19 July 2018, Thursday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Ekonomik Eşitsizlik

İçindekiler
  1. Eşitsizliğin deneysel ölçümü
  2. Ölçümler
  3. Ekonomik eşitsizliğin sebepleri
  4. Ekonomik eşitsizliğin etkileri
  5. Perspektifler
  6. Ekonomik eşitsizliği azaltmak
  7. Azaltıcı faktörler
  8. Ekonomik Eşitsizlik Resimleri
Ekonomik Eşitsizlik

Ekonomik eşitsizlik, bir grup ya da bir ülkedeki bireyler arasında, ekonomik refahın çeşitli ölçütlerinde bulunan farkını ifade eder. Ekonomik eşitsizliğe bazen gelir eşitsizliği, servet eşitsizliği veya zenginlik farkı denir. Ekonomistler, genellikle ekonomik göstergeleri üç ölçekle belirler: Zenginlik, gelir ve tüketim. Ekonomik eşitsizlik meselesi; eşitlik, sonuç eşitliği, fırsat eşitliği gibi kavramlarla ilgilidir.

Ekonomik eşitsizlik; toplumlar, tarihsel dönemler, ekonomik yapılar ve sistemler arasındaki farklar ile değişir. Terim olarak ekonomik eşitsizlik; belirli bir döneme ait gelir veya zenginliklerin kesitsel dağılımını ifade ettiği gibi gelirin ve zenginliğin daha uzun sürelerdeki değişimlerine atıfta bulunabilir. Ekonomik eşitsizliği ölçmek için çeşitli sayısal dizinler vardır. Yaygın olarak kullanılan indeks birimi olan Gini (gelir dağılımındaki eşitsizliğin bir ölçütü olan katsayı) katsayısıdır, ancak kullanılan farklı dizin yöntemleri de vardır.

Bazı araştırma verilerine göre ekonomik eşitsizlik toplumsal bir sorundur. Örneğin, çok fazla eşitsizlik yıkıcı sonuçlar doğurabilir, çünkü bu eşitsizlik uzun vadede büyümeyi engelleyebilir. Bununla birlikte, çok fazla gelir eşitliği de yıkıcıdır. Çünkü üretkenlik ve risk alma ile zengin olma arzusunu azaltır. 2017 yılında yayınlanan Oxfam raporuna göre sekiz zengin insanın serveti, tüm dünya insanlarının yarısının serveti kadardır.

Eşitsizliğin deneysel ölçümü

Eşitsizliğin deneysel ölçümü 01

Birleşik Devletler için 1913-1948 yılları arasındaki dönemini kapsayan ilk gelir dağılımı kümesi, 1952 yılında Simon Kuznets'in hazırladığı Gelir ve Tasarruflarda Üst Gelir Gruplarının Payları olarak yayımlandı. ABD federal gelir vergisi ve ABD ulusal geliri, 1946 yılında özet bulguları ile Kuznets'ın milli gelir tahminlerine dayanıyordu. 20. Yüzyılın başında doğru gelir dağılımı istatistiklerinin geliştirilmesine katkıda bulunanlar; Birleşik Devletler'deki John Whitefield Kendrick, Birleşik Krallık'taki Arthur Bowley, Colin Clark ve Fransa'daki L. Dugé de Bernonville'dir.

Ekonomistler genellikle ekonomik dağılıma ilişkin üç ölçütü (metriği) değerlendirmeye alırlar; zenginlik, gelir ve tüketim. Yetenekli bir meslek sahibi kişi; öğrenci olduğu dönemde düşük servet ve düşük gelir elde ederken, kariyerine başladığında düşük servet yüksek kazanım elde etmeye başlar. Kariyerinin sonrasında ise yüksek servet ve düşük kazanımlara sahip olur. İnsanların tercihleri, kazançlarını derhal tüketip tüketmek istemediğini veya tüketimin geleceğe erteleneceğini belirler. Ayrım ekonomi düzeyinde de önemlidir:

Japonya ve İtalya gibi yüksek gelir eşitliği ve nispeten düşük refah eşitsizliğine sahip ekonomiler de vardır.

İsviçre ve Danimarka gibi ülkelerin nispeten düşük gelir eşitsizliği ve yüksek servet eşitsizliğine sahip ekonomileri vardır.

Gelir ve servet eşitsizliğini ölçmenin birçok farklı yolu vardır. Farklı seçenekler farklı sonuçlar doğurur. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) aşağıdaki sekiz gelir eşitsizliği türüyle ilgili veriler sunmaktadır:

OECD Dünya Formu

Tam zamanlı (veya tam zamanlıya eşdeğer) çalışanların saatlik ücret dağılımı.

İşçiler arasında ücret dağılımı -Örneğin yıllık ücret, yarı zamanlı çalışmaya verilen ücret veya yılın bir kısmında yapılan çalışmaya verilen ücrettir.

Tüm çalışanlar arasında bireysel kazanç eşitsizliği - Serbest meslek sahibi dahildir.

Tüm çalışanlar arasındaki bireysel kazanç eşitsizliği - Yaş nüfusu- Aktif olmayanlar, örneğin; öğrenciler, işsizler, erken emekliler gibi.

Hane halkı kazanç eşitsizliği - Tüm hane halkı üyelerinin kazançlarını içerir.

Hane halkı piyasa gelir eşitsizliği - Sermaye, tasarruflar ve özel transferlerden elde edilen gelirleri içerir.

Hane halkı harcanabilir gelir eşitsizliği - Alınan nakit para transferleri ve ödenen doğrudan vergileri içerir.

Eşitsizliğin deneysel ölçümü

Hane halkının kontrolündeki harcamalardan kaynaklanan gelir eşitsizliği - Halka verilen hizmetleri içerir.

Ekonomiler arasında ya da farklı yıllardaki tek bir ekonominin veri karşılaştırmasında birçok zorluk vardır. Zorluklara örnekler ise şöyledir:

Eşitsizliğin deneysel ölçümü 01

Veriler, çiftlerin ortak vergilendirilmesine (örneğin, Fransa, Almanya, İrlanda, Hollanda, Portekiz ve İsviçre) veya bireysel vergilendirilmesine (örneğin, Avustralya, Kanada, İtalya, Japonya, Yeni Zelanda, İspanya, İngiltere) dayandırılabilir.

Vergi makamları, yalnızca potansiyel olarak vergi istenebilecek durumda olan gelir hakkında bilgi toplarlar.

Brüt gelirin tanımı ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir. Her ülkede emeklilik haklarının ve diğer tasarrufların dahil edilmesi konusunda farklılıklar vardır ve işveren tarafından sağlanan sağlık sigortası gibi yardımlar yapılmaktadır.

Servetlerin gelir bildiriminde veya vergi beyanlarında farklılıklar oluşabilir.

Kişinin, özel bir olay ile işten ayrılması bir yıl içinde yüksek gelir elde etmesini sağlayabilir. Ancak kişinin hayatının diğer yıllarında çok daha düşük gelir elde etmesine neden olabilir.

Batılı olmayan ülkelerdeki gelir fazlalığı ve zenginlik, kayıtsız işletmeler, gayrı resmi mülk sahipliği düzenlemeleri gibi yeraltı faaliyetleri ve karaborsacılık hukuki olarak yasaklandı.

Ölçümler

Ölçümler ve zenginlik

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından, "Neden Eşitsizlik Yükseliyor?" başlıklı 2011 tarihli bir çalışmada, aşağıdaki faktörler de dahil olmak üzere OECD ülkelerindeki ekonomik eşitsizlikler araştırıldı:

Hanelerin yapısındaki değişiklikler önemli rol oynayabilir. OECD ülkelerinde tek başlı hane halkı, 1980'li yılların sonlarında ortalama % 15'lik bir artışla 2000'li yılların ortalarında % 20'ye yükselmiş ve eşitsizliğe neden olmuştur.

Sınıflandırıcı eşleşme; geçmişleri benzer olan insanlarla evlenmenin fenomenini, örneğin hemşireler yerine doktorlarla evlenen doktorları ifade eder. OECD, birlikte çalışan çiftlerin % 40'ının aynı ya da ortak kazanç içinde olduklarını ve bunun 20 yıl öncesinin oranının % 33 olduğunu tespit etti.

Alt yüzdelerde, çalışılan saat sayısı azaldı.

Artan eşitsizliğe neden olan temel sebep, yeteneklerin arz ve talebinin arasındaki farktır.

Ekonomik ölçümler ve fakirlik 01

OECD ülkelerinde gelir eşitsizliği, son yarım asır boyunca en üst düzeydeydi. 25 yıl içinde, alt % 10 ile üst % 10 arasındaki oran 1: 7'den 1: 9'a yükselmiştir.

OECD ülkeleri arasında, yaygın ve daha yüksek ortalama seviyesine doğru, eşitsizlik düzeylerinin olası bir yakınlaşmasına dair geçici işaretler var.

Çok az istisna dışında (Fransa, Japonya ve İspanya), en iyi ücret alan çalışanların % 10'u, en düşük ücret alan çalışanların % 10'una kıyasla arttı.

2011 yılında OECD yaptığı bir çalışmayla, Arjantin, Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya ve Güney Afrika'daki ekonomik eşitsizliği araştırdı. Bu ülkelerdeki eşitsizliğin temel kaynaklarının "geniş ve kalıcı kayıt dışı sektör, geniş çaplı bölgesel farklılıklar (örneğin kentsel-kırsal alanlar), eğitim alanındaki boşluklar ve kadınlar için istihdam ile kariyer gelişimindeki engeller" olduğu sonucuna vardı.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi'ndeki Kalkınma Ekonomisi Araştırmaları Dünya Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada, 2000 yılında dünya varlıklarının % 40'ı, tek başına en zengin %1'ine ait olduğunu bildiriyor. Dünyadaki en zengin üç kişi en düşük seviyede bulunan 48 ülkeden daha fazla finansal varlığa sahiptir. "10 milyon dolarlık milyonerler" in bir araya getirdiği servet, 2008 yılında neredeyse 41 trilyon dolara yükseldi. Oxfam'ın Ocak 2014 raporunda, dünyanın en zengin 85 kişisinin, dünya nüfusunun en düşük %50'sine yani yaklaşık 3,5 milyar kişiye eşdeğer bir servete sahip olduğunu iddia etti. Raporun, Los Angeles Times analizine göre; en zengin %1, dünyadaki servetin %46'sına sahip; Nüfusun alt yarısı ile aynı servet oranına sahip olan 85 zengin insan, en zengin %1'in küçük bir kısmına yani insan nüfusunun servetinin yaklaşık %0,7'sine sahiptir. Daha yakın bir tarih olan Ocak 2015 yılında Oxfam, en varlıklı %1'in 2016 yılına kadar küresel servetin yarısından fazlasına sahip olacağını bildirdi. Credit Suisse'nin Ekim 2014 yılındaki bir çalışması, en iyi %1'lik oranın şu anda dünyanın servetinin neredeyse yarısına sahip olduğunu ve hızlanan eşitsizlik durgunluğa neden olabileceğini bildirdi. Ekim 2015 yılında Credit Suisse, küresel eşitsizliğin artmaya devam ettiğini ve dünyanın zenginliğinin yarısının varlık değerlerinin 759.900 doları aşan miktarın, üst düzey perspektifteki kişilerin elinde olduğunu gösteren bir araştırma yayımladı. Oxfam tarafından hazırlanan 2016 yılı raporu, en varlıklı 62 kişinin toplam küresel nüfusun daha fakir yarısı kadar servet sahibi olduğunu iddia etti. Oxfam'ın iddiaları, kullanılan metodolojiye dayanarak sorgulanmıştır: Örneğin, Oxfam raporu, net zenginlik kullanarak (varlıkları toplamak ve borçları çıkarmak suretiyle) Birleşik Devletler ve Batı Avrupa'dan daha fazla Çin'de (daha büyük borçlanma eğilimi nedeniyle) yoksul insanlar olduğunu keşfetmiştir. Oxfam'ın verisinin kaynaklarından biri olan Credit Suisse raporunun baş yazarı Anthony Shorrocks, borçla ilgili eleştirileri "aptalca bir argüman" ve "bir sorun değil ... bir saptırma" olarak değerlendiriyor. Oxfam'ın 2017 yılı raporunda ilk sekiz milyarderin küresel nüfusun alt yarısı kadar servete sahip olduğu, işletmelerin zengin sahiplere ve yöneticilere daha yüksek kazançlar sunmaya odaklandığı için yükselen eşitsizlik ile ücretlerin düştüğünü ortaya koydu.

Zengin ve fakir 01

PolitiFact'e göre, en zengin 400 Amerikalı, tüm Amerikalıların yarısından daha fazla servete sahip. 22 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanan New York Times gazetesindeki habere göre, ABD'deki en zengin %1'lik kısım, alt tabakadaki yüzde 90'dan daha fazla servete sahip. Zengin olmuş bir çok Amerikalının nasıl zengin oldukları ve varlıklarının başlangıcının nasıl olduğunu miras olarak gelen servetleri ile açıklanabilmektedir. Politika Araştırmaları Enstitüsüne göre, 2012 yılının Eylül ayında, Forbes'e göre en zengin 400 Amerikalının "yüzde 60'tan fazlasının" büyük bir ayrıcalık içinde büyüdüğünü göstermektedir.

