26 May 2018, Saturday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Büyük İskender

Makedonya Kralı
SaltanatM.Ö. 336-323
SelefiPhilip II
HalefiAlexander IV 
Philip III
Mısır Firavunu
SaltanatM.Ö. 332-323
SelefiDarius III
HalefiAlexander IV 
Philip III
Pers Kralı
SaltanatM.Ö. 330-323
SelefiDarius III
HalefiAlexander IV 
Philip III
Asya Kralı
SaltanatM.Ö. 331-323
Selefiİlk
HalefiAlexander IV 
Philip III
Doğumu20 veya 21 Temmuz 356, M.Ö. 
Pella, Makedon
Ölümü10 veya 11 Haziran 323 M.Ö. (32 yaşında) 
Babylon
EşleriBactria Roxana 
II. İran 
Devleti 2. Fars Parysatis II
ÇocuğuAlexander IV
Ful ismi
Makedonya'nın  III. Aleksanderi
Yunanca
  • Μέγας Ἀλέξανδρος Mégas Aléxandros , Büyük İskender)
  • Ἀλέξανδρος ὁ Μέγας ( Aléxandros ho Mégas , Büyük İskender)
HanedanArgead
BabasıMakedon Philip II.
AnnesiEpirium Olympias
DiniYunan çoktanrıcılığı
İçindekiler
  1. Büyük İskender'in ilk yılları
  2. Philip'in varisi
  3. Makedon Kralı
  4. Pers İmparatorluğu'nun Fethi
  5. Hint seferi
  6. Pers'te son yıllar
  7. Büyük İskender'in ölümü ve sonrası
  8. Büyük İskender'in karakteri
  9. Büyük İskender'in savaşları
  10. Büyük İskender'in mirası
  11. Büyük İskender hakkında kayıtlar
  12. Büyük İskender Resimleri

Makedonyalı III. Aleksander (M.Ö. 20/21 Temmuz 356 - M.Ö. 10/11 Haziran 323), daha çok Büyük İskender ismi ile bilinen, Antik Yunan-Makedon krallığının kralı (basileus) ve Argead hanedanının bir üyesidir. M.Ö. 356 yılında Pella'da doğan İskender, yirmi yaşındayken babası II. Philip' in varisi olarak tahta geçti. İktidar yıllarının çoğunu Asya ve Kuzeydoğu Afrika üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir dizi askeri sefer düzenleyerek geçirdi ve otuz yaşına geldiğinde Yunanistan'dan Hindistan'ın kuzeybatısına kadar uzanan eski dünyanın en büyük imparatorluklarından birini yarattı. Savaşları sırasında yenilgiye uğratılamamış ve tarihin gördüğü en başarılı askeri komutanlarından biri olarak kabul edilmiştir.

Gençliği boyunca, İskender, filozof Aristo tarafından 16 yaşına kadar eğitildi. Philip'in M.Ö. 336'da suikaste uğramasından sonra, İskender babasının yerine tahta geçti ve güçlü bir krallık ile deneyimli bir orduyu miras olarak aldı. İskender Yunanistan'ın generalliği ile ödüllendirildi ve bu otoriteyi Perslerin fethinde Yunanlılara yön verecek olan, babasının Panhellen projesini başlattı. 334 yılında, Ahameniş İmparatorluğunu (Pers İmparatorluğu) işgal etti ve on yıl sürecek bir dizi askeri sefer başlattı. Küçük Asya'nın fethinden sonra İskender, bir dizi savaşla, özellikle Issus ve Gaugamela savaşları ile Persler'in askeri gücünü kırdı. Daha sonra Pers Kralı Darius'u devirdi ve Ahameniş İmparatorluğunu bütünüyle ele geçirdi. Bu noktada, imparatorluğu Adriyatik Denizi'nden İndus Irmağına kadar uzanıyordu.

Büyük Makedon İmparatorluğu

"Dünyanın Sonuna ve Büyük Dış Denize" ulaşmak isteyen İskender, 326 yılında Hindistan'ı işgal etti, ancak sonunda geri dönmek isteyen birliklerinin talebiyle geri döndü. İskender, M.Ö. 323 yılında, başkenti olarak kurmayı planladığı şehri ve Arabistan'ın istilasıyla başlamış bir dizi planlı askeri kampanyayı tamamlayamadan Babil'de öldü. Ölümünü takip eden yıllarda bir dizi iç savaş, imparatorluğunu parçaladı ve İskenderin hayatta kalan generalleri tarafından yönetilen bir kaç devlete bölündü.

İskender'in mirası, fetihlerinin ortaya çıkardığı Greko-Budizm gibi kültürel yayılımı içerir. İsmini taşıyan, yirmi kadar yeni şehir kurdu. Bunların en önemlisi Mısır'da bulunan İskenderiye'dir. İskender'in Yunan kolonileri kurması ve bunun sonucunda ortaya çıkan Yunan kültürünün doğudaki yeni Helenistik uygarlığa dönüşmesi, 15. yüzyılın ortalarında Bizans geleneklerinde ve Bizans İmparatorluğu'da hala açıkça görülebilen, Orta ve Doğu Anadolu'da  1920'lere kadar Yunanca konuşabilen insanların varlığını ortaya çıkarmıştır. İskender, tıpkı Aşil gibi efsanevi bir kahraman olarak Yunan ve Yunan olmayan kültürlerin tarihi ve mitolojik geleneklerinde göze çarpan özelliklere sahip oldu. Askeri liderlerin kendilerini kıyasladığı bir kişilik haline geldi ve dünya çapındaki askeri akademilerde hala onun kullandığı taktikler öğretiliyor. O, çoğu zaman insanlık tarihinde en etkili insanlar arasında öğretmeni Aristo ile beraber yer alır.

Büyük İskender'in ilk yılları

Lineage ve çocukluk

İskender, Hekatombaion'un eski Yunan ayının altıncı gününde, kesin tarih bilinmese de muhtemelen M.Ö. 20 Temmuz 356'da , Makedon Krallığı'nın başkenti olan Pella'da doğdu. Makedonya kralı II. Philip ve dördüncü eşi olan Epirus Kralı Neoptolemus'un kızı Olympia'nın oğluydu. Philip'in yedi ya da sekiz eşi olmasına rağmen Olympia, muhtemelen Alexander'ı doğurmasının bir sonucu olarak göze en çok çarpan eşiydi.

İskender'in doğuşu ve çocukluğu birçok efsane ile çevrelenmiştir. Eski Yunan biyografisti Plutarch'a göre, Olympia Philip ile olan evliliğinin tamamlanması arifesinde, rahminin bir gök gürültüsü tarafından vurulduğunu ve bu yüzden de ölmeden önce "büyük ve geniş" bir alev oluşturduğunu hayal etti. Düğünden bir süre sonra, Philip, bir rüyada kendini aslan resmi kazınmış bir mühürle karısının rahmini mühürlerken gördü. Plutarch, bu rüyaların çeşitli yorumlarını sundu: Olympia, evliliğinden önce, rahminin mühürlenmesinin gösterilmesi ile zaten gebe idi; ve İskender'in babasının Zeus olduğunu belirtti. Eski yorumcular, Olimpia'nın efsanevi doğuş hikayesini İskendere anlattığı veya bir dinsiz gibi reddettiği konusunda ki iddalar ile bölündüler. 

Alexander doğduğu gün Philip, Chalcidice yarımadasında Potidea şehri üzerinde bir kuşatmaya hazırlanıyordu. Aynı gün, Philip general Parmenion'un İllion ve Paeon birleşik ordularını mağlup ettiğini ve atlarının Olimpiyat Oyunları'nda kazandığını haber aldı. Ayrıca, o gün Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Artemis Tapınağı'nın,  Efes'te yandığı söyleniyordu. Bu, Magnezyalı Hegesias'ının, Artemis'in uzakta olduğu ve bu nedenle İskender'in doğumuna katılamadığı için yanmış olduğunu söylemesine yol açtı. Bu efsaneler, İskender'in kral olduğu zaman ortaya çıkmış olabilir ve muhtemelen kendi kışkırtıcılığına bakılırsa, onun insanüstü ve kaderinde büyüklüğe mahkum olduğunu göstermek için ortaya atılmış olabilir.

İlk yıllarında gelecekte generallerinden biri olacak olan Kara Cleitus'un kız kardeşi hemşire Lanike tarafından büyütüldü. Çocukluğunun ilerleyen dönemlerinde, Alexander, annesinin akrabası, katı ve sert birisi olan Leonidas ve Acarnania'lı Lysimachus tarafından eğitildi. İskender, asil Makedon gençleri gibi okumayı, lir çalmayı, at binmeyi , savaşmayı ve avlanmayı öğrenerek yetiştirildi.

İskender on yaşındayken, Thessaly'lı bir tüccar Philip'e bir at getirdi; bunu on üç talente satacaktı. At üzerine binilmesini reddetti ve Philip atın geri götürülmesini emretti. Ancak İskender, atın kendi gölgesinden korkusunu fark etti, sonunda uysallaştırdığı atın evcilleştirilmesini istedi. Plutarch, cesaretin ve hırsın bu görüntüsünden ötürü çok memnun olarak Philip'in oğlunu gözyaşı dökerek öptü ve şöyle dedi: "Oğlum, hırsların için yeterince büyük bir krallık bulman gerek; Makedonya sizin için çok küçük" ve atı kendisi için satın aldı.İskender ona Bucephalas ismini verdi, bu da "öküz kafa" anlamına geliyordu. Bucephalas, İskender'i Hindistan'a kadar taşıdı. Hayvan öldüğünde (otuz yaşına geldiğinde Plutarch'a göre yaşlılık nedeniyle), İskender onun ardında bir şehire, Bucephala adını verdi.

Ergenlik ve eğitim

İskender 13 yaşındayken Philip bir öğretmen aramaya başladı ve bunun için akademisyen olan İsokrat ve Speusippus'u uygun gördü.Sonunda, Philip Aristoteles'i seçti ve Mieza'daki Nimfler Tapınağı'nı bir sınıf olarak tahsis etti. İskender'in eğitiminin karşılığında Philip, kendisinin yağmalayıp yaktığı Aristo'nun memleketi Stageira'yı yeniden inşa etmeyi ve köle olan eski vatandaşları satın alıp serbest bırakarak ya da sürgündekileri affederek yeniden yerleştirmeyi kabul etti.

Mieza, İskender ve Ptolemy, Hephaistion ve Cassander gibi Makedon soyluları için bir yatılı okul gibiydi. Bu öğrencilerin çoğu onun arkadaşları ve gelecekte ki generalleri oldu ve çoğunlukla 'Yoldaşlar' olarak bilindiler. Aristo, Alexander'ı ve arkadaşlarını tıp, felsefe, ahlak, din, mantık ve sanat hakkında eğitti. Aristo'nun vesayeti altında, İskender Homeros'un eserleri ve özellikle İlyada için bir büyük tutku geliştirdi; Aristoteles, ona  daha sonra yapacağı seferler sırasında yanında taşıyacağı İlyada'nın bir kopyasını İskender'e verdi.

Philip'in varisi

Makedonya'nın Regency ve yükselişi

16 yaşındayken, İskender'in Aristoteles ile olan eğitimi sona erdi. Philip Byzantion'a (Bizantiyon) karşı savaş açtı. İskender'i naip ve mirasçı olarak bıraktı. Philip'in yokluğunda, Trakyalı Maediler Makedonya'ya karşı ayaklandı. İskender çabucak tepki verdi, onları kendi topraklarından sürdü. Yunanlılar ile yeni koloniler ve Alexandropolis isimli bir şehir kurdu.

