adlı ikinci bir kaleye yürüdü ve bu kaleyi de ele geçirdi. İngiliz birlikleri ilerlemenin önüne geçmek için kalelerinden dışarı çıktığında, hızlı bir süvari saldırısı onları çarpışmaya dahi girmeden kalelerine geri çekilmeye mecbur bıraktı. Ardından Armanyak Kontu Les Augustins adlı manastır çevresinde inşa edilmiş bir İngiliz kalesini ele geçirdi. Aynı gece Armanyak Kontunun birlikleri, 7 Mayıs sabahı "les Tourelles" olarak anılan ana İngiliz kalesine saldırmadan önce nehrin güney kıyısında mevzilendiler. Akranları, Joan'u yaşanan çarpışmaların kahramanı olarak görüyorlardı. les Tourelles'in dışında yaşanan çarpışmalar sırasında sancağı tutarken boynu ve omzu arasından ok ile yaralandı. Fakat kaleyi ele geçirmek için final saldırısına hazırlanan birlikleri cesaretlendirmek için tekrar savaş alanına döndü. Ertesi gün  İngilizler Orléans'dan çekildi ve kuşatma sona erdi.

Chinon ve Poitiers'de Joan, Orléans'da ilahi bir işaret göstereceğini ilan etmişti. Kuşatmanın kaldırılması birçok kişi tarafından ilahi bir işaret olarak yorumlandı. Embrun Başpiskoposu ve ilahiyatçı Jean Gerson gibi önde gelen din adamlarından Joan ciddi bir destek aldı. Her ikisi de olayı takiben hemen Joan'ı destekleyen bildiriler yazdılar. İngilizler ise bu köylü kızının ordularını yenme kabiliyetini Şeytanın desteğine sahip olduğunun kanıtı olarak görüyorlardı. İngiliz orta çağ uzmanı Beverly Boyd, bu iddianın yalnızca propaganda olmadığını ve Tanrının Fransızları desteklediği fikrinin İngilizler için oldukça inanılması zor olduğunu söyler.

Orléans'daki ani zafer yapılacak saldırılar için birçok fırsat ortaya çıkardı. Joan, VII. Charles'ı , Alençon Dükü II. John ile birlikte ilerleyerek Loire Nehri üzerindeki köprüleri ve Reims Şehrini yeniden ele geçirmek ve burada Fransa Kralı olarak taç giymesi için ikna etmeyi başardı. Bu, cesur bir öneriydi; çünkü Reims, Paris'ten yaklaşık iki kat uzakta ve düşman topraklarının içerisindeydi. İngilizler ise Paris'i ele geçirmek veya Normandiya'yı işgal için yapılacak bir saldırıyı bekliyorlardı.

Alençon Dükü, Joan'ın stratejiyle ilgili tavsiyelerini kabul etti. Öte yandan başlangıçta ona karşı olan Jean de Dunois gibi diğer komutanlar Joan'ın Orléans'daki performansından etkilendiler ve onu desteklemeye başladılar. Alençon, Joan'ın Jargeau'da kendisine bir topun ateş edeceğini önceden haber verdiğini ve bu sayede hayatını kurtardığını söyledi. Aynı kuşatma sırasında Joan, kentin duvarının yakınında kaskına isabet eden bir taş nedeniyle hafif yaralandı. Ordu, 12 Haziran'da Jargeau'yu, 15 Haziran'da Meung-sur-Loire'ı ve 17 Haziran'da Beaugency'i ele geçirdi.

İngiliz Ordusu Loire Vadisi'nden çekildi. 18 Haziran'da kuzeye doğru yola çıktı ve Sir John Fastolf'un komutasında beklenen bir takviye birliği ile birleşti. Joan, Armanyak Kontunu İngilizleri takip etmeye çağırdı ve iki ordu Patay köyünün güneybatısında karşılaştı. Patay'daki savaş,  Agincourt Savaşının tersi olarak düşünülebilir. Fransız öncü birlikleri, yolun kapatılması için yerleştirilen bir grup İngiliz okçusuna saldırdı. Saldırı sorasında İngiliz Ordusu büyük bir yenilgiyle karşılaştı. Komutanlarının çoğu ya öldürüldü ya da esir alındı. Fastolf küçük bir grup asker ile savaş alanından kaçtı ve yenilen İngilizler tarafından günah keçisi ilan edildi. Fransızlar ise çok az kayıp verdiler.

