16 July 2018, Monday
Tercüme Editörü
Wikiyours makaleleri İngilizce makalelerin Türkçe'ye çevrilmiş halleridir. İngilizce bilen herkes makale sahibi olabilir ve yaptığı çeviri miktarınca para kazanır.
Çeviri Yapmak İçin Makale Seçiniz
Makale yazmak için
bir kategori seçin
Düzeltme Öner

Anglo Sakson İngiltere Tarihi

İçindekiler
  1. Anglo-Sakson nedir?
  2. İngilizlik kavramı
  3. Anglo Sakson İngiltere tarihi
  4. Göçler ve krallıkların oluşumu (400-600)
  5. Yedi Krallık ve Hristiyanlaşma (7. ve 8. yüzyıllar)
  6. Vikingler ve Wessex'in yükselişi (9. yüzyıl)
  7. İngiliz birliği (10. yüzyıl)
  8. İngiltere'nin Normanlar tarafından fethi (978-1066)

Anglo-Sakson nedir?

''Anglo-Sakson İngiltere'si''(Agnlo-Saksonlar Döneminde İngiltere), MS 5. yy da Romalılar'ın adadaki hakimiyetlerinin sona ermesinden 11.yy daki Norman fetihlerine (1066) kadar olan döneme verilen addır. Yine bu dönem Orta Çağ İngiltere'sinin ilk dönemleri olarak da bilinmektedir. İngiltere üzerinde bir çok Anglo-Sakson Krallığı ortaya çıkmıştır. Bu krallıklar en sonunda Wessex Kralı Æthelstan (Athelstan 927-939 yılları arasındaki İngiltere Kralı) tarafından 927 yılında İngiltere Krallığı çatısı altında birleştirilmiştir. 11. yüzyılda İngiltere, Danimarka ve Norveç ile birleşerek Büyük Knud'un (Cnud the Great) Kuzey Denizi İmparatorluğunun bir parçası olmuştur.

Anglo-Saksonlar, Kıta Avrupası'ndan adanın güney yarısına göç eden ve Germen dilini konuşan insanların torunları idiler. Bu insanlarla  kültürel bir bağları vardı. Anglo-Sakson tarihi, Romalılar'ın ada üzerindeki kontrollerinin kaybolduğu ''Alt Roma Britanyası'' dönemi ile başlar, 5. ve 6. yüzyıllarda adada Anglo-Sakson krallıklarının kurulması ile devam eder (Geleneksel olarak yedi ana krallık kurulduğu kabul ediler: Northumbria, Mersiya, Doğu Anglia , Essex, Kent, Sussex ve Wessex). 7. yüzyılda Anglo-Saksonlar arasında Hristiyanlık yayılmaya başladı. Viking istilaları ve  Danimarkalı yerleşimcilerin adaya gelmeye başlaması ile 9. ve 10. yüzyıllarda adada bulunan krallıklar kademeli olarak Wessex hakimiyeti altında birleştiler. Anglo-Saksonların ada üzerindeki hakimiyetleri 1066 yılında Normandiya Dükü William öncülüğünde adayı fetheden Normanlar ile sona erer.

Anglo-Sakson kimliği, Norman fetihlerinden sonra dahi varlığını sürdürmüştür. Normanlar ada üzerinde yaşayan halkı ''Englishry'' olarak tanımlıyorlardı. Bu kimlik zaman içerisinde değişerek modern İngiliz halkının kimliğini oluşturmuştur.

İngilizlik kavramı

Bede, yaklaşık 731 yılı civarında, Historia ecclesiastica gentis Anglorum (İngiliz Halkının Dini Tarihi) isimli kitabını tamamladı. Bu dönemde ''İngiliz'' terimi (Latince: gens Anglorum; Anglo-Sakson dilinde: Anglecynn) ada üzerinde yaşayan halkı Kıta Avrupası üzerinde yaşayan diğer Germen kabilelerinden ayırmak için kullanılıyordu.

Tarihçi James Campbell, Anglo-Sakson döneminin sonlarına kadar İngiltere'nin bir ulus devlet olarak tanımlanamayacağını iddia etmiştir. Ona göre ''İngilizlik'' (İngiliz Olma) kavramı çok yavaş bir biçimde gelişme göstermiştir.

Anglo Sakson İngiltere tarihi

Britanya üzerindeki Roma hakimiyetinin sonu İmparator III. Constantinus'un Avrupa'da artan barbar saldırıları nedeni ile adadaki birlikleri geri çekmesi ile başladı. Romalı-Britanyalı ( Romalılaşmış Britanyalı) liderler, deniz yağmacıları nedeni ile büyük bir güvenlik sorunu ile karşı karşıya kaldılar. Özellikler Pikt'ler İngiltere'nin doğu kıyılarına çok fazla zarar vermekteydiler. Bunun üzerine Britanya'da bulunan Romalı liderler güvenliklerinin sağlanması için toprak karşılığında Anglo-Sakson paralı askerlerini (Foederati) kiraladılar. Yaklaşık 442 yılında Anglo-Saksonlar kendileri verilmesi gereken ödemeleri alamadıkları iddiası ile ayaklandılar. Bunun üzerinde Britanya'da bulunan Romalı liderler Batı Roma İmparatorluğu Komutanı Flavius Aetius'u yardıma çağırdılar (Britonların Yakınmaları olarak bilinen bir belge ile). Fakat Batı Roma İmparatoru Honorius 410 yılında yazdığı cevapta ada halkına kendi başlarının çaresine bakmalarını söyledi. Birkaç yıl boyunca Britonlar ve Anglo-Saksonlar savaştılar. Savaşlar aralıklarda 500 yılına kadar devam etti. Badon Dağı Savaşında Britonlar, Anglo-Saksonları kesin bir yenilgiye uğrattılar. Bu yenilgi sonucunda Anglo-Saksonların ada üzerindeki yayılmaları uzunca bir süre için durduruldu.

Göçler ve krallıkların oluşumu (400-600)

Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden önce Britanya'ya Germen kabilelerinin sızma girişimlerinin olduğunu gösteren tarihi kayıtlar vardır. Adaya gelen ilk Germen ziyaretçilerin Aulus Plautius'un komutası altındaki 14. Lejyona bağlı Bataviyalılardan oluşan sekiz kohort birliği olduğu iddia edilmiştir. Bir diğer iddia ise Romalılar tarafından Britonlar olarak adlandırılan yerel halkın Germen dilini konuştukları ve Cermen kökenli oldukları iddia edilmişti. Fakat araştırmacılar iddianın doğruluğundan kuşku duymaktadırlar.