Philip'in dönüşünün ardından, İskender'i güney Trakya'daki isyanları bastırmak için küçük bir kuvvetle gönderdi. Yunan şehri Perinthus'a karşı sefer düzenleyen İskender'e, babasının hayatının kurtarıldığı bildirildi. Bu arada Amphissa kenti, Delphi yakınlarındaki Apollon'a ait kutsal alanlar da çalışmalara başladı. Bu Philip'e Yunan içişlerine daha fazla müdahale etme olanağı verdi. Trakya'da hâlâ seferde olan İskender'e, güney Yunanistan'a yapılacak sefer için bir ordu hazırlaması talimatını verdi. Diğer Yunan devletlerinin müdahale edebileceğinden endişe duyan İskender, bunun yerine İllirya'ya saldırmaya hazırlanıyormuş gibi davrandı. Bu kargaşa sırasında, İliryalılar Makedonya'yı istila ederek, yalnızca İskender tarafından geri püskürtüldüler.

Philip ve ordusu oğluna M.Ö. 338'de katıldı ve  güneye Thermopylae'e yürüdüler, inatla direnen Tebai garnizonundan şehri aldılar. Atina ve Tebai şehrinden birkaç gün uzaklıkta ki  Elatea şehrini işgal ettiler. Demosthenes liderliğindeki Atinalılar, Tebai  ile Makedonya'ya karşı ittifak yapma kararı aldılar. Hem Atinalılar hem de Philip Tebailileri yanlarına çekmek için elçiler gönderdiler, ancak Atinalılar bu çekişmeyi kazandı. Philip, Amphissa'ya üzerine yürüdü. Demosthenes tarafından oraya gönderilen paralı askerleri yakalayıp  kentin teslim olmasını kabul etti.  ( görünüşte Amphiyotic Ligi'nin isteği üzerine  hareket ediyordu) . Philip daha sonra Elatea'ya geri döndü ve hem Atina hem de Tebai'e son bir barış teklifinde bulundu. İkiside teklifi reddetti.

Philip güneye doğru ilerlediğinde rakipleri onu Chaeronea, Boeotia yakınlarında yolunu kapattı. Chaeronea Muharebesi sırasında, Philip sağ kanadı,İskender ise Philip'in bir grup güvendiği generali ile sol kanadı kontrol etti. Antik kaynaklara göre, iki taraf da bir süre acımasız bir savaş verdi.Philip kasıtlı olarak birliklerini geri çekti.Düzensiz Atinalı hoplitleri onu takip etmeye ve savaş hatlarını bozmaya başladılar.İskender ilk olarak Tebai hatlarını yardı ve Philip'in generalleri onu takip etti. Düşman saflarına zarar verildikten sonra Philip birliklerine ilerlemelerini emretti ve onları hızla yönlendirdi. Atinalıların kaybı ile birlikte, Tebaililer çevrelendi. Savaşmak için tek başlarına kaldıklarında yenildiler.

Chaeronea'daki zaferden sonra Philip ve İskender, hiçbir engelle karşılaşmadan ve tüm şehirler tarafından memnuniyetle karşılanarak Peloponnese'ye yürüdüler.Sparta'ya ulaştıklarında reddedildiler, fakat savaşa başvurmadılar. Korint'te, Philip, Sparta dışındaki Yunan şehir devletlerinin çoğunu içeren "Yunan İttifakı"nı (Yunan-Pers Savaşlarının eski anti-İran ittifakını modelledi) kurdu. Philip, daha sonra bu ligin (modern bilim adamları tarafından Korint Ligi olarak bilinir) Hegemon (çoğunlukla "Üst Komutan" olarak tercüme edilir) olarak seçildi ve Pers İmparatorluğuna saldırma planlarını açıkladı.

Sürgün ve geri dönüş

Philip Pella'ya döndüğünde general General Attalus'un yeğeni Kleopatra Eurydice'e aşık oldu ve evlendi. Evlilik, İskender'in varislik konumunu daha az güvenli hale getirdi; çünkü Kleopatra Eurydiceden doğacak herhangi bir oğul tam bir Makedon olurken, İskender sadece yarım Makedondu. Düğün ziyafetinde sarhoş olan Attalus, bu birlikteliğin meşru bir mirasçı vereceği konusunda tanrılara açık bir şekilde dua etti.

Philip'in aşık olduğu ve evlendiği Kleopatra  kendisine göre çok genç olduğu için, amcası Attalus düğünde içkinin etkisi ile ''Tanrıların Makedonyalılara , yeğeni aracılığı ile yasal bir halef vermelerini'' istiyordu. Bundan çok rahatsız olan İskender, kafasına bir bardak fırlatıp "Seni kötü adam" dedi, "o zaman ben bir piç miyim?" Sonra Attalus'un yerine olaya karışan Philip ayağa kalktı ve oğluna doğru koştu; Ancak her ikisinin şansına da öfkeli ve şarap nedeni ile sarhoş olmasından dolayı ayağı kaydı ve yere düştü. İskender onu ayıplayarak hakaret etti "Bakın orada,Avrupa'dan Asya'ya geçmek için hazırlıklar yapan adam, daha bir koltuktan diğerine geçerken devrildi" dedi.

İskender, Makedonyadan annesiyle birlikte kaçıp, onu Molossianların başkenti Dodona'daki Epiralı kardeşi Kral I.Alexander ile birlikte bırakarak annesinden ayrıldı. Illyria'ya giderek orada Illyrian kralına sığındı.Birkaç yıl önce onları savaşta yenmesine rağmen konuk olarak muamele gördü. Bununla birlikte, Philip siyasi ve askeri açıdan eğitimli olan oğlundan kolayca vazgeçmek istemiyordu.Bundan dolayı, Alexander altı ay sonra iki taraf arasında aracılık yapan aile dostu Demaratus'un çabaları sonucunda Makedonya'ya döndü.

Ertesi yıl, Karia'daki İranlı satrap (vali) Pixodarus, en büyük kızının, İskender'in üvey kardeşi Philip Arrhidaeus'la evlenmesini teklif etti. Olympia ve İskender'in birkaç  arkadaşı, Philip'in Arrhidaeus'u varisi yapmayı planladığını düşündüğünü öne sürdü. Alexander, Korintli Thessalus adlı bir oyuncuyu Pixodarus'a kızını gayrimeşru bir oğulla evlendirmekten ziyade İskender'e vermesi gerektiğini söyleyerek tepki gösterdi. Philip bunu duyunca müzakereleri durdurdu ve İskender'i bir Karia valisinin kızıyla değil  daha iyi bir gelinle evlenmesini istediğini anlatarak azarladı. Philip, İskender'in arkadaşlarından dördünü; Harpalus, Nearchus, Ptolemaios ve Erigyius'tan sürgüne gönderdi ve Korintli Thessalus'u zincirlerle bağlı bir şekilde ona gönderdi.

Makedon Kralı

Katılım

M.Ö. 336 yazında, Aegae'de kızı Kleopatra'yı Olimpia'nın kardeşi Epirli I. Aleksander ile evlendiren ve düğüne katılan Philip, koruma birliğinin kaptanı olan  Pausanias tarafından öldürüldü. Pausanias kaçmaya çalışırken, bir asmaya tırmanmaya çalıştı ve kendisini takip edenlerin içinde İskenderin iki yoldaşı Perdiccas ve Leonnatus'unda bulunduğu kalabalık tarafından öldürüldü. İskender soyluların ve ordunun desteği ile  20 yaşındayken yeni kral ilan edildi.

Güç konsolidasyonu

İskender egemenliğine taht üzerinde hakları bulunan potansiyel rakiplerini ortadan kaldırarak başladı. Kuzeni, eski Amyntas IV idam edildi. Ayrıca Lyncestis bölgesinden gelen iki Makedonya prensi öldürüldü, ancak üçüncüsü Alexander Lyncestes'in hayatı bağışlandı. Olympia,  Cleopatra Eurydice ve Philip'ten olan kızı ve Europa'yı canlı olarak yaktı. İskender bunu öğrendiğinde çılgına döndü. İskender ayrıca Küçük Asya'daki ordunun komutanı ve Kleopatra'nın amcası Attalus'un öldürülmesini emretti.

Bu süreçte Attalus, Atina'ya sığınmak için Demosthenes'e ile yazışmaktaydı . Ayrıca Attalus  İskender'e ciddi şekilde hakaret etmişti ve Kleopatra'nın öldürülmesinden sonra, İskender onu canlı bırakmanın çok tehlikeli olabileceğini düşünmüş olabilir. İskender, Olimpiya'nın zehirlemesi sonucu akıl sağlığını kaybetmiş olan Arrhidaeus'u bağışladı.

Philip'in ölüm haberi ile birçok ülke (Tebai, Atina, Teselya ve Makedonya'nın kuzeyinde Trakya kabileleri de dahil olmak üzere) ayaklandı. Ayaklanma haberleri İskender'e ulaştığında hemen harekete geçti.Diplomasiyi kullanması önerilirken İskender, 3.000 kişilik Makedon süvari birliğini toplayarak güneyde Teselya'ya doğru ilerledi. Teselya ordusunu Olimpos Dağı ile Ossa Dağı arasındaki geçidi işgal etmiş bir şekilde buldu ve adamlarına Ossa Dağı'na tırmanmalarını emretti. Teselyalılar ertesi gün uyandıklarında İskender'i arkalarında buldular ve derhal teslim olduklarını bildirdiler,süvari birliklerini İskender'in kuvvetlerine eklediler. Daha sonra güneye Mora Yarımadası'na doğru ilerlediler.

Alexander, Terminopil'de durduğu sırada ve Korint'e ilerlemeden önce Amfıtyonik Ligi'nin lideri ile görüşmeler yaptı. Atina barış için uzlaştı ve İskender isyancıları bağışladı. İskender'in Korintte bulunduğu sırada Kinikli Diyojen ile tarihe geçecek olan karşılaşması yaşandı . İskender Diyojen'e kendisi için ne yapabileceğini sorduğunda, filozof kibirli bir şekilde, İskender'in güneş ışığını engellediği için biraz kenara kaymasını istedi. Bu cevap, İskender'in hoşuna gitti ve "Ama şüphesiz ki, ben İskender olmasaydım, Diyojen gibi olmak isterdim" dedi. Korint'te Hegemon unvanını ("lider") aldı ve babası Philip gibi, Pers savaşına komutan atandı. Bu sırada Trakya'dan ayaklanma haberi geldi.

Balkan kampanyası

Asya'ya geçmeden önce, İskender kuzey sınırlarını güvence altına almak istiyordu. M.Ö. 335 baharında, birçok ayaklanmayı bastırmak için harekete geçti. Amphipolis'ten başlayarak doğudaki "Bağımsız Trakyalılar" ülkesine gitti.Haemus Dağı'nda, Makedon ordusu tepelere giden Trakya kuvvetlerine saldırdı ve onları mağlup etti. Makedonlar Triballi ülkesine girdiler ve Triballi ordularını Lyginus nehri (Tuna koluna bağlı) yakınlarında yenerek yok ettiler.Alexander,üç gün boyunca Tuna'ya yürüdü ve karşı kıyıda Getae kabilesi ile karşılaştı. Nehirden geçerken gece baskınıyla onları şaşırttı.İlk süvari çatışmasından sonra Geae ordularını geri çekilmeye zorladı.

Daha sonra İskender'e, Illyria Kralı Cleitus ve Taulanti Kralı Glaukias'ın otoritesine karşı açıkca isyan ettiği bildirildi. Batıya İllyria'ya doğru ilerleyen İskender,sırayla her iki tarafı da yenerek,iki yöneticiyi birliklerinden kaçmaya zorladı. Bu zaferlerle, kuzey sınırını güvence altına aldı.