Mevcut veriler ve tahminler doğrultusunda, 1820-1960 yılları arasında uluslararası (daha çok makro bölgelerde) servet dağılımı bileşenlerinde büyük bir artış olduğu gözlenmiştir. O zamandan bu yana ülkelerdeki eşitsizlikte azalma eğilimi görüldü.

2014 yılındaki Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, büyüyen gelir eşitsizliğini önlemek için sosyal güvenliği, meslekleri ve savunmasız nüfusu koruyan yasalara daha fazla yatırım yapmaya ihtiyaç duyulduğunu ileri sürdü.

Ekonomik ölçümler ve fakirlik

Ölçülen servet dağılımı verileri ile halkın servet dağılımı anlayışında önemli bir farklılık vardır. Harvard İşletme Fakültesi'nden Michael Norton ve Duke Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Dan Ariely, 2011 yılında yaptıkları araştırmada bunun doğru olduğunu tespit ettiler. 2011 yılında en üst katmanda yer alıp beşte birlik dilime giren servet oranı %84 civarındaydı. Zenginlik miktarının %58 ortalama ile beşte birlik en üst düzeydeki kesime gittiği tahmin edilmektedir.

İki araştırmacı, gelişmekte olan ülkelerdeki güçlü ekonomik büyümeden dolayı küresel gelir eşitsizliğinin azaldığını iddia etmektedir. Bununla birlikte, Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OECD), 2015 yılında gelir eşitsizliğinin Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkelerden daha yüksek olduğunu ve birçok gelişmekte olan ekonomide bu eşitsizliğin artarak devam ettiğini bildirmiştir. Uluslararası Para Fonu tarafından Haziran 2015 yılı raporuna göre:

Genişleyerek devam eden gelir eşitsizliğinin büyümesi, zamanımızın belirgin sorunlarındandır. Gelişmiş ekonomilerde, zenginler ve yoksullar arasındaki uçurum son on yılda en üst düzeye gelmiştir. Eşitsizlik eğilimleri, gelişmekte olan piyasaların ve ülkelerin (EMDCs) geliştirilmesinde daha zor olmuştur. Bazı ülkelerde eşitsizlik azalma eğiliminde, ancak eğitim, sağlık ve finans alanlarındaki yaygın eşitsizlikler devam ediyor. 

Ekonomik eşitsizliğin sebepleri

Ekonomist Piketty

Toplum içindeki ekonomik eşitsizliklerin pek çok nedeni vardır. Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OECD) ülkelerinin gelir eşitsizliğindeki son gelişmeler, çoğunlukla ücret ve maaşlarda dengesizliğin artmasına neden olmuştur.

Ekonomik eşitsizlik konusunda uzmanlaşmış ekonomist Thomas Piketty, sermayenin geri dönüş oranı ekonominin büyüme oranından daha büyük olduğunda, genişleyen ekonomik eşitsizliğin serbest piyasa kapitalizmi için kaçınılmaz bir olgu olduğunu savunuyor.

Ekonomik eşitsizliği etkilediği düşünülen ortak faktörler şunlardır:

İşgücü piyasası sonuçları

Küreselleşme, örneğin gelişmekte olan ülkelerde, niteliksiz işçi fazlalılığından dolayı düşük ücretler verilmesi

Emlak ve ticaret

Firmaların pazar büyüklüğünü artırmak için kaliteli iş üreten insanları işe alması.

Zengin insanlar için daha fazla yatırım imkanı sağlama

Artan uluslararası etki 

Yerli nüfuzun azaltılması

Politika reformları

Hukuk dışı mülkiyet sahipliği (emlak ve ticaret)

Tepkilere sebep olan vergilendirme

Zenginlerin idaresi

Bilgisayarlaşma, otomasyon ve artan teknoloji orta veya yüksek seviyede ücret almak için fazla bilgi gerektirmesi

Bilgisayarlaşma ve otomasyon

Etnik ayrımcılığı

Cinsiyet ayrımcılığı

Adam öldürme

Doğal kabiliyetteki değişim

Neoliberalism, örneğin 1960 yılından beri ABD'da çok yüksek baş yöneticilik (CEO) maaşlarının kabul görmesi

Arazi spekülasyonları - Henry George'un fikirlerine inanalar; toprak sahiplerinin toprak zenginliği ve arazi spekülatörlerinin arazi eğilimlerinden kaynaklanan yükseliş, nüfus artışına oranla çok daha yüksek oranda ve katlanarak artan gelir elde ettiğine inanıyorlar. Onların çözümü, yapılan yapılar ya da ortaya konan iyileştirmeler değil arazi değerini vergilendirmektir. Bu kavram, 'her şey eşit bir biçimde tüm insanlığa aittir' felsefesi ile Georgism olarak bilinir.

Teorik çerçeveler

İş gücü piyasası

Neoklasik ekonomi

Neoklasik iktisadi görüş gelir dağılımındaki eşitsizlikleri; emek, sermaye ve arazi tarafından ortaya çıkan katma değer farklılıklarından kaynaklanan gelir dağılımında görür. Emek gelir dağılımı içinde işçilerin farklı sınıflandırılmaları, katma değer farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Bu perspektiften, ücretler ve kazançlar her ekonomik aktörün (işçi/kapitalist, işletme sahibi/ev sahibi gibi) marjinal katma değeri ile belirlenir. Bu nedenle, bir piyasa ekonomisinde eşitsizlik, yüksek ücretli meslekler ile düşük ücretli meslekler arasındaki verimlilik farkının bir yansımasıdır.  

Marksist ekonomi

Marksizm ekonomisi eşitsizliği; iş otomasyonuna ve kapitalizmde sermayenin derinleşmesine bağlamaktadır. İş otomasyonu süreci, kapitalist mülkiyet biçimi ve buna bağlı ücretli emek sistemi ile çelişmektedir.

Marx'ın analizinde, kapitalist firmalar maliyetleri düşürmek ve karları en üst düzeye çıkarmak için rekabetçi bir baskı altında, artan emek girdilerini (işçi ücretlerini) azaltmak için sermaye ekipmanını değiştirirler. Uzun vadede bu eğilim, sermayenin organik bütünleşmesini arttırır, yani işsizliğin artmasıyla "yedek emek ordusu" olan otomasyon, yeni sermaye girdileri ile orantılı olarak daha az işçiye ihtiyaç olduğu anlamına gelmektedir. Bu süreç, ücretler üzerinde aşağı doğru bir baskı uygular. Sermaye teçhizatının emek yerine kullanılması (mekanizasyon ve otomasyon), her işçinin verimliliğini artıracak olsa da bu durum, kapitalist sınıf için yükselen mülk-gelir seviyelerinin yanında, emekçi için nispeten durgun bir ücrete neden olur.

İş gücü piyasası

Neoklasik ekonomi

Çağdaş pazar ekonomileri içinde ekonomik eşitsizliklerin başlıca nedeni, ücretlerin piyasaya göre belirlenmesidir. Rekabet kusurlu olduğunda; düzensiz bilgi akışı olup iş eğitimi ve becerileri kazandırma çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanabilir. Kusurlu koşullar hemen hemen her pazarda olduğundan, pazarların da genel olarak verimsiz olacağı varsayımını ortaya koymaktadır. Bu tür piyasa başarısızlıklarını düzeltmek hükumete düştüğünden, başarılı olabilecek politikalar ortaya konması, hükumet için iyi bir fırsat potansiyeli ortaya çıkartabilir.

Tamamen kapitalist üretim tarzında (mesela mesleki ve emek örgütlerinin, işçi sayısını sınırlayamadığı durumlarda), işçi ücretleri, bu örgütler tarafından veya işveren tarafından değil, pazar tarafından kontrol edilecektir. Ücretler, diğer malların fiyatları ile aynı şekilde çalışır. Dolayısıyla ücretler, piyasa fiyatının bir fonksiyonu olarak düşünülebilir. Bu nedenle, eşitsizlik ortaya çıkan bu fiyatlar tarafından yönlendirilir. Arz ve talep yasası uyarınca, beceri fiyatı vasıflı çalışanın talebi ile vasıflı işçinin arzı arasındaki bir rekabetin ortaya çıkarttığı ortam tarafından belirlenir. "Öte yandan, pazarlar ayrıca serveti artırabilir, çevre maliyetlerini topluma aktarabilir ve işçiler ile tüketicileri istismar edebilir". "Piyasalar, istikrarlı olsalar bile kendileri tarafından, çoğunlukla haksız görülen yaygın bir şekilde yüksek düzeyde eşitsizliğe yol açarlar. "Pazar ücretinin altında bir teklifte bulunan işverenler, işlerinin kronik olarak yeterli olmadığını tespit edecektir. Rakipleri, emeğin en iyisini daha yüksek ücretle sunarak bu durumdan yararlanacaklardır. Kâr amacı güden bir iş adamı için, işçilere piyasa ücretinin altında veya üstünde teklif vermek kaygı vermeyen bir önermedir.

Bir iş için rekabet eden çok sayıda çalışmaya istekli işçinin (yüksek tedarik) az iş gerektiren (az talep gerektiren) işlere işverenin düşük ücret vermesi sonucunu doğurur. Bunun nedeni, işçiler arasındaki rekabetin ücretinin düşürmesidir. Buna bir örnek ise, bulaşık yıkama veya müşteri hizmetleri gibi işler olacaktır. işçiler arasında rekabet, işçinin harcanabilir doğası gereği ücretlerin aşağı çekilmesi eğilimindedir. İstekli sayısının az olduğu veya çalışanların istekli olduğu (düşük arzlı) ancak iş pozisyonlarına büyük bir ihtiyaç duyulduğu yüksek talep durumunda bir iş yüksek ücretlerle sonuçlanır. Bunun nedeni, kaliteli çalışanlar için işverenler arasındaki rekabetin ücreti artırmasıdır. Buna örnek olarak, oldukça gelişmiş kabiliyetler, nadir ve özel yetenekler veya yüksek düzeyde risk gerektiren işler gösterilebilir. İşverenler arasındaki rekabet, işin niteliğinden ötürü ücreti artırma eğilimindedir çünkü belirli bir pozisyon için işçilerin nispeten azlığı vardır. Meslek ve emek örgütleri, işçilerin arzını sınırlayabilir, bu da talep artışı ve üyeler için daha fazla gelir getirir. Üyeler aynı zamanda toplu pazarlık, siyasi nüfuz veya yolsuzluk yoluyla daha yüksek ücret alabilirler.

İş gücü piyasasında rekabet

Bu arz ve talep dengesi, ekonomik eşitsizliği önemli ölçüde etkilemekte ve grup içinde ücret seviyelerinin derecelendirilmesine neden olmaktadır. Ücretlerin kutuplaşması, servetin birikimini ve varlık sahibi %1'ler arasında çok yüksek gelirlerin durumunu açıklamakta zorlanmaktadır. Joseph Stiglitz, "Piyasaların çoğu, vatandaşın menfaati için çalıştıklarından emin olmak için iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi gerektiği açıktır" der. 

Öte yandan, daha yüksek ekonomik eşitsizlik, bireysel düzeyde girişimcilik oranlarını arttırma eğilimindedir (serbest meslek). Bu gibi durumlar çoğunlukla fırsatlar oluşturmak yerine zarar ettirmektedir. Gıda ve barınak gelirleri ("itme" motivasyonları) gibi zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklı girişimcilik, hayatta kalma zorunluluğu tarafından motive edilir. Girişimcilik fırsatları, meslek gibi başarı odaklı motivasyonlar tarafından yönlendirilir ve devamını olmasına fırsat hazırlar. Yeni ürünler, hizmetler veya yetersiz pazar ihtiyaçları bu zorluğu artırır. Ekonomiyi etkileyen eski girişimcilerin yeniden dağıtılma eğilimine girdiklerini gösterirken, yeni girişimcilerin ise teknolojik ilerlemeyi teşvik etmesi ve ekonomik büyüme üzerinde daha olumlu etki yapması beklenmektedir.

Vergiler

Ekonomik eşitsizlikte vergiler

Bir başka sebep ise, gelirin vergilendirme oranı ve vergi sisteminin kademeli artışıdır. Aşamalı vergi de, vergiye tabi taban miktarı arttıkça vergi oranı da artar. Aşamalı vergi sisteminde, vergi oranının değişmesi sonucunda gelirin değişmemesi koşuluyla, en yüksek vergi oranının seviyesi, genellikle bir toplumdaki eşitsizlik düzeyi üzerinde doğrudan bir etkiye sahiptir. Böyle bir durum da toplumun eşitsizliği ya artar ya da azalır. Ayrıca, sosyal harcamalarda uygulanan hızlı vergi artışı, gelirin eşit dağılımına neden olabilir. Vergi öncesi gelir dağılımı için Gini endeksi (Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin dağılımının eşit olup olmadığını ölçmeye yarayan bir kat sayıdır) ile vergiden sonraki Gini endeksi arasındaki fark, bu vergilendirmenin etkilerinin bir göstergesidir.