Roma lejyonları içerisinde Germen ülkelerinden bazı ayrıcalıklar karşılığında orduya alınan ''Foederati'' birliklerinin sayısı oldukça fazlaydı. Bu şekilde orduya katılıp Britanya'da hizmet eden askerlerin mezarları, ailelerinin mezarları ile birlikte, mezarlıklarda Romalıların mezarlarından ayırt edilebilmektedir. Fakat Roma ordusundan ayrı bir şekilde adaya yönelik olan göç devam etti. Anglo-Saksonlar Britanya'nın savunması için yerel liderler tarafından kiralanmaya başlandı. Hatta Anglo-Saksonların 442'de ilk isyanlarını gerçekleştirdikleri dönemde bile asker olarak kiralanmaları devam ediyordu.

Anglo-Saksonlara ait tarihi kayıtlara göre ada üzerinde kurulan Anglo-Sakson Krallıkları ilk olarak İngiltere'ye küçük filolar halinde gelen (üç ila beş gemiden oluşan) istilacılar tarafından kurulmuştur. Bu filolar İngiltere sahilinde farklı noktalarda karaya çıkarma yapmışlardı. Alt-Roma Britanyası'nda yaşayan insanlar ile savaşarak topraklarını ele geçirmişlerdir. Margaret Gelling'in de, belirttiği gibi Anglo-Sakson kayıtlarına bakıldığında Romalıların adadan ayrılışları ve Normanların adaya gelişleri arasındaki dönemde Britanya'da tam olarak nelerin yaşandığı konusunda tarihçiler arasında hala bir anlaşmazlık vardır.

Anglo-Saksonların İngiltere'ye gelişleri MS 300 ila 700 yılları arasındaki Avrupa üzerinde Germen halklarının yer değiştirdiği Büyük Göç Dönemi (Barbar İstilaları veya Völkerwanderung olarak da adlandırılır) olarak görülebilir. Aynı dönemde, Britoların da Armorica yarımadasına göç ettikleri görülmektedir (günümüz Fransa'sında Britanya ve Normandiya). Roma egemenliği dönemimde Britoların bu göç hareketlerinin 383 yılı civarında başladığı düşünülmektedir. Aynı zamanda 540'lar ve 550'ler de de Britonların göç hareketleri görülmüştür. 460'larda gerçekleşen Briton göçlerinin nedeni olarak 450 ve 500 yılları arasındaki dönemde gerçekleşen Anglo-Sakson isyanı görülmektedir. Bu dönemde Britonların, ''Britonia'' bölgesine göç ettikleride bilinmektedir (günümüzde İspanya'nın kuzeybatısındaki Galiçya bölgesi). Tarihçi Peter Hunter-Blair, günümüzde Anglo-Saksonların Britanya'ya nasıl geldikleri ile ilgili kabul edilen görüşü şu şekilde özetlemektedir: Buna göre yaşanılan Büyük Göç sonucu adaya gelen istilacılar Alt-Roma Britanyası'nda yaşayan insanları yenerek topraklarını ellerinden almışlar ve onları adanın batı ucu ile İber yarımadası ve Normandiya'ya sürmüşlerdir. Fakat bu görüşün Bede'nin, adada yaşayan Britonlar ile ilgili  kitabında anlattığı ''katledildikleri'' ve ''zorla köle haline getirildikleri'' iddialarından etkilendiği düşünülmektedir. Daha modern bir görüşe göre ise, Härke'ye göre, Britonlar ve Anglo-Saksonlar adada bir arada yaşamışlardır. Birkaç modern arkeolog işgal iddialarını yeniden değerlendirdiklerinde  Ine Yasası benzeri bir, bir arada yaşama modelinin ortaya çıktığını iddia etmişlerdir. Yasalarda adada yaşan Britonlar için altı farklı sosyal statü öngörülmüştür. Bunların dördü ''özgür insan'' statüsünden dahi aşağıdadır. Britonların Anglo-Sakson toplumu içerisinde özgür zengin insanlar olarak yaşamış olmaları muhtemeldir. Lakin Britonların Anglo-Saksonlara göre daha düşük bir seviyede oldukları düşünülmektedir.

Adaya yönelik yaşanan Büyük Göç'ün boyutu ile ilgili olan tartışmalar ve analizler hale devam etmektedir. Küçük bir grup Anglo-Sakson soylusunun ülkeye gelerek yönetimi ele geçirdikleri mi, yoksa yaşanan büyük bir göç hareketi sonrasında adada yaşayan insanların yenilip topraklarına zorla el konulduğu mu, hala bilinmemektedir.

Gildas'a göre, başlangıçtaki güçlü İngiliz direnişi Ambrosius Aurelianus adlı bir adam tarafından yönetilmekte idi. Bu iki ulus da karşılıklı olarak zaferler kazanmaktaydı. Gildas, Badon Dağı Muharebesi'nde İngilizlerin "son" bir zafer kazandığını söylemiştir. MS 500 yılında kazanılan bu zafer ile Anglo-Saksonlar'ın ilerleyişi bir süre için durdurulmuştur. Gildas, Saksonlar'ın kendisinin doğduğu yıl adaya geldiklerini ve iki ulus arasındaki savaşların toplamda ''kırk dört yıl ve bir ay'' sürdüğünü ifade etmiştir. Bu sözlerin ardından büyük bir refah dönemi başlamıştır.  Ancak, taraflar arasındaki sessizliğe rağmen Anglo-Saksonlar Sussex, Kent, Doğu Anglia ve Yorkshire'ın bir bölümünü ele geçirdi. Batı Saksonlar'ı ise 520 civarında Cerdic (Wessex'li Cerdic) önderliğinde Hampshire'da bir krallık kurdular. Ancak bu krallığın kuruluşu Anglo-Saksonlar'ın büyük ilerlemeleri başlamadan 50 yıl önce gerçekleşmişti. Aradan geçen yıllar içerisinde Britonlar iç savaş, anlaşmazlıklar ve genel huzursuzluklarla kendilerini tükettiler. Yaşanan bu olaylar Gildas'ın De Excidio Britanniae (Britanya'nın Yıkılışı) adlı eserine ilham kaynağı oldular.

Britonlara karşı düzenlenen bir sonraki büyük askeri sefer, 577 yılında, Wessex kralı Ceawlin tarafından başlatıldı. Ceawlin düzenlediği bu sefer ile Cyrencester, Gloucester ve Bath'ı (Deorham Savaşı ile) ele geçirmeyi başardı. Kazanılan bu zaferler sonrasında Anglo-Saksonlar kendi aralarında savaşmaya başladılar. Bu nedenle  Wessex'lilerin topraklarını genişletme çabaları sona erdi ve sonunda Ceawlin'in kendi topraklarında geri çekilmek zorunda kaldı. Ceol, Ceawlin'in yerine yeni Wessex kralı oldu (muhtemelen Ceawlin'in yeğeni).  Ceawlin ertesi yıl öldürüldü, fakat kayıtlarda tam olarak kim tarafından öldürüldüğü belirtilmemiştir. Daha sonra Cirencester kenti önce Mersiya Krallığının, ardından ise Wessex Krallığının himayesi altında ayrı bir Anglo-Sakson Krallığı haline geldi.