Fransız ordusu 29 Haziran'da Gien'den ayrıldı ve Reims'e doğru yürüyüşte çıktı. 3 Temmuz'da Burgonya kuvvetleri tarafından tutulan Auxerre şehrinin şartlı teslimini kabul ettiler. Ordu, yolu üzerindeki diğer kasabaları da hiçbir direniş ile karşılaşmadan Fransız hakimiyetine kattılar. Troyes Antlaşmasına bağlı kalınmasını savunan küçük bir grup ise VII. Charles'ı vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Troyes Şehrine ulaştığı sırada ordunun besin miktarı ve ikmal hatları oldukça yetersizdi. Ancak ordu şanslıydı: Brother Richard adlı gezgin bir kâhin, dünyanın sonu hakkında Troyes Şehrinde vaaz vermiş ve yöre sakinlerini erken hasat edilebilen fasulye ekmeleri konusunda ikna etmişti. Aç ordu fasulye hasatına denk gelmişti. Troyes, dört günlük kansız bir kuşatmadan sonra teslim oldu.

Reims Şehri kapılarını 16 Temmuz 1429'da orduya açtı. VII. Charles'ın Taç giyme töreni ise ertesi sabah gerçekleşti. Joan ve Alençon Dükü'nün, Paris üzerine çabucak bir yürüyüş düzenleme çağrısına rağmen, kraliyet sarayı, Burgonya Dükü Philip ile bir ateşkes müzakeresi yapmayı tercih etti. Dük, Paris Şehrinin savunmasının güçlendirilmemesi için antlaşmada yer alan maddeleri ihlal etti. Görüşmeler sırasında Fransız ordusu, Paris yakınlarındaki kasabaların üzerine yürüdü ve birkaç barışçıl teslimi kabul etti. Bedford Dükü, İngiliz kuvvetini komuta ediyordu ve Fransız ordusuyla 15 Ağustos'ta Montépilloy Savaşında karşılaştılar. 8 Eylül'de Paris üzerine Fransız saldırısı gerçekleşti.  Joan bir tatar oku ile bacağından yaralanmasına rağmen komutanlardan biri tarafından güvenli bir yere taşınıncaya kadar Paris'in içindeki savaşta kaldı. Ertesi sabah ordu geri çekilmek için kraliyet sarayından gelen bir emir aldı. Çoğu tarihçi bu emir için Fransız Başkahyası Georges de la Trémoille'i suçluyor. Bunun nedeni ise taç giyme töreni sırasında yapmış olduğu davranışlar ve siyasi gaflardır. Ekim ayında Joan, orduyla birlikte Saint-Pierre-le-Moûtier'i aldı. Ardından Kasım ve Aralık'ta La-Charité-sur-Loire'ı almak için başarısız iki saldırı girişimde bulundu. 29 Aralık'ta, Joan ve ailesi, VII.Charles tarafından göstermiş olduğu kahramanlıklardan dolayı "Soylu" ilan edildiler.

Joan of Arc'ın esir alınması

Sonraki birkaç ay boyunca İngiltere ile yapılan bir ateşkes, Joan'a yapmak için çok az şey bıraktı. 23 Mart 1430'da, Katolik Kilisesi ile birtakım teorik çatışmalar yaşayan ve üzerlerine gönderilen birkaç Haçlı birliğini yenen Hussit'lere bir mektup yazdı. Joan mektubunda "sahip olduğunuz kötü inaçlarınızı ve hayatlarınızı elinizden alarak, Tanrının toprakları üzerinde kötülüğü ve batılı yok edeceğim" diyordu. Her çeşit sapkınlıktan nefret eden ateşli bir Katolik olan Joan, İngilizlere Fransa'yı terk etmeleri ve kendisiyle birlikte Bohemya'ya giderek Hussitlerle savaşmayı öneren bir mektup gönderdi. Mektubuna hiçbir zaman cevap alamadı.

İngiltere ile olan ateşkes kısa bir süre sonra sona erdi. Joan, Mayıs ayında İngiliz ve Burgonya kuvvetleri tarafından kuşatılan Compiègne'e şehrini savunmak için yola çıktı. Joan, 6.000 kadar Burgonya kuvvettinin ilerlemesiyle birlikte Compiègne'deki güvenli mevzilere çekilmeye çalışan ordusunun arkasında güvenliği sağlamak için bulunan küçük bir kuvvetle beraber kaldı. 23 Mayıs 1430'da Compiègne'nin kuzeyindeki Margny'deki Burgonya kuvvetlerinin kampına saldırmak için hareket eden bir kuvvetle birlikte pusuya düştü. Burgonya birlikleri bu küçük kuvveti kuşatmaya aldı ve Joan atının üstünden bir okçu tarafından çekilerek yere düşürüldü. Joan, Lüksenburglu Jean'ın komutası altındaki bir soylu olan Vandommeli Lionel'e teslim olmayı kabul etti.