Servet eşitsizliğinin azaltılması veya arttırılmasında, vergi politikası rolünden dolayı politikacılar ve ekonomistler arasında bir tartışma vardır. Paul Krugman, Peter Orszag ve Emmanuel Saez gibi ekonomistler, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemdeki vergi politikasının, varlıklı Amerikalıların sermayeye düşük gelirli ülkelerden daha fazla erişebilmelerini sağlayarak gelir eşitsizliğini arttırdığını savundu.

Eğitim

Ekonomik eşitlikte eğitim

Eşitsizliğin oluşmasında önemli bir faktör, bireylerin eğitim erişimindeki farklılıktır. Eğitim, özellikle işçiler için yüksek bir talebin bulunduğu bir alanda, bu eğitime sahip kişiler için yüksek ücretler yaratmaktadır. Ancak, eğitimdeki artışlar önce büyümeyi arttırır daha sonra gelir eşitsizliğini azaltır. Sonuç olarak, eğitim alamayan ya da isteğe bağlı eğitim almayı tercih edenler genellikle çok daha düşük ücret almaktadır. Çünkü, eğitim eksikliği doğrudan düşük gelirlere yol açarak tasarruf ve yatırımı azaltır. Öte yandan, eğitim yoksulların üretken potansiyelini ortaya çıkarmaya yardımcı olduğu için geliri arttırır ve büyümeyi teşvik eder.

2014 yılında Standard & Poor'un (ABD merkezli uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu) ekonomistleri, ABD'nin en zengin vatandaşları ile diğer vatandaşlar arasındaki eşitsizliğin, 2008-2009 yıllarında oluşan ekonomik durgunluktaki toparlanmayı yavaşlattığını söyleyerek, ekonomik olarak patlayış ve çöküş döngülerine eğilimi arttırdığını belirttiler. Standard & Poor, vatandaşlar arasındaki ekonomik eşitsizliklerin kısmen giderek yavaş da olsa büyümenin sağlanması için eğitime erişimi arttırmayı önerdi. ABD'de sıradan bir işçi sadece bir yıl daha okulu tamamlamış olsaydı, beş yıl içinde ülke ekonomisine 105 milyar dolarlık ek bir büyüme gerçekleştirecekti.

Ekonomik eşitsizlikte eğitim

1910-1940 arasındaki kitlesel lise eğitimi hareketi sırasında vasıflı işçilerde nitelikli emeğin fiyatında bir düşüşe neden olan bir artış vardı. Dönem boyunca lise eğitimi, öğrencileri işyerinde yapabilecekleri gerekli beceri setleriyle donatmak üzere tasarlandı. Aslında, üniversite ve ileri dereceleri kazanmak için atılım olarak görülen mevcut lise eğitiminden farklıdır. Ücretlerdeki bu düşüş, bir süre sıkıştırmaya neden oldu ve vasıflı ve vasıfsız işçiler arasındaki eşitsizliği azalttı. Eğitim, ekonominin gelişimi için çok önemlidir, ancak cinsiyete dayalı eğitim eşitsizlikleri ekonomiye de etki etmektedir. Lagerlof ve Galor, eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin düşük ekonomik büyümeye neden olduğunu ve eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sürdürerek yoksulluk tuzağı yarattığını belirtti. Erkeklerde ve kadınlarda eğitimde büyük bir boşluğun geriliğe işaret edebileceği ve bu nedenle ülkeler arasında ekonomik eşitsizliklerin nedenini açıklayabilen daha düşük ekonomik büyüme ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Araştırmalarının bulduğu diğer sonuçlar; kadınların orta öğretime devamı büyüme ile pozitif ilişkilidir. Bulgular gösteriyor ki, eğitimli kadınların çokluğu ekonomik büyümede itici bir güç olmakta ve tam tersi olarak da eğitim kadınların azlığı ekonomik büyümeyi yavaşlatmakta. Dünya çapında hızlı ekonomik kalkınmanın ön şartlarından biri kadının daha kaliteli ve daha uzun süreli eğitim almasıdır. Eğitim, ekonomik büyümeyi teşvik ederken birçok farklı yolla da insanların yaşam standartlarını artırmaktadır.

İşgücünün verimliliğinin artması, iyi yönetim için daha iyi koşullar, sağlığın iyileştirilmesi ve eşitliğin artması gibi sonuçlar doğurur. İşgücü piyasasının başarısı okul başarısı ile bağlantılıdır, eğitimde eşitsizliğin ortadan kalkması kazanç eşitsizliğini azaltacaktır.

Birleşik Devletler, eğitime emlak vergileri yoluyla fon sağlamakta ve bu da bir devlet okulunun alabileceği fon miktarında büyük farklılıklara yol açabilmektedir. Her zaman olmasa da çoğu zaman, bu fonlar, zengin ebeveynlerin çocuklarının katıldığı okullar için daha fazla fon sağlayabilmektedir. 2015 itibarıyla hükumetin zengin mahallelerde bulunan okullara yoksul mahallelere kıyasla daha fazla harcama yaptığı OECD ülkeleri Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Türkiye'dir.

Ekonomik liberalizm, deregülasyon ve sendikaların çöküşü

Ekonomide Washington Üniversitesi

CEPR (Center for Economic Policy Research) ekonomistleri John Schmitt ve Ben Zipperer ekonomi eşitsizliğinin sebeplerinden biri olarak sendikal üyeliğin azalmasının ekonomik liberalizme ve iş düzeninin azaltılmasına sebep olduğunu tespit etmişlerdir. Analizlerinde, sendikaların güçlü kaldığı kıta Avrupa'sı liberalizmi ile karşılaştırıldığında, yoğun Anglo-Amerikan liberal politikalarının etkilerinin sonuçlarını şöyle sıralamışlardır: "ABD ekonomik ve sosyal modeli, yüksek düzeyde gelir eşitsizliği de dahil olmak üzere, büyük oranda sosyal dışlanma, yoksulluk oranlarının yüksekliği, zayıf ve eşit olmayan eğitim, kötü sağlık koşulları ve yüksek suç oranları ve hapsedilmeler olarak karşımıza çıkmaktadır". ABD ekonomisi, tahmin edilenin aksine tüm kıta Avrupa ülkelerinden daha düşük bir ekonomik hareket kabiliyetine sahiptir.

Washington Üniversitesi'nden Sosyolog Jake Rosenfield, ABD'de örgütlü iş gücünün azalmasının teknolojik değişimler ve küreselleşmeden daha çok gelir farkının artmasında büyük rol oynadığını, bunun gelir eşitsizliğini yüksek oranlarda yaşamayan diğer sanayileşmiş ülkeler tarafından da tecrübe edildiğini iddia etmektedir. Eşitsizlikte hızla yükselmektedir. Özellikle İskandinavya'da yüksek sendikalaşma oranlarına sahip olan ulusların çok düşük eşitsizlik seviyelerine sahip olduklarını ve sonuç olarak "tarihsel düzenin net olduğunu, uluslar üstü modelin net olduğunu ve yüksek eşitsizliğin zayıf işçi hareketleri ile birlikte ele alınması gerektiğini" belirtmiştir.

Washington Üniversitesi Ekonomi Bölümü

Uluslararası Para Fonu tarafından yapılan 2015 çalışmasında 1980'ler den başlayarak birçok gelişmiş ekonomideki sendikalaşmanın çöküşünün artan gelir eşitsizliğine sebep olduğunu ortaya koymuştur.

2016'da IMF araştırmacıları, ekonomik seçkinlerin uyguladıkları neoliberal politikaların, ekonomik büyümeyi yavaşlatacak ve "dayanıklı genişlemeyi tehlikeye atacak" şekilde eşitsizliği artırdıklarına karar verdiler. Raporlarında "üç rahatsız edici sonuç" vurgulanıyor:

Artan büyüme açısından faydalar, geniş bir ülke grubuna bakıldığında kurulması oldukça zor görünüyor.

Artan eşitsizlik açısından maliyet belirgindir. Bu maliyetler, neoliberal gündemin bazı yönlerinin büyüme ve eşitlik etkileri arasındaki dengeyi özetlemektedir.

Artan eşitsizlik, büyümenin seviyesini ve sürdürülebilirliğini zedelemektedir. Büyüme, neoliberal gündemin tek veya temel amacı olmasına rağmen, gündemdeki savunucuların hala dağıtımsal etkilere dikkat etmeleri gerekiyor.

Küreselleşme

Küreselleşme ve Lawrence

Ticaret liberalizasyonu, ekonomik eşitsizliği küresel bir ölçekten yerel ölçekte değiştirebilir. Zengin ülkeler zayıf ülkelerle ticaret yaptığında, zengin ülkelerdeki düşük vasıflı işçiler rekabet nedeniyle ücretlerin düşmesine neden olabilirken, fakir ülkelerdeki düşük nitelikli işçiler ücretlerin artacağını düşünebilir. Ticaret ekonomisti Paul Krugman, ticaret liberalizasyonunun Birleşik Devletler'deki yükselen eşitsizlik üzerinde ölçülebilir bir etkiye sahip olduğunu tahmin ediyor. Bu eğilimi, yoksul ülkelerle ticaretin arttırılması ve üretim araçlarının parçalanması olarak nitelendiriyor ve düşük vasıflı işlerin ticarete açılmasına neden oluyor. Bununla birlikte, ticaretin Amerika'daki eşitsizlik üzerindeki etkisinin, diğer uzmanlar tarafından paylaşılan, teknolojik inovasyon gibi diğer nedenlerle karşılaştırıldığında az olduğunu kabul eder. Ampirik ekonomistler Max Roser ve Jesus Crespo-Cuaresma, verilerin uluslararası ticaretin gelir eşitsizliğini arttırdığını destekliyorlar. Uluslararası ticaretin gelir dağılımı üzerindeki etkileri konusunda Stolper-Samuelson teoreminin tahminlerini ampirik olarak teyit ediyorlar. Lawrence Katz, ticaretin artan gelir eşitsizliğinin sadece % 5-15'inden sorumlu olduğunu tahmin ediyor. Robert Lawrence, teknolojik yenilikçiliğin ve otomasyonun, düşük vasıflı işlerin daha zengin ülkelerdeki makine işçiliğiyle değiştirildiğini ve daha zengin ülkelerin yoksul ülkelerden gelen rekabetten etkilenebilecek çok sayıda düşük vasıflı imalat sanayi işçisine sahip olmadıkları anlamına geldiğini savunuyor.

Ekonomist Branko Milanovic, 1988 ve 2008 yıllarını karşılaştıran küresel gelir eşitsizliğini analiz etti. Analizi, gelişmekte olan ekonomilerin orta sınıfının (örneğin Çin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Mısır) ve dünyanın en büyük %1 ülkeleri küreselleşmenin başlıca kazananları olmuşlardır. Gelişmekte olan ülkelerin orta sınıfları (1988'de küresel gelir dağılımının yüzde 50'si civarında olanlar) %70-80 artarken, küresel en iyi %1'lik (enflasyona göre düzeltilmiş) gelir yaklaşık % 60 arttı. Öte yandan, gelişmiş dünyanın orta sınıfındakiler (1988'de 75. ila 90. yüzdeliklerde, örneğin Amerikan orta sınıfında olanlar) çok az kazanç yaşadı. En zengin %1, 30 milyon Amerikalı da dahil olmak üzere dünya çapında 60 milyondan fazla kişiye sahiptir (yani, Amerikalıların gelirle en üst %12'si 2008'de küresel en çok %1'dir).

Cinsiyet

Sosyalist Bebel'e göre ekonomi

Birçok ülkede, iş gücü piyasasında erkekler lehine cinsiyet ile ilgili bir ücret farkı vardır. Ayrımcılık dışındaki çeşitli faktörler, bu ücret farkına katkıda bulunabilir. Kadınlar iş ararken erkeklere göre daha farklı düşünmektedirler ve ulaşım için fazla masraf yapmadan, konut olarak taşınmak zorunda kalmadan çalışabilecekleri işleri tercih ederler. Thomas Sowell, "Bilgi ve Kararları" adlı kitabında, kadınlar ile erkekler arasındaki ücret farkının evlilik veya gebelik yüzünden iş bulamayan kadınlara bağlı olduğunu iddia etmektedir. Ancak gelir araştırmaları bunun tüm farklılıkları açıklamadığını gösteriyor. Bir ABD nüfus sayımı raporunda, ABD'de iş gücü piyasasını etkileyen başka faktörlerin bulunduğunu, kadınlar ve erkekler arasında kazançlarda hala bir fark olduğunu belirtti. Diğer ülkelerdeki gelir farkı aralıkları, Botswana'daki %53'ten Bahreyn'deki %40 arasında değişmektedir.

Cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılık, toplumdaki yoksulluğun ve savunmasızlığın bir bütün olarak oluşmasına ve devam ettirilmesine neden olmaktadır. Cinsiyet Eşitliği Endeksleri, bu eşitlik özelliğini göstermek için araçlar sağlamayı amaçlamaktadır.

Robert Owen, William Thompson, Anna Wheeler ve August Bebel gibi 19. yüzyıl sosyalistleri, cinsiyetler arasındaki ekonomik eşitsizliğin önde gelen sebebinin ekonomik eşitsizlik olduğunu savundular. Karl Marx ve Fredrick Engels, sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliğin, eşitsizliğin gerçek nedeninin olduğuna inanmaktadırlar.