Yedi Krallık ve Hristiyanlaşma (7. ve 8. yüzyıllar)

600 yılı civarında Britanya'da yeni düzen ortaya çıkmıştı. Birçok bağımsız krallık ve küçük krallık kurulmuştu. Huntingdon'lu Henry (Orta Çağ tarihçisi) yedi önemli Anglo-Sakson krallığından oluşan bir ''Yedi Krallık'' olduğunu söylemiştir (Heptarchy Yunanca'da yer alan Hept-Yedi ile Archy-Krallık kelimesinin birleşiminden oluşmuştur). 

Anglo-Sakson İngiltere Yedi Krallığı

Anglo-Sakson İngiltere'sindeki dört ana krallık şunlardı:

  • Doğu Anglia Krallığı
  • Mersiya Krallığı 
  • Northumbria. (Kendisine bağlı küçük krallıklar olan Bernicia ve Deira da dahil.) 
  • Wessex Krallığı 

Adada yer alan Küçük Krallıklar ise:

  • Essex Krallığı
  • Kent Krallığı 
  • Sussex Krallığı 

Diğer küçük krallıklar ve bölgeler

  • Haestingas
  • Hwicce 
  • İclingas Krallığı, Mersiya Krallığının öncül devleti 
  • Wight Adası (Wihtwara) 
  • Lindsey 
  • Magonsæte 
  • Hampshire'daki Meon Vadisi bölgesinde yaşayan Meonwara Halkı 
  • Orta Angıllar 
  • Pecsæte 
  • Surrey 
  • Tomsæte 
  • Wreocensæte 

6. yüzyılın sonunda İngiltere'deki en güçlü hükümdar, topraklarını kuzeydeki Humber Nehri'ne kadar genişleten Kent Krallığının hükümdarı Kral Æthelberht'iydi. 7. yüzyılın ilk yıllarında, Kent ve Doğu Anglia Krallıkları Britanya'daki en güçlü İngiliz Krallıkları idi. 616 yılında Æthelberht'in ölümünden sonra, Doğu Anglia Kralı Rædwald, Humber Nehrinin güneyindeki en güçlü lider oldu.

Northumbria'lı Æthelfrith'in ölümünün ardından Rædwald, Deater ve Bernicia Krallıklarını Northumbria Krallığının kontrolü altına almaya çalışan Deiran Edwin'e askeri destek sağladı. Rædwald'ın ölümünün ardından Edwin, Northumbrian Krallığının gücünü arttırmak için tasarladığı büyük planı hayata geçirmeye başladı. 

Northumbria'lı Edwin'in artan gücü karşısında, Mersiya Krallığı Anglo-Saksonları, Kral Penda'nın önderliğinde, Galler Kralı Cadwallon ap Cadfan ile  bir müttefiklik kurular. Birlikte Edwin'in ülkesini istila ettiler ve 633'de Hatfield Chase Savaşı'nda Edwin'i öldürdüler. Fakat kazandıkları başarılar çok kısa ömürlü oldu. Oswald (son Northumbria Kralı Æthelfrith'in oğlu) Cadwallon'u Hexham yakınlarında ki Heavenfield'e yenerek öldürdü. On yıldan daha kısa bir süre içerisinde Penda, Northumbria'ya ya karşı yeniden savaş açarak 642'de ki Maserfield Savaşı'nda Oswald'ı öldürdü.

Yenilen kralın kardeşi Oswiu, krallığının kuzey ucuna kadar kaçmak zorunda kaldı. Bununla birlikte kısa süre sonra Oswiu, Penda'yı öldürdü ve Mersiyalılar 7. yüzyılın geri kalanı ve 8. yüzyılın tamamı boyunca Powys krallığıyla savaştılar. İki krallık arasında ki savaş Mersiya Kralı Offa döneminde doruk noktasına ulaştı. Offa Galler\İngiltere sınırı boyunca 150 km'lik devasa bir set inşa ettirdi. İnşa edilen bu set'in bir sınır çizgisi mi yoksa büyük bir savunma hattı mı olduğu kesin olarak belli değildir. Mersiya Krallığının yükselişi 825 yılında Kralları Beornwulf'un, Wessex Kralı Egbert  tarafından Ellandun Savaşında yenilmesi ile sona erdi.

Roma işgali sırasında Hristiyanlık İngiliz topraklarında yayılmaya başladı. Üçüncü yüzyılda yaşayan Hristiyan Berberi yazar Tertullian, "Hristiyanlık İngiltere'de bile bulunabilir" diye yazmıştır. Roma İmparatoru Konstantin (306-337) M.S. 313 yılında Milano Fermanı ile Hristiyanlık üzerinde ki bütün yasaklamaları kaldırdı.  İmparator Theodosius (Büyük Theodosius 378-395) zamanında Hristiyanlık Roma İmparatorluğunun resmi dini haline geldi.

Pagan Anglo-Saksonlar adaya geldiklerinde Britonlar'ın ne kadarının Hristiyan olduğu tam olarak belli değildir. 431 yılında I. Papa Celestine dönemimde Hristiyanlığın İrlanda da yayılması için bazı girişimlerde bulunuldu. Ancak, İrlanda toplumunu Hristiyanlık dinine döndüren kişi Aziz Patrick oldu. Daha sonra İrlandalı bir Hristiyan İngiliz Adalarında Hristiyanlığı yaymak için görevlendirildi. Keşiş Columba  İskoçya'nın batısında ki Iona'da küçük bir Hristiyan cemaati oluşturmayı başardı. Ardından Lindisfarne'li Aidan, 635-651 yılları arasında Northumbria'da Hristiyanlığı yayması için Iona'dan gönderildi. Bu nedenle Northumbria halkı İrlanda (Celtic) kilisesinin etkisi altında kaldı..