İskender kuzeyde seferde iken, Tebaililer ve Atinalılar bir kez daha isyan etti. İskeder hemen güneye ilerledi. Diğer şehirler tekrar tereddüt ederken, Tebai savaşmaya karar verdi. Tebai'nin direnişi zayıftı, İskender şehri yıktı ve topraklarını diğer Boeo kentleri arasında paylaştırdı. Tebai'in sonu Atina'nın gözünü korkuttu.Böylelikle tüm Yunanistan'a geçici bir barış hakim oldu. Alexander daha sonra Antipater'i naip olarak bırakarak Asya seferine başladı.

Pers İmparatorluğu'nun Fethi

Anadolu

İskender'in ordusu, M.Ö 334 yılında Çanakkale Boğazı'nı yaklaşık 48.100 asker, 6.100 süvari ve 38.000 kişilik mürettebatı olan 120 gemilik filosu ile geçti. Ordusu Makedonya'dan ve çeşitli Yunan şehir devletlerinden paralı askerler, ve Trakya, Paionia ve Illyria'dan feodal olarak yetiştirilen askerlerden oluşuyordu. Pers İmparatorluğu'nun tamamını fethetme niyetini kıyıya bir mızrak fırlatarak ve Asya'yı tanrıların hediyesi olarak kabul ettiğini söyleyerek gösterdi. Bu ayrıca, babasının diplomasi tercihinin aksine İskender'in savaşmak için istekli olduğunu gösterdi.

Gaugamela savaşı

İskender Granicus Savaşı'nda Pers güçlerine karşı ilk zaferini kazandıktan sonra,İran'ın eyalet başkenti ve Sardis hazinesinin teslimiyetini kabul etti.Daha sonra İon kıyıları boyunca ilerleyerek kentlere özerklik ve demokrasi kazandırdı. Ahameniş kuvvetleri ve yakınında İran donanmasının desteğine sahip olan Milet kentini hassas bir kuşatma ile ele geçirdi. Daha güneyde, Karia'da,Halikarnas'ta ilk kez büyük çaplı bir kuşatmayı başarıyla tamamlayan İskender,sonunda muhaliflerini, Rodos'un paralı askeri lideri Memnon'u ve Orontobates'i ayrıca Karya'nın Pers satrapını (valisini) deniz yolu ile çekilmesi için zorladı. İskender, Karia hükümetini, İskender'i  Hekatomnı hanedanlığının bir üyesi kabul eden  Ada'ya bıraktı.

İskender Halikarnas'tan , Lykia dağlarına ve Pamfilya ovasına doğru ilerledi ve tüm sahil şehirlerini kontrol ederek Perslerin deniz üslerini imha ettiğini iddia etti. Pamphylia'dan itibaren kıyılarda önemli bir liman yoktu ve iç kısımlara doğru ilerledi. Termessos'da,Pisidya Bölgesindeki şehirlere hürmet ederek şehirlere saldırmadı. Antik Frigya'nın başkenti Gordium'a gelen İskender,bugüne kadar çözülemeyen Gordiyon Düğümünü çözenin , gelecekte ki  "Asya kralı" olacağını öğrendi. Hikayeye göre, İskender, düğümün nasıl çözüldüğünün önemli olmadığını söyledi ve düğümü kılıcıyla parçaladı.

Levant ve Suriye

M.Ö. 333 baharında İskender, Torosları aşarak Kilikya'ya geçti. Hastalıktan dolayı sefere uzunca bir ara verdikten sonra Suriye'ye doğru ilerledi. Darius'un çok daha büyük bir orduyu yönetmesine rağmen, Issus'ta Darius'u yenerek Kilikya'ya geri döndü. Darius savaştan kaçarak ordusunun dağılmasına neden oldu.Kaçarken ardında karısını, iki kızını, annesi Sisygambis'i ve muhteşem bir hazineyi bıraktı. Halihazırda kaybettiği toprakları ve ailesi için 10,000 talent fidye önererek barış antlaşması teklif etti. İskender cevap olarak '' Şimdi Asya'nın Kralı olduğunu ve bölgesel bölünmelere kendisinin karar vereceğini'' söyledi.

İskender, Suriye'nin ve Levant Bölgesi sahillerinin çoğunu elinde tutmaya başladı. Ertesi yıl, M.Ö. 332'de,  Sur kentine saldırdı. Uzun ve zorlu bir kuşatmanın ardından ele geçirdiği kentteki askerlik çağında bulunan bütün erkekleri katletti, kadın ve çocukları ise köle olarak sattı.

Mısır

İskender Sur kentini yok ettikten sonra, Mısır'a giden yoldaki kasabaların çoğu hızla teslim oldu. Bununla birlikte, İskender Gazze'de direnişle karşılaştı. Kale iyice tahkim edilmiş ve bir tepe üzerine kurulmuştu.Mühendisleri, tepenin yüksekliği yüzünden kaleyi ele geçirmenin imkansız olduğunu söylediler.Bu, İskender'i kaleyi almak için daha da cesaretlendirdi.Üç başarısız saldırı sonrasında ve İskender ciddi bir omuz yarası aldıktan sonra kale düştü. Sur'da olduğu gibi askerlik çağında ki erkekler kılıçtan geçirildi, kadınlar ve çocuklar ise köle olarak satıldı.

Büyük İskender'in savaşları

İskender, M.Ö. 332'de Mısır'a ilerledi ve burada bir kurtarıcı olarak görüldü. Ona, Libya çölündeki Siwa Oasis'de  tanrı Amun'un oğlu olduğu söylendi. Bundan sonra, İskender sıklıkla Zeus-Ammon'a gerçek babası olarak atıfta bulundu ve ölümünden sonra para birimi üzerinde tanrısallığı simgeleyen koç boynuzları ile tasvir edildi. Mısır'da kaldığı süre boyunca, ölümünden sonra Ptolemaios Krallığı'nın  başkenti haline gelecek olan İskenderiye'yi kurdu.

Asur ve Babil

MÖ 331'de Mısır'dan ayrılan İskender doğuya, şimdi ki Mezopotamya'ya (şimdi ki kuzey Irak) doğru yürüdü ve Gaugamela Savaşı'nda Darius'u tekrar mağlup etti. Darius bir kez daha savaş alanından kaçtı ve İskender onu Erbil'e kadar kovaladı. İkisi arasındaki son  savaş Gaugamela'da yaşandı. Darius, dağların üzerinden Ecbatana'ya (modern Hamedan) kaçtı; İskender Babil'i ele geçirdi.

Pers

Gaugamela savaşı resmi

İskender Babil'den Ahameniş İmparatorluğu'nun başkentlerinden biri olan Susa'ya gitti ve hazinesini ele geçirdi. Ordusunun büyük bölümünü Kral Yolu üzerinden Perslerin törensel başkenti olan Persepolis'e gönderdi. İskender seçkin birlikleri ile doğrudan şehre ilerledi. Ardından,Pers Kapıları denilen mevkide ( günümüzde Zaros Dağları ) Ariobarzanes tarafından önünü kesmek için toplanan Pers birliklerine saldırdı. Daha sonra büyük bir hızla Persepolis şehrine yürüdü. Burada ki amacı şehirde bulunan hazinenin Pers garnizonu tarafından kaçırılmasından önce şehre ulaşmaktı.

İskender Persepolis'e girince,birliklerinin birkaç gün boyunca şehri yağmalamasına izin verdi.Beş ay boyunca Persepolis'te kaldı. Kaldığı süre boyunca Xerxes'in doğu sarayında bir yangın çıktı ve şehre yayıldı.Yangının şarhoşluk sırasında bir kaza ile çıktığı veya II. Pers-Yunan Savaşları sırasında I. Serhas tarafından Atina Akropol'ünün yakılmasının intikamı için kasten çıkarıldığı düşünüldü.Yıllar sonra şehri yeniden ziyaret eden İskender Persepolis'in yanmasından dolayı üzüntü ve pişmanlık duymuştur.Plutarch, İskender'in durup, Büyük Serhas'ın yere devrilmiş bir heykeli ile sanki canlı bir insanla konuşuyor gibi konuştuğunu anlatmıştır.

"Sizi Yunanistan'a karşı yaptığınız seferler için yerde mi bırakayım ? Yoksa sahip olduğunuz yücelik ve diğer erdemleriniz için ayağa mı kaldırayım?"

İmparatorluğun ve Doğu'nun yıkılışı

İskender, Darius'u ilk önce Medya'ya, ardından Partya'ya kadar takip etti. Pers kralı artık kendi kaderini kontrol edemiyordu ve akrabası ve  aynı zamanda Baktriya valisi olan Bessus tarafından esir alındı. İskender yaklaşırken, Bessus adamlarına büyük Kral'ı bıçaklatmış ve daha sonra kendisini İskender'e karşı bir gerilla savaşı başlatmak için Orta Asya'ya çekilmeden önce V. Artaxerxes  olarak Darius'un halefi ilan etmiştir. İskender, Darius'un kalıntılarını, cenaze töreni ile Ahameniş İmparatorluğu'nun kedisinden önceki krallarının yanına gömdürdü. Darius'un, ölürken kendisini Ahameniş İmparatorluğu'nun halefi olarak adlandırdığını iddia etti. Ahameniş İmparatorluğu'nun Darius ile beraber yok olduğu düşünülür.

Alexander Bessus'u bir gaspçı olarak görmüş ve onu yenmek için yola koyulmuştur. Bessus a karşı başlayan sefer giderek büyük bir Orta Asya turuna dönüştü. İskender, Afganistan'ın Kandahar bölgesinde İskenderiye isimli bir dizi şehir kurdu. Günümüz Tacikistan'ında ise Alexandria Eschate ( en uzak İskenderiye ) isimli bir şehir inşa etti. Bu sefer sırasında İskender, Medya, Partya, Arya (Batı Afganistan), Drangiana, Arachosia (Güney ve Orta Afganistan), Baktirya (Kuzey ve Orta Afganistan) ve İskitya'yı dolaştı.

M.Ö. 329'da Soğdiana satraplığında belirsiz bir konumda bulunan Spitamenes, İskender'in güvenilir yoldaşlarından biri olan Ptölem'e Bessus'a ihanet etti ve Bessus idam edildi. Bununla birlikte, bir süre sonra İskender Seyhun civarında atlı-göçebe bir kabile ile uğraşırken Spitamenes Soğdiana'da isyan etti. İskender, bizzat Seyhun Savaşın'nda İskitleri mağlup etti ve hemen, Spitamenes 'e karşı bir sefer başlattı. Onu Gabai Muharebesi'nde yendi.Yenilgiden sonra,Spitamenes kendi adamları tarafından öldürüldü.Ardından barış için görüşmeler yapıldı.

Sorunlar ve komplolar

Bu süre zarfında, İskender, Pers elbiselerini ve bazı geleneklerini, özellikle de Perslerin daha yüksek bir statüde yer alan kişinin önünde diz çökmelerini, elini öpmelerini veya önünde secde etmelerini kendi saray adetleri içerisinde kabul etti. Yunanlılar İskender'in iyi niyet göstergesi olarak eyaletlerin yönetimine kendilerini atayacağına inanmışlardı. Bu olay vatandaşlarının birçoğunun tepkisine yol açtı ve sonunda birçok vatandaşı tarafından terk edildi.