Ekonomik gelişme

Kuznets eğirisi

Ekonomist Simon Kuznets, ekonomik eşitsizlik düzeylerinin büyük oranda gelişme aşamalarının bir sonucu olduğunu savundu. Kuznets göre gelişme düzeyi düşük ülkelerde zenginliğin nispeten eşit dağılımı vardır. Bir ülke geliştikçe, daha fazla sermayeye sahip olur ve bu sermayenin sahiplerine daha çok servet ve gelir getirir bunun sonucu olarak da eşitsizlik ortaya çıkar. Sonuç olarak, sosyal refah programları gibi çeşitli toplumsal dağıtım mekanizmaları yoluyla, daha gelişmiş ülkeler düşük eşitsizlik seviyelerine geri dönerler.

Gelir düzeyi ile eşitsizlik arasındaki ilişkiyi çizen Kuznets, orta gelirli gelişmekte olan ekonomileri, şimdi Kuznets eğrisi olarak bilinen durumu oluşturmak için ortaya çıkan eşitsizlik düzeyini gördü. Kuznets, bu ilişkiyi kesitsel verileri kullanarak gösterdi. Bununla birlikte, bu teorinin üstün anket verileri ile test edilmesi, onun bu göstergelerinin çok zayıf olduğunu ortaya koydu. Kuznets eğrisi, gelir eşitsizliğinin zamanla azalacağını öngörür. Bir örnek olarak, Amerika Birleşik Devletlerinde  gelir eşitsizliği 1910-1940 yıllarında yapılan lise hareketleri sırasında düştü. Bununla birlikte, son yıllardaki veriler, 1970'li yıllardan sonra gelir düzensizliğinin yükselmeye başladığını göstermektedir. Başka bir Kuznets döngüsü ise imalat sektöründen hizmet sektörüne doğru hareket oluştuğunu söyler. Bu, çoklu Kuznets döngülerinin herhangi bir zamanda etkili olabilmesi anlamına gelmektedir.

Kişisel tercihler

Kültürel konularla ilgili olarak, bir toplumdaki tercih çeşitliliği ekonomik eşitsizliğe katkıda bulunabilir. Daha fazla para kazanmak için daha fazla çalışmak veya daha fazla boş vakit geçirmek arasında seçim yapmak gibi bir durumla karşılaşıldığında, özdeş kazanç potansiyeli olanlar ile eşit yetenekli bireyler farklı stratejiler seçebilir. İş ve eğlence arasındaki denge, emek piyasasındaki arz yönünden çok önemlidir.

Aynı şekilde, bir toplumdaki bireylerin genellikle farklı seviyelerde riskten kaçınma hakları vardır. Eşit yetenekli bireyler, yeni işe başlama gibi kazanç sağlama potansiyeline sahip faaliyetlerde bulunduklarında, bazı girişimler başarılı olurken bazıları başarısız olur. Bir toplumda hem başarılı hem de başarısız girişimlerin varlığı, tüm kişiler aynı olsa bile ekonomik eşitsizlik ile sonuçlanır.

Servet dağılımı

Servet dağılımı

Zenginlik konsantrasyonu, belirli koşullar altında, yeni yaratılan zenginliklerin zaten varlıklı bireylerin ya da varlıkların mülkiyetinde yoğunlaştığı teorik bir süreçtir. Bu teoriye göre, zenginlik sahibi olanlar, zenginlik oluşturan yeni kaynaklara yatırım yapma veya zenginlik birikimini daha da katlayacak araçlarına sahiptirler. Böylece yeni zenginlikten yararlananlar yine kendileri olur. Zamanla, servet yoğunlaşması eşitsizliğin toplum içinde kalıcılığına önemli ölçüde katkıda bulunabilir. Thomas Piketty, "21. Yüzyıldaki Sermaye" başlıklı kitabında, farklılığın temel gücünün, sermayenin ekonomik büyümeden daha büyük bir getiri olduğunu ve daha büyük servetlerin daha yüksek varlık getirdiğini savundu. 

Kiralama arayışı

Kiralama arayışı

Ekonomist Joseph Stiglitz, servet ve gelir yoğunlaşmalarını açıklamaktan ziyade pazara hakim güçlerinin, "kira arayan" olarak bilinen piyasa dışı güçler tarafından daha iyi açıklanabilecek bu yoğunlaşma üzerinde bir fren görevi görmesi gerektiğini savunuyor. Pazar, servet oluşturma, daha fazla üretkenlik gibi kazanç yollarını daha da açma adına özel becerileri olanlara ödüllendirme teklifinde bulunur. Başarılı girişimcilerin, fiyatları, kârları ve büyük tazminatları düşürmek için rekabeti teşvik etmeleri fazla kazanç elde etmelerini önleyecektir. Stiglitz'e göre büyüyen eşitsizliği en iyi anlatan tanım; bazı servet grupları tarafından oluşturulan siyasal iktidarın hükumet politikalarını mali açıdan iktidara faydalı olacak şekilde kullanılmasıdır. Ekonomistler tarafından kiralama anlayışı olarak bilinen bu yöntem, yeni servet kaynağı yaratılmasından değil, "var olan zenginliğini kullanarak çaba göstermeden servetin büyük bir bölümünü elde etmek" olarak gelir getirir.

Kiralık anlayışı genelde, zayıf kurumlar ve zayıf hukuk düzenine sahip toplumların kullandığı bir anlayış olarak düşünülür. Ancak Stiglitz, ABD gibi gelişmiş toplumlarda bunun eksikliğinin olmadığını söyler. Eşitsizliğe yol açan kiralama anlayışına örnekler arasında şunlar sayılabilir:

Demiryollarının kiralanması

Piyasa fiyatları altında 'kira toplayıcılar' tarafından kamu kaynaklarının elde edilmesi (kamu arazilerinin demir yollarına verilmesi veya ABD'da düşük bir fiyatla maden kaynaklarının satılması gibi).

Halka arz edilen hizmet ve ürünlerin piyasa fiyatlarının üstünde satılması. 

Hükumetin tekel gücünü güvence altına almak (2011 yılında dünyadaki en zengin kişi Carlos Slim, Meksika'nın yeni özelleştirilmiş telekomünikasyon endüstrisini kontrol altına aldı).

Rant elde etmek isteyen, "kaza en az tıslama yaptırarak tüylerin en büyüğünü kazanmak" deyiminde olduğu gibi, doğası gereği net olmayan, yazılı basında halkın dikkatini çekmeyen veya yaygın kabul gören yöntemler (piyasalar doğal rekabetçidir ve bu yüzden tekellere karşı hükumetin düzenlemesine gerek yoktur).

Finans sektörü

Jamie Galbraith, daha büyük finansal sektörlere sahip ülkelerin daha fazla eşitsizliğe sahip olduğunu ve bu büyüklüğe sahip olmanın rastlantı sonucu olmadığını savunuyor.

Ekonomik eşitsizliğin etkileri

Ekonomik eşitsizliğin etkileri ve Shiller

Araştırmacılar, daha yüksek sağlık ve sosyal problem oranları ile malların oranları arasında toplumdaki yüksek tüketimli kaynaklardan daha düşük düzeyde ekonomik yarar sağladığını ve beklenenden daha fazla tüketim için insan kazancı ihmal edildiğinde alt düzey bir ekonomik büyüme bulmuşlardır. Yüksek tüketim için bu oranlar ihmal edilebilir. Herkesi eşit sayan ilk 21 sanayileşmiş ülkede eşitlik varken, eşitliğin daha az olduğu ülkelerde yaşam beklentisi daha düşüktür. ABD'nin eyaletleri arasında da benzer bir ilişki mevcuttur.

2013 yılı Ekonomi Nobel ödüllü Robert J. Shiller, Birleşik Devletlerde ve diğer yerlerde yükselen eşitsizliğin en önemli sorun olduğunu söyledi. Artan eşitsizlik, ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir. Eşitsizliğin arttığı yüksek ve kalıcı işsizlik, uzun vadeli ekonomik büyümeyi de olumsuz etkilemektedir. İşsizlik yalnızca kaynakların boşa harcanması değildir aynı zamanda ortaya çıkarttığı baskıcı ve çarpıtılmış uygulamalar insanları yoksullaştırarak, emek hareketliliğini sınırlamış, likiditeyi azaltmış ve toplumsal dinamikleri yerinden oynatarak huzursuzluk ve çatışmayı teşvik etmiş, saygısızlıklar ortaya çıkarak işsizliğe sebep olan durum oluşmuştur. İşsizliğin kontrol altına alınmasını ve özellikle eşitsizlikle ilişkili etkilerinin azaltılmasını amaçlayan politikalar, ekonomik büyümeyi desteklemektedir.

Toplumun "seçkinler" ve "halk kitleleri" gibi ekonomik katmanlaşması, Roma, Han ve Gupta imparatorlukları gibi tarihteki büyük medeniyetlerin çöküşünde merkezi bir rol oynadı. 

Sağlık

Kate Pickett ve sosyal sorunlar

İngiliz araştırmacılar Richard G. Wilkinson ve Kate Pickett, sağlık ve sosyal sorunların (obezite, zihinsel hastalık, cinayet, genç doğum, hapis, çocuk çatışması, uyuşturucu kullanımı) daha yüksek oranlarını ve daha düşük sosyal mallar alt oranlarını (ülke, eşit seviyede eyalet ve ülkelerde, eğitim performansı, yabancılar arasında güven, kadın statüsü, sosyal hareketlilik, yayınlanan patent sayısı) tespit ettiler. İngiliz araştırmacılar Richard G. Wilkinson ve Kate Pickett, yüksek eşitsizlik oranına sahip ülkeler ve bu ülkelerdeki sağlık ve sosyal sorunlar ile düşük sosyal malların alt oranlarını tespit ettiler. 23 gelişmiş ülke ile ABD'nin 50 eyaletinden gelen istatistikleri kullanarak, Japonya ve Finlandiya gibi ülkelerde sosyal / sağlık sorunlarının daha alt seviyelerde olduğunu gördüklerini ve Utah ve New Hampshire gibi eyaletlerde (ABD ve İngiltere) ülkelerden daha yüksek düzeyde eşitlik bulunduğunu gördüler (Mississippi ve New York) ve hane halkı gelirlerinde büyük farklılıklar buldular.

İnsanlık tarihinin en yüksek maddi yaşam standartları için - doymuş olmak, temiz suya erişim ve fazla emek harcamadan yakıt kullanarak ısınmak - daha iyi sağlık ve daha uzun yaşama yol açtı. Kişi başına düşen gelir arttıkça iyi yaşam beklentisi hızla yükseldi. Son yıllarda orta gelirli ülkeler arasında yaşam standartları yavaşlamış ve dünyanın en zengin otuz kadar ülkesinde ise artmıştır. ABD'de kişi başına düşen gayri safi milli hasıla (GSYİH) yüksek olmasına rağmen, Amerikalıların Yunanlılardan veya Yeni Zelandalılardan (ortalama 78 yıl) daha fazla yaşamadığı görülmüştür (2004 yılında ortalama yaşam oranı yaklaşık 77 yıl). İsveç'teki 80 yıl ve Japonya'da 82 yıl - gelirin daha eşit dağıtıldığı ülkeler olarak - ortalama ömür beklentisi daha yüksek olmaktadır.

Son yıllarda gelişmiş ülkelerde karakteristik gelir eşitliği ile sağlığın güçlü şekilde ilişkili olduğu görüldü. Yazarlar Richard Wilkinson ve Kate Pickett, dokuz faktörden "Sağlık ve Sosyal Sorunlar" indeksi oluşturarak, sağlık ve sosyal sorunları "gelir eşitsizliklerinin fazla olduğu ülkelerde daha yaygın" buldu ve ABD ile büyük gelir eşitsizlikleri olan ülkeler arasında daha fazla olarak görüldü. Aynı konuda yapılan diğer çalışmalar bu ilişkiyi doğrulamıştır. 22 ülkede 40 farklı göstergeyi inceleyen Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) " 'zengin ülkelerde çocuk refahı' endeksi, daha fazla eşitlikle bağlantılı ancak kişi başı gelir ile ilişkili değildir" dedi.

Pickett ve Wilkinson, eşitsizlik ve sosyal tabakalaşmanın; depresyon, kimyasal bağımlılık, daha az toplum ömrü, aile içi sorunlar ve stresle ilişkili hastalıklara yol açabilecek psikososyal stres ve statü kaygısının daha yüksek seviyelerine yol açtığını savunurlar.

Sosyal salgın hastalıklar dalı (Epidemiyoloji) uzmanları Ichiro Kawachi ve SV Subramanian, kitaplarında yoksul bireylerin zenginler kadar sağlıklı yaşamlarını kolaylıkla sağlayamadığını bulmuşlardır. Aileler yeterince sağlıklı besleyemiyor, devlete faturalar ödeyemiyor, soğuk havalarda iyi ısınamayıp hastalıklara zemin hazırlanıyor ve yoksulluktan dolayı konut sorunu yaşanıyor.