Bede, yerel Briton din adamları konusunda oldukça rahatsızdır: Historia ecclesiastica'sında din adamlarının ağza alınmayacak kadar ağır suçlar işlediğini iddia eder. Bu nedenle Anglo-Saksonların uzun bir Hristiyanlığa geçmediklerini söyler. Papa I. Gregory, Anglo-Saksonları Hristiyanlığa döndürmesi için 597 yılında Augustine'i bölgeye gönderir. Ancak Bede, Briton din adamlarının bu kutsal görevde Augustine'e yardım etmeyi reddettiklerini söylemiştir. Bede'nin bütün şikayetlerine rağmen, Britonların Anglo-Saksonların Hristiyanlığa geçmelerinde büyük bir rol oynadıkları düşünülmektedir. 597 yılında Augustine İngiltere'nin güneydoğusuna vardığında Kent Kralı Æthelberht bir kilise inşa edebilmesi için Augustine bir arazi verdi. Bu sayede 597'de Augustine bölgede bir kilise inşa etti ve Canterbury'de papalığa bağlı ilk kurumu oluşturdu. 601'de Kral Æthelberht'i vaftiz etti ve daha sonra İngiliz halkını Hristiyanlığa kazandırmak için çalışmalarına devam etti. İngiltere'nin kuzeyinde ki ve doğusunda ki halkın büyük çoğunluğu daha önce İrlanda Kilisesinin faaliyetleri sonucunda Hristiyanlığı kabul etmişti.Bununla birlikte, Sussex ve Wight Adası, 681 yılında Aziz Wilfrid'in bölgeye gelişine kadar pagan inancına bağlı kalmaya devam ettiler. Aziz Wilfrid York Başpiskopusu tarafından sürgüne gönderilmişti. 681 yılında Sussex ve 685 yılında ise Wight Adasında yaşayan halkı Hristiyanlığa geçirmeyi başarmıştır.

"Dönüşüm" (convert) kelimesinin gerçekte ne anlama geldiği hala belirsizliğini korumaktadır. Dini metin yazarları, bölge halkının Hristiyanlığı kabul edip etmediklerine bakılmaksızın, Kralın vaftiz edildiğinin ve böylece ''kralın ülkesinin de dönüştürülmüş olduğunu'' iddia etmişlerdir. Britanya da ilk kiliseler inşa edilmeye başlandığında Anglo-Saksonlar ''dönüştürülüp dönüştürülmediklerine'' bakmaksızın pagan inancına ait sembolleri de kiliselerde kullanmaya başlamışlardı.

Hristiyanlığın bütün Anglo-Sakson krallıklarında yayılmasından sonra bile İrlanda Kilisesine ve Roma Kilisesine bağlı gruplar arasında sürtüşmeler yaşanıyordu (örnek olarak Paskalya Sezonunda keşişlerin ve din adamlarının saçlarını kesmesi gibi).  664'te bütün ayrılıkların sona erdirilmesi için Whitby Abbey'de (Whitby Sinod olarak da bilinir) bir toplantı düzenlendi; Aziz Wilfrid, Roma Kilisesinin ritüellerini savunurken Piskopos  Colmán İrlanda Kilisesinin ritüellerini savunmuştur. Wilfrid yapılan bütün tartışmaları kazandı ve Colmán ile taraftarları acı hayal kırıklıklarıyla İrlanda'ya geri döndüler. Roman Kilisesinin ritüelleri bütün İngiliz kiliselerinde kabul edildi. Fakat İrlanda Kiliselerinin hepsinde bu ritüeller kabul görmedi.

Vikingler ve Wessex'in yükselişi (9. yüzyıl)

8. ve 11. yüzyıllar arasında İskandinavya'dan gelen yağmacılar ve kolonistler (ağırlıklı olarak Danimarka ve Norveçliler) Britanya Adaları da dahil olmak üzere büyün Batı Avrupa'yı yağmaladılar. Bu yağmacılar günümüzde Vikingler olarak bilinirler. Aldıkları bu ad, kendilerininde ait oldukları, İskandinavya kökenlidir. Britanya Adalarına yönelik olarak gerçekleşen ilk Viking saldırıları 8. yy'ın sonunda gerçekleşmeye başlamıştı. Vikingler bu ilk dönem saldırıları sırasında ağırlıklı olarak kilise ve manastırları hedef almaktaydılar (Kilise ve Manastırları zengin mekanlar olarak görüyorlardı). Anglo-Sakson Kroniği'nde, kutsal bir ada üzerinde kurulmuş olan Lindisfarne Manastırı'nın MS 793'te yağmalandığı belirtilmiştir. Daha sonra Vikinglerin saldırıları yaklaşık kırk yıllık bir kesintiye uğradı. Ancak 835 yılından sonra her yıl düzenli olarak gerçekleşmeye başladı.

860'lı yıllarda, Danimarkalılar küçük ölçekli yağmalama saldırıları yerine tam ölçekli büyük bir istila hareketine başladılar. 865 yılında Anglo-Saksonlar'ın Büyük Viking Ordusu olarak tanımladıkları devasa bir Viking Ordusu karaya çıkar. Bu ordu 871'de bölgeye gelen Büyük Yaz Ordusu tarafından takviye edilir. On yıl içinde neredeyse tüm Anglo-Sakson Krallıkları Vikingler tarafından işgal edilir. 867'de Northumbria, 869'da Doğu Anglia ve 874-77'de hemen hemen Mersiya'nın tamamı Vikingler tarafından ele geçirilir. Krallıkların, eğitim merkezleri, arşivlerin saklandığı yerler ve kiliseler işgalci Danimarkalılar'ın saldırılarından önce düştüler (terk edildiler). Bu devasa Viking ordusu karşısında sadece Wessex Krallığı varlığını devam ettirebildi. 878 Mart'ın da Wessex'in Anglo Sakson Kralı, Alfred, bir kaç adamla beraber Athelney'de, Somerset'in bataklıklarının derinliklerinde ustaca gizlenmiş bir kale inşa etti. Bu kaleyi Vikinglere saldırmak için önemi bir üs olarak kullandı. 878 yılının Mayıs ayında Somerset, Wiltshire ve Hampshire halkından oluşan bir güçlü ordu kurdu ve Edington Savaşı'nda Viking ordusunu yenmeyi başardı. Bu yenilginin ardından Vikingler kalelerine geri çekildiler ve Alfred Vikingleri kuşatma altına aldı. En sonunda kuşatma altındaki Danimarkalılar teslim oldular ve liderleri Guthrum, Wessex'ten çekilmeyi ve vaftiz edilmeyi kabul etti. Vaftiz edilme töreni birkaç gün sonra Wedmore'da gerçekleştirildi. Alfred ve Guthrum arasında çeşitli konuları düzenleyen, Danimarkalıların hakimiyetleri altında bulunan arazilerin sınırlarını belirleyen (Danelaw) bir barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Wessex Krallığı Midlands'ın bir kısmı ile bütün güney bölgelerini alırken (Cornwall hariç çünkü bölge hala Britonlar'ın kontrolü altındaydı) Danimarkalılar ise Doğu Anglia ve kuzeyi ellerinde tutmaya devam ettiler.