Joan, Burgonyalılar tarafından Beaurevoir Kalesi'nde hapsedildi. Bir keresinde, 21 metrelik kuleden atlayıp, kuru hendekteki yumuşak toprağa düşerek kaçma girişiminde bulundu. Bu olayın ardından Joan, Burgonyalıların hakimiyeti altında bulunan Arras kasabasına gönderildi. İngilizler,Burgonyalı müttefikleri ile Joan'ın kendilerine teslim edilmesi için görüşmelere başladılar. Bu görüşmeler sırasında, daha sonra Joan'ın yargılanmasında da etkin rol oynayan, İngiliz yanlısı Beauvais Piskoposu Pierre Cauchon öne çıktı. Antlaşma sonunda İngilizler Lüksemburglu Lionel'in Joan'ı teslim etmesi karşılığında Burgonya Dükü Philip'e 10.000 livre (Fransız altın para birimi) ödemeyi kabul ettiler.

İngilizler, Joan'ı Fransa'da ana karargah olarak kullandıkları Rouen şehrine götürdüler. Tarihçi Pierre Champion, Armanyak Dükünün Joan'ın esaret altında bulunduğu sırada Rouen şehrine yönelik birkaç sefer düzenleyerek kurtarma girişiminde bulunduğunu belirtir. Yapılan seferlerin biri 1430-1431 kışında, bir diğeri ise Mart 1431'de ve sonuncusu ise Mayıs ayının sonu gelmeden önce gerçekleşti. Bu girişimler her seferinde geri püskürtüldü. Pierre Champion ayrıca, VII.Charles 'ın İngilizleri, Joan'ı yakalayan Burgonya birlikleri ile esir alınan bütün ''İngiliz Kadın ve Erkeklerini'' aynı şekilde cezalandırmakla tehdit ettiğini söylemiştir.

Jeanne d'Arc'ın yargılanması

Joan'ın yargınlandığı Sapkınlık davası daha çok siyasi nedenlere dayanıyordu. Mahkeme, tamamen İngiliz sempatizanı ve Burgonyalı din adamlarından oluşuyordu. Mahkemenin denetlenmesi ise Bedford Dükü ve Warwick Kontunun da içinde bulunduğu bir grup İngiliz komutan tarafından sağlanıyordu. İngiliz Ortaçağ Uzmanı Beverly Boyd'un ifadesine göre, mahkeme İngiliz Kraliyeti için"... düşmanını savaş esiri olarak yargılamaktan çok onu aşağılamak ve utandırmak için kurulmuş bir tiyatro" gibiydi. Yargılama işlemleri, 9 Ocak 1431'de İngiliz işgal hükumetinin karargahı olan Rouen'de başladı. Yargılama sürecinde birçok hata ve şüphe vardı. Bu nedenle savaştan sonra yargılamayı yapan konsülün meşruiyeti tartışma konusu olmuştur.

Kilise kanununa göre, Piskopos Cauchon'un davada herhangi bir yargılama yapma yetkisi yoktu. Cauchon, dava sırasındaki yetkilerini şüphesiz İngiliz sempatizanlığı ve davayı finanse etmelerine borçluydu. Ayrıca davada sunulan delillerin yetersizliği soruşturma kurallarını sürekli ihlal etmekteydi. Joan'a karşı tanıklık yapması için görevlendirilen yazı işleri noteri Nicolas Bailly, Joan hakkında olumsuz bir bulgu veya delil bulamadı. Böyle bir kanıta sahip olmadan mahkemenin duruşmaya başlayabilmesi imkansızdı. Ayrıca mahkeme başladığı sırada Joan'ın bir hukuki danışmana sahip olması engellenerek mahkeme başka bir dini kuralı ihlal ediyordu. Bunlara ek olarak, mahkemenin tamamen İngiliz yanlısı din adamları ile dolu olması yargılamanın tarafsız bir dini komisyon tarafından gerçekleştirilmesi ilkesini de ihlal etmekteydi. İlk kamuya açık davada Joan mahkemenin tamamen İngiliz taraftarı din adamları ile dolu olduğunu bu nedenle tarafsız olmadığını, dengenin sağlanması için mahkemeye ''Fransız din adamlarının da davet edilmesi gerektiğini'' söyledi. Fakat bu isteği reddedildi.

Kuzey Fransa Maliye Bakanı Yardımcısı (Jean Lemaitre) davanın başlangıcından beri itirazlarda bulunuyordu. Daha sonraları birçok görgü tanığının anlattığına göre İngilizler tarafından hayatı ile tehdit edildikten sonra işbirliği yaptığı söyleniyor. Davada görevli olan Dominiken rahip Isambart de la Pierre gibi bazı rahipler işbirliği yapmayı reddettikleri için İngilizler tarafından tehdit edildiler. Bu tehditler ve duruşmanın laik bir hükumet tarafından denetlenmemesi, Kilisenin kurallarını ve Kilisenin seküler bir şekilde yargılama yapma haklarını baltalıyordu.