Sosyal Dayanışma

Sosyal Dayanışma 01

Araştırmalar, gelir eşitsizliği ile sosyal uyum arasında ters bir bağlantı olduğunu göstermiştir. Daha eşit toplumlarda insanların birbirlerine güvenmesi, sosyal sermayenin aldığı önlemler sayesinde (iyi niyet, arkadaşlık, karşılıklı sempati ve toplumsal birimleri oluşturan gruplar arasındaki toplumsal bağlılığın sağladığı faydalar) toplu yaşama daha fazla katılım sağlayınca cinayet gibi menfi toplumsal travma oranlarının çok daha alt seviyelere düştüğü gözlenmiştir.

"Şansınız olursa, başkaları sizden faydalanır mı?" sorusunun sonuçlarını araştırmalarda karşılaştırılıyor. ABD Genel Sosyal Araştırmalar ve gelir eşitsizliği istatistikleri ile Eric Uslaner ve Mitchell Brown, toplumdaki güven miktarı ile gelir eşitliği arasında yüksek bir korelasyon olduğunu tespit ettiler. Andersen ve Fetner'in 2008 yılında yayınladığı bir makalede, ülkelerin kendi içinde ve ülkeler arasında ekonomik eşitsizlik ve 35 demokratik ülkenin hoşgörüsü arasında güçlü bir ilişki buldular.

Yapılan iki çalışmada Robert Putnam, sosyal sermaye ile ekonomik eşitsizlik arasındaki bağlantıları kurdu. Bu konudaki en önemli çalışmasını hem Amerika'da hem de İtalya'da gözlemledi. Konu ile ilişki yaptığı açıklama: Topluluk ve eşitlikler birbirini güçlendiriyor... Sosyal sermaye ve ekonomik eşitsizlik, 20. yüz yılın çoğunda birlikte hareket etti. Zenginlik ve gelir dağılımı açısından, 1950'li ve 1960'lı yıllardaki Amerika, yüzyılı aşkın süreden daha eşitlikçiydi... Aynı yıllar aynı zamanda toplumsal bağlanmanın ve sivil katılımın en üst noktasıydı. Eşitliğin ve sosyal sermayenin rekor yüksekliği çakıştı. Tersine, 20. yüzyılın son üçte birindeki yıllarda eşitsizliklerin artması ve toplumsal sermayenin tükenmesi gereken bir zamandı... İki trendin zamanlaması oldukça dikkat çekicidir: 1965-70 yıllarında arasında bir yerlerde ABD rotayı tersine çevirip daha az ekonomik sorunlar yaşadı hem de sosyal ve siyasi açıdan daha iyi ilişkiler kurmaya başladı.

Albrekt Larsen, 20. yüzyılın ikinci yarısında Danimarka ve İsveç'te güvenin nasıl arttığını, ABD ve İngiltere'de ise nasıl azaldığının karşılaştırmalı bir incelemesi ile açıkladı. Eşitsizlik düzeyinin ülke vatandaşlarını nasıl etkilediğini ortaya koydu. Bu modelde sosyal güven, (Putnam'ın modelinde olduğu gibi) tanıştığınız insanlarla olan ilişkiler değil, hayal ettiğiniz kişilerle ilgilidir.

Ekonomist Joseph Stiglitz, ekonomik eşitsizliğin ticarete ve hükumete olan güvensizliğe yol açtığını savundu.

Suç oranları

Fakirlik 01

Suç oranının toplumdaki eşitsizlikle ilişkili olduğu da gösterilmiştir. İlişkiyi inceleyen çoğu çalışma, cinayetler üzerine yoğunlaştı. Cinayetler neredeyse tüm uluslarda ve yargı bölgelerinde tanımlanmıştır. Gelir farklılıklarının daha büyük olduğu toplumlarda şiddetin eğilimi daha yaygın olduğunu gösteren 50 çalışma vardır. Gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında eğitimin etkileri konunda çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Daly ve diğerleri 2001 yılında, ABD eyaletleri ile Kanada eyaletleri arasında adam öldürme (homisit) oranlarının eşitsizlikle ilişkili olarak on kat fark gösterdiğini tespit etti. Cinayet oranındaki tüm değişimlerin yaklaşık yarısının her eyaletteki veya eyaletteki eşitsizlik miktarındaki farklılıklarla açıklanabileceğini tahmin ettiler. 2002 yılında Fajnzylber ve arkadaşları dünya çapında benzer bir ilişki bulmuştur. Cinayetlerle eşitsizlik arasındaki ilişki üzerine akademik literatürde çeşitli yorumlar yapılmıştır.

Cinayetlere ilişkin uluslararası çapta yapılan araştırmalarda en tutarlı bulgu, gelir eşitsizliği ve cinayetler arasında pozitif bir bağlantıydı.

Ekonomik eşitsizlik, kavramsal olarak ilgili araştırmaların geniş bir listesine rağmen, cinayet oranlarıyla pozitif ve anlamlı bir şekilde ilişkilidir. Bu ilişkinin en son verilerle bulunması ve daha önceki araştırmalardan farklı ekonomik eşitsizlik ölçüsü kullanması, bulgunun çok sağlam olduğunu ortaya koymaktadır.

Bir önceki çalışmadan farklı faktörleri kontrol eden 2016 yılında yapılan bir çalışmada, yukarıda belirtilen bulguların gerçekliğini zorlaştırmaktadır. Çalışma, "genel eşitsizlik ile suç arasında önemli deneysel bir bağ olduğuna dair çok az kanıt buluyor" ve "şiddet ile ortaya çıkan suç ile ekonomik eşitsizlik arasındaki daha önce bildirilen pozitif ilişki (korelasyon) büyük ölçüde mahallelerin geneli yerine mahalle dahilinde eşitsizliği, ekonomik ayrımcılık ile tahrik ettiğini" bulmuştur.

Ekonomik refah dağıtım etkinliği

Sosyal, kültürel ve sivil katılım

Daha yüksek gelir eşitsizliği, fakir ve orta kesimden daha az olan zenginler arasında sosyal, kültürel ve sivil katılımın her biçimine daha az soruna yol açtı. Eşitsizliğin oldukça yüksek olduğu yoksullar daha düşük maliyetli çalışma biçimine kaymazlar.

Faydaları, ekonomik refah ve dağıtım etkinliği

Ekonomik eşitsizlik için en mükemmeli bulmaya çalışmak, faydalı ilkeleri bulmaya çalışmaktan daha zor ve sorunludur. Bir milyonerin bir yazlık evinin olması beş evsiz aileye göre daha az yarar sağlayan bir durum ortaya koyar. Bu toplumdaki azalmış "paylaşım etkisi" örneğidir ve servetin marjinal faydasını, dolayısıyla kişisel yararın genel toplamını azaltır. Yoksul bir kişi tarafından harcanan fazladan bir dolar, gıda, su ve sağlık gibi temel ihtiyaç gibi yoksul kişiye büyük miktarda yarar sağlayan şeylere gidecek; zengin bir kişi tarafından harcanan ek bir dolar, nispeten daha az fayda sağlayacak ve lüks tüketime gidecek bir harcama olacaktır. Böylece kişi başına zenginliğin marjinal faydası (ek harcanan dolar) azalır. Bu açıdan bakıldığında, toplumdaki zenginlik miktarı, daha eşitlikçi bir toplum için toplam faydası daha yüksek olacaktır. Bazı çalışmalar, bu teoriye ilişkin kanıtlar bulmuştur; eşitsizliğin daha düşük olduğu toplumlarda, nüfus genelinde tatmin ve mutluluk daha yüksek olma eğilimindedir.

Ekonomik refah 01

Ekonomist Arthur Cecil Pigou şunu savunmaktadır:

... nispeten zengin bir insandan, benzer yoğunluğa sahip nispeten fakir bir insana herhangi bir gelir transferi söz konusu olduğunda zenginin memnuniyetine nispeten fakir olanın daha yoğun memnuniyetine sebep olacağı için, toplam memnuniyet oranını arttırması gerektiği açıktır. Eski "azalan yarar yasası" teklifine güvenli bir önermeye götürür: Gerçek gelirin mutlak payını fakirlerin kazancına doğru arttıran herhangi bir neden, ulusal kazanç (temettü) boyutunu bulunduğu yerden ve koşullardan farklı bakış açısına çekecek ve genel olarak ekonomik refahı artıracaktır.

Filozof David Schmidtz, bireysel araçların toplamının en üst düzeye çıkarılmasının, üretme teşviklerine zarar vereceğini savunuyor. Filozof David Schmidtz bireysel yarar toplamını en üste çıkarmaya çalışmanın (maksimize etmek) üretimi teşvik etmeye zarar vereceğini savumuştur.

Joe Rich'in ikinci birim ürünü [mısırın] alan bir topluluk, bu birimi alan kişiden uzaklaştırıyor... İnsanlar için en faydalı şey bitki dikmeye teşvik etmektir... Kulağa hoş gelen bununla ilgili bir şey daha var ki o da toplum, tohum mısırını üretiminin dışında aynı üründen farklı yiyecek üretimine yönlendirilir, böylece kendisine ait ve kullanabileceği yiyecekleri de elde etmiş oluyor.

Bununla birlikte, eşit dağılımın artan marjinal faydasına ek olarak, Pigou ve diğerleri, kuyu açma değimi olarak kullanılan "Joneses'la devam et" etkisi olduğuna dikkat çekerek, daha fazla yararlanamayacak eşitsizliğe ve kaynakların kullanılmasına neden olabilir.

Zenginlerin gelirlerinden sağlanan memnuniyetin daha büyük bir kısmı alacakları miktardan gelir. Tüm zenginlerin gelirleri birlikte azalırsa, alacak kısmı yok edilmez. Bu nedenle, zenginlerin kendilerine aktardıkları fakirlere aktarılmış olsa zenginlerin uğradığı ekonomik refah kaybı, yoksullara ekonomik refah kazandırmak yerine "göreceli olarak azalan faydadan yararlanma" kanununun dikkate alınmasından dolayı daha az olacaktır. Bu nedenle, zenginlerin kendilerine aktardığı transferler fakirlere aktarıldığında, zenginlerin uğradığı ekonomik refah kaybı, yoksullara ekonomik kazanç ve refah kazandırmak yerine "göreceli olarak azalan faydadan yararlanma" kanunu dikkate alındığında daha az getirisi olacaktır.

Rrefah ve dağıtım etkinliği

Amaç, belirli özelliklere sahip bir tekne yerine en büyük yata sahip olmak - rakibinizden büyük olduğu sürece 20 metrelik bir tekne yerine 100 metre uzunluğunda çok büyük tekne sahibi olmak - daha büyük bir avantaj sağlamaz. Ekonomist Robert H. Frank, erkek Kanada Geyiği (elk) boynuzlarını kullanarak eşlerini elde etme çabaları ile ortaya koyduğu kavramını açıklamaya çalışıyor.

Rakiplerinizden daha büyük olma baskısı, var olan kaynakları hastalıklarla savaşmak gibi daha verimli konularda kullanmak yerine silahlanma yarışına yol açar. Bunun sonucu da her Kanada Geyiği erkeği, hantal ve pahalı bir melez dişi bulmakla sonuçlanır ... ve "hayat, erkek Kanada Geyikleri için grup olarak perişan hallere düşmelerine sebep olur."

Toplam talep, tüketim ve borç

Tüketim ve borç

Alfred Pigou gibi bazı ekonomistler, gelir eşitsizliğinin toplu talebi düşürdüğünü ve bunun sonucunda eski orta sınıf tüketicilerin giderek daha fazla sayıda lüks, gerekli mal ve hizmeti alamayacak kadar büyük açıklıklara yol açtığını savundu. Bu, üretimi ve genel istihdamı düşürmüştür.

Muhafazakar araştırmacılar, gelir eşitsizliğinin önemli olmadığını savundu çünkü gelir yerine tüketim eşitsizlik ölçüsü olmalı ve tüketim eşitsizliği ABD'deki eşitsizlikten daha yüksek değildir. Liberter Cato Enstitüsü'nden Will Wilkinson "kanıtların önemi, tüketim eşitsizliğinin yükselişinin gelir düzensizliğine oranla çok daha dramatik olduğunu" gösteriyor ve tüketim gelirden daha önemlidir diyor. Johnson, Smeeding ve Tory'ye göre, tüketim eşitsizliği 2001 yılında 1986 yılında olduğundan daha düşüktü. Bu tartışma, gazeteci Thomas B. Edsall'ın "Zavallıların Gizli Refahı" adlı eserinde özetlendi. Diğer çalışmalar, tüketim eşitsizliğini hane halkının gelir eşitsizliklerine göre daha dramatik buldu. CBO (iş geliştirme hakkında hesap sorulacak kimse) çalışması, tüketim verilerini "yüksek gelirli ailelerin tüketimini" "yeterince" yakalayamadıklarını, gelirlerini de mevcut durumda olduğu gibi buldular ancak bununla birlikte hane halkı tüketim rakamlarının hane halkı gelirinden daha eşit bir dağılım gösterdiğini kabul ettiler.

Diğerleri, tüketimin gelir üzerindeki önemine tartışmasında; eğer orta ve düşük gelir olarak kazandıklarından fazlasını tüketirlerse, daha az tasarruf sağladıklarından daha fazla borca giriyorlardı. Gelir eşitsizliği, artan hane halkı borcunda itici faktör olmuştur, çünkü yüksek gelirli zenginler gayrimenkul fiyatını yükseltmiş ve orta gelirli olanlar mevcut yaşamlarını muhafaza etmeye çalışırlarken borç içine girmişlerdir.