Edington'daki zafer ve ardından imzalanan barış antlaşmasından sonra Alfred, Wessex Krallığı halkını her an yaşanabilecek bir savaşa karşı hazır durumda bulunan savaşçı bir toplum haline getirmeye başladı. Güçlü bir donanma kurdu, orduyu yeniden organize etti ve ''burh'' adı verilen tahkim edilmiş kasabalar inşa etti. Bu kasabaları inşa etmek için genelde eski Roma kasabalarını kullandı ve eski surları güçlendirerek yeniden savaşa hazır bir duruma getirdi. Burh'ların ve oluşturulan yeni ordunun giderlerinin karşılanması için ''Burghal Hidage'' adı verilen yeni bir vergi sistemi oluşturdu. İnşa edilen burhlar savunma amacı ile kullanıldılar. Bütün bu önlemlerden sonra Vikingler bir daha Wessex Krallığının topraklarını büyük ölçekli şekilde işgal edemediler. Anglo-Sakson Kroniği'nde Chichester burhuna saldıran bir Viking ordusunun yenildiği belirtilmiştir.  Her ne kadar burhlar tamamen savunma amacı ile inşa edilmiş olsalar da tüccarları kendilerine çeken önemli birer ticaret merkezleri haline geldiler. Bu kasabalar ticaret için güvenli merkezlerdi. Ayrıca kraliyet darphaneleri ile kraliyet hazinelerinin de bulunduğu güveni ve önemli merkezler haline geldiler. 891 yılında Danimarkalı Vikingler tarafından yeni bir işgal saldırısı başlatıldı ve bu savaş üç yıldan uzun bir süre devam etti. Alfred'in aldığı önlemler ve oluşturduğu savunma merkezlerine kadar yararlı olduklarını göstermiş ve Vikinglerin saldırılarının savuşturulmasında önemli rol oynamışlardı. 896 yazında Vikingler saldırılardan vazgeçip dağılmışlardır. 

Alfred ayrıca okur yazar bir kral olarak da anılmaktadır. O veya sarayındaki görevliler, Anglo-Sakson Kroniği'nin hazırlanmasını emretmişlerdir. Hazırlanan bu eser Eski İngilizce kullanılarak yazılmıştır. (O dönemde Avrupa'da hazırlanan yıllıklar Latince hazırlanırdı). Ayrıca Alfred'in kendisi de çeviriler yapmaktaydı. Alfred'in bazı talimatnameler ve el yazmaları da hazırladığı düşünülmektedir.

İngiliz birliği (10. yüzyıl)

Alfred'in 899 yılındaki ölümünün ardından oğlu Yaşlı Edward yeni Wessex Kralı oldu. Alfred'in oğlu Edward, ve torunları Æthelstan, I. Edmund ve Eadred, Vikinglere karşı direniş politikasını devam ettirdiler. Mersiya'da, 874-879 yılları arasında, ülkenin batı toprakları, II. Ceowulf tarafından yönetiliyordu. Ceowulf'un ardından yönetime Æthelred geldi. 886 / 887 yılında Æthelred Alfred'in kızı Æthelflæd ile evlendi. 911'de Æthelred öldüğünde, dul eşi Mersiya topraklarını "Mersiya Leydisi" unvanıyla yönetti. Mersiya ordusunun komutanı olarak kardeşi Yaşlı Edward ile işbirliği içerisinde çalıştı. Bu sayede Mersiya Krallığının topraklarının büyük bölümünü Danimarkalılar'ın kontrolünden kurtardılar. Edward ve halefleri, Alfred'in stratejisinin önemli bir unsuru olan burh ağını genişleterek saldırıya geçtiler. Edward, 913 yılında Essex'i yeniden ele geçirdi. Edward'ın oğlu olan Æthelstan, Northumbria'yı ilhak ederek Galler krallarını teslim etmeye zorladı. 937 yılındaki Brunanburh Savaşı'nda Danimarkalıları, Vikingleri ve müttefikleri İskoçları yenerek bütün İngiltere'nin kralı haline geldi. 

Britonlar ve adada yerleşik halde Danimarkalılar ile birlikte, diğer Anglo-Sakson krallıklarının bir kısmı Wessex Krallığı tarafından yönetilmekten hoşlanmıyorlardı. Sonuç olarak, Wessex kralının ölümü üzerine ,özellikle Northumbria'nın bir kısmında, büyük bir ayaklanma patlak verdi.  973'te Alfred'in büyük-büyük Edgar, İngiltere Kralı ve Britanya İmparatoru olarak Bath'ta taç giydi. Bastırdığı sikke üzerinde EADGAR REX ANGLORUM ("Edgar, İngiltere Kralı") yazıyordu. Edgar'ın taç giyme töreni İngiliz tarihi içerisinde daha önce görülmemiş muhteşem bir olaydı. Tören sırasında kullanılan bazı ritüeller ve sözcükler 1953 yılında II. Elizabeth'in taç giyme töreninde de kullanıldı (Latince yerine İngilizce sözcükler  tercih edilmişti). 

Danimarkalı ve Norveçli yerleşimcilerin kurdukları yerleşimlerdeki (Danelaw)  varlıkları kalıcı bir etkiye sahipti. Buralarda yaşayan insanlar yerleşimlerin kurulmasından yüzyıl sonra dahi kendilerini ''ordular'' olarak görüyorlardı. Kral Edgar, 962 yılında Northumbria halkını da kapsayan bir kanun tasarısı çıkardı. Çkarılan bu kanunda Earl Olac'a hitaben "ve o topraklarda yaşayan bütün ordu'' ifadesi kullanılmıştır. Günümüzde modern İngilizce'de İskandinav kökenli 3.000'den fazla kelime vardır. Ayrıca İngiltere'deki 1500'den fazla yer ismi İskandinav kökenlidir; örneğin, Howe, Norfolk ve Howe, Kuzey Yorkshire gibi topografik isimler Eski Norveç dilinde yer alan ve tepe anlamına gelen ''haugr'' ve höyük anlamına gelen ''knoll'' kelimelerinden türemiştir. Arkeolojik ve diğer akademik çalışmalarda kullanılan "Anglo-İskandinav" terimi genellikle İngiltere'deki İskandinav kültürü için kullanılmaktadır.

İngiltere'nin Normanlar tarafından fethi (978-1066)

Bath'daki taç giyme töreninden iki yıl sonra Edgar otuzlu yaşlarının başında iken öldü. Ardında ise iki oğlunu bıraktı. Edward ve üvey kardeşi Æthelred. Edward İngiltere Kralı olarak Kingston'da taç giydi. Ancak taç giymesinden üç yıl sonra, Æthelred'in üvey annesinin de yardımıyla, üvey kardeşinin uşaklardan biri tarafından gerçekleştirilen bir suikast girişiminde öldürüldü. Bu nedenle, Æthelred 978'de İngiltere Kralı olarak taç giydi ve otuz iki yıl süren hükümdarlık dönemi ile İngiliz tarihi içerisinde en uzun süre iktidarda kalan hükümdarlardan birisi oldu. Fakat İngiltere tarihi içerisindeki en korkunç krallardan birisi olduğu için" Hazırlıksız Æthelred (Æthelred theUnready)" lakabını aldı. Yüzlerce yıl sonra ''İngiliz Krallarının Kronolojisi'' kitabının yazarı Malmesbury'li William, Æthelred'i eleştirerek ''krallığı yönetmek yerine krallık makamını zorla işgal ettiğini'' söylemiştir.