Mahkeme kayıtları basit bir köylü kızı olarak görülen Joan'ın kendisini köşeye sıkıştırmak için kurulan teolojik tuzaklardan kurtulması sonucu din adamlarının yaşadığı şaşkınlıkları da içermektedir. Kayıtlarda yer alan bir ifadeye göre bir rahip Joan'a '' Tanrının merhameti altında mısın ?'' diye sorar. Joan ise '' Eğer öyle değilsem beni bırakabilir fakat öyleysem her zaman benimledir." diye cevap verir. Soru teolojik bir tuzaktır. Kilise doktrinine göre, kimse Tanrının koruması altında olup olmadığını bilemezdi. Eğer evet cevabı vermiş olsaydı, sapkınlıkla suçlanacaktı. Hayır cevabını vermiş olsaydı, kendisinin suçlu olduğunu itiraf etmiş sayılacaktı. Mahkeme katibi Boisguillaume daha sonra, "Mahkeme de sorgulamayı gerçekleştirenler bu cevap karşısında aptallaştılar" demiştir.

Mahkemenin bir çok üyesi daha sonra mahkeme tutanaklarının önemli bölümlerinin, değiştirilerek bozulduğuna tanıklık ettiler. Yargılama kurallarına göre, Joan kadın muhafızların gözetiminde (yani, rahibeler) dini bir cezaevinde tutulmuş olmalıydı. Bunun yerine, İngilizler onu kendi askerleri tarafından korunan seküler cezaevinde tuttu. Piskopos Cauchon, Joan'ın Basel ve Papa Konseyine yaptığı temyiz başvurusunu reddetti; çünkü bu onun yaptığı yargılamayı geçersiz kılacaktı.

Mahkeme tarafından yöneltilen suçlamaları içeren on iki maddelik bildiri, mahkeme kararı ile çelişiyordu. Okuma yazmayı bilmeyen Joan'a,  infaz tehdidi altında anlamadığı bir tövbe belgesi imzalatıldı. Mahkeme, daha sonra resmi kayıtlardaki belgeyi farklı bir tövbe belgesi ile değiştirdi.

Jeanne d'Arc'ın giyinme şekli

Dinsizlik suçlamaları mahkeme boyunca sürekli tekrarlanmıştı. Bunun yanında Joan'a ''erkek gibi giyinme'' (cross-dressing) suçu sürekli olarak yöneltildi. Joan, tövbe ettikten sonra dişil bir şekilde giyinmeyi kabul etti, bu da ayrı bir problem yarattı. Mahkeme üyelerinin daha sonra anlattıklarına göre Joan, daha önce hapishanede tutulurken erkek (yani asker) gibi giymişti. Giydiği hosen (çizme ve tuniğin bir araya getirilmesiyle oluşan kıyafet) adı verilen kıyafet herhangi bir tecavüz girişimini zorlaştırıyor ve caydırıcı bir nitelik gösteriyordu. Joan hakim kararı ile bu kıyafeti giymekten men edilmekten korkuyordu. Çünkü bu durumda tamamen savunmasız kalacaktı. Bir kadın elbisesi böyle bir koruma sağlayamazdı. Bir defasında bir mahkeme üyesine tövbe ettikten ve kadın kıyafeti giymeye başladıktan sonra ''Güçlü bir İngiliz lordunun hücresine girerek kendisine zorla sahip olmaya çalıştığını'' söyledi. Jean Massieu'nun iddiasına göre tacizden korunması veya giydiği kadın kıyafetinin muhafızlar tarafından geri alınmasından sonra Joan yeniden erkek kıyafetleri giymeye başladı.

Yeniden erkek kıyafetleri giymeye başlaması savaşın ardından davayı yeniden inceleyenler arasında da bir tartışma konusu oldu ve tam bir çıkmaza girdi. Orta çağ Katolik doktrinine ve St. Thomas Aquinas'a (Summa Theologica) göre zorunluluk ve gereklilik hallerinde kadınların erkek gibi giyinmesi kabul edilebilirdi. Eğer bu görüş kabul edilseydi Joan'ın tecavüzden korunmak için bu şekilde giyindiği kabul edilecekti. Doktrine göre Joan'ın, düşman topraklarında yaptığı yolculuk sırasında kendisini bir hizmetli (komi) olarak göstermesi, savaş sırasında ve savaş esnasında zırh giymesi, son olarak ise kamp içinde ve cezaevinde erkek gibi giyinmesi normal bir durumdu. Chronique de la Pucelle, bu şekilde giyinmenin sahada kamp yaparken tecavüzden caydırıcılığı olduğunu belirtti. Seferleri sırasında Joan askerleri arasında erkek gibi giyinmeye ihtiyaç duymadığı zamanlarda kadın elbisesi giydiğini söyledi. Daha sonra Joan'ın ölümünden sonraki temyiz mahkemesinde ifade veren bir din adamı, Joan'ın tecavüzü önlemek için hapishanede erkek kıyafetleri giymeye devam ettiğini doğruladı.