Merkez Bankacılığı ekonomisti Raghuram Rajan, "Birleşik Devletlerde ve dünyada sistematik ekonomik eşitsizliklerin, finansal krizleri geçmişe oranla olma ihtimali daha yüksek hale getiren derin finansal "hata çizgileri" yarattığını iddia ediyor. 2007-08 yılları buna son örnektir. Sabit ve azalan satın alma gücünü telafi etmek için, krediyi daha düşük ve orta gelir düzeyindeki alıcılara - özellikle ev satın almak gibi - ve işsizlik oranlarını düşük tutmak için genel olarak daha kolay kredi vermek siyasi baskı ile gelişti. Bu durum, Amerikan ekonomisine, sürdürülemez finansal, parasal uyarılar getirdiği "kabarcıktan baloncuklara" geçiş eğilimini sağladı.

Emek, konsolidasyon ve rekabetin tekelleşmesi

Daha fazla gelir eşitsizliği, iş gücünün tekelleşmesine ve dolayısıyla daha az işveren gerektiren ve azalmış iş gücüne yol açabilir. Kalan işverenler, rekabetin göreceli eksikliğini güçlendirebilir (konsolide edebilir) ve faydalanabilir. Bu durum daha az tüketici seçimi, pazar istismarı ve nispeten daha yüksek gerçek fiyatlara yol açmaktadır.

Ekonomik teşvikler

Ekonomist Adam Smith

Bazı ekonomistler, eşitsizliğin ekonomik teşvike neden olmasının temel nedenlerinden birinin, maddi refah ve gözle görülür tüketimin mevcut durumla ilişkili olduğuna inanmaktadır. Bu görüşte, gelirin yüksek düzeyde katmanlaşması (yüksek eşitsizlik), yüksek miktarda sosyal tabakalar ortaya çıkartmakta ve statü için daha fazla rekabet oluşturmaktadır.

Bu ilişkiyi not eden ilk yazarlardan biri olan Adam Smith, "saygı" yı ekonomik faaliyetin arkasındaki büyük itici güçlerden biri olarak kabul etti. 1759 yılında Ahlaki Düşünceler Teorisinden:

Adam Smith ve kuramı

Zenginlik, güç ve üstünlüğün peşinde koşma ve hevesin sonu nedir? Doğanın ihtiyaçlarını karşılamak mı? Acımasız işçi ücretleri bunları temin edebilir... Yaşamın daha üst sıralarında eğitim alanlar fakirliği ölümden daha kötü görüyorlar. Bunun nedeni acaba emek olmadan, basit hayat sürerek yaşamak, aynı sıradan hayata geri dönmek, sıradan kıyafet giyinmek mi? O halde, insanların farklı katmanlarında rekabeti (emülasyon) ortaya çıkıyor ve standardı yüksek insan yaşamının amacı, durumumuzu iyileştirmek için öne sürdüğümüz avantajlar nelerdir? Dikkat edilmesi gereken şey, sempati, gönül rahatlığı ve övgü ile alakalı avantajları elde etmeye çalışmaktır. Bu makyaj, kolaylık elde etmek veya zevk almak için değildir.

Juliet Schor ve Robert H. Frank gibi modern sosyologlar ve ekonomistler, ekonomik faaliyetin tüketimin toplumsal statüyü temsil etme kabiliyeti tarafından ne ölçüde tetiklendiğini inceledi. Schor, fazla harcama yapan bir Amerikalının, 1980 ve 1990'lı yıllarda artan eşitsizliğin, gelirin, tüketimin, azalmış tasarruf ve artan borç arayışlarını açıkça ortaya koyduğunu savunuyor.

"Luxury Fever " adlı kitapta Robert H. Frank, gelir seviyesindeki memnuniyete, birinin gelirinin mutlak seviyesinden daha çok farklı birileri ile karşılaştırılmasından etkilendiğini savunuyor. Frank, yat imalatçısına müşterisine örnek olabilecek bir sipariş verir - Gemi ticaret filosu patronu Stavros Niarchos - Niarchos yeni yat siparişini, rakip patron Aristoteles Onassis'in yatından 15,24 metre (50 feet) daha fazla uzatmak için talimat verir. Niarchos, Onassis'in yatının tam uzunluğunu belirtilmediğinden ne kadar olduğunu bile bilmiyordu.

Ekonomik büyüme

Ekonomik Edebiyat Dergisi'nde 1999 yılında yapılan bir gözden geçirme, yüksek eşitsizliğin, büyümeyi düşürdüğünü, belki de toplumsal ve siyasi istikrarsızlığı arttırdığını belirtmektedir. Makale ayrıca:

Toplam talep tüketim borç

Büyüme edebiyatı için olağan dışı bir şekilde, yüksek eşitsizliğin sonradan ortaya çıkan büyüme üzerinde negatif bir etki ortaya koyması konusunda fikir birliği eğilimi vardı. Ama ortaya konan kanıtlar herkes tarafından kabul görmedi. Bazı yazarlar, eşitsizlik yelpazesinin alt ucunda bulunan zengin ülkelerin yoğunluğuna, dağılım verisinin düşük kalitesine ve sabit efekt tarifine (spesifikasyonlarına) karşı sağlamlığa sahip olmadığına dikkat çekti. En azından, eşitsizliğin büyüme için iyi bir durum oluşturması son derece zor hale gelerek kendi başına önemli bir gelişme göstermiştir. Eşitsizliğin büyümesi için zararlı olduğunu gösteren belirtiler göz önüne alındığında, özen ve dikkat muhtemel işleyişlere taşındı... Yazılı eser (literatür), eşitsizliğin doğurganlık hızları, eğitim yatırımları ve politik istikrar üzerindeki etkilerinin incelenmesine doğru ilerliyor gibi görünüyor.

Kalkınma Ekonomisi Dergisinde yayınlanan 1992 yılı Dünya Bankası raporunda eşitsizlik bulunduğunu belirtti:

Olumsuz ve güçlü bir biçimde büyümeyle ilişkilidir. Bu sonuç, ya büyümedeki gerileme (regresyon) şekli ya da eşitsizlik ölçüsü hakkındaki varsayımlara bağımlı değildir... Bu durum istatistiksel olarak anlamlı olmakla birlikte, eşitsizlik ve büyüme arasındaki ilişkinin büyüklüğüne nispeten daha azdır.

Servet ve gelir eşitsizliği

New York Üniversitesi ekonomisti William Baumol, gerçek eşitsizliğin büyümeyi teşvik etmediğini keşfetti; çünkü yoksulluk, iş gücü verimliliğini azalttı. Ekonomistler Dierk Herzer ve Sebastian Vollmer, artan gelir eşitsizliğinin ekonomik büyümeyi azalttığını ancak büyümenin kendisinin gelir eşitsizliğini artırdığını buldu.

Uluslararası Para Fonu ekonomistlerine göre servet ve gelir eşitsizliği, ekonomik büyüme, büyüme süresiyle (büyüme oranı değil) negatif bağlantıya sahiptir. Yüksek düzeyde eşitsizlik yalnızca ekonomik refaha değil, aynı zamanda bir ülkenin kurumlarının niteliğini ve yüksek öğrenim seviyesini de engellemektedir. Uluslararası Para Fonu (IMF) ekonomistlerine göre, "eğer zenginlerin %20'lik gelir payı artarsa, orta vadede gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesi düşüyor ve avantajların azalmadığını gösteriyor. Buna karşılık gelir payındaki artış yoksulların %20'sinin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH)'nın büyümesiyle ilişkili olduğu, yoksulların ve orta sınıfın ekonomik, sosyal ve siyasi kanallarla büyümeye çok önem verdiği "belirtildi.

Ekonomist David Castells-Quintana ve Vicente Royuela'ya göre, eşitsizliğin artması ekonomik büyümeye zarar veriyor. Eşitsizliğin arttığı yüksek ve kalıcı işsizlik, uzun vadeli ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemektedir. İşsizlik yalnızca kaynakların boşa harcanması değil, aynı zamanda dağıtılmış baskılar ve devamında çarpıtmalar yarattığı için insanları yoksullaştırmaya, emek hareketliliğini sınırlayan kısa vadeli ana mal (likidite)'ı sınırlandırmaya ve toplumsal hareketliliği, huzursuzluk ve çatışmayı teşvik eden benlik saygısını aşarak işsizliğe neden olabilir. İşsizliğin kontrol altına alınmasını ve özellikle eşitsizlikle ilişkili etkilerinin azaltılmasını amaçlayan politikalar, ekonomik büyümeyi desteklemektedir.

İşsizliği kontrol altı almak

Ekonomist Joseph Stiglitz, 2009 yılında küresel eşitsizliğin ve ülkeler içindeki eşitsizliğin toplam talebi sınırlandırarak büyümeyi önlediğine dair kanıt sundu. Ekonomist Branko Milanovic 2001 yılında şunu yazdı: "Gelir eşitsizliğinin büyümeye zarar verdiğini ya da eşitliği geliştirmenin büyümeyi sürdürmesine yardımcı olabileceğini görüşü son yıllarda daha yaygın hale geldi... Bu değişimin ana nedeni, insan sermayesinin en çok olduğu zamanlarda tasarruflar ve yatırımlar önemliydi. O zaman gelirlerinin büyük bir bölümünü fakirlerden daha fazla alarak ve bunu fiziksel sermayeye yatırarak zengin olması önemliydi. İnsan sermayesinin makinelere göre daha az olduğu, yaygın eğitimin büyümenin sırrı haline geldiğini "söyledi.

1993 yılında Galor ve Zeira, kredi piyasasındaki kusurların varlığında eşitsizliğin, beşeri sermaye oluşumu ve ekonomik kalkınma üzerinde uzun süreli kalıcı bir etkiye sahip olduğunu gösterdi. 1996 yılında Perotti tarafından yapılan bir araştırmada, eşitsizliğin ekonomik büyümeyi etkileyebileceği kanalları inceledi. Kredi piyasasının kusurlu yaklaşımı uyarınca, eşitsizliğin insan sermayesi oluşumunun düşük seviyesi (eğitim, deneyim ve çıraklık) ve yüksek doğurganlık seviyesi ile ilişkili olduğunu ve dolayısıyla büyümenin daha düşük seviyelerde olabileceğini gösterdi. Eşitsizliğin, yeniden tasarruflu vergilendirmenin daha yüksek seviyeleri ile ilişkili olduğunu ve bunun, özel tasarrufların ve yatırımın azaltılması nedeniyle düşük büyüme seviyeleri ile ilişkili olduğunu buldu. Perotti, "Eşit olmayan toplumların doğurganlık oranlarının daha düşük seviyede olması ve eğitime yatırım oranlarının daha yüksek olması sonucuna varılmıştır. Her ikisi de daha yüksek büyüme oranlarına yansımaktadır. Ayrıca eşit olmayan toplumlar siyasi ve sosyal açıdan istikrarsız hale geliyor ve dolayısıyla büyüme düşük yatırım oranlarına yansıyor. "

Harvard ekonomisti Robert Barro'nun araştırması, "gelir eşitsizliği ile büyüme ve yatırım oranları arasında genel bir ilişki olmadığını" buldu. 1999 ve 2000 yıllarında Barro tarafından yapılan çalışmaya göre, yüksek düzeyde eşitsizlik nispeten yoksul ülkelerdeki büyümeyi azaltmakta ancak daha zengin ülkelerde büyümeyi teşvik etmektedir. 1960 ile 2000 yılları arasındaki İsveç vilayetleri üzerinde yapılan bir araştırma, eşitsizliğin büyüme üzerindeki olumlu etkisini beş yıl veya daha az zamanda görmüş, ancak on yıl sonra hiçbir bağlantısının olmadığını ortaya koymuştur. Daha geniş veri kümeleri üzerinde yapılan araştırmalar, herhangi bir sabit başlangıç ​​süresi için bir bağlantı bulamamış ve büyüme süresine olumsuz bir etkisi olmamıştır.

Yüksek düzeyde eşitsizlik

Gelir eşitsizliği ve büyüme üzerine yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan kanıtlar, önce ekonomik gelişme ile birlikte eşitsizlik arttıkça azaldığını belirten Kuznets eğrisi hipotezini teyit etti. Ekonomist Thomas Piketty, 1914-1945 yılları arasında yapılan savaşlarda "şiddetli ekonomik ve politik şok"ların eşitsizliği azalttığını iddia ederek bu fikre meydan okudu. Ayrıca, Piketty, "büyülü" Kuznets eğrisi hipotezinin, uzun vadede ekonomik büyümenin dengelenmesine verdiği önemle, 1970 yılından beri gelişmiş ülkelerdeki ekonomik eşitsizliğin önemli ölçüde arttığını açıklayamıyor.