Hayatına karşı bir komplo ortaya çıkarıldı ve subaylarından biri olan Philotas, İskender'i zamanında uyaramadığı için idam edildi. Oğulun ölümü babanın ölümünü gerekli kıldı ve böylece Ecbatana'da ( günümüzde Hemedan ) hazineyi korumakla görevli Parmenion, intikam girişimlerini önlemek için İskender'in emri ile suikaste uğradı. İskender Granikos Savaşında hayatını kurtaran adamı bizzat öldüren Kara Cleitus ( Cleitus the Black ) tarafından Maracanda'da ( Günümüzde Semerkant ) bir içki aleminde yaşanan tartışmada eski Makedon geleneklerinden uzaklaştığı ve yaptığı hatalar nedeni ile suçlandı.

Daha sonra, Orta Asya seferinde, hayatına karşı ikinci bir komplo açığa çıkarıldı; bu kişi, kendisinin kraliyet mensupları tarafından kışkırtıldığını söyledi. Resmi tarihçisi Olynthus'lu Kallisthenes komplo ile ilişkilendirildi; Bununla birlikte, tarihçiler bu konu ile ilgili henüz bir fikir birliğine varamamışlardır.Kallisthenes'in özellikle Pers saray adetlerine karşı olan muhalefete liderlik etmesi bu duruma neden olmuş olabilir.

İskender'in yokluğunda Makedonya

İskender Asya'ya doğru yola çıktığında, tecrübeli bir asker ve siyasi bir lider olan ayrıca  II.Philip 'in "Eski Muhafızları" nın bir parçası olan General Antipater'i Makedonya'da naip olarak bıraktı. İskender'in Tebai'yi yakıp yıkması, Yunanistan'ın yokluğunda sessiz kalmasını sağladı. Bir istisna dışında, Spartalı kral III. Agis tarafından, M.Ö 331'de silahlanma çağrısı yapıldı ve Antipater tarafından Megalopolis savaşında yenildi ve öldürüldü. Antipater, Spartalıların cezasının ne olacağı konusunu Korint Birliği'ne havale etti ve daha sonra konuyu onları affetmeyi seçen İskender'e bıraktı. Antipater ve Olympia arasında da büyük bir sürtüşme vardı ve her biri diğerini İskender'e şikayet etti.

Genel olarak, Yunanistan, İskender'in Asya'daki seferleri sırasında bir barış ve refah dönemi geçirdi.İskender İmparatorluğu boyunca ticareti arttırıp ekonomiyi canlandıracak miktarda parayı sürekli gönderiyordu. Bununla birlikte, İskender'in sürekli asker talebi ve Makedonların imparatorluk boyunca göç etmesi,insan gücünü azaltmıştı.Makedonya İskender'in ardından yıllar içinde büyük ölçüde zayıflamış ve nihayetinde Roma'ya boyun eğmiştir.

Hint seferi

Hindistan alt kıtasına giriş

Büyük İskender ve Filler

Spitamenes'in ölümünden ve Roksane ile (Eski İran'daki Raoxshna'ya) evlenmesinin ardından İskender, yeni satraplıkları ile olan ilişkilerini güçlendirmek için Hint altkıtasına döndü. Eski Gandhara satraplığının (şu anda doğu Afganistan ve kuzey Pakistan'nı içine alan bölge) liderlerini kendisine gelip otoritesini tanımaları için davet etti. Indus'tan Jhelum'a kadar Krallığı uzanan Taxila'nın hükümdarı Omphis  (Hint ismi Ambhi) teklifine boyun eğdi.Fakat bazı tepe klanları özellikle Aspasioi ve Assakenoi bölümlerinde (Hint metinlerinde de Ashvayanas ve Ashvakayanas olarak geçer) hüküm süren Kambojalar bu teklifi reddettiler. Ambhi, İskender'in kendisi hakkındaki endişelerini yok etmek için acele bir şekilde kendisi, bütün kuvvetleri ve değerli hediyelerle beraber İskender ile tanışmak için yola çıktı. İskender Ambhi'ye sadece unvanını ve hediyelerini geri vermekle kalmadı, aynı zamanda kendisine "İran elbiseleri, altın ve gümüş süs eşyaları, bulunan bir gardırop ile 30 at ve altın 1000 talent'' hediye etti. Bu İskender'i, kuvvetlerini bölmesi için cesaretlendirdi ve Ambhi Hephaestion'a ve Perdiccas'a Hund'ta  Indus üzerinde bir köprü inşa etmesine yardım etti. İskender'in birliklerine ihtiyaçları olan erzağı sağladı ve İskender'in bütün ordusunu başkentine kabul etti .Arkadaşlığını ve misafirperverliğini en cömert şekilde göstererek onları Taxila'da ağırladı.

Makedon kralının daha sonraki ilerlemesinde Taxililer, 5000 kişilik bir kuvvetle beraber İskender'e eşlik etti ve Hydaspes Nehri savaşında yer aldı. Bu zaferden sonra İskender tarafından uygun şartlar önermek için Porus gönderildi. Fakat hayatını eski düşmanının elinde kaybetmekten son anda kurtuldu. Bununla birlikte, iki rakip, İskender'in kişisel arabuluculuğu ile uzlaştırıldı. Taxililer, Hydaspes filosunun ekipmanlarına büyük bir gayretle katkıda bulunduktan sonra, krala bu nehir ve Indus arasındaki bütün bölgenin yönetimi emanet edildi. Machatas'ın oğlu Philip'in ölümünden sonra dikkate değer bir güç kazandı. İskender'in (M.Ö. 323) ölümünün ardından bile 321 yılında İskender'in generalleri arasında yaşanan Triparadisus Bölünmesi'nde bile otoritesini korumasına izin verildi.

M.Ö. 327/326 kışında İskender, bizzat bu klanlara karşı bir sefer yürüttü; Kunar vadilerinde Aspasioilere, Guraeus vadisinde Guraeanlara,   Assakenoi ve Bunar Vadilerinde Swatlara. Aspasioililer ile yaşanan şiddetli bir savaş sırasında İskender omuzundan bir cirit ile yaralandı , ancak sonunda Aspasioililer savaşı kaybettiler. İskender, Massaga, Ora ve Aornos'un kalelerinde Assakenoililer ile  karşılaşarak  savaştı.

Massaga Kalesi, İskenderin'de ayak bileğinden ciddi şekilde yaralandığı günler süren kanlı çarpışmaların ardından ele geçirildi. Curtius'a göre, "İskender Massaga'da ki tüm nüfusu öldürmekle kalmadı, aynı zamanda binalarını da moloz yığını haline getirdi." Ora Kalesinde de benzer bir katliam yaşandı. Massaga ve Ora'nın ardından, çok sayıda Assakenian Aornos Kalesine kaçtı. İskender kaleye arka tarafından yaklaşarak kanlı savaşların yaşandığı dört günün ardından stratejik bir tepede bulunan kaleyi ele geçirdi.

Aornos'dan sonra İskender İndus Nehrini geçti ve M.Ö. 326 yılında Hydaspes Savaşı'nda günümüzde Pencap olarak bilinen Hydaspes ve Çenab Nehirleri arasında kalan bir bölgeyi yöneten Kral Porus'a karşı destansı bir zafer kazandı. İskender, Porus'un cesaretinden etkilendi ve onu müttefiği yaptı. Porus'ı satrap olarak atadı ve güneydoğuya doğru Hospaz (Beas) 'e kadar daha önce sahip olmadığı toprakları Porus'un toprağına ekledi. Yunanistan'dan bu kadar uzak olan yerleri yönetmek için yerel kişiler seçmesi ona çok yardımcı oldu. İskender, Hydaspes nehrinin her iki yakasına da bu sıralarda ölen atını şereflendirmek için, iki şehir kurdu birisi Bucephala adında diğeri, ise günümüzde Pencap'da Mong şehri olan Nicaea (Zafer) 'dır.

Ordu Ayaklanması

Porus'un krallığının doğusunda, Gangs Nehri yakınında Magadha kökenli Nanda İmparatorluğu ve daha doğuda Gangaridai İmparatorluğu ( Günümüzde Hint altkıtasındaki Bengal bölgesi) vardı. Diğer büyük ordularla karşılaşmaktan çekinen ve yıllardır süren seferler ile yorulan askerler Hyphasis Nehri yakınında isyan ettiler ve doğuya ilerlemeyi reddettiler. Böylece bu nehir İskender'in doğuda feth edebildiği en uzak nokta oldu.

Bununla beraber Porus ile olan mücadeleleri Makedonların cesaretini kırmıştı ve Hindistan içlerine daha fazla ilerlemek istemiyorlardı. Düşman ile karşılaşmak için sadece 20.000 piyade ve 2.000 atlıdan oluşuyorlardı. İskender Ganj Nehrini geçmek için ısrar edince şiddetle karşı çıktılar. Öte yandan nehrin genişliği 29 metreden fazlaydı ve derinliği de yüz kulaçtı. Ayrıca nehrin karşı kıyıları da tepeden tırnağa silahlı çok sayıda piyade, süvari, ve fil ile doluydu. Çünkü Ganderit ve Praesii krallarının seksen bin atlı, iki yüz bin  piyade, sekiz bin savaş arabası ve altı bin savaş fili ile kendilerini beklediklerini yönünde duyumları vardı.

Büyük İskender'in Hint Savaşları

İskender askerlerini daha ileri gitmeye ikna etmeye çalıştı ancak general Coenus, görüşünü değiştirmesi ve geri dönmesi için askerleri ile birlikte yalvardı; Adamlar, "ebeveynlerini, eşlerini, çocuklarını ve vatanlarını tekrar görmek isterler" dedi. İskender sonunda kabul etti ve güneye döndü, Indus boyunca ilerledi. Ordusu Malhi'yi (günümüzde Multan) ve diğer Hint kavimlerine boyun eğdirdi. Bu sırada İskender kuşatma sırasında bir yara aldı.

İskender, adamlarının çoğunu General Craterus'la birlikte Carmania'ya (günümüzde Güney İran'a) gönderdi ve Basra Körfezini keşfetmesi için Amiral Nearchus komutasında bir filoyu görevlendirdi. Adamlarının kalanı ile beraber güneydeki zor bir rota olan Belucistan Çölü ve Makran üzerinden Babil'e doğru hareket etti. İskender, Susa'ya M.Ö. 324'te ulaştı fakat bir çok adamını zorlu çöl şartlarında kaybetmişti.

Pers'te son yıllar

Yokluğu sırasında bazı satraplarının ve askeri valilerinin yanlış işler yaptığını gördü. İskender Şuşa'ya ilerlerken bazılarını idam ettirdi. Bir teşekkür hediyesi olarak, askerlerinin borçlarını ödedi, yaşlı ve özürlü gazileri Craterus'un liderliğindeki Makedonya'ya geri göndereceğini duyurdu. Fakat askerleri onun amacını yanlış anladılar ardından Opis Kasabasında bir ayaklanma başlattılar. Geri Gönderilmeyi reddettiler. İskender'in Pers geleneklerini ve elbiselerini kabul etmesini, ayrıca Pers subaylarının ve askerlerinin Makedon birliklerine sokulmasını eleştirdiler.