Joan, neden böyle davranıldığı sorulduğunda Poitiers davasını işaret etti. Poitiers davasının kayıtları mevcut değildi, fakat sonuçlar Poiters davasındaki din adamlarının Joan'ın uygulamalarını haklı bulduklarını gösteriyordu. Joan seferler sırasında ve hapishanede iken saçlarını her zaman kısa kesmiştir. İlahiyatçı Jean Gerson gibi destekçileri pratik sebeplerden ötürü Joan'ın saç kesimini savunuyorlardı ve daha sonra temyiz duruşmasında Engizisyoncu Brehal'de Joan'ın davranışını haklı buldu. Bununla birlikte, 1431'deki duruşmada suçlu bulundu ve ölüme mahkûm edildi. Boyd, Joan'ın yargılanmasını, "haksızlıklarla dolu olduğunu" savundu. Duruşmanın kayıtları 20. yüzyılda Azize ilan edildiği ve itibarının iade edildiği sırada kanıt olarak kullanıldı.

Jeanne d'Arc'ın idamı

Görgü tanıkları, 30 Mayıs 1431'de Joan'ın yakılarak öldürülmesini şöyle anlattılar: Joan Rouen'deki Vieux-Marché'deki uzun sütuna bağlı olarak, Fr Martin Ladvenu ve Fr Isambart de la Pierre isimli din adamlarından kendisinin önünde bir haç tutmalarını rica etti. Bir İngiliz asker de küçük bir haç hazırlayarak elbisesinin önüne yerleştirdi. Öldükten sonra İngilizler, kömürleşmiş vücudunu ortaya çıkarmak için kömürleri kazdılar; böylece hiç kimse Joan'ın canlı bir şekilde kaçtığını iddia edemezdi. Daha sonra cesedi iki defa daha yaktılar,böylece cesedin hiçbir parçası bulunamayacaktı ve geri kalan külü Sen Nehri'ne döktüler. Cellat Geoffroy Thérage, daha sonra "sonsuza kadar lanetlenmekten korktuğunu" söylemiştir.

Jeanne d'Arc'ın ölümü sonrası olaylar

Yüz Yıl Savaşları, Joan'ın ölümünden yirmi iki yıl sonrasına kadar devam etti. VII. Charles, onuncu doğum gününü kutlayan ve 16 Aralık 1431'de Paris'teki Notre-Dame Katedrali'nde taç giyme töreni düzenleyen VI.Henry'e rağmen Fransa kralı olarak meşruiyetini korumaya devam etti. İngiltere 1429'da kaybettiği askeri üstünlüğünü ve ordusu için çok önemli olan Longbowman kuvvetlerini yenileyemeden 1435'deki Arras Antlaşması ile Burgonyalıların askeri desteğini kaybetti. Bedford Dükü aynı yıl öldü ve VI.Henry, İngiltere'nin en genç kralı oldu. Böylece ülkenin naip olmadan yönetilemeyeceği kuralı ihlal edildi. VI. Henry'nin zayıf liderliği muhtemelen savaşların sona ermesinde en önemli faktördü. Kelly DeVries, Joan d'Arc'ın topçu kuvvetlerini saldırgan bir biçimde kullanmasının Fransız taktiklerini savaşın geri kalanında önemli ölçüde etkilediğini savunuyor.

1452'de, idam edilmesinden sonraki soruşturmada, Kilise, Orléans'ta Joan'ın şerefine yapılacak dini bir oyunun ardından katılımcılar arasından hoşgörünün yaygınlaşması için (günahların affedilmesi) kutsal topraklara bir hac kafilesi göndereceğini ilan etti.

Yeniden yargılama

Savaş bittikten sonra Joan'ın davası inceleme için yeniden başladı. Papa III.Callixtus ,Engizisyon Şefi Jean Bréhal ve Joan'ın annesi Isabelle Romée'nin talebi üzerine bu davanın "önceki davayı geçersiz kılabileceğini " ilan etti. Yeniden açılan bu davanın amacı verilen cezanın ve imzalanan tövbe bildirisinin gerçeğe ve kanunlara uygun olup olmadığını araştırmaktı. Davanın yeniden incelenmesi, Paris Üniversitesi (Sorbonne) eski rektörü ve İlahiyatçı Guillaume Bouillé'nin yaptığı bir inceleme ile başladı. Bréhal, 1452'de bir inceleme yaptı. Kasım 1455'te duruşmaya yönelik resmi bir itiraz geldi. Temyiz süreci, Avrupa çapında din adamlarının ilgisini çekti ve temyiz davası süresince standart mahkeme prosedürü uygulandı. Bir grup İlahiyatçı 115 tanığın ifadesini inceledi. Bréhal, Haziran 1956'da Joan'u şehit olarak tanımlayan ve Pierre Cauchon'u masum bir kadını kan davası güderek infaz ettiği için sapkınlıkla suçlayan son raporunu hazırladı. Joan'ın infaz edilmesinin teknik nedeni İncil'in giyim konusunda ki emirleriydi. Temyiz davası Joan'ın mahkumiyetini kısmen tersine çevirdi. Temyiz mahkemesi 7 Temmuz 1456'da Joan'ın masum olduğunu ilan etti.