1970 yıllarında geliştirilen bazı teoriler, eşitsizliklerin ekonomik kalkınma üzerinde olumlu bir etkisi olabilecek olası yolları ortaya koymuştur. 1955 tarihli bir gözden geçirme raporu sonucunda, zenginlerin tasarrufları eşitsizlikle artarsa ​​tasarruflu tüketici talebini dengelediği düşünülüyor. 2013 yılında Nijerya'da yayınlanan bir raporda, gelir eşitsizliğinin artmasıyla büyümenin arttığını öne sürüyor. 1950'li yıllardan 2011 yılına kadar popüler olan bazı teoriler, eşitsizliğin ekonomik kalkınma üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu yanlış bir şekilde belirtti. Yıllık eşitlik rakamlarını yıllık büyüme oranlarına kıyasla yapılan analizler, yanıltıcı sonuçlar doğurdu,çünkü etkilerin ekonomik büyümedeki değişiklikler olarak ortaya çıkması birkaç yıl aldı. Uluslararası Para Fonu (IMF) ekonomistleri, gelişmekte olan ülkelerdeki düşük eşitsizlik seviyeleri ile sürekli ekonomik büyüme dönemleri arasında güçlü bir ilişki buldu. Yüksek eşitsizliğe sahip gelişmekte olan ülkeler birkaç yıldır yüksek oranlarda büyümeyi başardı, ancak daha uzun büyüme krizleri, gelir dağılımında eşitlik ile sağlam bir şekilde ilişkiliydi.

Milanoviçe göre gelir eşitsizliği

Mekanizmalar

Ekonomist Branko Milanoviç: Geleneksel olarak ekonomistler eşitsizliğin büyüme için iyi olduğunu düşünürken gelir eşitsizliğinin büyümeyi olumsuz etkilediği ya da eşitliğin iyileştirilmesinin büyümeyi sürdürmesine yardımcı olabileceği görüşü son yıllarda daha yaygın hale gelmiştir... Bu değişimin temel nedeni, beşeri sermayenin kalkınmadaki öneminin artmasıdır. Fiziksel sermaye çok önemli olduğu zamanlarda, tasarruflar ve yatırımlar önemliydi. O zaman gelirin büyük bir bölümünü yoksullardan elde eden ve fiziksel sermaye ile yatırım yaparak zengin olan insanların büyük bir birlik olması önemliydi."

Gelir dağılımı eşit olmadığında vasıflı ve vasıfsız emek arasındaki gelir farklarını azaltma eğiliminde "genel erişilebilir eğitim" zor olacaktır.

Büyük borç altındaki ekonominin sorunları Avrupa'da yeniden dağıtım politikaları ile ilişkili görünmüyor. İrlanda hariç olmak üzere, 2011 yılında risk altında olduğu varsayılan ülkeler (Yunanistan, İtalya, İspanya, Portekiz), diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında yüksek Gini (bir ülkede milli gelirin dağılımının eşit olup olmadığını ölçmeye yarayan kat sayı) ölçüsündeki gelir eşitsizlik düzeylerinden dolayı dikkat çekiciydi. 2008 yılında Gini katsayısı ile ölçülen Yunanistan, ekonomik açıdan sağlıklı Almanya'ya göre daha fazla gelir eşitsizliğine sahipti.

Eşit büyüme

Ekonomik büyümenin insan gelişiminde, yoksulluğun azaltılmasında ve Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmada merkezi rol oynayabileceğini kabul ederken, kalkınma topluluğu arasında toplumun daha yoksul kesimlerinin katılabilmesi için özel çaba sarf edilmesi gerektiği yaygın bir şekilde anlaşılıyor. Ekonomik büyümenin yoksulluğun azaltılmasına etkisi - yoksulluğun büyüme esnekliği - mevcut eşitsizlik seviyesine bağlı olabilir. Örneğin, düşük eşitsizlikle, kişi başına % 2 büyüme oranı ve nüfusunun % 40'ı yoksulluk içinde yaşayan bir ülkede, 10 yılda yoksulluğun yarı yarıya azalmasına neden olabilirken, aynı eşitsizliği elde etmek için eşitsizliğe sahip bir ülkenin yoksulluğunun ortadan kalkması yaklaşık 60 yıl sürebilir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un ifadesiyle "Ekonomik büyüme gerekli olsa da, yoksulluğun azaltılması için ilerleme kaydedilmesi yeterli değil" dedi. Şirketlerin piyasa gücünü kötüye kullanmalarını önlemek isteyen rekabet politikası, kapsayıcı büyümeye katkıda bulunur.

Konut

Brezilya'daki kira denetimleri

Birçok fakir ve gelişmekte olan ülkede çok sayıda arazi ve konut resmi veya yasal mülkiyet tescil sistemi dışında tutulmaktadır. Bir çok kayıt dışı mülkiyet, çeşitli dernekler ve diğer düzenlemeler yoluyla gayrı resmi biçimde tutulmaktadır. Ek yasal mülkiyetin nedenleri arasında mülk ve yapı satın alımında aşırı bürokrasi bulunmasıdır. Bazı ülkelerde devlet arazisi inşa etmek için 200'den fazla adım atılması gerekir ve bu durum 14 yıla kadar sürebilir. Ek hukuki mülkiyetin diğer nedenleri, işlem belgelerini notere tasdik etmenin veya noter tasdikli belgelerin bulunmasının, resmi organlara kaydedilmemesinden dolayı başarısız olmasıdır.

Brezilya'daki kira denetimleri, talep dengesi için çok daha iyi arz sahibi olan yasal konutların oranını dramatik bir şekilde azalttı.

Bir dizi araştırmacı (David Rodda, Jacob Vigdor ve Janna Matlack), en azından ABD'de ekonomik konut sıkıntısı kısmen gelir eşitsizliğine neden oluyor demektedirler. David Rodda, kaliteli konut ihtiyacının arttıkça kaliteli kiralama birimlerinin sayısının 1984 ve 1991 yıllarından itibaren düştüğünü belirtti. Eski mahallelerin özenle düzenlenmesi yoluyla, örneğin Doğu New York'ta, ev sahipleri konut için daha yüksek piyasa oranını ödemeye istekli yeni ev sahibi olmak isteyen insanlar buldular ve kiralık olacak yeni yerler olmadan düşük gelirli aileler evlerini terk edince kira fiyatları hızla arttı. Artan fiyatlar ile birlikte yapılan reklamlar ile yüksek değerlere ulaşan emlak vergisi politikası, düşük gelirli sakinler için bu duruma ayak uydurmalarını zorlaştırdı ya da imkansız hale getirdi.

İstekli tüketim ve hane halkı riski

İstekli tüketim

İlk olarak, belli maliyetlerin önlenmesi zordur ve konut, emeklilik, eğitim ve sağlık bakım masrafları herkes tarafından paylaşılmaktadır. Eğer devlet bu hizmetleri sağlamazsa, düşük gelirli olanlar için, maliyetler arttıkça borç artmakta ve daha düşük gelirli olanlar, maliyelerini yönetmek için kendilerini yetiştiremeyip donanımı eksik kişi olarak çalışmak zorunda kalmaktadır. İkincisi, istekli tüketiciler, daha zengin meslek gruplarının sahip olduğu yaşam standartlarını yakalamayı arzulayan orta gelirli kişilerin sürecidir ve bu tüketim özleminin sağlanmasına yönelik bulunan yöntem ise borç bularak standartlarını yükseltmeye çalışmak olarak kabul edilir. Sonuç olarak, bu durum daha büyük eşitsizliğe ve potansiyel ekonomik istikrarsızlığa neden olur.

Yoksulluk

Yoksulluk

Oxfam, kötüleşen eşitsizliğin küresel yoksullukla mücadeleyi engellediğini iddia eder. Grubun hazırladığı 2013 yılı raporunda, 2012 yılında dünyanın en zengin milyarderlerinin servetlerine eklenen 240 milyar dolarlık servet, aşırı yoksulluğu dört kat daha artırmak için yeterli bir miktar olduğunu belirmiştir. Oxfam İcra Direktörü Jeremy Hobbs, "Birkaç kişinin daha fazla zengin olmasını sağlayacak zemin hazırlamanın birçok kişiye fayda sağlamayacağını tahmin edemiyoruz" dedi.

Ekonomik Politika Enstitüsü'nden Jared Bernstein ve Elise Gould, son birkaç 10 yılda eşitlik eğer artarsa ABD'deki yoksulluğun önemli ölçüde hafifletilebileceğini öne sürmüşlerdir.

Nispeten yoksulluk eşitsizlikle bağlantılıdır ve bunlarla ilişkilidir. Daha büyük eşitsizlik, göreceli yoksullukla daha fazla ilişkilidir.

Büyük eşitsizlik, yoksulluk içinde yaşayan insanların yüzdesiyle ilişkilidir.

Çevre

Çevre ve ekonomik eşitsizlik

Ekonomik eşitsizlik ne kadar küçükse, atıklar ve kirlilik artar ve çoğu durumda çevreye zarar verir. Bu, toplumdaki yoksul insanların daha zengin hale gelmesi, yıllık karbon emisyonlarının artması gerçeği ile açıklanabilir. Bu ilişki Çevresel Kuznets Eğrisi (EKK) ile ifade edilmektedir. Bununla birlikte, bazı durumlarda, büyük ekonomik eşitsizlikle atık / kirlilik daha sonra temizlendiğinde (suyun işlenmesi, filtrelenmesi vb.) oluşan atık ve kirliliğin olmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca, çevresel bozulma artışının tamamının, kişi başına düşen emisyon artışının çarpanı ile çarpılmasının bir sonucu olduğudur. Bununla birlikte, insan sayısı daha az olduğunda, bu çarpan daha düşük olur ve böylece çevresel bozulma miktarı da daha düşük seviyede gerçekleşir. Bu nedenle, var olan yüksek nüfusun da buna büyük etkisi vardır. Eğer (WWF savunduğu gibi) nüfus seviyeleri sürdürülebilir bir seviyeye düşmeye başlasa (halihazırdaki seviyelerin 1/3, yani yaklaşık 2 milyar insan) insanlık eşitsizliği giderilebilir / düzeltilebilir, böylece çevresel hasarın artmasına neden olmaz.

Siyasi nüfuz

Araştırmalar, düşük sosyal hareketliliğin düşük sınıflar arasındaki katılımı azalttığını ileri sürmektedir.

Savaş, terörizm ve siyasi istikrarsızlık

Bir araştırma gelir eşitsizliğinin siyasi istikrarsızlığı arttırdığını söylüyor: "Eşit olmayan toplumlar politik açıdan daha kararsız olur". 2016 yılındaki bir araştırmada, bölgeler arası eşitsizliğin terörizmi arttırdığını ortaya koymaktadır. Bir başka 2016 yılı çalışmasında ise sosyal sınıflar arasındaki eşitsizliğin darbe olasılığını artırdığı, ancak iç savaşları arttırmadığını ortaya koyuyor. Güvenilir veri eksikliği; eşitsizlik ve siyasi şiddet arasındaki ilişkiyi incelemekte zorluk çekmektedir.

John A. Hobson, Rosa Luxemburg ve Vladimir Lenin, I. Dünya Savaşı'nın eşitsizlikten kaynaklandığını savundu. Ekonomist Branko Milanovic, 2016 tarihli "Küresel Eşitsizlik: Küreselleşme Çağı için Yeni Bir Yaklaşım" kitabında bu argümana güvenileceğini iddia etmektedir.

Perspektifler

Sosyalist perspektifler

Sosyalist perspektifler

Sosyalistler, servet dağılımındaki büyük farklılıkları, mal sahiplerinin üretim araçlarını özel mülkiyetinde tutmalarına bağlar. Böylece, sermaye teçhizatı, finansal varlıklar ve kurumsal sermayenin mülkiyet unvanları stoklar nedeniyle nüfusun küçük bir bölümünün kazanılmamış mülk geliri içinde yaşadığı bir durum olarak görür. Buna karşılık, nüfusun büyük çoğunluğu ücret ya da maaş şeklinde gelire bağımlıdır. Sosyalistler, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetin malı olması gerektiğini savunurlar. Böylece ortaya çıkmış olan gelir farkları toplumsal mülkiyetin paylaşımından dolayı bireysel katkıların artacağını savunurlar.

Marksist sosyalistler sonuçta, üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan ve her vatandaşın tüketim ürünlerine (her biri yeteneğine ve kendi ihtiyacına göre) serbestçe erişebilecekleri bir komünist toplumun ortaya çıkacağını öngörürler. Marksist felsefeye göre, özgür erişim anlamında eşitlik, bireyleri bağımlı ilişkilerden kurtarmak, böylece yabancılaşmayı aşmalarına izin vermek için gereklidir.

Meritokrasi

Meritokrasi (yeteneklilerin ve zekilerin hiyerarşi anlamda yukarılara yerleştiği toplumsal düzen), bireyin başarısının, kendi yeteneğinin veya katkısının doğrudan etkisinin olduğu nihai bir toplumu desteklemektir. Ekonomik eşitsizlik, bireysel beceri, yetenek ve insan nüfusundaki çabanın genişletilmiş bir sonucudur. David Landes, Sanayi Devrimine yol açan batılı ekonomik ilerlemenin, aileler ya da siyasi bağlantılar yüzünden değil, kendi menfaatleri doğrultusunda ilerleyen erkekler tarafından kolaylaştırıldığını söyledi.