Üç gün boyunca askerlerini ikna etmeye ve fikirlerinden caydırmaya çalıştıktan sonra başarısız olan İskender, Perslere komuta kademesinde yer vermeye ve Pers birliklerine Makedon ordusuna ait isimler ve rütbeler dağıtmaya başladı . Bunun üzerine Makedon birlikleri İskender'den affedilmeyi dilediler. İskender onları affetti ardından bir kaç bin adamıyla beraber katılacağı büyük bir ziyafet düzenledi . Makedon ve Pers meilletleri arasında kalıcı bir barış sağlamak isteyen İskender, kıdemli subayları ile Suşa'daki Persli ve diğer soylu kadınlar ile toplu bir evlilik töreni düzenledi. Buna karşın, bu evliliklerin çok azı bir yıldan fazla sürmüş gibi görünüyor. Bu arada, İran'a döndükten sonra İskender, Pasargad'daki Büyük Kiros'un mezarını koruyan muhafızların onu küçümsediğini ve mezarın kutsallığını bozduklarını öğrendi ardından sorumluları çabucak idam ettirdi. İskender çocukluğunda Ksenofon'un yazdığı Cyropaedia 'yı okumuş bu kitapta Kiros'un kahramanlıklarını ve kanun yapıcılığını öğrenmiş, ona hayran olmuştu. Pasargad'ı ziyaret eden İskender mimar olan Aristobulus'a Kiros'un mezarını  süslemesini emretmiştir.

Bunların ardından, İskender Pers hazinesinin büyük bölümünü almak için Ecbatana'ya ( Hemedan ) gitti. Orada en yakın arkadaşı ve muhtemel sevgilisi Hephaestion hastalık veya zehirlenme nedeni ile öldü. Hephaestion'un ölümünün İskender'i tam anlamıyla harap etti.  Babil'de pahalı bir cenaze ateşinin hazırlanması ve halkın yas tutması için bir kararname yayımladı. Babil'de, Arabistan'ın istilası ile başlayacak bir dizi yeni askeri sefer planladı; ancak, kısa süre sonra öldüğü için, bunlar gerçekleşmedi.

Büyük İskender'in ölümü ve sonrası

İskender, Babil'de II. Nebukadnezar'ın sarayında, M.Ö. 10-11 Haziran 323'de 32 yaşında iken öldü. İskender'in ölümüne ait iki değişik rivayet var ve rivayetlerde ölümünün ayrıntıları biraz farklı. Plutarch'a göre ölümünden yaklaşık 14 gün  önce İskender, amiral Nearchus'u ağırlamış, geceyi ve ertesi günü Larissa'lı Medius ile içki içerek geçirmiştir. Konuşamayacak kadar şiddetli bir ateş yaşamıştır. Sağlığı için endişe duyan askerler, sıra ile yanından geçerken İskender onlara sessizce el sallamıştır. İkinci versiyona göre Diodorus,İskender'in Herkül'ü onurlandırmak için koca bir kase saf şarabı mideye indirdiğini, ardından İskender'in zayıf düştüğünü ve 11 gün boyunca azap çektiğini söyler. Ateşi yoktu ve biraz acı çektikten sonra öldü. Arrian da bunu bir alternatif son olarak belirtti ancak Plutarch bu iddiayı kesinlikle reddetti.

Makedonya aristokrasisinin suikasta karşı bakış açısı göz önüne alındığında, kurallara aykırı birden çok neden ölümünde rol oynamıştır.Diodorus, Plutarch, Arrian ve Justin'in hepsi İskender'in zehirlendiği teorisini öne sürdüler. Justin, İskender'in zehirli bir komploya kurban gittiğini belirtti; Plutarch, bunun yalan olduğunu, hem Diororus hem de Arrian, olayın bütününe bakıldığında doğru bir tez olduğunu savunmuşlardır. Öte yandan Olimpia ile yaşanan anlaşmazlıklar sonrasında görevinden alınan Antipater'i işaret eden oldukça kuvvetli idaalar vardı. Belki de Babil'e ölüm cezası nedeni ile çağrılıp Parmenion ve Philotas'ın kaderini yaşamaktan çekinen Antipater'in İskender'i şarapçısı olan oğlu Iollas'a zehirlettiği yönünde düşünceler vardı.  Hatta Aristo'nunda bu komploya katılmış olabileceği konusunda bir düşünce vardı.

Zehir teorisine karşı en güçlü argüman ise, İskender'in hastalığının başlaması ile ölümünün arasında on iki gün geçtiği gerçeğidir. Böyle uzun süre etkili olabilecek zehirler muhtemelen mevcut değildi. Bununla birlikte, İskender'in ölümünü araştıran 2003 yılında BBC tarafından hazırlanan belgeselde, Yeni Zelanda Ulusal Zehir Merkezi'nden Leo Schep, eskiden beri bilinen bir bitki olan beyaz Helleborus'un (Veratrum album) İskender'i zehirlemek için kullanılabileceğini öne sürmüştü. Clinical Toxicology Schep dergisinde 2014 yılında yayınlanan bir makalede İskender'in şarabının Veratrum album ile karıştırıldığını ve bunun İskender'in hayatının sonlarında yaşadığı zehirlenme ile ilgili belirtilerin aynı olduğu öne sürüldü.Veratrum album zehirlenmesi uzun süreli bir seyre sahip olabilir ve İskender'in zehirlenmesinde , Veratrum album'un kullanılması en mantıklı seçenek olabilir. 2010 yılında ortaya atılan bir diğer zehirlenme iddası ise, ölüm nedeninin, bakteriler tarafından üretilen tehlikeli bir bileşik olan kalikheamisin (calicheamicin) içeren Styx nehrinin (günümüzde Arcadia'daki Mavroneri, Yunanistan) suyu ile zehirlenmiş olabileceği öne sürüldü.

Sıtma ve tifo gibi ateşli hastalıklar sonucu öldüğüde öne sürülmüştür. New England Journal of Medicine'de 1998'de yayınlanan bir makalede ölümün bağırsak delinmesi ve artan felç ile komplike olan tifo ateşinin neden olduğu öne sürüldü. Yakın zamanda yapılmış diğer bir araştırma ise piyojenik (bulaşıcı) spondilit veya menenjit'in ölüm nedeni olduğu öne sürülmüştür. Akut pankreatit veya Batı Nil virüsü gibi hastalık belirtileri ile uyuşmalarda vardı. Doğal neden teorileri ayrıca, İskender'in sağlığının yıllar boyunca kullandığı alkolün ve yaşadığı yaralanmalar ile gerileyebileceğini öne sürerler. Hephaestion'un ölümünden sonra İskender'in hissettiği acı ve hüzün, onun bozulan sağlığına katkı yapmış olabilir.

Ölümden sonra

İskender'in vücudu, mumyalanarak bal dolu bir lahite yerleştirildi daha sonra lahit altın tabakalar ile kaplanarak altından bir tabut haline getirildi. Aelian'a göre, Aristander denilen bir falcı, İskender'in dinlenmeye bırakıldığı topraklarda "sonsuza kadar mutlu ve acımasız" olacağını öngörüyordu. Belki de daha muhtemel halefleri, cesedi meşruluklarının sembolü olarak görmüş olabilirler, zira önceki kralın gömülmesi sadece kralın sahip olduğu bir ayrıcalıkdı.

İskender'in cenaze korteji Makedonya'ya giderken, Ptolemeios cesedi ele geçirdi ve geçici olarak Memphis'e götürdü. Halefi II. Ptolemaios Filedelfos ise lahiti, en azından Antik Döneme kadar kalacağı İskenderiye'ye taşıdı. Ptolemy'in son haleflerinden birisi olan IX.Ptolemy Lathyros, İskender'in lahitini cam bir lahit ile değiştirdi ve böylece altın lahitini para basımında kullandı. Kuzey Yunanistan'da Amphipolis'te Büyük İskender zamanından kalma devasa bir mezarın keşfi, buranın asıl amacının İskender'in mezar yeri olduğu yönündeki söylentilere neden oldu. Burası, İskender'in cenaze kortejinin ulaşmayı amaçlandığı yerdi.

Pompey, Julius Caesar ve Augustus, İskenderiye'deki mezarı ziyaret etti; iddiaya göre Augustus, ziyareti sırasında yanlışlıkla burnunu yere çarpmıştır. Caligula'nın İskender'in göğüs zırhını şahsen kullanmak için mezarından aldığı söylenir. M.S. 200 civarında, İmparator Septimius Severus, İskender'in mezarını halka kapadı. Oğlu ve halefi, aynı zamanda İskender'in büyük bir hayranı olan Caracalla, saltanatı sırasında mezarı ziyaret etti. Bundan sonra mezarın kaderi ile ilgili detaylar bulanıklaşıyor.

Sidon (Sayda) yakınlarında bulunan ve şimdi İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenen "İskender Lahiti" adı verilen taş lahitin bu isimle anılmasının nedeni içinde İskender'in kalıntılarının olması değil, lahit üzerinde yer alan kabartmalarda İskender'in Persler ile olan savaşları ve bazı av sahnelerinin betimlenmesidir. Başlangıçta 331 yılında Issus savaşı sonrasında İskender tarafından Sidon'u yönetmesi için atanan Kral Abdalonymus'un (M.Ö. 311'de öldü) lahiti olduğu düşünülmüştür. Ancak yakın zamanlarda ki çalışmalar ile Abdalonymus'dan daha erken bir zamanda yapıldığı iddiası ortaya atılmıştır.

İmparatorluğun bölüşülmesi

İskender'in ölüm olayı o kadar ani oldu ki, ölüm haberi Yunanistan'a ulaştığında, hemen inanılmadı. Çünkü İskender'in açık veya meşru bir mirasçısı yoktu; oğlu IV. Alexander , (Roksane tarafından) İskender'in ölümünden sonra doğdu. Diodorus'a göre, İskender'in yoldaşları krallığın yönetiminin kime miras kaldığını ölüm döşeğindeyken kendisine sordular; İskender kısa ve öz olarak "tôi kratistôi" - en güçlü olana" diye cevap verdi.

Arrian ve Plutarch, İskender'in bu ana kadar konuşmadığını iddia ederler ve bunun uydurma bir hikaye olduğunu söylerler. Diodorus, Curtius ve Justin, ise daha mantıklı bir hikaye ortaya koyar. Buna göre İskender tanıkların önünde mühür olarak kullandığı yüzüğünü koruması ve aynı zamanda bir süvari birliğinin lideri olan Perdikkas'a vermiş ve onu yönetici olarak atamıştır.

Perdikkas başlangıçta hiçbir iktidar iddiasında bulunmadı, bunun yerine Roksane'den doğacak bebeğin erkek olması durumunda kral olmasını önerdi; Kendisi Craterus, Leonnatus ve Antipater'i imparatorluğun koruyucuları olacaktı. Bununla birlikte, Meleager komutasındaki piyadeler, tartışmalar sırasında dışlandıkları için bu öneriyi reddettiler. Bunun yerine, İskender'in yarı kardeşi olan Philip Arrhidaeus'u (III. Philip) desteklediler. Sonunda, iki taraf uzlaştı ve IV. İskender'in doğumundan sonra kendisi ve III.Philip , isim olarak ortak kral atandılar.

Bununla birlikte, anlaşmazlıklar ve çekişmeler kısa sürede bütün Makedon ülkesini etkiledi. Perdiccas tarafından Babil Bölgesinde yapılan antlaşma ile bölünen satraplıklar, her generalin iktidara gelmek için kullandığı birer iktidar üssüne dönüştü. Perdikas'ın M.Ö. 321'de öldürülmesinden sonra Makedon birliği çöktü ve Helen dünyası ''Halefler'' arasında  40 yıl sürecek olan bir savaşa sürüklendi. Bu savaş sonunda ülke Ptolemaik Mısır, Selevkos Mezopotamya ve Orta Asya, Attalid Anadolu, Antigonid Makedonya olarak parçalandı. Bu süreçte hem IV. Alexander hem de III. Philip öldürüldü.

İncil

Diodorus, İskender'in ölümünden bir süre önce Craterus'a ayrıntılı bir takım yazılı talimatlar verdiğini belirtti. Craterus İskender'in emirlerini yerine getirmeye başladı ancak halefleri, bu talimatların fazlasıyla kullanışsız ve ölçüsüz olduklarını belirterek talimatlara uymak istemediler. Yine de, Perdikkas İskender'in talimatlarını birliklerine okudu.