Azizlik mertebesine yükselme

Joan of Arc, 16. yüzyılda Katolik Birliğinin simgesi haline geldi. Félix Dupanloup, 1849'da Orléans piskoposluğuna getirildiğinde, İngiltere'nin yanı sıra Fransa'da da dikkat çeken Joan'ın ateşli bir söylev şekli taşıdığını ilan etti. 1909'da Joan of Arc'ın Azize ilan edilmesi ile sonuçlanan çabalara öncülük etti. Papa XV. Benedict, Joan'ı 16 Mayıs 1920'de Azize ilan etti.

Jeanne d'Arc'ın mirası

Joan of Arc, ölümünden sonraki dört asır boyunca yarı efsanevi bir figür oldu. Onun hakkındaki ana bilgi kaynakları o dönemde yazılmış olan yıllıklardı. Yargılandığı sapkınlık davasına ait beş orijinal el yazması 19. yüzyılda eski arşivlerde ortaya çıkarıldı. Kısa süre sonra tarihçiler, temyiz davasında ifade veren 115 tanığın yeminli ifadelerini  ve sapkınlık davasının Latince yazılmış Fransız kopyalarını buldular. Ayrıca aynı dönemde yazılmış çeşitli mektuplar ortaya çıktı; bunlardan üçü, yazmayı öğrenen Jehanne isimli birinin imzasını taşıyordu. Birincil kaynakların olağan dışı zenginliği, DeVries'in "Ortaçağda yaşamış hiçbir kadın ve erkek hakkında daha fazla çalışma yapılmadığını" bildirmesine neden oldu.

Joan of Arc küçük bir köyden gelmiş ve ergenlik çağındayken ön plana çıkmış eğitimsiz bir köylüydü. Fransız ve İngiliz krallar, III. Edward'ın ve VI. Henry'nin Fransız tahtı üzerindeki iddialarını miras hukuku ile açıklamaya çalışarak savaşlara haklı bir neden kazandırmaya çalışmışlardır. Çatışma, iki ilgili kraliyet ailesi arasında yasal nedenlerden kaynaklı bir çatışma iken, Joan'ın ortaya çıkışı ile dini bir hal almıştır. Jean de Metz'in itirazları üzerine "Kralın krallığından sürülmesi bizi İngiliz mi yapar ?" diye cevap vermiştir. Stephen Richey, Joan hakkında, "Kendi acılarından başka her şeyi unutmuş, yönetme gücünü kaybetmiş küçük bir krallığı bağımsızlığını isteyen güçlü bir krallık haline getirmiştir." der. Richey, daha sonraki temyiz itirazlarını da şöyle ifade ediyor:

Ölümünden bu yana beş yüzyılda peşinden gelen insanlar her şeyi ona layık olmak için yapmaya çalıştılar. Joan: şeytani bir fanatik, güçlü bir ruh, naif ve trajik bir şekilde kötü kullanılan araçtı. Modern Milliyetçiliğin yaratıcısı ve sevdiği Azizlere sonuna kadar bağlı bir kahramandı. İşkence ile tehdit edildiğinde ve ateş tarafından ölümle yüz yüze geldiğinde bile Tanrı'nın sesleriyle yönlendirildiği konusunda ısrarcı oldu. Sesler olsun ya da olmasın, başarıları, öyküsünün bugün herkes tarafından bilinmesine ve herkesin şaşkınlık ve merakla başını sallamasına neden olmuştur.

Christine de Pizan'dan günümüze kadınlar, Joan'ı cesur, aktif ve örnek alınacak bir kadın olarak görmüşlerdir. Joan toplumun herhangi bir tabakasından gelen bir kişinin ilahi bir çağrı yapabileceğine inanarak çalıştı. Kendisine yapılan en önemli yardımlardan bazıları kadınlardan geldi. Kral VII.Charles' ın kayınvalidesi Aragonlu Yolande, Joan'ın bekaretini doğruladı ve Orléans'a gidişini finanse etti. Compiègne'den sonra Lüksemburg Dükünün teyzesi olan Lüksenburglu Joan, Joan'ın tutsaklık koşullarını hafifletmeye ve İngilizlere satılmasını engellemeye çalıştı. Son olarak ise Bedford Düşesi ve İngiliz Naip'inin eşi Burgonyalı Anne Joan'ın bakire olduğunu ilan etti.