Æthelred taç giydiği sırada Danimarka Kralı Gormsson kendi krallığında ki halka Hristiyanlığı  zorla kabul ettirmeye çalışıyordu. Krallığında ki bazı kişiler bu durumdan oldukça hoşnutsuzdu.  988 yılından kısa bir süre önce oğlu Swein, babasını krallıktan sürdü. Danimarka da iktidarı ele geçiren asiler, muhtemelen, İngiltere  kıyılarına düzenlenen  yeni baskınların ilk dalgasını oluşturdular. Asiler düzenledikleri bu sefer sırasında oldukça büyük bir ganimet elde ettiler ve bu yüzden de Danimarka Kralı İngiltere'ye yönelik kendi seferini düzenleme kararı aldı.

991 yılında Vikingler Ipswich'i yağmaladılar ve filoları Essex'teki Maldon yakınlarında demirledi. Danimarkalılar, İngilizlerin kendilerine fidye ödemelerini (Danegeld ) talep ettiler, ancak İngiliz ordusunun komutanı Byrhtnoth bu teklifi reddetti. Ancak Danimarkalılar ile yaptığı Maldon Muharebesi'nde öldürüldü ve İngilizler kolayca yenildiler. Bu zaferden sonra görünüşe göre Vikingler yağmalayabildikleri her noktayı yağmalamışlardı. İngilizlerin gösterdikleri zayıf direniş nedeni ile büyük bir şüphe içerisindeydiler. Hatta Alfredin kurduğu burh sistemi bile başarısız olmuştu. Bu sırada Æthelred ise, yağmacıların ulaşamayacağı bir yerde saklanıyordu. 

Danegeld ödemesi

980'li yıllara gelindiğinde, Wessex kralları ülkede büyük miktarda sikkeye sahipti. Ülkenin her tarafında yaklaşık 300 moneyer (para basan özel şahıs) ve 60 darphane vardı. Beş ya da altı yılda bir ülkedeki sikkelerin yasal dolaşım süreleri dolardı ve yeni sikkeler basılırdı. Ülke çapındaki para dolaşımını kontrol eden sistem son derece gelişmişti. Bu sayede kral, gerekirse büyük miktarda parayı çok kısa içerisinde toplayabiliyordu. Maldon savaşından sonra, Æthelred Danimarkalılar ile savaşmak yerine, Danegeld olarak bilinen bir tür fidyeyi Danimarkalılara ödemeyi kabul etti. Bu nedenle büyük miktarda para toplaması gerekiyordu. Fidye ödenmesi karşılığında yapılan yağmaların durdurulması için bir tür barış antlaşması hazırlandı. Bununla birlikte, Vikinglere, Danegeld denilen fidyenin ödenmesi onları ertesi yıl geri gelmeleri için cesaretlendirmekten başka bir işe yaramıyordu. 

Normandiya Dükleri ise bu Danimarkalı maceraperestlerin İngiliz sahillerindeki yağmacılık faaliyetleri için limanlarını kullanmalarına izin vermekten oldukça mutluydular. Sonuç, İngiltere sarayı ve Normandiya arasında ki düşmanlık giderek büyüyordu. En sonunda, Æthelred Normanlarla düşmanlığı bitirmek için bir barış antlaşması çağrısında bulundu ve 1002 yılının ilkbaharında Normandiya Dükü I. Richard'ın kızı Emma ile evlendi. Yapılan bu girişimler Vikingler ve Normandiyalılar arasındaki bağlantıyı koparma girişimleri olarak görülmüştür. 

Ardından, Kasım 1002'de Aziz Brice'in gününde İngiltere'de yaşayan Danimarkalılar Æthelred'in emirleri üzerine katledildiler. (St. Brice's Day Massacre)

Cnut'un yükselişi

1013 yazında, Danimarka Kralı Çatalsakal Sweyn (Sweyn the Forkbeard) komutasındaki Danimarka donanması ile Kent yakınlarındaki Sandwich'e geldi. Oradan kuzeye Danelaw'a gitti, buradaki yerel halk hemen kendisini desteklemeyi kabul etti. Daha sonra güneye saldırarak, Æthelred'i Normandiya'ya sürgüne gitmeye zorladı (1013-1014). Bununla birlikte, 3 Şubat 1014'te Sweyn aniden öldü. Sweyn'in ani ölümü üzerine beklediği fırsat yakalayan Æthelred, İngiltere'ye geri döndü ve Sweny'in oğlu Knud'u Danimarka'ya geri dönmeye zorladı. Bu süreçte Knud'u müttefikleri ile olan ilişkilerini kesmesi için zorladı. 1015 yılında Knud, İngiltere'ye karşı yeni bir sefer başlattı. Bu sırada Edmund babası Æthelred ile büyük bir kavga içerisine girdi ve babasını terk etti. Æthelred, Danimarkalılar ile kendi başına uğraşmak zorunda kaldı. Bazı İngiliz liderler Knud'a destek vermeye karar verdiler, bunun sonucunda Æthelred Londra'ya geri çekildi. Danimarka ordusu bölgeye gelmeden önce  Æthelred öldü ve yerine oğlu Edmund geldi. Danimarkalılar Londra'yı çevreleyerek şehri kuşattılar. Ancak Edmund kuşatma altındaki şehirden kaçmayı başardı ve İngiltere tahtına sadık kişilerden yeni bir ordu kurdu. Edmund'un ordusu Danimarkalıları geri çekilmeye zorladı, ancak kazandıkları bu başarı kısa sürdü: Ashingdon Savaşı'nda Danimarkalılar ezici bir zafer kazandı ve İngiliz liderlerin birçoğu savaş sırasında öldürüldü. Knud ve Edmund, krallığın ikiye bölünmesi konusunda anlaştılar. Buna göre Edmund Wessex'i yönetirken Knud krallığın geri kalanını yönetecekti.