İskender'in vasiyeti;

Güney ve batı Akdeniz'e doğru askeri genişlemeler, anıtsal yapılar ve Doğu ile Batı nüfuslarının birbirine karışması ,

Babası Philip için "Mısır piramitlerinin en büyüğüyle eşleşecek şekilde anıtsal bir mezar" inşaatı

Delos, Delphi, Dodona, Dium, Amphipolis'te büyük tapınakların kurulması ve Troy'da (Truva) Athena için anıtsal bir tapınak inşaa edilmesi

Arabistan ve Akdeniz Havzasının Fethi

Afrika'nın çevresinde yapılacak bir yolculuk

Yeni şehirlerin kurulması, en büyük kıtayı birleştirmek ve ortak bir toplum haline getirmek için '' Avrupa'dan Asya'ya ve Asya'dan Avrupa'ya doğru nüfusun göç ettirilmesini, uluslar arasında gerçekleştirilecek evlilikler ile aile bağları ve ulusal bağları güçlendirmek.

Büyük İskender'in karakteri

Generallik

İskender, ordu komutanı olarak daha önce eşi benzeri görülmemiş başarılarından dolayı "Büyük" ünvanını elde etti. Genelde ordusu sayıca az olmasına rağmen, hiçbir savaşı kaybetmedi. Bunun nedenleri ise araziyi iyi kulanması,başarılı falanks ve süvari taktikleri, cesur stratejisi ve askerlerinin sarsılmaz sadakatiydi. İskender babası II. Philip döneminde kullanılmaya başlanan 6 metre uzunluğunda ki ''sarissa'' isimli mızraklar ile donatılmış askerlerini sayıca kalabalık fakat yetersiz olan Pers birlikleri karşısında hızlı ve başarılı bir şekilde kullanmıştır. İskender ayrıca, farklı dillere ve kültürlere sahip orduları arasında bölünmeler yaşanabileceğini fark etti. Bu ihtimali Makedonya kralı olarak bizzat savaşlara katılması ile ortadan kaldırmayı başardı.

Asya'daki ilk savaşı olan Granikos Savaşında İskender 40.00 kişilik Pers ordusuna karşı 13.000 piyade ve 2.000 süvariden oluşan küçük bir orduyu komuta etti. İskender falanksları merkezde, süvarileri ve okçuları kanatlara yerleştirdi, böylece savaş hattı İran süvarilerinin hat uzunluğuyla eşit bir hale geldi (3 km). İskender'in ordusunun aksine, İran piyadeleri süvarilerin arkasında konuşlanmıştı. Bu İskender'in kanatlarda güvende olmasını sağladı, uzun sivri uçlu mızraklar ile silahlanmış falanksları ile Persler'in pala ve ciritleri karşısında önemli bir avantajı vardı. Savaş sonunda ki Makedon kayıpları Persler'in kayıplarına kıyasla önemsizdi.

M.Ö. 333 de Issus Savaşın'da, Darius'la ilk karşılaşmasın da da aynı konuşlandırmayı kullandı ve yine falanks birliklerini merkezde biraz ileri doğru yerleştirdi. İskender düşman ordusuna yapılan savaş da merkezdeki kuvvetlerini bizzat komuta etti. Darius ile Gaugamela'daki kesin sonucu belirleyecek olan savaşında Darius, savaş arabalarının falanks birliklerini parçalaması için tekerleklerini tırpanlarla donattı ve süvari birliklerine uzun mızraklar verdi. İskender ise, İleriye doğru açıyla ilerleyen, savaş arabalarına karşı falanks birliklerini ayrılıp arabalar geçtikten sonra tekrar birleşebilecekleri bir şekilde düzenledi. Savaş sırasında yaptığı saldırısı başarılı oldu ve Darius'un merkezde ki kuvvetlerini yenerek ikinci kez kaçmasına neden oldu.

Orta Asya ve Hindistan'da farklı savaş teknikleri kullanan düşmanlar ile karşılaşınca, İskender kuvvetlerini rakiplerinin taktiklerine göre düzenledi. İskender böylece, Baktriya ve Soğdiana'da, süvarilerini merkezde toplarken cirit atıcılarını ve okçularını kanatlarına dönük hareketleri önlemek için başarıyla kullandı. Hindistan'da, Porus'un fil orduları ile karşı karşıya kalan Makedonlar, filleri kuşatmak için saflarını açtılar ve mızraklarını yukarı vurarak ve fil terbiyecilerini öldürdüler.

Fiziksel görünüş

Yunanlı biyografist Plutarch (MS 45-120) İskender'in görünüşünü şu şekilde tarif ediyor:

Büyük İskender Heykeli

İskender'in dış görünüşü, en iyi Lysippus'un yaptığı heykellerle temsil edilir ve İskender'in kendisini modellenmesi için uygun olduğunu düşündüğü tek kişi bu sanatçıdır. Ardıllarının ve arkadaşlarının çoğunun taklit etmeye çalıştığı, boynunu hafifçe sola eğmesini ve gözlerin deki imalı bakışları bu sanatçı doğru bir şekilde gözlemledi.  Bununla birlikte, ressam Apelles, beklenmedik bir şekilde ten rengini koyu ve esmer olarak yansıttı. Fakat güzel bir şekilde göğsünden yüzüne doğru bir kızıllık ekleyerek dengeyi sağlamıştı. Ayrıca cildinden çok hoş bir koku yayıldığını, ağzının ve bedeninin güzel koktuğunu, giysilerinin bu koku ile dolu olduğunu Aristoksenos'un anılarından öğreniyoruz.

Yunan tarihçi Arrian ise (Lucius Flavius ​​Arrianus 'Xenophon' say. 86-160) İskender'i şu şekilde tarif eder:

Bir gözü gece kadar karanlık diğeri ise gökyüzü kadar mavi olan güçlü ve yakışıklı bir komutan.

Yarı efsanevi bir kişilik olan Alexander Romance ise, İskender'in heterokromya iridumdan (gözde farklı renklerde oluşumların bulunması) muzdarip olduğunu, bir gözünün koyu  diğerinin açık renkte olduğunu ileri sürüyor.

İngiliz tarihçi Peter Green, heykellerinin ve bazı eski belgelerin üzerinde yaptığı incelemelere dayanarak İskender'in görünümü ile ilgili bir açıklama yaptı:

Fiziksel olarak, İskender ön plana çıkmıyordu. Makedon standartlarına göre bile çok kısa, tıknaz ve sert yapılıydı. Sakalı yetersizdi ve kıllı Makedon baronlarının karşısına her zaman traşlı bir yüz ile çıkıyordu. Boynu bir şekilde bükülmüştü, böylece yukarıya doğru dik bir açı ile bakıyor gibi görünüyordu. Gözleri ise (biri mavi, diğeri ise kahverengi) saf bir şekilde bakıyor, dişil bir nitelik taşıyordu. Koyu tenli ve sert bir sesi vardı.

Eski yazarlar, İskender'in Lysippos tarafından yapılan portrelerinden o kadar memnundu ki ; diğer heykeltıraşlara kendi heykelini yapmalarını yasakladı. Lysippos, İskender'i ve Apoxyomenos, Hermes ve Eros gibi diğer karakterleri tasvir etmek için genellikle kontrapposto (karşıtlık) heykel tasarımını kullanmıştı. Lysippos'un İskender'i tasvir ettiği doğallığı ile ünlü heykelinin, daha katı ve daha dengeli bir poz'da olmasına karşın en güvenilir tasviri olduğu düşünülür.

Büyük İskender'in Kişiliği

İskender'in en güçlü kişilik özelliklerinden bazıları aile bireyleri sayesinde şekillenmiştir. Annesinin büyük hırsları vardı ve onu kaderinde Pers İmparatorluğu'nu ele geçirecek kişi olduğuna inanmaya teşvik etti. Olympia'nın etkisi İskender üzerinde bunun bir kader olduğu hissini uyandırdı ve Plutarch, hırsının "ruhunu ilerleyen yıllar içinde ciddi ve kibirli tuttuğunu" söyledi. Bununla birlikte, babası Philip, İskender'in en erken ve en etkili rol modeliydi; genç İskender, babası ile birlikte seferlere katıldı ve ciddi hiçbir yara almadan zafer üstüne zafer kazandı. İskender'in babasıyla olan ilişkisi, kişiliğinin rekabetçi tarafını oluşturdu.Onun babasına üstün gelmek için savaşlarda gösterdiği pervasız davranışlar aralarının açılmasına neden oldu. İskender, babasının kendisini "dünyaya göstereceği harika bir başarı bırakmadan" terkedeceğini düşünürken babasının başarılarını da arkadaşları karşısında küçümsedi.

Plutarch'a göre, İskender'in kişilik özellikleri arasında hiç şüphesiz kararlarının bir kısmına katkıda bulunan şiddetli öfke ve kızgınlık, dürtüsel bir nitelikde idi. İskender inatçı olmasına ve babasının emirlerine düzgün cevap vermese de, mantıklı tartışmalara açıktı. Daha sakin bir yanı vardı. Bakış açısı, mantık ve kurnazlığa dayalıydı. Bilgi edinmek ve yeni şeyler öğrenmek için büyük bir arzusu vardı. Tam bir felsefe aşığıydı ve hevesli bir okuyucuydu. Hiç şüphe yok ki kısmen Aristo'nun vesayetinden dolayı; İskender akıllı ve hızlı öğrenen biriydi. Zeki ve gerçekçi olması, bir general olarak kazandığı başarılar ile yeteneklerini ortaya koydu. Alkole olan düşkünlüğünü kontrol edememesinin  aksine, "vücudun zevkleri" konusunda kendine oldukça hakim bir kişiliği vardı.

İskender gayet bilgili, ayrıca hem sanatı hem de bilimi koruyan birisiydi. Bununla birlikte, babasının aksine Olimpiyat Oyunları'na çok az ilgi duyuyordu. O daha çok Homeros'un bahsettiği ''onur ve zafer'' kavramları ile ilgileniyordu O, büyük bir karizmaya ve kişiliğe sahipti ve karakterleri onu mükemmel bir lider yapmıştı. Benzersiz yetenekleri, generallerinden herhangi birinin Makedonya'yı birleştirmesi ve ölümünden sonra İmparatorluğunu koruması konusunda yetersiz kalması ile kendini gösterdi - yalnızca İskender bunu yapabilecek yeteneğe sahipti.

Son yıllarında  özellikle Hephaestion'un ölümünden sonra İskender, megalomanlık ve paranoya belirtileri göstermeye başladı. Onun olağanüstü başarıları, kaderine olan inanılmaz bağlılık duygusu ve arkadaşlarının dalkavuğu ile birleşerek bu etkiyi yaratmış olabilir. Onun gösteriş saplantıları, vasiyetnamesinde ''Dünyayı fethetme arzusuyla'' ve eski metinlerde yer alan sahip olduğu sınırsız hırslar ile kendisini tarihi bir kişilik haline getirmiştir.