Liberal perspektifler

Liberal Milton Friedman

Merkezci ya da merkez dışındaki siyasi gruplar da dahil olmak üzere modern sosyal liberallerin çoğu, kapitalist ekonomik sistemin esasen korunması gerektiğine inanmaktadır ancak gelir farkıyla ilgili statüko reforma tabi tutulması gerekmektedir. Sosyal liberaller aktif Keynesyen makroekonomik politikalar ve aşamalı vergilendirmeye sahip (gelir eşitsizliğindeki farklılıkları ortadan kaldıran) kapitalist bir sistemi tercih eder.

Bununla birlikte çağdaş klasik liberaller ve liberterler genel olarak servet eşitsizliklerine karşı bir duruş sergilemekle kalmaz, dengesiz servet dağılımına yol açıp açmayacağına bakılmaksızın yasalar altında eşitlikçi olduğuna inanmaktadırlar. 1966 yılında Avusturya Ekonomi Okulunda tanınmış bir figür olan Ludwig von Mises şöyle açıklıyor:

Avusturya Ekonomi Okulu

"Kanun kapsamında liberal eşitlik şampiyonları erkekler, eşit olmadan doğduklarına inanıp, sosyal işbirliği ve medeniyet üreten kendilerine eşit davranılmadığını söylerler. Kanunlar altındaki eşitlik, evrendeki inat edilemez gerçekleri düzeltmek ve doğal eşitsizliği ortadan kaldırmak için tasarlanmadıkları görüşündedirler. Tam tersine, insanın ürettiği cihazlar bütün insanlığın kendisinden türeyebilecek maksimum menfaatleri temin etmesini sağlayabileceği yönündedir. Bundan böyle insan yapımı kurumlar, bir insanın vatandaşlara en iyi hizmet edebileceği istasyona ulaşmasını engellememelidir."

Robert Nozick, hükümetin zenginliği zorla ve yeniden dağıttığını, bunu da vergilendirme formülü ile biçimlendirdiğini ve ideal ahlaki toplumun tüm bireylerinin güçsüz olacaklarını savundu. Bununla birlikte, Nozick bazı modern ekonomik eşitsizliklerin mülkün zorla alınmasının sonucu olduğunu kabul etti ve var olan mülkün belirli bir miktarda yeniden dağıtılması durumunda bu gücün yeniden kabul edilir olacağını gösterecekti. Tüm bunların eşitsizlikler yüzünden olmayacağını söyler. John Rawls, Adalet Teorisinde, zenginliğin dağılımındaki eşitsizliklerin, ancak fakirleri ve tüm toplumu iyileştirdikleri zaman haklı olabileceklerini savundu. Rawls ise adalet teorisinin bütün etkilerini tartışmaz. Bazıları, Rawls'ın argümanını kapitalizm için bir gerekçesi olarak görürler; çünkü yoksul toplum üyeleri bile teorik olarak kapitalizm altındaki yeniliklerden yararlanır; diğerleri sadece güçlü bir refah devletinin Rawls'un adalet teorisini tatmin edebileceğine inanır.

Klasik liberal Milton Friedman, hükumet eyleminin ekonomik eşitlik arayışı içerisinde ele alınması halinde, siyasi özgürlüklerin zayıf düşeceğine inandı. Ünlü bir teklifte şunları söyledi:

"Özgürlüğün karşısına eşitliği koyan bir toplum ne almaz! Özgürlüğü eşitlikten önce alan bir toplum her ikisini de yüksek derecede alacaktır."

Ekonomist Tyler Cowen, gelir eşitsizliğinin ülkeler arasında artmasına rağmen küresel olarak son 20 yılda düştüğünü savundu. Gelir eşitsizliği, bireysel ülkeleri daha da kötüleştirse de, küresel eşitsizlik azaltıldığı için dünya gelişmiştir.

Sosyal adalet argümanları

Patrick Diamond'ın Sosyal adaleti

Patrick Diamond ve Anthony Giddens (sırasıyla İktisat ve Sosyoloji profesörleri), saf meritokrasinin (yönetim gücünün, yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimi) tutarsız olduğunu savunuyor çünkü bir kuşak başarılı bireyleri, yeniden dağıtılmaksızın, biriktirmiş oldukları servetten istifade eden yeni nesil gömülü sosyal sınıf haline geleceklerdi.

Ayrıca, toplumsal adaletin, yüksek gelirlerin ve kitlesel yoğunlaşmanın yeniden dağılımını "toplumun tüm kesimlerinin ulusun servetini oluşturmak için yaptıkları katkıyı tanımak için" daha yaygın şekilde yaymalarını gerektirdiğini söylüyorlar. (Patrick Diamond ve Anthony Giddens, 27 Haziran 2005, New Statesman)

Papa Francis, Evangelius gazetesinde "yoksulların sorunları, pazarların ve finansal spekülasyonun mutlak özerkliğini reddetmek ve eşitsizliğin yapısal nedenlerine saldırmakla kökten çözülemediği sürece, bu konuda dünya sorunlarına hiçbir çözüm bulunmayacak" dedi. Daha sonra "eşitsizlik, toplumsal kötülüğün kökeni" olarak ilan etti.

Gelir eşitsizliği düşük olduğunda, toplu talep nispeten yüksek olacaktır; çünkü sıradan tüketici mallarını ve hizmetlerini isteyen daha fazla kişi bunları karşılayabilecek, iş gücü zenginler tarafından nispeten tekelleştirilmeyecektir.

Sosyal refah üzerindeki etkileri

Sosyal refah 01

Çoğu batı demokrasisinde, ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmak veya azaltmak isteği genel olarak siyasi sol ile ilişkilendirilir. İndirgeme lehine bir pratik argüman, ekonomik eşitsizliğin sosyal bütünlüğü azalttığı ve toplumsal huzursuzluğunu arttırdığı, dolayısıyla toplumu zayıflattığı fikridir.

Bunun doğru olduğuna dair kanıtlar da vardır. En azından küçük ve yüz yüze gruplar için sezgisel kanıtlar içerir. Alberto Alesina, Rafael Di Tella ve Robert MacCulloch, eşitsizliğin Avrupa'daki mutluluğu olumsuz yönde etkilediğini, ancak Amerika'da bunun mutsuzluğa sebep olmadığını gösteriyor.

Ayrıca, ekonomik eşitsizliğin, sorunu daha da ağırlaştıran siyasi eşitsizliğe dönüştürdüğü tartışılmaktadır. Ekonomik açıdan yoksul hale getirilen durumlarda bile ekonomik eşitsizliğin artması demokratik süreçlere katılma yeteneğinde bir güç kaymasına neden olabilecektir.

Beceri yaklaşımı

Beceri yaklaşımı

Beceri yaklaşımı - Bazen insani gelişim yaklaşımı olarak adlandırılır - gelir yetersizliği ve yoksulluğun "yetenek yoksunluğu" biçimidir. Ekonomik büyüme ve gelir "faydayı en üst seviyede kullanmayı refah olarak tanımlayan" neoliberalizmin aksine, doğru sonuçlanmış bir bitiş yerine bir amaç olarak görür. Amacı, artan işlevler (bir insanın değer verdiği şeyler), kabiliyetleri (işlevsellikten zevk alma özgürlüğü) ve ajansı (değerli hedefleri takip etme yeteneği) aracılığıyla "insanların seçimlerini ve elde edilen refah seviyesini" azaltmaktır.  

Bir kişinin üretim kapasitesi düştüğünde, başka şekillerde fazla kazanç elde etseler de bir şekilde yetersiz kalırlar. Yaşlı ve hasta bir adam sağlıklı bir genç adam kadar kazanamaz. Toplumsal cinsiyet rolleri ve gelenekler, bir kadının eğitim görmesini veya ev dışında çalışmasını engelleyebilir. Kapsamlı paniğe neden olan salgınlar olabilir ya da insanların korkarak çalışmalarına engelleyebilecek şiddet olayları olabilir. Sonuç olarak, gelir ve ekonomik eşitsizlik artmakta ve ek yardım olmaksızın bu boşluğu doldurmak daha da zorlaşmaktadır. Bu eşitsizliği önlemek için ortaya konan yaklaşım, insanların işlevlerini, yeteneklerini ve çalıştıkları kurumlarına olan bağlılığını devam ettirmeleri ile alakalıdır. Bu devamı sağlamak için siyasi özgürlük, ekonomik olanaklar, sosyal fırsatlar, şeffaflık teminatı ve yaşamlarını güvenceye alacak koruyucu güvenlik tedbirlerinin alınması önem arz etmektedir.

Ekonomik eşitsizliği azaltmak

2011 yılında Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OECD)'nün bir çalışmasında üye ülkelere aşağıdakileri içeren bir dizi öneri getirdi:

Hedefleri iyi çizilmiş gelir destek politikaları.

İstihdama erişimi kolaylaştırmak ve teşvik etmek.

Düşük nitelikli  elemanlara kurum içi eğitim ve öğretim çalışması yaparak verimlilik potansiyellerini yükseltip, gelecekteki kazançlarını artırmaya yardımcı olmak.

Picketty'e göre ekonomik eşitsizlik

Örgün eğitime daha iyi erişim.

Aşamalı vergilendirme, yüksek gelirli bireylerin daha yüksek oranlarda vergi ödediklerinde mutlak gelir eşitsizliği azalmakta ve transfer ödemeleri ile sosyal güvenlik ağları giderek artan devlet harcamaları ile sonuçlanmaktadır. Gelir eşitsizliğini azaltmak için çözüm olarak ücret oranı mevzuatını yeniden gözden geçirme önerilmiştir. Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OECD), kamu harcamalarının giderek genişleyen servet boşluğunu azaltmada hayati önemi olduğunu belirtmektedir.

Ekonomistler Emmanuel Saez ve Thomas Piketty zenginlerin üst düzey marjinal vergi oranlarını, %50'ye kadar veya %70'e hatta %90'a kadar olmasını önermektedirler. Ralph Nader, Jeffrey Sachs, Devletin kemer sıkma politikası ile sosyal güvenlik ağı kurup kamu sektörünü güçlendirmek için bir mali işlem vergisi (Robin Hood vergisi olarak da bilinir) alması gerektiğini söylerler.

The Economist Dergisi Aralık 2013 yılındaki sayısında şunları yazdı: "Asgari ücret çok yüksek olmadığı sürece istihdam üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olmadan ücretler artırılabilir... Amerika'nın birleşik (federal) asgari ücreti, orta gelirlilerin %38'i dünya zenginlerinin en düşük ücretlerinden biridir. Bazı çalışmalar, asgari ücretler seviyesinde olsa da istihdama herhangi bir zarar vermemekte, bazıları ise asgari oranda ücret alsa da hiçbiri sıkıntı yaşamamakta.

Yaygın olarak sınırlama yapılmasına rağmen rant arama vergilendirilmesi, siyasi yelpazenin genelinde popülerdir.

ABD'de gelir eşitsizliğinin nedenlerine ve etkilerine değinen kamu politikası şunları içerir: İlerici vergi ayarlamaları, Bağımlı Çocuklarla Ailelere Yardım, refah, gıda etki programı, Sosyal Güvenlik, Medicare ve Medicaid gibi sosyal güvenlik ağı, hükümlerini güçlendirmek, yüksek öğrenimde karşılıksız yardımı arttırıp reforma tabi tutmak, altyapı harcamalarını arttırmak, kiralama yapanlara korumaya yönelik sınır koymak ve vergi iadesi yapmak.

Azaltıcı faktörler

Halk eğitimi okulu

Sol eğilimde yasama meclislerine sahip ülkeler daha düşük düzeyde eşitsizliğe sahiptir. Birçok faktör ekonomik eşitsizliği sınırlar - bunlar iki sınıfa ayrılabilir: Hükumetin sponsorluğunda yapılanlar ve pazar tarafından yönlendirilenler. Her iki yaklaşım da göreceli değerlerde ve etkinliği tartışma konusu olmaktadır.

Ekonomik eşitsizliği azaltmak için klasik hükumet girişimleri şunları içerir:

Halk eğitimi: Eğitim farklılıklarına bağlı olarak nitelikli emeğin arzının arttırılması ve gelir eşitsizliğinin azaltılması.

Aşamalı vergilendirme: Vergi değişikliği gelirde değişikliğe neden olmazsa, zenginlere orantılı olarak fakirden daha fazla vergilendirme yapılır, böylece toplumdaki gelir eşitsizlik miktarını azaltır.

Ekonomik eşitsizliği azaltabilecek hükumet müdahalesi dışındaki pazar güçleri şunları içerir:

Harcama eğilimi: Artan servet ve gelir ile bir kişi daha fazla harcama yapabilir. Konu ile ilgili uç bir örnekte, bir şahsın her şeye sahip olması durumunda, elde ettiği mülklerini korumak için insanları işe alması gerekir, böylece servet yoğunluğunu azaltır.

Araştırmalar, 1300 yılından bu yana, refah eşitsizliğinde önemli düşüşlerin yaşandığı tek ve en sıkıntılı dönem olarak Büyük Veba Salgını ile I. ve II. Dünya Savaşının yaşandığı zamanlar olduğunu gösteriyor.

Ekonomik Eşitsizlik Resimleri