1017'de Edmund gizemli koşullar içerisinde öldü. Edmund'un, Knud veya onun destekçileri tarafından öldürüldüğü düşünülmektedir. Bunun olayın ardından İngiliz konseyi (Witenagemot) Cnud'un ''Bütün İngiltere'nin Kralı'' olduğunu ilan etti. Knud, İngiltere'yi kontluklara ayırdı. Bu kontlukların yönetimine genelde Danimarkalı soyluları atadı fakat Wessex'in başına soylu bir İngiliz'i getirdi. Wessex'in başına getirdiği isim kralın yengesi ile evlenerek kraliyet ailesinin bir üyesi haline gelen Godwin'di. 1017 yazında, Knud Æthelred'in dul eşi Emma ile evlenmek için bir teklif gönderdi. Emma bazı şartlar karşılığında kralın evlilik teklifini kabul etmiştir. Buna göre İngiltere tahtına sadece ikisinin çocukları gelecekti. Fakat Knud'un Northampton'da Ælfgifu adında zaten bir eşi vardı. Bu eşinden Svein ve Tavşanayak Harold  (Harold Harefoot) adında iki oğlu olmuştu. Bununla birlikte, kilise Ælfgifu'yu Knud'un karısı yerine cariyesi olarak görüyordu. Ælfgifu'dan sahip olduğu iki oğla ek olarak Emma'dan da Harthacnut adını verdiği bir oğlu daha oldu. 

Knud'un kardeşi Danimarka Kralı II. Harald 1018 de ölünce, Knud bölgede asayişi yeniden sağlamak için Danimarka'ya geri döndü. İki yıl sonra, Knud Norveç'i kontrolü altına aldı ve bölgeyi yönetme görevini Ælfgifu ile oğulları Svein'e verdi.

Kral Edward

Knud'un Emma'yla olan ikinci evliliğinin bir sonucu da 1035 yılındaki ölümünün ardından tahta kimin geçeceği ile ilgili ortaya çıkan krizdir. Ælfgifu'nun oğlu Tavşanayak Harald ve Emma'nın oğlu Harthacnut arasında büyük bir çekişme yaşandı. Emma, ​​Æthelred'in oğlu yerine kendi oğlu olan Harthacnut'u destekliyordu. Oğlu Æthelred, Edward, Southamptona yönelik başarısız bir saldırıda bulundu ve kardeşi Alfred 1036'da İngiltere seferi sırasında öldürüldü. Emma, Tavşanayak ​​Harald  İngiltere kralı olunca Bruges'e kaçtı ancak 1040'ta Harald ölünce Harthacnut yeni İngiltere kralı olarak ülkeye geri döndü. Tahtı devralan Harthacnut, İngiltere'de vergi gelirlerini yükselttiği için büyük bir üne kavuştu. Fakat Normandiya'da sürgünde bulunan Edward (Aziz Edward), ülkeye davet edilip Harthacnut'un varisi olarak tanınınca bütün popüleritesini kaybetti. Harthacnut 1042 yılı civarında öldü (büyük ihtimalle cinayet). Edward (Günah Çıkartıcı Aziz Edward olarak da bilinir) yeni İngiltere kralı oldu.

Edward, Wessex Kontu Godwin tarafından desteklendi ve kontun kızı ile evlendi. Bununla birlikte, bu düzenleme oldukça uygun görünüyordu lakin, Godwin'in kralın kardeşi Alfred'in öldürülmesine karıştığı iddia ediliyordu. 1051 yılında Edward'ın akrablarından biri olan Eustace, Dover'a yerleşmek için geldi. Dover'da yaşayan bazı kişiler bu duruma itiraz ederek Eustace'in adamlarından bazılarını öldürdüler. Godwin'in adamları cezalandırmayı reddetmesinin ardından, kral (zaten kral bir süredir Godwin'den pek de memnun değildi) bir yargılama yapılmasını emretti. Canterbury Başpiskoposu Stigand, yargılama haberini Godwin'e ve ailesine iletmek üzere seçildi. Godwin ve ailesi mahkemeye çıkmak yerine kaçtı. Norman kayıtlarına göre, işte tam bu sırada Edward'ın kendisine varis olarak kuzeni Normandiya'lı William'ı (Dük) (Aynı zaman da Fatih William, Piç William veya I. William olarak da bilinir) seçtiğini iddia etmektedir. Ancak Anglo-Sakson geleneğinde kraliyet tacının kalıtımsal bir yol ile değil seçim ile el değiştirdiği önemli bir gerçektir. Edward'ın kendisi dahi İngiliz Meclisi olan Witenagemot tarafından seçilmiştir.

Godwins, daha önce kaçarak, İngiltere'yi istila etmekle tehdit etti. Edward'ın Godwin ile savaşmak istediği söyleniyor, ancak Westminster'deki Büyük Konsey toplantısında, Kont Godwin tüm silahlarını bırakarak krala kendisine yöneltilen bütün suçlamalardan aklanmak istediğini söyledi. Kral ve Godwin uzlaştı ve Godwin Ailesi, İngiltere'de kralın en güçlü kişiler haline geldiler. Godwin 1053'te öldüğünde oğlu Harold, Wessex'in yeni yöneticisi oldu; Harold'un kardeşleri Gyrth, Leofwine ve Tostig'e Doğu Anglia, Mersiya ve Northumbria verildi. Northumbria halkı, Tostig'i sert davranışlarından dolayı sevmiyorlardı. Northumbrialılar bölgenin yeniden kralın kontrolü altına girmesi fikrini destekliyorlardı.  Daha sonra Tosting kardeşi Harold ile görüş ayrılığına düştüğü için Flanders'e sürgüne gönderildi.

Edward'ın ölümü

26 Aralık 1065'te Edward hasta oldu. Yatağa düştü ve komaya girdi. Bir noktada uyandı ve Harold Godwinson'a dönerek Kraliçeyi ve krallığı korumasını istedi. 5 Ocak 1066'da Edward, öldü ve Harold yeni İngiltere Kralı ilan edildi. Ertesi gün, 6 Ocak 1066'da, Edward gömüldü ve Harold yeni kral olarak taç giydi.

Her ne kadar Harold Godwinson İngiltere tacını ele geçirmiş olsa da başta Normandiya Dükü William olak üzere birçok kişi taht üzerinde hak iddiasında bulundular. William teyzesi Normandiyalı Emma aracılığı ile Edwars ile kuzendi ve bu nedenle Edward'ın tacı William'a vaat ettiğine inanılıyordu. İddalara göre Harold Godwinson, Ponthieu Kontu I. Guy tarafından Normandiya'da tutuklandıktan sonra William'ın iddiasını desteklemeyi kabul etmişti. Yine iddialara göre bunun üzerine William, Harold'un serbest bırakılmasını istemiş ve bunun gerçekleşmesini sağlamıştı. Ardından Harold'u kendi korumasına almış Harold'a buna karşılık William'a sadakat yemini etmişti.

Norveç'teki Harald Hardrada'nın ise Knud ve ardılları aracılığıyla İngiltere tahtı üzerinde hak iddiası vardı. Harold'un iddiası Danimarka Kralı Harthacnut (Knud'un oğlu) ve Norveç Kralı Magnus arasındaki bir antlaşmaya dayanıyordu.