Fransız Deniz Kuvvetleri'nden üç ayrı gemiye, 7 Haziran 2010'da aktif hizmetten çekilen bir helikopter taşıyıcısı da dahil olmak üzere bazı araçlara ismi verildi. Şu anda Fransız sağcı siyasi parti Front National, Joan heykellerinin önünde mitingler düzenliyor ve Joan'ın imajını yeniden yansıtmaya çalışıyor. Partinin yayınlarında ve ambleminde Joan'ın şehitliğini sembolize eden üç renkli bir alev kullanılmaktadır. Bu partinin muhalifleri bazen Joan'ın sahip olduğu imajın yeniden yansıtılmasından hoşnutluk duyuyorlar. Onuruna Mayıs'ın ikinci pazar günü Fransa'da tatildir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında sıkça müzik eserlerinde simge olarak kullanıldı. Bazı dikkat çekici şarkılar arasında "Joan of Arc", "Joan of Arc, Seni Arıyorlar" ve "Joan of Arc'ın Yanıtı Şarkısı" bulunmaktadır.

Jeanne d'Arc hakkında görüşler

Joan of Arc'ın dini vahiylerinin kaynağı, halen devam etmekte olan ilginç bir tartışma konusudur. Aziz Margaret, Aziz Catherine ve Aziz Mikail'i vahiylerinin kaynağı olarak tanımlamıştır, ancak aynı adla anılan az sayıda ki azizin hangisi olduğu konusunda bir belirsizlik vardır.

Mahkeme sırasında, yaşamış olduğunu iddia ettiği görülerinin kaynağı sorularına yeminli tanıkların ifadesine göre her seferinde cevap vermekten kaçınmış ve herhangi bir açıklama yapmamıştır. Joan ayrıca sıradan tanıkların ettiği yeminleri ettiği takdirde kralına ettiği bağlılık yemini ile çelişeceğini belirtmiştir. Günümüze kadar ulaşan mahkeme kayıtlarında Joan'ın hangi devlet sırlarını açıkladığı veya gizlediği konusunda tam bir kesinlik bulunmamaktadır. Bazı tarihçiler ise Joan'ın ilahi görüleri hakkındaki soruların, yaşamış olduğu görülerin kökeni hakkındaki sorulardan daha çok spekülasyona neden olduğunu ileri sürmektedir.

Birçok akademisyen Joan'ın görülerini psikiyatrik ve nörolojik açıdan açıklamaya çalışmışlardır. Araştırmacılar Joan'ın görülerinin epilepsi, migren, tüberküloz veya şizofreniden kaynaklandığını iddia etmişlerdir. Fakat araştırmacılar sayılan nedenler hakkında tam bir görüş birliğine varamamıştır. Ayrıca Joan'ın şizofreni ile bağdaşacak davranışlar sergilemediğini söylerler. Philip Mackowiak, 2007'de "Post-Mortem" adlı kitabında Joan d' Arc ile ilgili bir bölümde şizofreni ve diğer rahatsızlıkların (Temporal Lob Epilepsisi ve ergot zehirlenmesi) bulunma ihtimalini göz ardı etmiştir.

Dr. John Hughes, Joan d'Arc'ın epilepsiden muzdarip olduğu iddiasını bir akademik dergide yayımladığı ''Epilepsi ve Davranış'' isimli makalesinde reddetmiştir.

İki Nöropsikoloji uzmanı Medikal dergilerde Temporal Lob Tüberkülozu iddiası hakkında ki görüşlerini şöyle anlatmışlardır:

Kesin bir kanıya varmak zor, fakat tüberküloz gibi yaşamsal faaliyetleri ciddi oranda etkileyebilecek bir hastalığın bu hastada böyle belirtiler ortaya çıkarması olasılık dışı bir vakıadır.

Bir takım araştırmacılar ise pastörize edilmemiş (çiğ süt) süt tüketilmesine bağlı olarak ortaya çıkan ateşli bir hastalık olan Bruselloz nedeni ile olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddiaya karşılık  Régine Pernoud ise alaycı bir şekilde pastörize edilmemiş süt tüketimine bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalığın Fransa'da milli bir seferberlik başlatmasının çok faydalı olduğunu ve hükumetin süt pastörize edilmesini yasaklaması gerektiğini söyledi.

Şüphesiz Joan kendisini aklı başında normal biri olarak kabul eden VII. Charles'in sarayında büyük bir itibar kazandı. VII.Charles şüphesiz çılgınlık belirtilerini akıl hastalığından muzdarip babası VI.Charles'dan biliyordu. VI.Charles halk arasında ''Deli Charles'' olarak biliniyordu. Hükümdarlığı dönemimde Fransa gerek askeri gerekse politik açıdan büyük bir güç kaybına uğradı. VI.Charles, camdan yapılmış olduğuna ve saray mahiyetinin yanlış dini inanışlara sahip olduğunu düşünüyordu. Kral, oğlu VII.Charles'ın da aynı çılgınlıkları sergileyebileceği düşüncesi ile Troyes Antlaşması ile oğlunu krallık mirasından mahrum bırakmayı düşünmüştür. Bu nedenle o dönemdeki insanlar VI. Henry'ninde aynı hastalıktan muzdarip olacağını düşünüyorlardı. VI.Henry, VII.Charles'ın yeğeni ve VI.Charles'in torunu idi. VII. Charles'in saray mahiyeti ise kralın akıl sağlığı konusunda ciddi şüphelere sahipti. Joan'ın Chinon'a gelmesinin ardından kraliyet danışmanı Jacques Gélu'nun şüpheleri artmıştır.