Kendisinin bir tanrı olduğuna inanmış ya da en azından kendisini öyle tanımlamaya çalışmıştır. Olympia, kendisinin Zeus'un oğlu olduğu konusunda ısrarcıydı ve görünüşe göre Siwa'daki Amun tapınağında yer alan kehanet tarafından da teyit edilmişti. Kendisini Zeus-Ammon oğlu olarak tanımlamaya başladı. İskender, Pers giysilerini ve geleneklerini sarayında, özellikle Makedonların onaylamadığı bir uygulama olan proskynesis'i (önünde secde etmeyi) kabul etti ve yerine getirilmemesinden nefret ediyordu. Bu davranışları kendi vatandaşlarının tepkisine yol açtı. Bununla birlikte, İskender birçok farklı kültürden krallıkların yaşadığı, etnik bakımdan ayrı insanların yönetilmesinin zorluklarını anlayan pratik bir hükümdardı. Dolayısıyla megalomanya değil, davranışları basitçe onun egemenliğini güçlendirmek ve imparatorluğunu bir arada tutmak için pratik bir girişim olabilir.

Kişisel ilişkiler

İskender toplamda üç kez evlendi: Roksane, Baktiryalı bir soylu olan Oxyartes'in kızı; ve politik nedenlerden dolayı Pers Prensesleri olan III. Darius'un kızı II. Stateira ve III. Artaxerxes'in kızı  II. Parysatis . Görünüşe göre iki oğlu vardı, Roksane'dan olan IV.Alexander Macedon ve muhtemelen metresi Barsine'den olan Makedon Heracles vardı. Roksane, Babil'de iken bir düşük yaptı.

İskender ayrıca, arkadaşı, koruması, generali ve Makedonyalı bir soylunun oğlu olan Hephaestion'la, yakın bir ilişki içindeydi. Hephaestion'un ölümü İskender'i harap etmişti. Bu olay, İskender'in son aylarında ki kötü sağlığına ve zihinsel durumuna katkıda bulunmuş olabilir.

İskender'in cinselliği spekülasyonlara ve tartışmalara konu olmuştur. Hiçbir antik kaynak, İskender'in eşcinsel ilişkileri olduğunu ya da İskender'in Hephaestion'la olan ilişkisinin cinsel amaçlı olduğunu belirtmez. Bununla birlikte Aelian, İskender'in Truva'yı ziyaretinde "İskender'in Aşil'in mezarına çelenk bıraktığını ve Hephaestion'un da Patroklos'un Aşile aşık olduğu gibi Hephaestion'unda İskender'in aşığı olduğunu üstü kapalı bir şekilde ima etmiştir. Fakat Eromen kelimesi gibi (eski Yunanda tarafından sevilenler) gibi mutlaka cinsel anlam taşımadığına dikkat çekenlerde vardır veya İskender kendi zamanında pek tartışma konusu olmayan bir şekilde biseksüel olmuş olabilir.

Green, antik kaynaklarda İskender'in kadınlara karşı fazla meraklı olduğuna dair çok az kanıt bulunduğunu savunuyor; Hayatının sonuna kadar bir varis yapamadı. Fakat  öldüğünde nispeten gençti ve Ogden, İskender'in evlilik kayıtlarının aynı yaştaki babasınınkinden daha etkileyici olduğunu öne sürer. Eşlerin yanısıra İskender'in çok sayıda kadın arkadaşı vardı. İskender, Pers kralları tarzında bir harem kurdu, ancak "vücudun zevkleri" konusunda kendisine hakim olmaya çalışarak, onu ihtiyatla kullanıyordu. Yine de, Plutarch, deli divane aşık olduğu Roksane'nın kendisiyle birlikte olması için onu zorlamadığını söyleyerek İskender'e övgüler dizer. Green, İskender'in kadınlar ile güçlü dostluklar kurduğundan bahseder. Bunlara örnek olarak ise evlat edindiği Karya'lı Ada ve Pers Kralı III. Darius'un annesi olan ve İskender'in ölüm haberini alınca üzüntü içinde ölen Sisygambis'i gösterir.

Büyük İskender'in savaşları

TarihSavaşHarekatDüşmanTürüÜlkeÜnvanıSonuçKayıt
M.Ö 338, Ağustos  
Makedonya'nın yükselişiChaeronea Savaşı   
Tebailer / Atinalılar 
SavaşYunanistanPrensZafer

1-0
M.Ö. 335Balkan Savaşları
Haemus Dağı Savaşı Getaeler/Traklar  SavaşBulgaristan KralZafer

2-0
M.Ö. 335, Aralık Balkan Savaşları
Pelium Kuşatması İliryalılarKuşatmaYunanistanKralZafer

3-0
M.Ö. 335, Aralık Balkan Savaşları
Tebai Savaşı Tebailer  SavaşYunanistanKralZafer

4-0
M.Ö. 334, MayısPers Savaşları
Granikos SavaşıAhameniş İmpt.SavaşTürkiye KralZafer

5-0
M.Ö. 334Pers Savaşları
Milet İşgali Ahameniş.İmpt./Miletliler KuşatmaTürkiyeKralZafer

6-0
M.Ö. 334Pers Savaşları
Halikarnas İşgali Ahameniş.İmpt.KuşatmaTürkiyeKralZafer

7-0
M.Ö. 333, Kasım Pers Savaşları
İssos SavaşıAhameniş.İmpt.SavaşTürkiyeKralZafer

8-0
M.Ö. 332, Ocak-Temmuz Pers Savaşları
Sur'un İşgaliAhameniş.İmpt./SurlularKuşatmaLübnanKralZafer

9-0
M.Ö. 332Pers Savaşları
Gazze'nin İşgali  Ahameniş İmpt.KuşatmaFilistinKralZafer

10-0
M.Ö. 331, 1 Ekim Pers Savaşları
Gaugamela Savaşı  Ahameniş İmpt.SavaşIrakKralZafer

11-0
M.Ö. 331 AralıkPers Savaşları
Uxian Defile SavaşıUxians SavaşİranKralZafer

12-0
M.Ö. 330, 20 Ocak Pers Savaşları
Pers Geçiti SavaşıAhameniş İmpt.SavaşİranKralZafer

13-0
M.Ö. 329Pers Savaşları
Gyropolis İstilasıSoğdianalarKuşatmaTürkmenistanKralZafer

14-0
M.Ö. 329Pers Savaşları
Xaxartis Savaşı İskitlerSavaşÖzbekistanKralZafer

15-0
M.Ö. 327Pers Savaşları
Soğdiana Kuşatması SoğdianalarKuşatmaÖzbekistanKralZafer

16-0
M.Ö 326, Mart Hint Savaşları Kabul SavaşıAsvakalar SeferAfganistan ve PakistanKralZafer

17-0
M.Ö 326, Nisan Hint SavaşlarıAornos İşgali Asvakalar KuşatmaPakistanKralZafer

18-0
M.Ö 326, Mayıs Hint Savaşları
Jhelum Nehri SavaşıPauravaslar  SavaşPakistanKralZafer

19-0
M.Ö 325, ŞubatHint Savaşları
Multan İşgali Malhiler  KuşatmaPakistanKralZafer

20-0


Büyük İskender'in mirası

İskender'in mirası askeri fetihlerinin ötesine geçti. Seferleri ile Doğu ve Batı arasındaki temasları ve ticareti büyük ölçüde arttırdı. Doğuya doğru çok geniş bir alan büyük ölçüde Yunan Uygarlığının etkisi altında kaldı. Kurduğu şehirlerden birçoğu 21. yüzyılda yaşayan büyük kültür merkezleri haline geldi. Tarihçileri, yürüdüğü alanlar hakkında değerli bilgiler verdi. Yunanlılar ise kendilerinin Akdeniz'in ötesinde ki bir dünyaya ait olduğu hissine kapıldılar.

Helenistik Krallıklar

İskender'in en büyük mirası şüphesiz Asya'da çok geniş bir alanı Makedonya'nın yönetimi altına sokmasıydı. Öldüğü zaman, İskender'in imparatorluğu yaklaşık 5.200.000 km2 (2.000.000 sq mi) bir alanı kaplıyordu ve zamanının en büyük devletiydi. Bu alanların birçoğu gelecek 200-300 yıl boyunca Makedonların elinde veya Yunan Uygarlığının etkisinde kaldı. Ortaya çıkan halef devletler, en azından başlangıçta baskın güçlerdi ve bu devletler ile başlayacak olan sonraki 300 yıllık dönem Helenistik dönem olarak anılacaktı.

İskender'in imparatorluğunun doğu sınırları kendisi hayatta iken çökmeye başladı. Bununla birlikte, Hindistan alt kıtasının kuzeybatısında kalan güç boşluğu doğrudan tarihteki en güçlü Hint hanedanlarından biri olan Maurya İmparatorluğu'ndan kaynaklanıyordu. Bu güç boşluğundan yararlanan nispeten mütevazı bir kökenden gelen Chandragupta Maurya (Yunan kaynaklarında "Sandrokottos" olarak anılır) Pencap'ın kontrolünü ele geçirdi ve elde ettiği güç ile Nanda İmparatorluğunu fethetmeye başladı.

Şehirlerin kuruluşu

Büyük İskender, İskenderiye kurucusu

Fetihleri ​​boyunca İskender, çoğunlukla Dicle'nin doğusunda aynı adı taşıyan yirmi kadar şehir kurdu. İlk ve en büyük olanı, Mısır'daki İskenderiye idi; bu şehir daha sonra Akdeniz'in önde gelen şehirlerinden biri haline gelecekti. Şehirlerin yerlerini ticaret yollarını ve savunma pozisyonlarını göz önüne alarak seçiyordu. Başlangıçta, şehirler, savunma noktalarından daha çok, konuksever olmalıydı. İskender'in ölümünün ardından, oralarda yerleşmiş birçok Yunanlı, Yunanistan'a dönmeye çalıştı. Bununla birlikte, İskender'in ölümünden bir yüzyıl sonra, Alexandrias'ların ( İskenderiyeler'in) birçoğu, hem Yunanlıları hem de yerel halkı içeren kalabalık nüfusları ve binaları ile gelişiyorlardı.

Hellenleşme

Helenleşme, Alman tarihçi Johann Gustav Droysen tarafından, İskender'in fetihlerinden sonra Yunan dilinin, kültürünün ve nüfusunun eski Pers imparatorluğuna yayılmasını ifade etmesi için kullanıldı. Bu yayılmanın gerçekleştiği konusunda hiç şüphe yoktur. Örneğin İskenderiye, Antakya ve Seleusya (modern Bağdat'ın güneyinde) gibi büyük Helenistik şehirler görülmüştür. İskender, Yunan kültür unsurlarını Pers kültürüne yerleştirmeye çalışarak, Yunan ve Pers kültürünü birleştirmeye çalıştı. Bu, Asya ve Avrupa'daki nüfusu homojenize etme arzusuyla sonuçlandı. Bununla birlikte, ardılları bu tür politikaları açıkça reddetti. Fakat, bölgede meydana gelen Helenleşme ardıl devletlerin içerisinde zıt bir 'Oryantalizm'i ortaya çıkardı.

Fetihler sonucu ortaya çıkan Helen Kültürünün asıl kaynağı Atinalılardı. İskender'in ordusunda yer alan Yunanistan genelinden gelen erkeklerin yakın birliği doğrudan Attic temelli "koine" veya "ortak" Yunan lehçesinin ortaya çıkmasına yol açtı. Koine, Helenistik dünyaya yayılmış, Helenistik toprağın ve asıl olarak modern Yunan'ın atası haline gelmiştir. Ayrıca, Helenistik dönemde ortaya çıkan kent planlaması, eğitim, yerel yönetim ve sanat akımlarının hepsi Klasik Yunan ideallerine dayanıyor ve Helenistik olarak gruplandırılmış farklı yeni formlara dönüşüyordu. 15. yüzyılın ortalarında bile Bizans İmparatorluğunun geleneklerinde ki Helenistik kültürel yönler hâlâ belirgindi.