Harold'un sürgüne gönderilmiş olan kardeşi Tostig, ilk harekete geçen kişiydi. Orta Çağ tarihçisi Orderic Vitalis'e göre, daha sonradan Fatih William Fatih olarak da anılacak olan Normandiya Dükü William'dan yardım istemek için Normandiya'ya gitti. William, Tostig ile Cotentin Yarımadası'ndan yelken açmaya henüz hazır değildi. Ancak Norveç'teki fırtınaların sona ermesinin ardından İngiltere sefer düzenlemeyi düşünen Harold Hardrada'nın yardımını kazanmayı başardı. Anglo Sakson Kroniğinde, hikayenin farklı bir versiyonu vardır. Buna göre Tostig Wight Adasına Mayıs 1066 yılında ayak basmıştır. Daha sonra Kent yakınlarındaki Sandwich'e ulaşana değin İngiltere kıyılarını yağmalamıştır. Sandwich'te Tostig yeni adamlar toplayarak kuzeye gitmiş bazı kontlar ile savaşarak İskoçya'yı ziyaret etmiştir. Daha sonra ise Hardrada'nın ordusuna katılmıştır (büyük ihtimalle İskoçya'da Tyne Nehrinin ağzında).

Fulford Savaşı ve sonrası

Anglo Sakson Kroniğine göre (El Yazmaları D ve E'ye göre) Tostig Hadrada'nın himayesi altına girdi ve vasalı oldu. Daha sonra Tosting ve Hardrada 300 gemi ile Humber'e doğru ilerlemeye başladılar. Swale Nehrinde İngiliz donanmasını mağlup ettiler ve 24 Eylül'de Ouse bölgesindeki Riccall de karaya çıktılar. York şehrine doğru ilerlemeye başladılar ve ''Fulford Kapısı'' denilen yerde Kuzey bölgesinin kontları olan Edwin ve Morcar komutasındaki İngiliz ordusu ile karşılaştılar. 20 Eylül2de gerçekleşen Fulford Muharebesi'nde Edwin ve Morcar'ın komutasındaki İngiliz kuvvetleri yenildi. Edwin ve Morcar'ın savaş alanından kaçtılar ve İngiliz ordusu geri çekilmeye başladı. Fulford Muharebesi Orta Çağ'da gerçekleşen en kanlı muharebelerden birisidir. Muharebeyi kazanan Hardrada ve Tosting York şehrine girdiler. Burada bazı rehine değiş tokuşları yapıldı ve işgalciler sonraki hamleleri için hazırlanmaya başladılar. Harold Godwinson, Londra'da iken bu haberleri alınca hemen İkinci bir İngiliz ordusuyla beraber işgalcilerin üzerine doğru ilerlemeye başladı. 24 Eylül gecesi York yakınlarındaki Tadcaster'a ulaştı. Sahip oldukları disiplin ve hızlı ilerleme sayesinde Harold'ın komutasındaki İngilizler 25 Eylülde Hardrada'nın komutasındaki Danimarkalıları hazırlıksız bir biçimde yakaladılar. 25 Eylül'de başlayan ve iki gün boyunca devam eden Stamford Bridge Muharebesi sonucunda Harold, Danimarkalıları büyük bir bozguna uğrattı. Harold hayatta kalanların sadece dörtte birinin 20 gemi ile İngiltere'den ayrılarak ülkelerine dönmelerine izin verdi. 

Normandiya William'ı, İngiltere'ye yelken açtı

Harold 26/27 Eylül 1066 gecesi Stamford Köprüsü Muharebesindeki kazandığı zaferi kutlardı, Normandiya Dükü William'ın ise hazırlamış olduğu filo 27 Eylül 1066 sabahında İngiltere'yi işgal etmek için yola çıktı. Harold William'ın geldiği haberine alında acele ile ordusunu toplayarak hemen güneye doğru yola çıktı. Hasting yakınlarındaki Battle Kasabasında William'ın ordusu ile karşı karşılaştı. Harold, 14 Ekim 1066'da gerçekleşen Hastings Muharebesini kaybetti. Kendisi savaş sırasında gözünden bir ok ile vurularak öldürüldü (asıl öldüğü tam olarak belli değildir).

Hastings Muharebesi sırasında, Godwin hanedanı neredeyse yok oldu. Harold ve kardeşleri Gyrth ve Leofwine, savaş meydanında öldürüldüler. Keza Newminster Başrahibi olan amcaları Ælfwig de ölenler arasındaydı. Kardeşleri Tostig ise bir kaç gün önce gerçekleşen Stamford Köprüsü Muharebesinde öldürülmüşdü. Wulfnot ise Normandiya Dükü William (Fatih William) tarafından rehin alındı. Geride kalan Godwin kadınlarının ise ya çocukları yoktu ya da bir süre sonra öldüler.

William daha sonra Londra üzerine yürüdü. Şehrin önde gelenleri krallığı kendisine teslim ettiler ve 25 Aralık 1066'da (Noel Günü) eski kral Aziz Edward tarafından yaptırılan Westminster Manastırında taç giydi. William, ülkedeki yerini sağlamlaştırmak için on yıl daha uğraştı. Bu dönemde kendisine karşı çıkan en ufak bir muhalefeti bile büyük bir acımasızlık ile bastırdı. William, kuzeyde kendisine karşı çıkan isyanları bastırabilmek için ''Harrying'' adı verilen oldukça acımasız politikalar uyguladı. Köyler boşaltıldı, yerel halk katledildi, tarlalar yakıldı ve hayvan sürüleri öldürüldü. Anglo-Norman tarihçisi Order Vitalis'e göre yüz binden fazla insan açlıktan dolayı öldü. Kıyamet Kitabı'nda (Domesday Book) yer alan verilere göre İngiltere'nin 1086 yılındaki nüfusu yaklaşık 2,25 milyon kişiydi. Bu nedenle açlıktan dolayı hayatını kaybeden yüz bin insan ülke nüfusunun oldukça büyük bir kısmını (20'de 1'i) oluşturuyordu. 

1087'de William'ın hayatını kaybettiği dönemde İngiltere'de bulunan Anglo-Sakson liderleri ya öldürüldüler ya sürgüne gönderildiler ya da her şeylerini bırakıp köylülerin arasına karıştılar. Britanya topraklarının sadece %8'inin Anglo-Saksonlar'ın kontrolü altında kaldığı düşünülmektedir. Neredeyse tüm Anglo-Sakson katedralleri ve manastırları hiçbir neden olmaksızın yıkıldı ve 1200 yılına kadar Norman mimarisi ile yeniden inşa edildiler.