Ona göre bazı görülere sahip olan bir köylü kızı ile konuşmalar sonucunda ulusal politika değiştirilmemeliydi. Bu diğer ulusların gözünde çok küçültücü bir hareketti.

Joan hayatının sonuna dek rehabilitasyon ve inanç yargılamaları karşısında büyük şaşkınlıklar yaşadı:

Genellikle juri üyeleri bir sorudan diğerine geçiyor, kafa karıştırmaya çalışıyorlardı. Joan ise soruları düzgün bir şekilde yanıtlayarak herkesi hafızasına ve zekasına hayran bırakıyordu.

Sorgulama sırasında verdiği cevaplar mahkemenin duruşmaları halka açık olarak yapmasını durdurmaya zorladı.

Bazı psikiyatrlar ise Joan'ın farklı türden deneyimlere sahip olduğunu söylemişlerdir. Yale Universitesi Profesörlerinden olan Ralph Hoffman Joan'ın bazı sesler duyması ve görüler görmesinin akıl hastalığına işaret edemeyeceğini söylemiştir.

Jeanne d'Arc'ın kalıntıları

1867 yılında, Paris eczanesinde "Orleans bakiresi Joan of Arc'ın küllerinde bulunan kalıntılar" yazılı bir kavanoz bulundu. Karbonlaşmış ahşap, bir parça keten, bir kedinin uyluk kemiği  - cadıların ateşi üzerine siyah kedi atma uygulaması -  ve kömürleşmiş insan kaburgasından oluşuyordu. Bu kavonoz şu anda Chinon'daki Sanat ve Tarih Müzesi'ndedir. 2006 yılında, Raymond Poincaré Hastanesi'nde (Garches) çalışan bir adli bilim adamı olan Philippe Charlier, kalıntıları incelemek için görevlendirildi. Karbon-14 testleri ve çeşitli spektroskopik analizler yapıltı. Sonuçlara göre kalıntılar, MÖ altıncı ile üçüncü yüzyıla ait bir Mısır mumyasından gelmişti. Kömürleşmiş görünüm, yanıcı maddelerin değil, mumyalamanın sonucuydu. Mumyalaştırmada kullanılan reçinenin varlığı ile  büyük miktarlarda çam polenleri de bulundu. Ayrıca kalıntılarda yanmamış bez parçaları bulundu ve bunların mumyayı sarmak için kullanılana benzer bezler olduğu tespit edildi. Guerlain ve Jean Patou, mumya kalıntılarında vanilya kokusu alabildiklerini, ve bunun mumyalama da kullanıldığını söylediler. Görünüşe göre mumya, ortaçağ ilaçlar kitabının bir parçasıydı ve Fransız milliyetçiliğinin bir döneminde yeniden kullanıldı.

Mart 2016'da, Joan tarafından kullanıldığına inanılan bir yüzük ortaya çıktı. Yüzük önce bir kardinale, bir krala ve son olarak bir İngiliz fizikçi ve kızına geçmişti. Yüzük Puy du Fou da 300.000 Sterline satıldı. Bu yüzüğün bizzat Joan tarafından kullanıldığına dair somut bir kanıt yoktu. Fakat alışılmışın dışında ki tasarımı Joan'ın mahkeme sırasında bizzat kendisince tarif edilen yüzüğünün tasarımına uyuyordu. İngilizler daha sonra yüzüğü alan kişiden yüzüğü kraliçeye geri vermesini talep ettiler. Yüzüğün ilk olarak Joan'ın yargılanmasına ve idamına katılan Kardinal Henry Beaufort'a geçtiğine inanılıyor.

Revizyonist teoriler

Joan of Arc'ın hayatının detayları her zaman revizyonist yazarlar tarafından sorgulandı. Bu yazarlar tarafından ortaya atılan iddialar arasında şunlar sayılabilir: Joan of Arc'ın aslında kazığa bağlanarak yakılmadığı; Kral VII. Charles'ın kızkardeşi olduğu; Onun gerçek bir Hristiyan değil, putperest inancın bir üyesi olduğu; Joan of Arc'ın hikayesinin çoğunun aslında bir efsane olduğu gibi. Bu iddialar hiçbir şekilde tarihçiler tarafından kabul edilmemiştir.

Jeanne d'Arc Resimleri