Helenleşmenin en belirgin etkilerinden bazıları Hindistan ve Afganistan'da görüldü. Özelikle bölgede ortaya çıkan geç dönem Yunan-Baktirya Krallığı (M.Ö.250-M.Ö.125)(günümüzde Afganistan,Pakistan ve Tacikistan) ile Hint-Yunan Krallığı (M.Ö.180-M.Ö.10)(günümüzde Afganistan-Hindistan) örnek olarak verilebilir.Yeniden kurulan İpek Yolu ile Yunan Kültürü görünüşte Hint Kültürü ve özellikle Budist Kültürü ile kaynaştı. Ortaya çıkan Greco-Budizm olarak bilinen senkretizm, Budizmin gelişimini büyük ölçüde etkilemiş ve Greko-Budist sanat kültürü yaratmıştır. Bu Greko-Budist krallıklar ilk Budist misyonerlerden bazılarını Çin, Sri Lanka ve Akdeniz'e gönderdi (Greko-Budist manastır). Buddha'nın ilk ve en etkileyici figüratif tasvirlerinden bazıları, belki de Greko-Budist tarzda Apollo'nun Yunan heykellerinde modellediği bu zamanda ortaya çıktı. Birçok Budist gelenek, eski Yunan dininden etkilenmiş olabilir: Boddhisatvas kavramı, Yunan ilahi kahramanlarını anımsatır ve bazı Mahayana tören uygulamaları (yanan tütsü, çiçek hediyesi ve sunaklar üzerine yerleştirilen yiyecekler) Antik Yunanlılar tarafından yapılan uygulamalara benzemektedir. Bununla birlikte, Endonezya kültürü arasında da benzer uygulamalar gözlemlendi. Bir Yunan kralı olan Menander, muhtemelen Budist oldu ve Budist edebiyatta 'Milinda' olarak ölümsüzleşti. Helenleşme süreci doğu ile batı arasındaki ticarete de uzandı. Örneğin, günümüz Afganistan'ında yer alan Yunan-Baktirya şehri olan Ai Khanoum'da M.Ö. 3. yüzyıldan kalma Yunan astronomik araçları bulundu. Yunanca, gezegenlerin küreleriyle çevrili küresel bir dünya kavramı, Hindistanın ortasında yer alan bir dağın (Meru Dağı) etrafında bir çiçek yaprakları gibi gruplandırılmış dört kıtadan oluşan kozmolojik bir inanışı yansıtan disk şeklinde yerleştirilmişti. Yavanajataka (aydınlatılmış Yunan astronomi tezi) ve Paulisa Siddhanta metinleri Yunan astronomik düşüncelerinin Hint astronomisi üzerindeki etkisini göstermektedir.

Doğuda Büyük İskender'in fetihlerinden sonra, Hint sanatında Helenistik etki çok uzaktı. Fakat Mimarlık alanında, İon düzeninin birkaç örneği, Pakistan'da yer alan Taxila yakınlarındaki Jandial tapınağında bulunabilir. İyonik etkileri gösteren birçok başkent örneği, özellikle Pataliputra'nın başkenti olan Patna'nın M.Ö. 3. yüzyıla tarihlendirildiği görülebilir. Korinth düzeni, özellikle Hint-Korint başkentleri vasıtasıyla, Gandhara sanatında yoğun şekilde temsil edilmektedir.

Roma Etkisi

İskender ve onun yaptıkları birçok Romalı, özellikle de başarılarıyla kendilerini ona benzetmek isteyen generaller tarafından hayranlıkla beğenildi. Polybius, İskender'in Romalılar tarafından bir rol model olarak görülmesinden sonra başarılarını Romalılara anlatmak için '' Histories'' (Tarihler) isimli eserini yazdı. Büyük Pomoey, İskender'e daha fazla benzemek için "Magnus" (büyük) lakabını kullandı hatta İskender'in anastol tipi saç kesimini taklit etti ve doğudaki fethedilen topraklarda İskender'in 260 yıllık pelerinini aradı daha sonra büyüklüğün bir işareti olarak pelerini giymeye başladı. Julius Caesar Lysippos'un bronz süvari heykelini İskender'e ithaf etti , fakat İskender'in başını kendi başı ile değiştirdi; Octavian İskender'in İskenderiye'de ki mezarını ziyaret etti ve geçici olarak mühüründe kullandığı sfenks resmini İskender'in ki ile değiştirdi. İmparator Trajan da İskender'e hayrandı; tıpkı Nero ve Caracalla gibi. Makriani, Macrinus'un şahsında imparatorluk tahtına yükselen bir Romalı aile, İskender'in resimlerini ya mücevherlerine, ya da elbiselerine işleterek, kendilerine yakın tuttu.

Öte yandan, bazı Romalı yazarlar, özellikle de Cumhuriyetçi figürler, İskender'i, otokratik eğilimlerin cumhuriyetçi değerler tarafından nasıl dikkatli bir şekilde kontrol edilebileceği konusunda bir masal olarak kullandı. İskender, bu yazarlar tarafından amicita (dostluk) ve clementia (cömertlik) gibi  erdemlerin bir örneği olarak ve aynı zamanda irakundi (öfke) ve cupiditas gloriae (zafer için aşırı arzusu) gibi duygular içinde bir örnek olarak kullanıldı.

Efsane

Efsanevi söylentiler Büyük İskender'in hayatını çevreler ve birçoğunu kendi yaşamından alır, muhtemelen bunları İskender'in kendisi teşvik etmiştir. Saray tarihçisi Callisthenes, Kilikya'daki denizin önünde diz çökmüş ve dalgaların geri çekilmiş halini tasvir eder. İskender'in ölümünden kısa bir süre sonra  başka bir yazar Onesicritus, İskender ile efsanevi Amazonların kraliçesi Thalestris arasında bir buluşma icat etti. Onesicritus, bu pasajı patronuna okuduğunda, İskender'in generali ve daha sonra Kral olacak Lysimachus'un "o zamanlar nerede olduğumu merak ediyorum" sözleriyle küçümsedi.

İskender'in ölümünden sonra ilk yüzyıllarda, muhtemelen İskenderiye'de, efsanevi yazıların bir miktarı İskender'in Hayatını anlatan Alexander Romance  olarak bilinen metin ile kaynaşmış, daha sonra yanlışlıkla Callisthenes'e atfedilmiştir ve bu yüzden Sahte-Callisthenes olarak bilinir.Bir çok şüpheli metin ve öykü içeren bu metin Antik Çağ ve Orta Çağ boyunca bir çok kez değiştirildi ve bir çok dile tercüme edildi.

Antik ve modern kültürde

Büyük İskender'in başarıları ve mirası pek çok kültürde kendine yer edinmiştir. İskender, günümüze kadar kendi döneminden başlayarak hem yüksek hem de popüler kültürde yer almıştır. Özellikle Alexander Romance, sonraki kültürlerde İskender'in tasvirleri üzerinde Farsça'dan Ortaçağ Avrupa'sına ve modern Yunan'a kadar önemli bir etkiye sahip oldu.

Alexander, çağdaş Yunan folklorunda, diğer antik figürlerden çok daha belirgin özelliklere sahiptir. Çağdaş Yunancada (O Megalexandros) adının sözlü ifadesi bir hanenin adıdır ve Karagöz gölge oyunda görünen tek antik kahramandır. Yunan denizcileri arasında tanınmış bir masalda, bir fırtınada gemi dalgalar tarafından dövülürken ortaya çıkan bir denizkızı kaptana "Kral İskender canlı mı ?" diye sorar. Doğru cevap olarak kaptan"Yaşıyor, iyi ve dünyayı yönetiyor" der. Daha sonra denizkızı yok olmaya ve deniz sakinleşmeye başlar. Yanlış bir cevap verilir ise denizkızı, gemiyi denizin altına sürükler, bütün elleri gemiyi saracak şekilde ürkütücü bir Gorgon'a dönüşür.

İslamiyet öncesi Orta Doğu kökenli (Zerdüştçü) edebiyatta ise İskender'e, "lanetlenmiş" anlamına gelen gujastak ismi verilir. İskender'i  tapınakları yok etmek ve Zerdüştliğe ait kutsal metinlerini yakmakla suçlarlar. İslami İran'da, Alexander Romance'in etkisi altında (Farsça: اسکندرنامه Iskandarnamah), İskender'in daha pozitif bir tasviri ortaya çıkıyor. Firdevsi Şehname'sin de ("The Kings of Book") İskender'i, Ölümsüzlük Çeşmesini araştırırken dünyayı keşfeden efsanevi bir figür olarak tasvir eder. Daha sonra Pers yazarları onu ölümsüzlük arayışı içinde Socrates, Plato ve Aristo gibi figürlerle bir sempozyumda canlandırarak felsefeyle ilişkilendirirler.

Alexander Romance'ın Süryani versiyonu, ise onu "tek gerçek Tanrı" ya dua eden ve dünyayı fetheden ideal bir Hristiyan Kahraman olarak anlatır. Mısır'da İskender, Pers işgalinden önceki son firavun olan II. Nektanebo'nun oğlu olarak tasvir edilir. Darius'un yenilgisi ile Mısır kurtuluşa ulaşmış ve Mısır hala bir Mısırlı tarafından yönetiliyor denirdi.

Josephus'a göre, İskender Daniel'in Kitabın da, Kudüs'e girerken Pers İmparatorluğunu fethedecek güçte olan bir Yunan Kralı olarak tasvir edildiğini öne sürer. Bu Kudüs'ten mahrum kalmanın bir nedeni olarak gösterilir.

Kur'an'da bahsedilen Dhul-Qarnayn'in (tam anlamıyla "İki Boynuzlu Olan") figürü, Alexander Romance ile paralellikler nedeniyle İskender'i temsil ettiği bazı akademisyenler tarafından iddia edildi. Bu gelenekte, Ye'cüc ve Me'cüc uluslarına karşı savunma yapmak için bir duvar inşa eden kahramanca bir kişiydi. Daha sonra bilinen dünyayı Hayat ve Ölümsüzlük Suyu'nu arayarak gezdi ve sonunda bir peygamber haline geldi.

Hintçe ve Urduca'da, Farsça'dan türemiş "Sikandar" ismi yükselen genç yetenekleri ifade eder. Ortaçağ Avrupa'sında, Şövalyeliğin tüm ideal niteliklerini kapsayan ve bir grup kahramandan oluşan Nine Worthies'e ( Dokuz Erdem'e) dahil edildi.

Büyük İskender hakkında kayıtlar

Birkaç yazıt ve parçadan başka, aslında İskender'i tanıyan veya İskender'e hizmet eden erkeklerden bilgi toplayan insanlar tarafından yazılan metinlerin hepsi kayboldu. Hayatının hesaplarını yazan çağdaşlar arasında İskender'in saray tarihçisi Callisthenes; İskender'in generalleri Ptolemy ve Nearchus; Seferleri hakkında jüri üyesi olan Aristobulus; Ve Onesicritus'un (İskender'in baş dümencisi) eserleri kayboldu, ancak daha sonra bu orijinal kaynaklara dayanan eserler hayatta kaldı. Bunların en başında Diodorus Siculus (M.Ö. 1. yy), ardından Quintus Curtius Rufus (MS 1. yüzyılın ortalarından geç), Arrian (MS 1. - 2. yüzyıl), biyografist Plutarch (M.S. 1. - 2. yüzyıl) ve nihayet Justin'in çalışmaları en geç 4. yüzyılda tarihlenmiştir. Bunların arasında Ptolemy ve Aristobulus'u kaynak olarak kullandığı ve genellikle Diodorus tarafından takip edildiği göz önüne alındığında, Arrian genellikle en güvenilir kaynak olarak kabul edilir.

Büyük İskender Resimleri